Bu Sayı
Editör'den
Güncel
TİSK'den hükümete çağrı: İşsizliğe çözüm için istihdam üzerindeki yükleri
kaldırın
Öztemir: Türkiye'nin uygulaması gereken İstihdam Politikaları
İSO 50.Yıl
kutlamaları
50 yıllık
üyelere plaket
GÖRÜŞLER:
Refik Baydur
Zafer Çağlayan
Sinan Aygün
Firma
Altınyıldız
kabuk değiştiriyor
Araştırma
Türk ve Dünya
Tekstili
Hukuk
Prof. Dr.
Tankut Centel
|
Araştırma
Türk ve Dünya Tekstili*
İzin
verirseniz bugün size, "Dünya'da ve Türkiye'de tekstil sanayii bugünlere nasıl
geldi ve buradan nereye gidiyor?" yani tarih ve gelecek hakkında bazı bilgi ve
düşüncelerimi arz etmek istiyorum. İnsanların, beslenme ve barınma yanında
üçüncü temel ihtiyacı olan örtünmede, hayvan postlarının yerine tekstil
yüzeylerini kullanmaya başlamasının tarihi Milattan birkaçbin yıl öncesine kadar
uzanmaktadır.
Bu uzun yolculukta tekstil ürünlerinde meydana gelen ve gelebilecek olan en
önemli değişiklikler:
- Başlangıçta sadece örtünmek için kullanılan giysilerde, zamanla süslenme
fonksiyonu ön plana çıkmıştır.
- Başlangıçta sadece insanları örtmede ve süslemede kullanılan tekstil
ürünlerinin, sonraları evlerimizi ve evlerimizde kullandığımız eşyalan örtmede
ve süslemede de kullanımı artmaya başlamış ve "ev tekstilleri" dediğimiz büyük
bir alt sektör ortaya çıkmıştır.
- Zamanla, başlangıçta urgan, halat, çuval, yelkenbezi, keçe ... gibi kısıdı
miktar ve kullanım yerine sahip olan teknik tekstillerin kullanım yerleri,
ziraatten-inşaata, her türlü taşıt ve taşıma aracından savunma sanayiine, sağlık
sektörüne kadar geniş bir alana yayılmış ve şu anda bile Dünya'da kullanılan
elyafın % 25'i teknik tekstiller sektöründe kullanılır hale gelmiştir.
- Önümüzdeki 15-20 yıl için beklenen ise teknik tekstillerin miktarının ve
öneminin çok daha fazla artmasıdır. Bu arada, tekstil elyaf ve malzemelerini
diğer polimer ve/veya malzemelerle karıştırarak, bir araya getirerek oluşturulan
komposit malzemelerin önemi büyük ölçüde artacaktır.
- Gelecekte giyenlere, kullananlara örtme ve süslemenin yanında, başta sağlık,
güvenlik ve enformasyon alanlarında olmak üzere, başka hizmetler de sunabilen
çok fonksiyonlu akıllı (interaktif) tekstil ürünlerinin üretimi ve kullanımı
artacaktır.
Elyaf üretiminde ve tüketiminde meydana gelen ve gelebilecek olan en önemli
değişikliklere gelince:
- Daha XVIII. Yüzyıl başlarında Dünya'da tüketilen liflerin % 90'ından fazlasını
yün ve keten oluştururken, soğuk Orta ve Kuzey Avrupa ülkelerinin ılıman iklim
kuşağındaki ülkelere ulaşımının kolaylaşması ve bu ülkeler üzerindeki
hakimiyetlerinin artması ve ABD'nin Güney Eyaletlerinde pamuk plantasyonunun
yaygınlaşması ile XIX. Yüzyıldan itibaren yün ve ketenin yerini pamuk almaya
başlamış ve bu gelişme XX. Yüzyılın yansına kadar devam etmiştir.
 - Daha 1950 yılında
Dünyada tüketilen liflerin % 70'inden fazlasını tek başına pamuk oluştururken,
2. Dünya Savaşı sonrası sentetik elyaf ve iplik üretiminin artmaya başlamasıyla
bu oran 1970'li yıllarda % 50'nin biraz altına düştükten ve 1980'li yıllann
ikinci yansında hafif bir artış gösterdikten sonra, 1990'lı yıllarda % 40'ın da
çok altına inmiştir. Bu yıl sonunda veya engeç 2003 yılında ise dünyada en fazla
üretilen ve tüketilen lif olma pozisyonunu pamuktan poliesterin devralması
beklenmektedir.
- Başta poliester olmak üzere sentetik elyaf ve iplik üretimindeki bu hızlı
artış önümüzdeki yıllarda da devam ederek 2050 yılında 150 milyon ton'u aşması
beklenen dünya elyaf üretiminin % 80'nini sentetik elyaf oluşturacaktır. Bu
arada önümüzdeki dönemde de son yularda olduğu gibi, filament iplik üretimi ve
tüketimi, kesikli elyaf üretim ve tüketimine göre çok daha fazla artacağından,
2050 yılında Dünyada tüketilecek tüm ipliklerin % 50'sinden fazlasını filament
iplikler oluşturacaktır.
-Başlangıçta B.Avrupa ülkeleri, ABD ve Japonya'nın tekelinde bulunan sentetik
elyaf üretiminin şu anda bile % 60'ına yakın bir kısmını başta Çin, Tayvan,
G.Kore ve Hindistan olmak üzere Güney ve Güneydoğu Asya ülkeleri
gerçekleştirmektedir. Bu trend önümüzdeki yıllarda da devam edecek ve 2050
yılında 120 Milyon ton'u bulması beklenen sentetik elyaf ve iplik üretiminin %
80'nini Güney ve Güneydoğu Asya ülkeleri gerçekleştireceklerdir.
