Bu Sayı
Editör'den
Güncel
TİSK'den hükümete çağrı: İşsizliğe çözüm için istihdam üzerindeki yükleri
kaldırın
Öztemir: Türkiye'nin uygulaması gereken İstihdam Politikaları
İSO 50.Yıl
kutlamaları
50 yıllık
üyelere plaket
GÖRÜŞLER:
Refik Baydur
Zafer Çağlayan
Sinan Aygün
Firma
Altınyıldız
kabuk değiştiriyor
Araştırma
Türk ve Dünya
Tekstili
Hukuk
Prof. Dr.
Tankut Centel
|
Güncel
TİSK Başkan
Vekili; Necmettin Öztemir:
Türkiye'nin uygulaması gereken İstihdam Politikaları
Sendikamız İkinci Başkanı ve TİSK Başkan Vekili Necmettin Öztemir TiSK'in 40.
Yıl Etkinlikleri kapsamında ilk gün düzenlenen "Türkiye'nin Uygulaması Gereken
İstihdam Politikaları " konulu panelde bir konuşma yaptı. Öztemir'in
konuşmasının geniş bir özetini aşağıda sunuyoruz.
Aş ve iş için çalışmak
Türkiye'mizin uygulaması gereken istihdam politikaları konulu panelimiz; halk
dili ile ifade edersek, aş ve iş sorunu son iki üç yıldır üzerinde milletçe en
çok kafa yorduğumuz bir milli problem.
Ömrünün 50 yılını işveren olarak geçirmiş bir işadamı sıfatımla bu konuyu
işlemeye talip oldum. Kapısında bekleşen işsiz insanlara; sık sık yeni işçi
almıyoruz demek veya dedirtmek mecburiyetinde kaldığım zamanların çaresizlik ve
ezikliğini de hâlâ içimde duyarak konuya gir iyorum.
Değerli izleyiciler ekonomik akıl bize ne dedirtiyorsa onlan ifade etmek üzere
karşınızdayım.
Neden memleketimizde aş ve iş için çalışmak isteyen her insana iş veremiyoruz?
DİE kayıtlarına göre, Türkiye'mizin 6-7 milyon civan işsizi var. Her sene buna
bir milyon yeni genç işsiz ekleniyor ve biz bunlar için istihdam yaratmaya
mecburuz. Bu tablonun sadece mali kaynak ihtiyacı da 200 milyar dolar civarında
bir rakam.
Peki çözüm nerede?
Memleketimizde kurulu işyerleri tam kapasite ile çalıştırılabiliyor mu? Hayır.
Kriz sonucu kapanmış veya eksik kapasite ile çalıştırılmakta olan işyerlerinin
kapasitelerini kullanmalarına veya artırmalarına imkan sağlanabiliyor mu? Hayır.
Yeteri kadar iç ve dış talep var mı? Yoksa da yaratılabiliyor mu? Hayır. Talep
olsa da yeterli parasal kaynak var mı?
Kurulu kapasite deyip geçmeyelim. Nasıl ki halkımızın tasarrufları mevduat
olarak bankalarımızın emanetinde bir milli varlık ise bana göre her işletme de
işverene emanet edilmiş, katma değer üreten, istihdam yaratan birer milli
varlıktır. Bu varlıkların nemasız veya eksik nemalarla muhafazası genelde milli
bir kayıptır. Aynca, her işletmenin cirosunun yüzde 15-20'lik bölümü KDV,
muhtasar vergi, SSK primleri, gümrük resimleri vs. olarak milli Hazineye
aktığına göre bu işletmelerin verimsizliği affedilemez bir eksikliktir. Buna
istihdamın ve yan hizmetlerin katkılarını da eklediğimizde tablonun önemi
meydanda. Neden bu noktadayız biliyor musunuz? Çünkü kaynağımız kıt. Önce
bankalarımızı rehabilite edelim, sonra reel sektörü ele alacağız dendi. Biz de
her ikisi de eş zamanlı olsun dedik. Kabul ettiremedik. Değil Londra Yaklaşımı,
İstanbul Yaklaşımı bile bu müesseselere yaklaşamıyor. Hâlâ bu kategoriye giren
işletmelerimizin istihdam edemedikleri işsiz sayısının bir milyon kişi civarında
olduğu hesap ediliyor. Gelin bir de bu müesseselerin iş bilgisi ve birikimleri
ile yeni yatırımlara yönlendirilebildiklerini düşünelim. O takdirde her halde
