Bu Sayı
Editör'den
Güncel
TİSK'den hükümete çağrı: İşsizliğe çözüm için istihdam üzerindeki yükleri
kaldırın
Öztemir: Türkiye'nin uygulaması gereken İstihdam Politikaları
İSO 50.Yıl
kutlamaları
50 yıllık
üyelere plaket
GÖRÜŞLER:
Refik Baydur
Zafer Çağlayan
Sinan Aygün
Firma
Altınyıldız
kabuk değiştiriyor
Araştırma
Türk ve Dünya
Tekstili
Hukuk
Prof. Dr.
Tankut Centel
|
Ayın Konusu : GÖRÜŞLER
Türkiye İşveren Sendikalan Konfederasyonu (TİSK) Yönetim Kurulu Başkanı Refik
Baydur:
Türkiye ekonomisi 2002'de soluklandı
"Kasım
2000 ve Şubat 2001 krizlerinden sonra 2001 yılını yoğun bakımda geçiren ve o yıl
yüzde 9.4 oranında küçülen Türk ekonomisinin 2002 yılında henüz yoğun bakımdan
çıkabilecek bir duruma gelmemiş olmasına rağmen, bir miktar soluklanmasını
normal karşılamak gerekir. Çünkü bir defa dibe vurduktan sonra, artık yukarı
doğru çıkmaktan başka istikamet kalmamış, demektir. Milli gelirin 2000 yılında
200 milyar dolardan 2001'de 148 milyar dolara gerilemesinden, kişi başına
gelirin aynı donemde 3 bin dolardan 2 bin 160 dolara inmesinden sonra bu yıl
yüzde 4.5-5 bir büyüme hızı, 165 milyar dolar milli gelir ve 2 bin 400 dolar
kişi başına gelir beklentisi içine girmemiz bu temel gerçeğin bir sonucu
sayılmalı ve kimseyi aşın memnuniyete ve özellikle atalete sevk etmemelidir.
Bu yıl enflasyon beklentimiz yüzde 35'lerde devam ettiğine göre, henüz bu temel
sorundan kurtulabilmiş değiliz. Dolayısıyla bu alanda en ufak bir gevşemeye
mahal yoktur. Biraz daha hızlı büyüme uğruna enflasyon hedefinden taviz
verilmesi asla hoş karşılanamaz. Dünyadaki pek çok ülke gibi, Türkiye de
enflasyonsuz büyümenin yolunu bulacaktır. Gelişen pazar ekonomileri arasında
Arjantin'den sonra en yüksek enflasyon hızına sahip olmak kesinlikle övünülecek
bir durum değildir.
Enflasyon yanında, biz işverenleri çok kaygılandıran diğer ulusal sorun olan
işsizlik vehametini korumaktadır. Resmi rakamlara göre yüzde 10 düzeyinde açık
işsizliğe sahibiz. Fakat gerçek durumun bundan çok daha kötü olduğunu herkes
bilmektedir. Atıl işgücü oranı bunun yaklaşık iki katıdır. İşgücünün yüzde
35'inin hâlâ tarımda çalışır görünmesi ve genelde işgücüne katılım oranının çok
düşük düzeylerde seyretmesi ülkemizde işsizlik sorununu iyice ağırlaştıran
faktörlerdir.
2003 yılında yüzde 5 büyüme hızı, yüzde 20 TÜFE enflasyonu tutturulmasını
bugünkü politikaların devamına bağlı görüyoruz. Şüphesiz 203 milyar dolan bulan
toplam borç stokunun çevrilmesi önümüzdeki yılda da çok ciddi bir sorun olmaya
devam edecektir. Sadece bütçede faiz dışı fazla hedefini tutturarak borç
sorununun hafifletilebileceğini sanmıyoruz. Burada temel sorun, reel faiz
oranlarının aşağı çekilerek kamu borçlanmasının maliyetinin düşürülmesi gibi
görünmekte- dir. Bu da hiç şüphesiz en başta ekonomide bir gü- ven ortamı
yaratılabilmesiyle ilgili bir konudur. Seçimlerden sonra nominal faiz
oranlarında gözlenen gerilemenin devamlılık kazanması ve bunun banka kredilerine
de yansıması en büyük dileğimizdir.
Döviz kuru politikası 2003 yılında da önem taşımaya devam edecektir. Önümüzdeki
yıl en fazla 40 milyar dolarlık bir ihracat hacmine ulaşabileceğiz. İthalatımız
ise büyüme hızına bağlı olarak 50 milyarın üzerinde gerçekleşeceğinden 10 milyar
dolardan fazla bir dış ticaret açığına hazır olmalıyız. Bu durumda Türk
Lirası'nın dolar ve Euro karşısında aşın değerlenmesine tahammülümüz olmadığı
aşikardır. Aşın değerlenme enflasyonla mücadelede geçici bir çare gibi
görünebilirse de ihracatımız üzerindeki etkileri çok olumsuz olabilmektedir. Son
krizlerin bir yerde aşırı değerlenmeden kaynaklandığını unutmayalım. Mademki,
dalgalı kur politikası uyguluyoruz, o halde bundan akıllıca yararlanmalıyız.