-2050 yılında AB, ABD ve Japonya'nın Dünya sentetik elyaf üretimindeki payı
miktar olarak % 10 civarına düşerken, değer olarak bununla mukayese edilmeyecek
kadar yüksek bir oranda olacaktır. Zira bu ülkeler ucuz Standard poliester,
polipropilen gibi elyaf ve ipliklerin üretimini büyük ölçüde terk ederek,
tamamen 3-4 nesil yüksek performanslı özel elyaf ve iplik üretimine
yöneleceklerdir. 
Tekstil ürünleri üretiminde meydana gelen ve gelebilecek olan en önemli
değişikliklere gelince:
-Yüzyıllar boyunca kirmanda iplik eğirme, el dokuma tezgahında dokuma, şişle
örme veya dinkleyerek keçe oluşturma seklindeki tekstil üretim teknolojisi
XVIII. ve XIX. Yüzyılda buhar ve daha sonra da elektrik motorlarının
gelişmesiyle makineli üretime geçmiş ve böylece ev ve atelye üretimi de yerini
fabrika üretimine bırakmıştır.
Dolayısıyla, önceleri tekstil sanayii de, makine sanayii ile birlikte sanayi
devrimini başlatmış olan İngiltere, Almanya, Fransa, ABD ... gibi ülkelerde
gelişmiştir. Daha sonra da sanayi devrimini gerçekleştiren diğer ülkelere ve son
olarak da "kalkınmakta olan", "sanayileşmekte olan" veya "geri kalmış" diye
nitelendirilen ülkelere yayılmaya başlamıştır.
Ancak daha 1960 yılında Dünya tekstil üretiminin 2/3'ünün eski Doğu Bloku
ülkeleri dahil sanayileşmiş ülkelerde üretildiği hatırlanırsa, bu yayılmanın
başlangıçta ne kadar yavaş olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. 1960'lı yılların
ikinci yansından itibaren ise, önce G.Kore, Tayvan ve Hong-Kong'da, sonralan da
Türkiye, İspanya, Portekiz, Yunanistan ... gibi Akdeniz ülkelerinde ihracata
yönelik tekstil sanayilerinin kurulmaya başlaması ile durum değişmeye
başlamıştır.
Bu değişimde rol oynayan önemli bir husus da, başta Almanya olmak üzere
özellikle tekstil teknolojisi geliştirip üreten ülkelerin 1970'li yılların
başından itibaren ileri sürdükleri "Sanayileşmiş ülkelerin uluslararası bir
işbölümü ve işbirliği çerçevesinde tekstil sanayiini kalkınmakta olan ülkelere
bırakacaktan" tezidir. Ben buna hiçbir zaman inanmadım ve beni tanıyanların çok
iyi bildikleri gibi, 1980'li yılların başından beri her fırsatta "Bu tezin
inanılmaması gereken bir masal, bir aldatmaca olduğunu" anlatmaya çalıştım.
 19601ı yılların
sonlarından itibaren sanayileşmiş ülkeler tekstil sanayicilerinin el emeğinin
ucuz olduğu ülkelerden gelmeye başlayan ucuz tekstil ürünleriyle rekabette
zorlanmaya başladıklara bir gerçektir. Dünyanın önde gelen tekstil
üreticilerinden ve ihracatçılarından biri olan Almanya'nın, hep fazlalık
gösteren tekstil (iplik ve kumaş) dış ticaretindeki bu fazlalığın, azalarak 1980
yılında 0,6 milyon DM açığa dönüştüğü de gerçektir. Ancak bunlar kısa süreli bir
geçiş döneminin gerçekleridir. Zira tekstil sanayiini sanayileşmekte olan
ülkelere gerçek anlamda terketmeyi hiçbir zaman düşünmemiş olan sanayileşmiş
ülkeler, daha 1970'li yıllarda önlemlerini almaya başlamışlardır. 1980'li
yıllann ilk yansında sunduğum bir tebliğimde alınan bu önlemleri şöyle
sınıflandırmıştım:
SANAYİLEŞMİŞ ÜLKELER TEKSTİL SANAYİLERİNİN REKABET GÜÇLERİNİ KAYBETMEMELERİ
İÇİN ALINAN ÖNLEMLER
1.DEVLET MÜDAHALELERİ
1.1.İthalat Sınırlamalan (MFA, Kota uygulamaları) 1.2.Sübvansiyonlar
1.3.Yerli Malı Kullanımı Teşvik Kampanyalan, Menşe Etiketi Zorunluluğu
2. YAPISAL DEĞİŞİKLİKLER
2.1. Tekstil Sanayiinin Sermaye-Yoğun Bir Sanayi Dalı Haline Dönüştürülmesi
2.2. İşletme Büyüklüklerinin Değişimi (Belirli ürünler konusunda en yüksek
teknolojik düzeyde ihtisaslaşan, fleksibiiitesi yüksek, küçük ve orta büyüklükte
işletmelerin önem kazanması)
2.3. Üretim Paletinin Değişimi (Modaya çok bağımlı, üretimi özel know-how
gerektiren ve yüksek derecede kalite isteyen mamuller ile, teknik tekstil
ürünleri üretimlerine ağırlık verilmesi)
2.4. Dışarıda İşleme Tabi Tutma (OPT) Uygulamasının Yaygınlaştırılması.
Bu önlemlerden en fazla bilinen ve tartışılanı muhakkak ki Kota uygulamalan ile
MFA (Çok Elyaflılar Anlaşması) ve onu izleyen ATC (Tekstil ve Giysiler
AnlaşmasO'dır. Sanayileşmiş ülkeler, ülkelerindeki tekstil sanayiinde
çalışanların ve firma sayısının hızla azaldığını ve bunun sebebinin de üçüncü
ülkelerden yapılan ucuz tekstil ürünleri ithalatındaki artış olduğunu ileri
sürerek, bu ithalata, uluslararası veya ikili anlaşmalarla, uygulamalarla ciddi
kısıtlamalar getirmeyi başarmışlardır.
Sanayileşmiş ülkelerin bu iddiasında bir doğru, bir de büyük aldatmaca vardır.
