Bu Sayı
Editör'den
Güncel
TİSK'den hükümete çağrı: İşsizliğe çözüm için istihdam üzerindeki yükleri
kaldırın
Öztemir: Türkiye'nin uygulaması gereken İstihdam Politikaları
İSO 50.Yıl
kutlamaları
50 yıllık
üyelere plaket
GÖRÜŞLER:
Refik Baydur
Zafer Çağlayan
Sinan Aygün
Firma
Altınyıldız
kabuk değiştiriyor
Araştırma
Türk ve Dünya
Tekstili
Hukuk
Prof. Dr.
Tankut Centel
|
Hukuk
YAŞAMIN OLAĞAN AKIŞINA TERS DÜŞEN
ÇALIŞMA İDDİALARI
(Karar İncelemesi)
Prof. Dr. Tankut Centel
İstanbul Hukuk Fakültesi Dekanı
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No.: 2001/16842
Karar No.: 2002/2269
Tarih:
05.02.2002
Karar Özeti:
1. Beş yıl gibi uzun bir süre hizmet döneminde işçinin, her ay üç hafta tatili
gününde de çalıştığının kabulü, yaşamın olağan akışıyla bağdaşmaz. Bu nedenle,
hafta tatili alacağında hakkaniyet indirimine gidilmesi gerekir.
2. İşçilik alacaklarından hüküm altına alınanlar için işletilecek faiz, dava
tarihinden itibaren başlatılmalıdır.
İlgili Mevzuat: İş K. 14, 35, 41, 42
Karar Metni:
Dava: Davacı, kıdem tazminatı, fazla çalışma ve hafta tatili ile milli ve dini
bayram tatili çalışmalarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde, taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla dosya
incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Yargıtay Kararı
1 - Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici
sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bendlerin kapsamı dışındaki temyiz
itirazları yerinde değildir.
2 - Davacının yaklaşık beş yıl gibi uzun bir süre hizmette bulunduğu dönemin
tamamı için her ay üç hafta tatilinde çalıştığının kabulü hayatın olağan akışına
uygun düşmez. Gerçekten işçinin
yıllık ücretli izin, ücretsiz izin, hastalık, mazeret gibi sebeplerle beş sene
içinde her ay üç hafta tatilinde çalıştığının kabulü isabetsizdir. Bu itibarla
hafta tatili alacağından belli bir oranda hakkaniyet indirimi yoluna gidilmesi
dosya içeriğine uygun düşer.
3 - Davacı davasını açtıktan sonra ıslah yoluna başvurduğuna göre işçilik
alacaklarından hüküm altına alınanlar için faiz başlangıç tarihi olarak dava
tarihinin dikkate alınması gerekir. Sonraki ihtarnamenin tebliğ tarihinin
dikkate alınması Dairemizin bu konuda kararlılık kazanmış uygulamalarına uygun
düşmez.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebepten BOZULMASINA,
peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 5.2.2002 gününde
oybirliği ile karar verildi.
Kararın İncelenmesi:
I. İnceleme konusu Yargıtay kararına neden olan olayda, sözkonusu kararın
metninden anlaşıldığı kadariyle:
1. Davalı işverene ait işyerinde çalışmış bulunan davacı işçi; işyerinden
ayrılıp, kıdem tazminatı ile fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil günü
ücret alacakları için dava açarak, söz konusu isteklerinin hüküm altına
alınmasını talep etmiştir.
Alt mahkeme, davacı işçinin bu isteklerini kısmen kabul etmiştir. Kısmen kabul
içine giren işçi alacaklarının nelerden ibaret olduğu ise, inceleme konusu karar
metninden anlaşılamamaktadır. Ancak, alt mahkemenin; herhalükârda, davacı
işçinin hafta tatili ücret talebini kabul etmiş bulunduğu açıktır.
2. Alt mahkeme kararının taraf avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine uyuşmazlık,
Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nin önüne gelmiştir. Bunun üzerine, Yüksek
Mahkeme; ilkin, beş yıl içinde her ay üç hafta tatili gününde çalışıldığı
iddiasını, yaşamın olağan akışına aykırı bularak, alt mahkemece hükmedilecek
hafta tatili ücret alacak miktarında hakkaniyet indirimine gidilmesini öngörmüş
ve alt mahkeme ka-rarının bozulmasına karar vermiştir.
II. İnceleme konusu Yargıtay kararı bakımından, görüldüğü üzere, hafta tatili
ücretine ilişkin istekler önem taşımaktadır. B nedenle, aşağıda esas olarak,
hafta tatili ücretine ilişkin esasların irdelenmesine çalışılacaktır.
