[ , ]    Sayı:276  Aralık 2002

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

Editör'den


 Güncel

   TİSK'den hükümete çağrı: İşsizliğe çözüm için istihdam üzerindeki yükleri kaldırın

   Öztemir: Türkiye'nin uygulaması gereken İstihdam Politikaları

  İSO 50.Yıl kutlamaları

  50 yıllık üyelere plaket

  GÖRÜŞLER:

Refik Baydur

Zafer Çağlayan

Sinan Aygün


 Firma

Altınyıldız kabuk değiştiriyor


 Araştırma

Türk ve Dünya Tekstili


 Hukuk

Prof. Dr. Tankut Centel

Güncel

TİSK Başkan Vekili; Necmettin Öztemir:
Türkiye'nin uygulaması gereken İstihdam Politikaları

Sendikamız İkinci Başkanı ve TİSK Başkan Vekili Necmettin Öztemir TiSK'in 40. Yıl Etkinlikleri kapsamında ilk gün düzenlenen "Türkiye'nin Uygulaması Gereken İstihdam Politikaları " konulu panelde bir konuşma yaptı. Öztemir'in konuşmasının geniş bir özetini aşağıda sunuyoruz.

 

Aş ve iş için çalışmak
Türkiye'mizin uygulaması gereken istihdam politikaları konulu panelimiz; halk dili ile ifade edersek, aş ve iş sorunu son iki üç yıldır üzerinde milletçe en çok kafa yorduğumuz bir milli problem.
Ömrünün 50 yılını işveren olarak geçirmiş bir işadamı sıfatımla bu konuyu işlemeye talip oldum. Kapısında bekleşen işsiz insanlara; sık sık yeni işçi almıyoruz demek veya dedirtmek mecburiyetinde kaldığım zamanların çaresizlik ve ezikliğini de hâlâ içimde duyarak konuya giriyorum.
Değerli izleyiciler ekonomik akıl bize ne dedirtiyorsa onlan ifade etmek üzere karşınızdayım.
Neden memleketimizde aş ve iş için çalışmak isteyen her insana iş veremiyoruz?
DİE kayıtlarına göre, Türkiye'mizin 6-7 milyon civan işsizi var. Her sene buna bir milyon yeni genç işsiz ekleniyor ve biz bunlar için istihdam yaratmaya mecburuz. Bu tablonun sadece mali kaynak ihtiyacı da 200 milyar dolar civarında bir rakam.
Peki çözüm nerede?
Memleketimizde kurulu işyerleri tam kapasite ile çalıştırılabiliyor mu? Hayır. Kriz sonucu kapanmış veya eksik kapasite ile çalıştırılmakta olan işyerlerinin kapasitelerini kullanmalarına veya artırmalarına imkan sağlanabiliyor mu? Hayır. Yeteri kadar iç ve dış talep var mı? Yoksa da yaratılabiliyor mu? Hayır. Talep olsa da yeterli parasal kaynak var mı?
Kurulu kapasite deyip geçmeyelim. Nasıl ki halkımızın tasarrufları mevduat olarak bankalarımızın emanetinde bir milli varlık ise bana göre her işletme de işverene emanet edilmiş, katma değer üreten, istihdam yaratan birer milli varlıktır. Bu varlıkların nemasız veya eksik nemalarla muhafazası genelde milli bir kayıptır. Aynca, her işletmenin cirosunun yüzde 15-20'lik bölümü KDV, muhtasar vergi, SSK primleri, gümrük resimleri vs. olarak milli Hazineye aktığına göre bu işletmelerin verimsizliği affedilemez bir eksikliktir. Buna istihdamın ve yan hizmetlerin katkılarını da eklediğimizde tablonun önemi meydanda. Neden bu noktadayız biliyor musunuz? Çünkü kaynağımız kıt. Önce bankalarımızı rehabilite edelim, sonra reel sektörü ele alacağız dendi. Biz de her ikisi de eş zamanlı olsun dedik. Kabul ettiremedik. Değil Londra Yaklaşımı, İstanbul Yaklaşımı bile bu müesseselere yaklaşamıyor. Hâlâ bu kategoriye giren işletmelerimizin istihdam edemedikleri işsiz sayısının bir milyon kişi civarında olduğu hesap ediliyor. Gelin bir de bu müesseselerin iş bilgisi ve birikimleri ile yeni yatırımlara yönlendirilebildiklerini düşünelim. O takdirde her halde mesleğe yeni gireceklerden daha hızlı ve