Evet sanayileşmiş ülkeler tekstil sanayilerinde çalışanların sayısı 1970'li ve
80'li yıllarda gerçekten büyük oranda azalmıştır. Örneğin, F.Almanya'da 1964
yılında 555.575 olan tekstil işçisi sayısı, 1988 yılında 218.000'e düşmüştür.
Ama işçi sayısındaki bu azalmanın sadece % 10-15'i üçüncü ülkelerden yapılan
ucuz tekstil ithalatı nedeniyle meydana gelirken, % 85-90'ı tekstil
teknolojisinde gerçekleştirilen gelişmeler nedeniyle meydana gelmiştir.
Klasik tekstil teknolojisinin nispeten emek-yoğun bir teknoloji olması
nedeniyle, bu teknolojiyle üretim yapıldığında el emeğinin ucuz olduğu ülkelerle
rekabette zorlanacağını anlayan sanayileşmiş ülkeler, tekstil teknolojisini
geliştirip üreten ülkeler olma avantajlarını en iyi şekilde değerlendirerek,
tekstil teknolojisini 15-20 yıl gibi kısa bir süre içerisinde Dünyanın
4.sermaye-yoğun teknolojisine dönüştürmeyi başarmışlardır.
 1967 yılında 3,5
işçinin ürettiği miktarda iplik üretimi için 1988 yılında 1 işçinin çalışması
yeterli olmaktadır.
 1967 yılında 3 işçinin
ürettiği bezi dokumak için 1988 yılında l işçinin çalışması yeterli olmaktadır.
Sanayileşmiş ülkelerde tekstil işçisi sayısının azalmasının, bu ülkelerde
tekstil sanayiinin ölmekte olduğunun değil, tam tersine sanayinin sağlıklı bir
yapı kazandığının göstergesi olduğunun en iyi belgesi, F. Almanya tekstil
sanayiinde 1960-1990 döneminde meydana gelen gelişmelerdir. Bu dönemde işçi
sayısı 600.000'den 209.000'e % 65 azalırken, sağlanan ciro ise bırakınız
azalmayı, % 143 artmıştır. Dolayısıyla işçi başına ciro da 1960'takinin 7 katına
çıkmıştır.
Esasında işçi başına cirodaki bu büyük artışı yalnız makine hız-lanndaki ve
otomasyondaki artışla açıklayabilmek de mümkün değildir. Bir şey daha
değişmiştir: Sanayileşmiş ülkeler daha kaliteli, katma değeri daha yüksek
ürünlerin üretimine yönelmişlerdir. Bu hususun 19901ı yıllarda daha da
belirginleşerek devam etmesi üzerine K. Uluslararası İzmir Tekstil ve Hazır
Sempozyumu'nda geçen yıl sunduğum "Tekstil Sanayii Gelecekte Nerede Üretecek"
başlıklı tebliğlerimin Vl.'sında:
"Önce benim yıllardır savunduğum "Sanayileşmiş ülkelerin, tekstil sanayiini
uluslararası bir işbirliği ve işbölümü çerçevesinde sanayileşmekte olan ülkelere
terk edeceği iddiası, inanılmaması gereken bir masaldır." tezimde bir revizyon
gerekiyor" dedikten sonra aynen şöyle devam etmiştim."
"Bu iddiada yer alan işbölümünden kasıt, sanayileşmiş ülkelerin tekstil ve
konfeksiyon makinalannı, sanayileşmekte olan ülkelerin de bu makinalan
kullanarak tekstil ve konfeksiyon ürünlerini üretmeleriydi. Yaşı 50'nin üzerinde
olan Alman dostlarımızın hatırlayacaklan gibi, Alman yetkililerinin 1970'li
yıllarda verdikleri "Frau Müller Seylan (Sri Lanka'dan gelmiş bir gömlek satın
alıyor. Bu, kocasının işini garantiliyor. Acaba Bay Müller Asya'da mı
çalışıyor?" başlıklı ilanlarda, Bay Müller Asya'da değil, ama Asya için tekstil
makinalan üreten bir Alman fabrikasında çalışıyordu.
 Söz konusu işbölümünün
birinci kısmında değişen bir şey yok. Teknolojiyi geliştirmek, makineleri
üretmek, yine sanayileşmiş ülkelerin görevi (Bu arada unutmayın, G.Kore ve
Tayvan da artık sanayileşmiş ülke oldular). İşbölümünün ikinci kısmında ise,
tekstil ve konfeksiyon sanayiinin gerçekten bir kısmı sanayileşmekte olan
ülkelere bırakılıyor. Sanayileşmekte olan ülkelere bırakılan: Basit, sıradan
iplik ve kumaşların üretimi ve ucuz fiyatı nedeniyle rekabet gücüne sahip, basit
konfeksiyon ürünleri. Yani yükte ağır, pahada hafif ürünler. Sanayileşmiş veya
daha doğrusu bilgi toplumu ülkeler tekstil sanayileri ise: Teknik tekstiller
dahil, yüksek katma değerli, yüksek kaliteli, yenilik-yoğun, know-how yoğun özel
ürünlerin, yani yükte hafif, pahada ağır ürünlerin üretiminde söz sahibi olmaya
devam edecekler."
Konuşmamın başında tekstil ürünlerinde meydana gelebilecek gelişmelerden
bahsederken "Gelecekte, giyenlere, kullananlara örtme ve süslemenin yanında,
başta sağlık, güvenlik ve enformasyon alanlarında olmak üzere çeşitli hizmetler
sunabilen çok fonksiyonlu akıllı (interaktif) tekstil ürünlerinin üretimi ve
kullanımı artacaktır." demiştim. Gerçekten de bana göre şu anda geleceğe yönelik
yaşanan en önemli gelişme budur. AB, ABD ve Japonya üniversite ve araştırma
merkezlerinde hani harıl bu konu üzerinde çalışılmaktadır.