mesleğe yeni gireceklerden daha hızlı ve başarılı olacaklardır. İşte Belçika,
Japonya ve daha birçok memleket; yanlış kurulmuş ve tedavi şansı olmayanlar
hariç; vergi ve finans öncesi yeterli kazanımı olan veya olması olası her
işletmeyi birer milli varlık kabul etmiş, kazananı kazandır prensibinden
hareketle geçici ortaklıklar, kredi destekleri ve devletin oluşturduğu ek yan
hizmetlerle onlan destekleyerek kurulu kapasitelerini hem tam kullanmaya hem de
onlan ek yatırımlar yapmaya yönlendirmişler. Buna karşın bizim memleketimizde
birçok müessese icra dairelerinde cambazlıklarla zaman kaybediyor. Bazdan da
işyerlerini komşu memleketlere taşımakla meşguller. Siyasi irade mütereddit ve
yavaş Gelelim sahaya davet etmemiz gereken yeni girişimci yatırımcılara. Bu
maksatla Başbakanlık'ta YOİKK kuruldu. Bir senedir somut bir basan yok. Neden,
çünkü siyasi irade mütereddit ve yavaş. Başbakanlık çözümü, bizzat oluşturmak
yerine bürokrasiye bırakmış.
İrlanda, Polonya, Çin, Hindistan ve AB'ye üye aday birçok devlet inanılmaz
boyutlarda yatırımları memleketlerine kazandırdılar ve de kazandırmaya devam
ediyorlar. - Peki nasıl davranalım? Öncelikle, halkımızı, parlamentomuzu,
hükümetimizi, bürokrasimizi, siyaset kurumlarımızı ve sivil toplum örgütlerimizi
sürdürülebilir topyekün kalkınma seferberliğine ortak etmemiz gerekiyor. New
Deal'i yöneten Roosewelt'in, her Amerikalı'ya bir araba diyen Ford'un,
Almanya'yı yüzde 13,5 oranındaki işsizlikten yüzde 1 civarında işsizliğe
yaklaştıran Adenauer Erhardt mucizelerini hatırlayalım. İrlanda'nın, Güney
Kore'nin, Çin'in taptaze kalkınma reçetelerinden ilham alalım ve yola çıkalım.
Enflasyonu tek haneli rakama indirmek, rant ekonomisini terk edip üretim
ekonomisine geçiş kararını vermek, re-el faizi minumuma çekmek, faiz öncesi
bütçe fazlamızı korumak, uluslararası rekabete açık sağlıklı bir pazar ortamını
oluşturmak yetmiyor. Makro ekonomik dengemizi kurarken istikrar ortamını tesis
edip ülke riskimizi minimize ederek, Türkiyemizi yatırım cenneti haline
getirmeliyiz.
Yatırım ortamını iyileştirme koordinasyon kurulu (YOIKK)
Yukarıda bahsini ettiğim YOİKK bu konuyu işlemek üzere yedi
adet teknik komite oluşaırdu: şirket kuruluşlannı kolaylaştırma ve hızlandırma,
istihdamı hızlandırma, şirket lisansları, yatırımcılara yer temini, vergi ve
teşvikler ile gümrükler standartlar ve fikri haklar teknik komiteleri bir
senedir çalışılıyor, ortada somut bir gelişme yok. Bu arada yatırımlar için
elzem iç ve dış talep ile fi-nans konusu ele alınamadı.
Halihazırda ihracatçılarımızın ve turizm sektörümüzün kaydettikleri hamleler
sayesinde iyimser bir hava esmekte. Ancak, kurulu kapasitelerin potansiyel
gücünün kullanımının neresindeyiz. Bir de onu görelim; yüzde 50'sinde miyiz?
Belki de daha azındayız. Neden, satabileceğimizden daha az satıyoruz dışarıya.
Hem de hak ettiğimiz fiyatların çok altında ve çok ucuz fiyatlarla
satabiliyoruz. Sebebi ayan beyan ortada; iç talep yok. İç pazarda müşteri
bulamayan sanayici de ayakta kalabilmek için malını çok ucuza satıyor. Pazarlık
sürecinde bu durumun farkında olan alıcılar da pazarlık güçlerini kullanıyorlar.