başarılı olacaklardır. İşte Belçika, Japonya ve daha birçok memleket; yanlış kurulmuş ve tedavi şansı olmayanlar hariç; vergi ve finans öncesi yeterli kazanımı olan veya olması olası her işletmeyi birer milli varlık kabul etmiş, kazananı kazandır prensibinden hareketle geçici ortaklıklar, kredi destekleri ve devletin oluşturduğu ek yan hizmetlerle onlan destekleyerek kurulu kapasitelerini hem tam kullanmaya hem de onlan ek yatırımlar yapmaya yönlendirmişler. Buna karşın bizim memleketimizde birçok müessese icra dairelerinde cambazlıklarla zaman kaybediyor. Bazdan da işyerlerini komşu memleketlere taşımakla meşguller. Siyasi irade mütereddit ve yavaş Gelelim sahaya davet etmemiz gereken yeni girişimci yatırımcılara. Bu maksatla Başbakanlık'ta YOİKK kuruldu. Bir senedir somut bir basan yok. Neden, çünkü siyasi irade mütereddit ve yavaş. Başbakanlık çözümü, bizzat oluşturmak yerine bürokrasiye bırakmış.
İrlanda, Polonya, Çin, Hindistan ve AB'ye üye aday birçok devlet inanılmaz boyutlarda yatırımları memleketlerine kazandırdılar ve de kazandırmaya devam ediyorlar. - Peki nasıl davranalım? Öncelikle, halkımızı, parlamentomuzu, hükümetimizi, bürokrasimizi, siyaset kurumlarımızı ve sivil toplum örgütlerimizi sürdürülebilir topyekün kalkınma seferberliğine ortak etmemiz gerekiyor. New Deal'i yöneten Roosewelt'in, her Amerikalı'ya bir araba diyen Ford'un, Almanya'yı yüzde 13,5 oranındaki işsizlikten yüzde 1 civarında işsizliğe yaklaştıran Adenauer Erhardt mucizelerini hatırlayalım. İrlanda'nın, Güney Kore'nin, Çin'in taptaze kalkınma reçetelerinden ilham alalım ve yola çıkalım. Enflasyonu tek haneli rakama indirmek, rant ekonomisini terk edip üretim ekonomisine geçiş kararını vermek, re-el faizi minumuma çekmek, faiz öncesi bütçe fazlamızı korumak, uluslararası rekabete açık sağlıklı bir pazar ortamını oluşturmak yetmiyor. Makro ekonomik dengemizi kurarken istikrar ortamını tesis edip ülke riskimizi minimize ederek, Türkiyemizi yatırım cenneti haline getirmeliyiz.
Yatırım ortamını iyileştirme koordinasyon kurulu (YOIKK)

Yukarıda bahsini ettiğim YOİKK bu konuyu işlemek üzere yedi adet teknik komite oluşaırdu: şirket kuruluşlannı kolaylaştırma ve hızlandırma, istihdamı hızlandırma, şirket lisansları, yatırımcılara yer temini, vergi ve teşvikler ile gümrükler standartlar ve fikri haklar teknik komiteleri bir senedir çalışılıyor, ortada somut bir gelişme yok. Bu arada yatırımlar için elzem iç ve dış talep ile fi-nans konusu ele alınamadı.
Halihazırda ihracatçılarımızın ve turizm sektörümüzün kaydettikleri hamleler sayesinde iyimser bir hava esmekte. Ancak, kurulu kapasitelerin potansiyel gücünün kullanımının neresindeyiz. Bir de onu görelim; yüzde 50'sinde miyiz? Belki de daha azındayız. Neden, satabileceğimizden daha az satıyoruz dışarıya. Hem de hak ettiğimiz fiyatların çok altında ve çok ucuz fiyatlarla satabiliyoruz. Sebebi ayan beyan ortada; iç talep yok. İç pazarda müşteri bulamayan sanayici de ayakta kalabilmek için malını çok ucuza satıyor. Pazarlık sürecinde bu durumun farkında olan alıcılar da pazarlık güçlerini kullanıyorlar. Ve malları-mızı çok ucuza kapatıyorlar, turizm endüstrimiz de doluluk hedefine kilitlenmiş hizmetlerini ve odalarını ucuza satıyorlar. Sonuç, katma değer minimumda. Çare, iç talebi toplam talebin yüzde 50'sine çıkarmak. Bunun için de araç, istihdam.
Reel sektör devreye girmeli