Özel teknik tekstil ürünlerini bir tarafa bırakırsak, konfeksiyon ürünleri dahil
tekstil ürünlerini 3 grupta incelemek mümkün olmaktadır:
l.Ucuz, sıradan, seri üretim tekstil ürünleri (commodity textiles). Halen hacım
olarak pazarın % 65-70'ni bu gruptaki ürünler oluşmaktadırlar ve tekstil
sektöründe mevcut kapasite fazlasının hemen hemen tamamı bu gruba aittir.
2,Modaya yönelik, parti üretimi yapılan ve sağladığı katma değer daha yüksek
olan bu gruptaki ürünlerin pazar payı % 25-30 kadardır.
3.Moda-marka ürünleri. Her ne kadar bunların pazar payı % 5'i geçmese de,
sağladıklan katma değerin yüksekliği nedeniyle şu arıda bütün tekstilcilerin
rüyası olmaya devam etmektedirler.
Gelecekte ise bu 3 gruba bir 4.sü ilave olacaktır. Şu anda yoğun olarak
araştırılmaya, geliştirilmeye başlanılmış bulunan çok fonksiyonlu akıllı
(interaktif) tekstil ürünleri. Benim tahminim odur ki 15-20 yıl içerisinde
pazarın yıldızı bu ürünler olacaklardır. Ciddi ArGe çalışmalan sonucu
geliştirilecek bu ürünlerde know-how da önemli rol oynayacağından, bunların
üretimi uzun yıllar güçlü Ar-Ge imkanlarına sahip bilgi toplumu ülkelerin
tekelinde kalacak ve dolayısıyla sağladıklan katma değer de en yüksek olacaktır.
Konuşmamın sonunda bu konuya tekrar geri dönmek üzere: Türk tekstil sanayiinde
meydana gelen ve gelebilecek gelişmelere bir göz atacak olursak, Ben tekstil
sanayiinin Cumhuriyet dönemindeki gelişmesini 9 Döneme ayırarak incelemekte
fayda görüyorum:
l .Kuruluş Dönemi (1923-1933)
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunda, Osmanlı İmparatorluğu'ndan 82.044 iğ ve 762
dokuma tezgahına sahip 8 pamuklu ve 4 yünlü tekstil fabrikası devralmıştır ve
cumhuriyetin ilk 10 yılı içerisinde bu durumda önemli bir değişiklik de meydana
gelmemiştir.
2.Sümerbank Dönemi (1933-1952):
Türkiye'de güçlü bir tekstil sanayiinin kurulması Sümerbank'ın öncülüğü ile
başlamıştır. 1952 yılına gelindiğinde Türkiye'de mevcut 357.924 pamuklu iğinin
211.483'ü (yüzde 59'u) ve 6.519 dokuma ma-kinasının 4.019'i (yüzde 62.8'i)
Sümerbank'a ait olmuştur.
3.Özel Sektör Dönemi(1953-1962)
1950 yılında Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra Sümerbank'ın
yatınmlan iyice yavaşlarken, özel sektör yatırımlarında büyük bir artış görülmüş
ve 1962 yılına gelindiğinde 577,608 iğe çıkan pamuk ipliği ve 15.562'ye çıkan
pamuklu dokuma makinası kapasitesi içerisinde özel sektörün payı sırasıyla yüzde
60 ve yüzde 63'e yükselmiştir.
t.Ithalaü İkame Dönemi (1963-1972):
1. ve II. Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde ithalatı tamamen yerli üretimle
ikame ederek, Türkiye'yi tekstil sanayiinde kendi kendine yeterli bir ülke
haline getirmek amaçlanmış ve yüzde 78,5'lik bir artışla 1.450.000 iğe çıkan
pamuk ipliği ve yüzde 74,8'lik bir artışla 32.000 dokuma makinasına çıkan dokuma
kapasiteleriyle bu amaç büyük ölçüde gerçekleştirilmiştir. 1972 yılında
Türkiye'nin tekstil ürünleri ihracaü 51 milyon USD olmuştur.
5.İhracata Yönelik Tekstil Sanayiinin Kurulmaya Başlanması Dönemi (1973-1982):
1970'li yılların başından itibaren Türkiye'de başlangıçta pamuk iplikçiliği
ağırlıklı olmak üzere, ihracata yönelik bir tekstil sanayii kurulup gelişmeye
başlamıştır. Bu arada 1977 yılında pamuk ipliği iğ sayısı 3.000.000 iği ve
üretimi de yılda 300.000 ton'u aşınca, bir süre yeni yatırımlar teşvik
edilmemiştir. 1976 yılında Türkiye 78.500 ton pamuk ipliği ihraç ederek 160
milyon USD döviz sağlamıştır. Bu miktar o tarihlerde 6 ülkeden oluşan AET'nin
pamuk ipliği ithalatının % 25'ini oluşturduğu için de, AB (AET, AT) Türkiye'ye
karşı gönüllü (esasında zorlayarak) miktar kısıtlaması uygulamasını çok erken ve
toplam tekstil ve konfeksiyon ihracatımız daha 250 Milyon USD'ı bile bulmazken
başlatmıştır.
1970'li ydlann sonlarında dokuma üretimi ve ihracatı artmaya başlayarak 1982
yılında ihracat 90 milyon metre'yi bulmuştur. Aynı dönemde konfeksiyon
sanayiinin emekleyerek de olsa kurulup büyümeye başlamasıyla, 1982 yılında
Türkiye'nin tekstil ve konfeksiyon ihracatı ilk defa bir milyar USD sınırını
aşmıştır.