Hafta tatilinde işçiye ödenecek ücretin miktarı, kendisinin hafta tatili gününde
çalışıp çalışmadığına göre değişmektedir. Nitekim, hafta tatilinde çalışmayacak
işçiye bir gündeliği ve hafta tatilinde çalışacak işçiye de, gündeliğinin
ikibuçuk katı tutarında ücret ödenmek gerekir (İş K. m. 41/1). Bu bağlamda,
hafta tatilinde çalışacak işçiye gündeliğinin ikibuçuk katı tutarında bir ücret
ödenmesinin nedeni de; hafta tatilinde çalışmanın, haftalık normal iş süresinin
dışında bir çalışma olarak fazla çalışma oluşturması ve buna göre, hafta
tatilinde çalışan işçiye fazla çalışma ücreti olarak yüzde elli artışlı ücret
ödenmesinin gerekmesidir
[bak. T. Centel, İş Hukuku, Cilt: I - Bireysel İş Hukuku,
İstanbul 1994, 2531.]
Uygulamada Yargıtay ise, öteden beri, fazla çalışmaya ilişkin iddialara bir
sınır çekme çabası içindedir. Nitekim, Yargıtay; işçinin beş yıl süreyle ve her
yıl 365 gün muntazaman çalıştığına, gece işyerinde kalıp her gün üç saat fazla
çalışma yaptıktan sonra geceleyin de fazladan çalıştığına, üç yıla yakın bir
süre dinlenmeden gece ve gündüz çalıştığına ilişkin işçi iddialarını, "hayatın
olağan akışına aykırılık" veya "insan tabiatıyla ya da gerçekle bağdaşmazlık"
gibi anlatımlarla (gerekçelerle) yerinde bulmamaktadır
[bunlar için bak. Centel, 241 ve aynı yer, dn. 66-693.]
Yargıtay tarafından gösterilen bu çabanın, inceleme konusu kararda da
sürdürülmek istendiği görülmektedir. Gerçekten, anılan kararda Yüksek Mahkeme-,
".. Davacının yaklaşık beş yıl gibi uzun bir süre hizmette bulunduğu dönemin
tamamı için her ay üç hafta tatilinde çalıştığının kabulü hayatın olağan akışına
uygun düşmez. Gerçekten işçinin yıllık ücretli izin, ücretsiz izin, hastalık,
mazeret gibi sebeplerle beş sene içinde her ay üç hafta tatilinde çalıştığının
kabulü isabetsizdir .." anlatımına yer vererek, yaşamın olağan akışıyla
bağdaşmayan bu tür çalışma iddialarını sınırlamak istemektedir. Bu tür
iddiaların temelinde ise; psikolojik olarak, işten atılma korkusuyla hakkını
arayamayan işçinin, işten çıkarılmadan duyduğu kızgınlık yatmaktadır. Nitekim,
hiçbir ayırıma gidilmeksizin, genellikle zamanaşımı süresi olan beş yıl esas
alınıp, geriye dönük bu tür işçi iddialarının sıklıkla ortaya atıldığı
görülmektedir. Bu tür iddialara karşı da Yargıtay, belirtilen ölçütleri temel
almak suretiyle, gereken duyarlığı göstermeye çalışmaktadır.
Önceki kararlardan farklı olarak, incelenen kararda fazladan çalışma iddiaları
tümden yok sayılmak istenmemekte ve "belli bir oranda hakkaniyet indirimi yoluna
gidilmesi" öngörülmektedir. Ancak, söz konusu oran, kararda belirtilmeyerek; bu
oranı belirleme işi, alt mahkeme yargıcının takdirine bırakılmaktadır. Böyle bir
yetkinin yasa tarafından yargıca tanınmadığı göz önünde bulundurulacak
olduğunda, Yüksek Mahkeme'nin bu kararıyla, keyfilik kapısının aralandığını
söylemek mümkündür. Gerçekten, hukuki ölçütleri tam olarak belirlenmemiş bir
ortamda yargıca takdir yetkisini tanımak, keyfilikle eş anlamdadır ve bu da
hukuk güvenliğini sarsacak niteliktedir. Bunun yerine, gerçekte çalışılmış
sürelerin inandırıcı delillerle saptanması ve bu gerçekleşmediğinde de, yaşamın
olağan akışıyla bağdaşmazlığı temel alan daha önceki Yargıtay kararlarında
olduğu üzere, bu tür iddiaların dikkate alınmamasını öngörmek, sanırım, hukuken
daha yerinde olacaktır. Böylece, Yüksek Mahkeme de, bu tür gerçek dışı
olabilecek iddialarla mücadelede, gerçekten kararlı olduğunu gösterebilecektir.
İnceleme konusu kararla Yüksek Mahkeme, bu fırsatı kaçırmış görünmektedir,
III. Sonuç itibariyle; inceleme konusu Yargıtay kararını, yaşamla
bağdaşmayan çalışma iddiaları bakımından, olumlu biçimde değerlendirmek
mümkündür. Buna karşılık, söz konusu kararın, yaşamın olağan akışına uygun
düşmeyen iddialarda yargıca "hakkaniyet indirimi" yetkisini tanıyan bölümüne
katılmak, hukuken güç görünmektedir. Üstelik, bu güçlük, artık 4773 sayılı
Yasa'yla 15 Mart 2003 tarihinden itibaren doğacak yeni yasal iş güvencesi
ortamında daha da artacaktır. |