Ve malları-mızı çok ucuza kapatıyorlar, turizm endüstrimiz de doluluk hedefine
kilitlenmiş hizmetlerini ve odalarını ucuza satıyorlar. Sonuç, katma değer
minimumda. Çare, iç talebi toplam talebin yüzde 50'sine çıkarmak. Bunun için de
araç, istihdam.
Reel sektör devreye girmeli
İşçiyi ve memuru pazara yönlendirmeliyiz. Ford'un mucizesini
hatırlayalım. Yeni iktidar bir buçuk milyon konut ile 15.000 km yol projesi ilan
etti. Hiç yoktan iyidir. Ancak vatan sathında şantiyelerin oluşması ve bacaların
tütmesi için reel sektör'ün çok acele devreye girmesi lazım.
Hangi para ile diyeceksiniz. Gerek Dünya Bankası gerekse, Avrupa Kalkınma
Bankası ile benzer kuruluşlann fonlarından en az yararlanabilmiş devlet
durumundayız. Neden; çünkü ilgili mercilere projeler üretip sunamamışız. Gelin
bunun üzerinde biraz duralım. Bir zamanlar rahmetli Özal, villalarınızı satın,
yatırım yapın demişti. Şimdi de bankalardan nakit kredisi veya teminat mektubu
kredisi istediğimiz zaman teminatın nedir diyorlar. Buyur işletmemi dediğimizde
de işletme relini yapmıyoruz veya yapamıyoruz diyorlar. Bana kolay nakde
dönüştürebileceğim menkul ve gayrimenkul getir diyorlar. Gereğinde ben fabrika
satışı ile uğraşamam diyorlar. Çok üstelediğinizde de onlara göre fabrika
eşittir arsa ve bina haraç mezat satılabilecek ne varsa o. İşte size teminat
anlayışı ve uygulama.
Bir başka olguyu dikkatinize sunayım. İşletme sahibi olmak ayn bir olay,
yöneticilik apayn bir olay. Her işletme sahibi illa ki yönetici olamıyor.
Dünyada yöneticilik yepyeni bir anlayış. Kendi aralarında organize oldular şu
veya bu sebeple işyerini yönetemeyen veya yönetmek istemeyen işveren işletmesini
şayet o işletmenin faiz ve vergi öncesi kazanımları cazip ise kiralama şansına
sahip. Yönetici şirketler de finans çevreleri ile anlaşıp döner sermaye
sağlayarak ağır çalışan veya çalışamayan işletmeleri bu suretle ekonomiye
kazandırı-yorlar. Herkes memnun, fınans çevreleri de işletme sahipleri de
yöneticiler de. Bu arada dünya genelinde yatırım fırsat-lan arayan trilyonlarla
dolar tutannda kaynak olduğu herkesin malumu. Bu yoldan memleketimize sermaye
yatırım-lan sağlanabilir. Profesyonel yöneticiler bir an evvel organize
olsunlar, fınans çevrelerini ikna edip maddi manevi ve fikri kaynaklarımızı top
yekûn kalkınma seferberliğimizin emrine verip yönlendirsinler. Son krizde
mühendis ve işletme kökenli pırıl pırıl binlerce genç; işsizler ordusuna
katıldı. Finans sektöründe alışkın olduklan masabaşı çalışma yerine mal ve
hizmet üretmek üzere vakti fişletme yönetimine yönelsinler.
Öncelik iş güvencesi mi? İşyeri güvencesi mi?
Gelelim şu istihdamın içinde bulunduğu koşullara, yatırımlan frenleyen,
cazibesini azaltan, riskini de gereksiz biçimde artıran mevcut koşullara. Evet
bu koşullardan ne girişimci memnun ne de işçi.
Bakın bugünlerde üzerinde en çok konuşulan konu: iş güvencesi. İşin güvencesi
mi, işçinin güvencesi mi? Yumurta tavuk hikayesi.
Ben konuya işyerinin güvencesi olarak bakmanın ve bu yoldan hem işçimizi hem de
işverenimizi birlikte tatmin etmenin doğru olacağını düşünüyorum.