6.Örme ve Konfeksiyon Sanayilerinde Üretim ve İhracat Patlaması Dönemi
(1983-1988):
Türk Tekstil ve Konfeksiyon Sanayiinin altın çağı olarak da isimlendirilebilecek
bu dönemde, konfeksiyon ürünleri ihracatı her yıl yüzde 34'ün üzerinde bir artış
göstererek 1988 yılında 2.366 milyon USD'a çıkmıştır. Bu arada örme giyim
eşyasmdaki artış hızı dokuma giyim eşyasındakinden de hızlı olmuştur. Tekstil
sanayisinin ihracata da, konfeksiyon sanayisininkine nazaran çok daha mütevazı
olsa da artarak 922 milyon USD'a ulaşmıştır.
7-Tekstil Üretim ve İhracatında Duraklama, konfeksiyon İhracat Artışında
Yavaşlama Dönemi (1989-1993);
1988 yılında 107.400 tonluk pamuk ipliği ihracatı ile Türkiye uzun yıllar bir
daha erişemediği bir rekor kırmıştır. Takip eden yıllarda pamuk ipliği ihracatı
her yıl biraz daha azalarak, 1993 yılında 31.600 ton'a düşmüştür. 1988 yılında O
(sıfır) olan ithalat da artarak 62.100 ton'a çıkmış ve böylece 20 yıllık bir
aradan sonra 1993 yılında Türkiye pamuk ipliğinde tekrar net ithalatçı bir ülke
durumuna geri dönmüştür. Kumaşta da ihracat iyice hız keserken, ithalat artmış
ve sonuçta Türkiye'nin 1988 yılında 36.300 ton olan net pamuklu kumaş
(dokuma+örme) ihracatı, 1993 yılında 14.600 tona düşmüştür.
1989-1993 döneminde konfeksiyon ürünleri ihracatı ise, miktar olarak 164.700
tondan 230.800 ton'a (yılda ortalama yüzde 9luk bir artışla), değer olarak da
2.366 milyon USD'dan 4.104 milyon USD'a (yılda ortalama yüzde 15'lik bir
artışla) çıkmıştır. Bir önceki dönemdeki artış hızının yılda ortalama yüzde
34'ün üzerinde olduğu hatırlanırsa, bu dönemde konfeksiyon ihracatının da hız
kestiği görülmektedir. Dönemin tek sevindirici hususu, Türkiye'nin konfeksiyon
ürünleri ihracatında birim fiyatı (katma değeri) daha yüksek ürünlere yönelmeye
başlamış olmasıdır.
 8. Yanlış Yatırımların
Patlama Dönemi (1993-1997)
1980'li yıllarda yapılan büyük tekstil yatırımları sonucu Dünya'da ciddi bir
kapasite fazlalığı ortaya çıkınca, 1990'lı yıllarda yatıranlarda büyük bir
azalma görülmüştür, ve işte tam bu dönemde Türkiye'deki yatırımlarda bir patlama
yaşanmıştır. 
Şekil 3.1980'li yıtiarm sonundan itibaren 19901ı yılların ortasına kadar
Dünya'nın diğer bölgelerindeki OE-iplik yatırımları azalırken Türkiye'deki
yatırımların patlaması (Kaynak: ITMF 1996 Tekstil Makinaları Sevkiyatları)
Daha önceki dönemlerde yılda birkaç yüzmilyon USD'lık tekstil makinası ithalatı
yapan Türkiye'nin tekstil makineleri ithalatı 1993 yılında tarihinde ilk defa
birmilyar USD sınırını aşarak 1121 milyon USD olmuştur. Türk ekonomisinin büyük
kriz yıllarından biri olan 1994 yılında 690 milyon USD'a düşen bu rakam, 1995'te
1544 milyon USD'a çıktıktan sonra 1996 yılında 2360 USD ile tarihi rekorunu
kırmıştır. O muhteşem 1995 Milano ITMA'sını unutmak mümkün mü hiç.
İşin daha acı bir tarafı, Türkiye'deki bu zamansız tekstil yatırımı patlamasının
başını, Türkiye için en az uygun olan pamuk iplikçiliğinin ve özellikle
OE-ipiikçiliğin çekmiş olmasıdır.
RİNG ve ÖZELLİKLE OE-İPLİKÇİLİK
-Dünya'nın 4.sermaye-yoğun sanayi dalı haline gelen tekstil sanayii içerisinde
de en sermaye-yoğun alt sektörler olduklarından;
-Dünya'da büyük bir kısa (pamuk ve benzeri) elyaf iplik üretim kapasitesi
fazlalığı bulunduğundan;
-Sağladıklan katma değer en düşük olduğundan;
-Uluslararası tekstil ve konfeksiyon ticaretinde değer olarak en küçük pazara
sahip olduklarından;
TÜRKİYE gibi paranın kıt ve pahalı fakat el emeğinin bol ve nispeten ucuz olduğu
Sanayileşmekte olan ülkeler için ARTIK UYGUN BİR YATIRIM SEKTÖRÜ DEĞİLDİR
Bütün bu gerçeklere rağmen Türkiye ve Hindistan'ın 1993-1997 döneminde nasıl
deliler gibi iplik yatınmlan yaptıklan ve Dünya'da zaten mevcut olan kapasite
fazlalığının daha da artmasına neden ol-duklan Tablo 7'de açık bir şekilde
görülmektedir.
Biraz önce de belirttiğim gibi, Dünya'nın 4.sermaye-yoğun sanayi dalı haline
gelen tekstil sanayii içerisinde de en sermaye-yoğun alt sektör iplikçilik ve
özellikle OE-iplikçiliktir. Dolayısıyla OE-iplik üretiminde el emeğinin ucuz
veya pahalı olması maliyeden fazla etkilemezken, paranın pahalı veya ucuz olması
(yani finansman giderlerinin yüksek veya düşük olması) maliyetleri en fazla
etkileyen husustur. ITMF'in (Uluslararası Tekstil Sanayicileri Federasyonu'nun)
iki yılda bir hazırladığı Uluslararası Maliyet Karşılaştırmalan Raporlarından
1997 yılında hazırlanan da: İtalya, ABD, G.Kore, Brezilya, Türkiye, Hindistan ve
Endonezya için yapılan hesaplamalar, Dünya'da en ucuz OE-pamuk ipliği üretebilen
ülkenin, işçi saat ücretlerinin 10 USD'ın üzerinde bulunduğu ABD, en pahalı
OE-pamuk ipliği üreten ülkenin de, işçi saat ücretlerinin 2,5 USD'ın altında
bulunduğu Türkiye olduğunu açık bir şekilde göstermiştir. K.K.O.'lan göz önüne
alınmadan yapılan bu hesaplamalara göre, her ne kadar 1999 yılında OE-pamuk
ipliği en pahalı üreten ülke, işçi saat ücretlerinin 0,24 USD olduğu Endonezya
görünüyor ise de, bizim K.K.O.lannı da göz önüne alarak yaptığımız hesaplamalara
göre, 1999 yılında da Dünya'da OE-ipliği en pahalı üreten ülke Türkiye olmuştur.