Bunun anlamı. Merkez Bankası'nın zaman zaman piyasaya müdahale ederek kurlarda
düzeltme yapabilmesidir.
Özellikle son yargı kararlan çerçevesinde bankacılık sektöründe durum yine toz
duman içinde kaldığından son iki yılda harcanan müthiş kaynaklar ve alınan çok
sayıda yapısal ve yasal tedbir sonucu, bu sektörün gerçekten sağlığına kavuşup
kavuşmadığını doğrusu pek bilemiyoruz.
Bildiğimiz bir şey
varsa, o da anılan dönemde reel sektörün bütünüyle kaderine terk edilmiş
olmasıdır. Enflasyon ve işsizlikten kurtulmanın, Türkiye'yi sürdürülebilir bir
büyüme rayına oturtmanın yolunun kaçınılmaz şekilde reel ekonomiyi sağlığına
kavuşturmaktan geçtiğini artık herkes anlamalıdır. 58. Hükümet üyelerinin bu
konudaki ilk beyan ve yaklaştırılan cesaret vericidir. TİSK olarak hem bunlann,
hem de Acil Eylem Planı ile hükümet programında yer alan ve çoğunu tasvip
ettiğimiz önlemlerin hayata geçirilişini yakından takip edecek ve
destekleyeceğiz.
Konfederasyonumuzun hükümete sunduğu "Ulusal Ekonominin Güçlendirilmesine
Yönelik Somut Uygulama Önerileri" çerçevesinde dile getirdiğimiz temel politika
ilkeleri şunlardır:
- Uygulanacak ekonomik program reel sektördeki yatınm ve özellikle istihdam
artışlarına öncelik vermeli; sivil toplum örgütleriyle paylaşılmalı ve IMF ile
uzlaşma sağlanmalıdır.
- Büyüme, ihracat seferberliği ile finanse edilmelidir.
Enflasyonla mücadele vazgeçilmezdir.
- Sosyal politikada ABD modeli ile birlikte AB'nin esneklik-güvence dengesinin
sağlanması ilkesi esas alınmalı; çalışma hayatında AB'ne Türk ekonomisinin
rekabet gücünü zayıflatacak aşırı ve vakitsiz taahhütlerde bulunulmamalıdır."
Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zafer
Çağlayan:
2002 yılı olumlu gelişmelere sahne oldu
"Bu
yıl, ekonomik büyüme ve enflasyon hedefleri açısından olumlu gelişmelere sahne
olmuştur. Enflasyonda yüzde 30'luk yıl sonu hedefi tutturulabilecektir. Yüzde 3
olarak tahmin edilen ekonomik büyüme hızının ise yüzde 6'lara ulaşması güçlü bir
olasılıktır. Yaz aylarında hükümet tartışmalarına bağlı olarak yaşanan siyasi
istikrarsızlık nedeniyle faizler bir süre yükselmişse de seçimlerin ardında
hızlı bir düşüşe geçmiştir. Sanayi üretimi ve ihracattaki artış eğilimi devam
etmektedir. Bunlar kuşkusuz olumlu gelişmelerdir. Ancak ekonominin 2001 yılında
neredeyse yüzde 10 küçüldüğü, bir milyon kişinin kriz nedeniyle işsizler
ordusuna katıldığı düşünülürse daha katetmemiz gereken büyük mesafeler olduğu
görülmektedir. Özellikle işsizlikteki artış eğilimin devam ediyor olması endişe
vericidir. Bugün resmi rakamlara göre işsizlik oranı yüzde 10'a dayanmıştır.
Reel ücretlerdeki düşüş çalışan kesimlerin de refahında büyük bir düşüşe neden
olmuştur. Yoksulluk artarken iç talepte büyük bir düşüş yaşanmıştır. Yaşamakta
olduğumuz ekonomik canlanma daha çok ihracat artışı ve stoklardaki artış
nedeniyle sağlanmıştır. İç talepte güçlü bir bir canlanma olmazsa ekonomik
büyümenin sürdürülebilmesi güçleşecektir.
AK Parti, tek .başına iktidara gelerek önemli bir fırsat yakalamıştır. Tek parti
iktidarı, sorunları teşhis ederken ve bunlara gerekli ekonomik tedbirlerle
karşılık verirken bir koalisyon hükümetinden daha hızlı ve etkili davranmak gibi
bir şansa sahiptir. Hükümet, bir enkaz değil krizden çıkmakta olan bir ekonomi
devralmıştır. Kuşkusuz ekonomik sorunlar ciddiyetini korumaktadır. Yeni
hükümetten iş dünyasının ilk beklentisi seçimlerden sonra oluşan iyimser havayı
dağıtacak gereksiz siyasi tartışmalara yol açarak huzur ortamını bozmamasıdır.