Uluslararası rekabete açık iç ve dış pazarda ürünlerini satmak durumunda olan
bir işletme hangi pazar şartlan altında çalışır onu bir görelim.
- Ne üretirsen satabilirsin (bitti).
- Ne kadar üretebilirsen satarsın ( o da bitti).
Şimdi önce sipariş alacaksın sonra üretim yapacaksın devrindeyiz.
Halen toptan talebin yüzde 20-30'luk bölümünü çok büyük uluslararası dağıtım ve
pazarlama zincirleri kontrol ediyor ve bu oran hızla büyüyor.
- Diğer müşteriler de büyükler gibi; sipariş mektuplarına çok hızlı hatta anında
cevap istiyorlar, ikmal ve teslim programlarını kendileri yapıp, üreticiye
empoze ediyorlar, sipariş bağlantılarını sık sık değişime tabi tutuyorlar, hatta
fütursuzca ve canları istediğinde kati siparişlerini de sudan sebeplerle iptal
edebiliyorlar.
Öncelikle çağdaş iş kanunu
Gelin işin içinden çıkın bakalım. Bir işletmenin üretim planlama sorumlusu
iseniz hayatınız kaymıştır.
İşte bu anlattığım şartlar altında organize olmaya mecbur işverenin imdadına
Batılı memleketlerde kanun koyucular yetişiyor ve iş kanunlarına; esnek çalışma
- mesaili çalışma - kısa sureli işçi istihdamı ve taşerondan yararlanma
yollarını düzenleyen fasıllar ekliyorlar.
Biz buna çağdaş iş kanunu diyoruz ve kıyametler kopuyor. Bu arada yeni kanunun
içinde iş güvencesi de var. Onu görmezden geliyorlar. Üç senedir bu konu
tartışılır durur da istihdamın yolunu açacak işsizleri sevindirecek, piyasa
koşullarına ayak uyduracak masum bir düzenleme bir türlü gerçekleşmez.
İşçi-işveren ilişkilerini sınıflar çatışması gibi algılayan anlayışa artık son
vermenin zamanı geldi de geçti bile. Pastayı büyütmenin getireceği bereketi ve
bölüşümü konuşmalıyız. Katma değer üretemeyen devletlerin ve milletlerin kaderi
karanlığa gömülmektir.
Yaratılan ejder; Kayıtsız ekonomi
İstihdamın önünü tıkayan ikinci ve çok büyük bir fren de kayıtsız ekonomidir.
Ekonomimizin yüzde 60'larını esir almış bir canavar bu. Hiçbir iktidar bununla
baş edemedi, nerede ise gözardı etti diyeceğim geliyor. Seçmeni kısa vadede hoş
tutmak ve siyasetin gelir bütçesini tehlikeye sokmamak mıdır, sebep nedir
bilinmez; ne olursa olsun bu canavarı yok etmeye mecburuz.
Çok yüksek KDV, çok yüksek muhtasar vergi, çok yüksek SSK primleri ile gelir ve
kurumlar vergilerini ödememek için işadamı yastık altı parası ile üretim ve
ticaret yapmayı, faturasız-fişsiz mal satıp kayıtsız işçi istihdam etmeyi bir
yaşam biçimi haline getirdi. Üstelik bu suça pasif katılıma zorlayarak,
halkımızı da ortak etti.
Bu arada, başıbozuk kayıtlı, kayıtsız ithalat ile KDV yolsuzluklanna imkan
sağlayan bazı ihracat türlerinden oluşan faturasız satışlarla ile çok başlı bir
ejder yaratıldı. Adı gene kayıtsız ekonomi. Devlet buna da kayıtsız, nerede ise
ilgisiz diyeceğim.
Peki bu ortamdaki Türkiye'mizde yatırım yapmaya; ciddi, hesabı kitabı düzgün,
kanunlara saygılı girişimcileri nasıl davet edebiliriz, sorarım size.
Sorumlulara teklif ettik. Faturasız satışları ve kayıtsız istihdamı önlemek
üzere yeni bir kampanya başlatın. Bu kampanyanın sağlayacağı ek geliri ayrı bir
hesapta biriktirin. Elde edeceğiniz munzam gelirin yansını KDV ve SSK
primlerinin oranlarını aşağı çekmek için kullanın. Böylece bu problemi usuletle
ve suhuleüe kökten çözersiniz dedik. İtibar görmedik.