 Bu yanlış ve aşın
OE-iplik yatırımlarının ne kadar tehlikeli olduğunu en açık şekilde ifade eden,
Türkiye'de en fazla OE-iplik yatırımının yapıldığı K.Maraş'ın Ticaret ve Sanayi
Odası Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Mehmet BALDUK olmuştur.
"Tamamen robotlarla çalıştığı için az sayıda işçi çalıştıran, ring ipliğe göre
daha kalitesiz mal üreten, Avrupa pazarında pek yeri olmayan open-end
iplikçiliğine çok aşın şekilde yatırım izni vermek, teşvik etmek, bir
cinayettir. Yatırımcıyı yanlış yönlendirmektir ve korkuyorum iflasına sebebiyet
vermektir."
 Sayın BALDUK'un sözlerine
tamamen katılan bu naçiz kulunuzun görüşüne göre de:
"Türk Tekstil Sanayii'nin gelişiminde yapılan en büyük yanlış, 1980'li yıllarda
yaşanan ALTIN ÇAĞ'dan sonra, 1990'lı yıllarda bir taraftan mevcut tekstil ve
konfeksiyon üretim tesislerinin MODERNİZASYONUNA ve YENİLENMESİNE, diğer
taraftan da PAZARLAMAYA ve DAĞITIM KANALLARINA ağırlık verilmesi gerekirken,
akıl almaz bir şekilde tüm kaynakların ve gücün tekrar TEKSTİL ve özellikle de
PAMUK İPLİĞİ ÜRETİM KAPASİTESİNİN ARTIRILMASINA harcanması olmuştur."
9- Krizlerin Patlama Dönemi (1998-200?):
1998 yılında, 1990'h yıllarda yapılan yanlış ve aşın yatırımlar sonucu tekstil
sanayiinde arz fazlası (yani aşın kapasite) oluşması tam zirveye yaklaştığı bir
anda, talepte de önemli bir daralma yaşanınca, Türk Tekstil Sanayii'nin
hayatındaki en ciddi krizle karşı karşıya kalması kaçınılmaz olmuştur. Talepte
yaşanan daralmada Uzakdoğu ve Rusya Krizlerinin rolü büyük olmuşsa da, Türk
parasının yabancı paralar karşısında aşın değer kazanmasının rolü de bundan daha
az olmamıştır. Zaten anormal yüksek finansman giderleri, pahalı enerji, pahalı
pamuk nedeniyle fiyat tutturmakta zorlanan tekstil sanayii, bir de ihracat
artmazken ithalat patlayınca iyice zor durumda kalmış, K.K.O.'lan % 60'lara,
hatta altına düşmüştür. 
Tablo 9'da açık bir şekilde görüldüğü gibi 1997-2000 döneminde Türkiye'nin
tekstil+konfeksiyon ihracatı 10 Milyar USD'da takılmış kalmış iken, kayıtlı
ithalatı 3,5 milyar USD'a ulaşmıştır. Kayıtdışı ithalat da göz önüne
alındığında, bu rakamın 5 milyar USD'ı bulduğu, hatta aştığı tahmin
edilmektedir. Bir tarafta, büyük kısmı başta Çin ve diğer Uzakdoğu ülkelerinden
gelen dampingli mallar olmak üzere birmilyar metre kumaş ve 500.000 ton iplik
ithalatı; diğer tarafta K.K.O.'lan % 60'lara ve hatta altına düşmüş Avrupa'nın
en büyük tekstil sanayii. Bu çarpıklığın faturasırun küçük olması mümkün değildi
ve gerçekten de çok ağır oldu ve hatta benim görüşüme göre, Kocaeli depremiyle
birlikte 1999 yılında tüm Türk ekonomisinin krize girmesine neden oldu.
 1999 yılındaki krizde
Türkiye'nin GSMH'sı 204 Milyar USD'dan 187 Milyar USD'a yaklaşık 17 Milyar
USD'lık bir azalma göstermiştir. Bu azalmanın 1/3'ü seçim belirsizliği, hükümet
arayışı, Rusya krizi... gibi değişik olumsuzluklardan, 1/3'ü 17 Ağustos
depreminden kaynaklanırken, 1/3'ü de (24,0-18,5=5,5 Milyar USD'lık kısmı da)
tekstil sanayiindeki krizden ileri gelmiştir.
2000 yılında IMF ile yapılan stand-by anlaşması ve uygulanan program sayesinde
GSMH % 6,3 artıp, tekrar 200 Milyar USD'ın üzerine çıkarken faizlerin
hedeflenenden 10-15 puan daha az düşmesine rağmen döviz çıpasının revize
edilmeden uygulanması sonucu TL aşın değer kazandığından, tekstil ve konfeksiyon
ihracatında önemli bir artış sağlanamamış ve yasal veya yasal olmayan ithalat
yine 5 Milyar USD'ın üzerinde kalmıştır. Sonuçta da, iç pazardaki ve bavul
ticaretindeki hafif canlanmaya rağmen toplam ciroda sağlanan artış, yine de
mütevazı olmuştur.