Hükümetlerin birinci görevi huzur ortamını yaratmak ve korumaktır. Hükümetler,
sorun üretmez, sorun çözerler. Eğer ekonomi yönetimi büyük hatalar yapmaz,
gereksiz siyasi
tartışmalara yol açmazsa ekonomideki iyimser havanın artan üretim ve tüketimle
desteklenmesi mümkündür. Eğer üretim ve tüketimdeki artış devam ederse hem
istihdam artışı sağlanacak, hem de iç ve dış borçların çevrilmesi için gerekli
borçlanmalar daha rahat sağlanacaktır. 2003 yılında iç ve dış borçların
çevrilmesi yine öncelikli bir risk alanı oluşturmaktadır. Enflasyon ve
faizlerdeki düşüş eğilimine rağmen reel faizler hâlâ yüksek oranlarda
seyretmektedir. Reel faizlerde düşüşe yol açacak güven ortamını sağlamak
hükümetin öncelikli görevleri arasındadır.
Ekonomideki son gelişmeleri ve yeni hükümetin açıkladığı acil eylem planını ve
hükümet programını ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılamaktayız. Hükümet, acil
eylem planında ve hükümet programında somut hedefleri bir takvime bağlayarak
kendisini de bağlamıştır. Biz verilen sözlerin yerine getirilmesi için Hükümetin
icraatlarının yakın takipçisi olacağız. Hükümet, enflasyonla mücadele hedefinden
vazgeçmeden büyümeyi gözeten akılcı politikalar geliştirdiği ve uyguladığı
sürece 2003 yılında önemli bir sorunla karşılaşacağımızı sanmıyorum."
Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün:
Dış ticaret ve bütçe açığı devam etmiştir
Son
yarım yüzyılın en derin ekonomik çöküntüsünü yaşamakta olan ülkemizde işsizlik
rekor düzeylere tırmandı, toplumsal bunalımın kaynağına dönüştü.
Türkiye, OECD ülkeleri arasında, işgücüne katılma oranı (İKO), en az olan ülke
olmuştur. Ülke nüfusunun yarısı ekonomik olarak bağımlı yaşamaktadır.
Enflasyonun sürekli artışı, döviz ve faizlerin bunu izlemesi ile devam etmiştir.
Ocak 2002'de 1.305.340 TL olan döviz kuru bir yıl boyunca yaşanan olumsuz
gelişmelerle birlikte Ekim 2002'de 1.662.51 l'e çıkmıştır. Bu çerçevede de dış
borçların TL bazında yükü artmıştır.
Dış borcumuz 115 milyar dolar civarında gerçekleşirken. İç borç stoku 125
katrilyondan fazla olmuş ve faiz ödemeleri 2001 kriziyle başlayan tırmanış
yavaşlatılmaya çalışılsada ancak borçlar döndürülmeye çalışılmış göstergeler
düzeltilememiştir.
Dış ticaret, bütçe açığı devam etmiştir ve reel sektörün IMF programıyla düştüğü
zor durum ağırlaşarak ekonominin küçülmesi sürmüştür.
Bunlar Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu krizi aşmasında ve dolayısıyla
istikrara taşınmasında en önemli engeller olmuştur.
Türkiye'nin 2003 yılında uzunca bir süredir Türkiyenin ve özellikle reel
sektörün beklediği güven ortamının sağlanması bu yıla yönelik en umut verici
işarettir.
Eğer reel kesime beklenen destekler sağlanır ve açıklanan planlar
uygulanabilirse üretimin hareketleneceği, ihracat ve turizmde beklenen atılımlar
gerçekleşeceğini ve dolayısıyla Türkiye'nin düştüğü krizden çıkmak yolunda
adımlar atabileceğini düşünüyoruz.
Bu çerçevede somut olarak yukarıdaki öngörülere paralel olarak;
• Devletin yeniden yapılanması ve verimliliğin artırılması gerekiyor.
• Reel sektöre dayalı stratejisi oluşturulmalı.
• Reel sektörün girdi maliyetleri azaltılmalı.
• Finans sektörü yeniden yapılanması sürdürülmeli ve reel sektöre kaynak
aktarılmalı.
• Vergi mükelleflerine ek yükler getirilmemeli, vergilendirme sistemi yeniden
değerlendirilmelidir.
• Banka kredi sözleşmeleri yeniden ele alınarak uluslar arası mali sisteme uygun
hale getirilmeli.
• İş Kanunu esnek bir yapıya kavuşturulmalı.
• İhracat artışı ulusal bir politika haline getirilmeli.
• İthalatta haksız rekabet önlenmeli.
|