Devletimiz bu mücadeleye tez elden karar vermeli ve bu memleketin namuslu ve
dürüst insanlarının sırtına toplam vergi gelirleri yükünü yüklemeye devam
etmemelidir. Adalet mülkün temeli ise, devletin halktan, emirlerine itaat
talebinde bulunabilmesi için adil olmak yükümlülüğü vardır.
Kayıtsız ekonomi canavarının bir kötülüğü daha vardır. O da menkul kıymetler
borsamızın büyümesine ve derinlik kazanmasına engel olmasıdır. Kayıtsız
satışlara ve kayıtsız istihdama bulaşmış müesseselerin menkul kıymetler
borsasına kaydolmaları imkansız. Sırf bu kanalı çalıştırarak yatırımcı
girişimcilere ortak bulmak ve fon sağlayabilmek için, kayıtsız ekonomi canavarı
ile mücadele şarttır. Bu arada mali milat sorunu da halledileceğine göre yastık
altı tasarrufların yatırımlara yönlenmesini sağlamak üzere kayıtsız ekonomi ile
mücadelede çok acele davranılması şarttır.
Hedef, yatırım ve istihdam veya aş ve iş olunca, dış kaynaklara yönelinceye
kadar memleketimizin manipule edebileceği ne kadar çok kaynaklan var
görüyorsunuz. İnanırsak başarırız.
Çözüm önerileri
1) Yüksek teknolojiye dayalı sanayileşme sürecimizi hızla tamamlayıp bilgi
toplumuna geçişi hedef alalım. Katma değeri yüksek sanayi türlerine de yatırım
programımızda öncelik verelim.
2) Reel sektörün emanetinde ve devletimizin yönlendirici politikaları
çerçevesinde rekabetçi piyasa koşullarını eksiksiz oluşturarak sürdürülebilir
kalkınma ortamını yaratalım.
3) Finans ve vergi öncesi kazanımları ile işletmesine önemli kazançlar
sağlayabilecek güçteki her üretim birimini desteklenmeye layık birer milli
varlık kabul edelim, devlet kuruluşları ve finans çevreleri tarafından
desteklenmelerini isteyelim.
4) Kapanan veya düşük kapasite ile çalışan tesislerin yeniden yapılandırılması
için İstanbul Yaklaşımı uygulamasına hız ve etkinlik kazandıralım.
5) Kayıtsız ekonomi ile mücadeleye gereken önemi vererek tasarrufların direk
yoldan veya borsa kanalı ile endirek yoldan yatırımlara yönlenmesini sağlayalım.
a- KDV oranlan ile istihdam üzerindeki vergi ve harçlan bir an evvel makul
seviyeye indirelim.
b- Halkımızı alışverişlerinde fatura istemeye özendirecek düzenlemeler yapalım.
Bunun için her vergi mükellefinin masraf belgelerini gider kaydetmesini ve vergi
matrahından mahsup etmesini sağlayalım.
6) İç talebi artırmanın yolunun sağlık ve yaşlılık sigorta kurumlarının
güçlenmesi ile istihdamdan geçtiğini kabullenelim. Halkımızı harcama engellisi
olmaktan kurtaralım.
7) Yatırım ortamını iyileştirme sorumluluğunu bir bakanımızın üstlenmesini
sağlayalım.
8) Ekonomik Sosyal Konsey'in etkin ve verimli çalışmasını sağlamak sureti ile bu
kurumun hükümete ve parlamentoya yardımcı olmasını sağlayalım.
9) Tanmsal üretimlerin üstü açık birer sanayi işletmesi olduğunu kabullenip,
ölçek ekonomisine tabi bir işyeri olarak çalıştınlmalan gereğini kabullenelim ve
yapısal desteklerle güçlendirilmelerinin doğru olacağını ilan edelim. Çerçeve
tanm kanununun da bu anlayışla hazırlanmasını isteyelim.
10) Çalışma Bakanlığımızda bekleyen İş Kanunu Taslağı'nın 15 Mart'a kadar
yasalaştırılmasını isteyelim. |