TL'nın aşın değer kazanması sonucu ödemeler dengesi açığının hızla büyümesi
nedeniyle ciddi önlemler alınmadığı takdirde er veya geç gelmesi kaçınılmaz olan
kriz, 2001 yılı başlarında Başbakanımızın yanm kalan bir Milli Güvenlik
Toplantısı sonunda yaptığı açıklamalarla aniden ve en şiddetli bir şekilde
ortaya çıkıp, TL birkaç gün içerisinde % 50 değer kaybedince, Tekstil İşveren
dergisinin Şubat sayısında yayınlanan yazıma "Ekonomiyi krizden kurtaracak
lokomotif: tekstil ve konfeksiyon sanayiidir" başlığını koydum. 1994 devalüasyon
ve krizinde yapılan hatalardan ve benzer bir devalüasyon ve krizi başanyla
atlatmış olan Brezilya'nın doğrularından ders alarak, bu yorgun lokomotifi
tekrar canlandırmak için acilen neler yapılması konusundaki görüşlerimi arz
ettim bu yazıda.
Devalüasyon sonucu fakirleşen halk bir de kriz nedeniyle işini kaybetme
tehlikesiyle karşı karşıya kalınca, iç tüketimin iyice frenleneceğini; üretimin
daha da düşüp, krizin daha da derinleşmemesi için tek çarenin ihracat ve turizm
gelirlerini artırmak olduğunu zaten herkes biliyordu Türkiye'de ihracat
denilince, son 15-20 yılın ihracat şampiyonu tekstil sanayiinin önemini de kimse
küçümsemiyordu. Ama sadece TL'nın değer kaybetmesinin ve döviz bazında
ücretlerin % 40 kadar düşmüş olmasının, hayatının en büyük krizinden çıkıp
çıkmadığı bile tam belli olmayan tekstil ve konfeksiyon sanayiini şahlandınp,
ihracatını patlatacağı hayalciliğinden ve kolaycılığından kurtulamayan ilgililer
ve yetkililer, ciddi hiçbir önlem de almıyorlardı.

Sonuçta da tekstil ve konfeksiyon sanayiine, 2001 yılındaki % 3'luk ihracat
artışı ile yetinip, Türkiye'nin H.Dünya Savaşından sonra yaşadığı bu en büyük
(GSMH'nın 201 Milyar USD'dan 146 Milyar USD'a, kişi basına gelirin 2986 USD'dan
2139 USD'a düştüğü) krizden en az olumsuz etkilenen sektör olarak çıkmakla
teselli bulmaktan başka çare kalmıyordu. 2002 yılındaki, özellikle son aylardaki
iki haneli ihracat arüşlan sevindiricidir, fakat kanımızca yeterli değildir. Bu
konuşmanın hazırlandığı 2002 yılı Kasım ayı başındaki USD kurunun, arada
yaşanmış %35'lik enflasyona rağmen, 2001 yılı Kasım ayı başına göre sadece % 3
daha yüksek olması, TL'nın yine olması gerekenin üzerinde değer kazandığını
göstermektedir. Bu tehlikeli gidiş acilen bilinçli bir şekilde düzeltilmezse,
sonuçta ihracat artışının yine yavaşlaması, ithalatın da patlaması kaçınılmaz
olacaktır.
Türk Tekstil Sanayii'nin geleceği ile ilgili bazı görüşlerimi arz etmeden önce,
mevcut durumla ilgili son bir bilgi vermek istiyorum. 1999 yılında krizle
birlikte Türkiye'nin, OE-iplik yatırımları % 83 azalarak 4.000 rotora düştükten
sonra, 2000 yılında yaşanan hafif iyileşme ile birlikte hemen % 763 artarak
34.600'e çıkmış ve Türkiye tekrar Çin dışında kalan Dünya'nın OE-iplik yatırım
şampiyonu (!) olmuştur. 2001 yılında ise ithal edilen rotor sayısı birazcık
azalarak 31.932 rotora düşmüş ise de, şampiyonluğumuzu korumayı başardığımızı
müjdeleyerek geliyorum konuşmamın son kısmına.
Türk Tekstil Sanayii Gelecekte Ne Yapmalı ?
Konuşmamın Dünya'daki muhtemel gelişmeleri anlattığım ilk kısmında orta-uzun
vadede teknik tekstiller dışında kalan tekstil ürünlerinin kalite ve değer
bakımından ayrıldığı 3 sınıfa ki, bunlar: sıradan, modaya yönelik ve moda-marka
ürünlerdir, 4. bir sınıfın, çok fonksiyonlu akıllı (interaktif) tekstil
ürünlerinin ekleneceğini açıklamış ve yoğun Ar-Ge çalışırdan sonucu
geliştirilecek bu ürünlerin, sağladıklan katma değer en yüksek olan ürünler
grubunu oluşturacağını belirtmiştim. Yine belirttiğim bir husus da, ABD, AB,
Japonya...gibi bilgi toplumu ülkelerin, daha şimdiden güçlü tekstil Ar-Ge
imkanlarının nerdeyse tamamını çok fonksiyonlu akıllı (interaktif) tekstil
ürünlerinin araştırılıp geliştirilmesine yönlendirmeye başladıklan ve bu özel
ürünlerin, fikri mülkiyet haklarının korunması şemsiyesi ve üretimlerinin ciddi
boyutlarda know-how gerektirecek olması sayesinde kolaylıkla taklit
edilemeyecekleri ve dolayısıyla da bunların üretiminin uzun yıllar, bunlan
geliştiren bilgi toplumu ülkelerin hakimiyetinde kalacağı görüşüydü.
Genellikle seri üretimle büyük miktarlarda üretilen sıradan ve ucuz tekstil
ürünlerine (commodity tectiles) gelince, bunların şu andaki durumlarında 3
hususun ön plana çıktığı görülmektedir.
a) Dünya tekstil ürünleri pazarının miktar olarak % 65-70'ini bu gruptaki
ürünler oluşturmaktadırlar.
b) Dünya tekstil pazarında mevcut olan arz fazlasının tamamına yakın bir kısmını
bu gruptaki ürünler oluşturmaktadırlar.
c) Bu gruptaki ürünlerin zengin bilgi toplumu ülkeler tarafından terk edilmekte
olan üretimi, hızla başta Güneydoğu ve Güney Asya ülkeleri olmak üzere
sanayileşmekte olan ülkelere kaymaktadır.
Orta-uzun vadede bu gruptaki ürünlerle ilgili beklentilerde de 3 husus ön plana
çıkmaktadır:
A) Bu gruptaki ürünler gelecekte de miktar olarak Dünya tekstil pazarının
yansından fazlasını oluşturmaya devam edeceklerdir. Ancak bu gruptaki ürünler
daha da ucuzlayacağından, bunların Dünya tekstil pazarındaki değer olarak paylan
azalacaktır. 
B) Yeni otomasyonu bol, üretim hızı yüksek, sermaye-yoğun tekstil
teknolojilerinin, artık fakir sanayileşmekte olan ülkeler için sanayileşmeye
başlamada sıçrama tahtası olarak uygun olmadığı gerçeğini kabul edemeyen yeni
Afrika, Orta Doğu, Orta Asya ve Güney Amerika ülkelerinde de yapılacak tekstil
yatınmlan sonucu, bu grup ürünlerin üretimindeki arz fazlalığı ve rekabet,
bırakınız azalmayı, daha da artacaktır.
 C) Bu gruptaki ürünlerin
Standard poliester, polipropilen elyaf ve iplik üretiminden başlayıp
konfeksiyonuna kadar olan üretimleri, aynı zamanda bu gruptaki ürünlerin en
büyük tüketicisi de olacak olan sanayileşmekte olan veya yeni sanayileşmiş
ülkelerde gerçekleştirilecektir.
Türkiye'nin durumuna bir göz atacak olursak: Başta kısa elyaf iplikçiliği olmak
üzere, Avrupa'nın en büyük tekstil ve konfeksiyon üretim kapasitesine sahip olan
Türk Tekstil ve Konfeksiyon Sanayii'nin, orta-üst seviyede sıradan ve modaya
yönelik ürünler üreten bir pozisyona sahip olduğunu görmekteyiz.
Orta-uzun vadedeki gelişmelerle ilgili olarak yukanda arz edilen beklentilerin
ışığı altında, Türk Tekstil ve Konfeksiyon Sanayiinin yol haritasını çizmeye
çalışırsak, bana göre yine 3 husus ön plana çıkmaktadır:
1. Türkiye'nin, Dünya'da en büyük arz fazlalığının yaşandığı ve yaşanacağı
sıradan, ucuz tekstil ürünlerinin üretimine ağırlık vermeye devam ederek, başta
Çin ve Hindistan olmak üzere Asya, Afrika ve Güney Amerika ülkeleriyle rekabet
etmeye çalışması, yapılabilecek en büyük hata olacaktır.
2. Türk Tekstil ve Konfeksiyon Sanayii'nin özgün tasarım, kalite, verimlilik,
pazarlama ve dağıtım yeteneklerini daha da geliştirerek, üst sınıf modaya
yönelik ürünler ve moda-marka ürünler grubuna yönelmesi şarttır.
Basitleştirilmiş olarak söyleyecek olursak, Türkiye'nin İtalya'nın bugünki
pozisyonuna benzer bir pozisyona gelmesi ve hatta İtalya'nın boşaltacağı yeri
doldurmayı hedeflemesi gerekmektedir.
3. Uzun vadede en cazip Pazar, şu anda kuluçka safhasında bulunan "Çok
fonksiyonlu akıllı (interaktif) tekstil ürünleri" pazan olacaktır. Bu pazarın
kaymağını yiyenlerin, bu bilgi yoğun ürünleri araştınp geliştiren ülkeler
olacağını da göz önüne alarak, Türkiye'nin hemen bu ürünlerin araştırılıp
geliştirilmesine de başlaması şarttır.
Ancak utanarak itiraf etmek zorundayım ki, Türk Tekstil ve Konfeksiyon
Sanayii'nin şu andaki eğitim-öğretim ve araştırma-geliştirme ihtiyaçlarına cevap
vermekten uzak olan, çok acil ve ciddi önlemler alınmadığı takdirde Türk Tekstil
ve Konfeksiyon Sanayii'nin üst sınıf modaya yönelik ürünler ve moda-marka
ürünler grubuna yönelmesini sağlayacak eğitim-öğretim ve Ar-Ge hizmetlerini
verebilmesi de çok şüpheli olan, başta üniversiteler olmak üzere Türkiye'deki
mevcut tekstil eğitim-öğretim ve Ar-Ge kuruluşlarının, çok fonksiyonlu akıllı
(interaktif) tekstil ürünlerinin araştırılıp geliştirilmesi ve üretilmesi
konusunda başarılı olabilmesi kesinlikle mümkün değildir.
Bunun için, yeterli bütçe ve altyapıya sahip yeni Ar-Ge Merkezleri kurulmalı ve
herşeyden önce hemen Dünya'nın önde gelen tekstil üniversite ve Ar-Ge
merkezlerinde Ar-Ge uzmanları yetiştirtmeye başlanılmalıdır. Benim gibi
dinozorlarla ve bizim yetiştirdiklerimizle bu iş olur zannediyorsanız, ne yazık
ki yanılırsınız.
SON SÖZ: Sanayilerin geleceği için en emin ve ucuz sigorta, kaliteli
eğitim-öğretim ile araştırma-geliştirmedir. Vaktinde sigorta yaptırmayanların,
felaket geldiğinde ağlamaya da hakları yoktur.
(*) Bu tebliğ 13 Aralık 2002 tarihinde 10.SASA-DUPONTSA Poliester Günü 'nde
sunulmuştur.
|