İşçiyi ve memuru pazara yönlendirmeliyiz. Ford'un mucizesini hatırlayalım. Yeni iktidar bir buçuk milyon konut ile 15.000 km yol projesi ilan etti. Hiç yoktan iyidir. Ancak vatan sathında şantiyelerin oluşması ve bacaların tütmesi için reel sektör'ün çok acele devreye girmesi lazım.
Hangi para ile diyeceksiniz. Gerek Dünya Bankası gerekse, Avrupa Kalkınma Bankası ile benzer kuruluşlann fonlarından en az yararlanabilmiş devlet durumundayız. Neden; çünkü ilgili mercilere projeler üretip sunamamışız. Gelin bunun üzerinde biraz duralım. Bir zamanlar rahmetli Özal, villalarınızı satın, yatırım yapın demişti. Şimdi de bankalardan nakit kredisi veya teminat mektubu kredisi istediğimiz zaman teminatın nedir diyorlar. Buyur işletmemi dediğimizde de işletme relini yapmıyoruz veya yapamıyoruz diyorlar. Bana kolay nakde dönüştürebileceğim menkul ve gayrimenkul getir diyorlar. Gereğinde ben fabrika satışı ile uğraşamam diyorlar. Çok üstelediğinizde de onlara göre fabrika eşittir arsa ve bina haraç mezat satılabilecek ne varsa o. İşte size teminat anlayışı ve uygulama.
Bir başka olguyu dikkatinize sunayım. İşletme sahibi olmak ayn bir olay, yöneticilik apayn bir olay. Her işletme sahibi illa ki yönetici olamıyor. Dünyada yöneticilik yepyeni bir anlayış. Kendi aralarında organize oldular şu veya bu sebeple işyerini yönetemeyen veya yönetmek istemeyen işveren işletmesini şayet o işletmenin faiz ve vergi öncesi kazanımları cazip ise kiralama şansına sahip. Yönetici şirketler de finans çevreleri ile anlaşıp döner sermaye sağlayarak ağır çalışan veya çalışamayan işletmeleri bu suretle ekonomiye kazandırı-yorlar. Herkes memnun, fınans çevreleri de işletme sahipleri de yöneticiler de. Bu arada dünya genelinde yatırım fırsat-lan arayan trilyonlarla dolar tutannda kaynak olduğu herkesin malumu. Bu yoldan memleketimize sermaye yatırım-lan sağlanabilir. Profesyonel yöneticiler bir an evvel organize olsunlar, fınans çevrelerini ikna edip maddi manevi ve fikri kaynaklarımızı top yekûn kalkınma seferberliğimizin emrine verip yönlendirsinler. Son krizde mühendis ve işletme kökenli pırıl pırıl binlerce genç; işsizler ordusuna katıldı. Finans sektöründe alışkın olduklan masabaşı çalışma yerine mal ve hizmet üretmek üzere vakti fişletme yönetimine yönelsinler.
Öncelik iş güvencesi mi? İşyeri güvencesi mi?
Gelelim şu istihdamın içinde bulunduğu koşullara, yatırımlan frenleyen, cazibesini azaltan, riskini de gereksiz biçimde artıran mevcut koşullara. Evet bu koşullardan ne girişimci memnun ne de işçi.
Bakın bugünlerde üzerinde en çok konuşulan konu: iş güvencesi. İşin güvencesi mi, işçinin güvencesi mi? Yumurta tavuk hikayesi.
Ben konuya işyerinin güvencesi olarak bakmanın ve bu yoldan hem işçimizi hem de işverenimizi birlikte tatmin etmenin doğru olacağını düşünüyorum.
Uluslararası rekabete açık iç ve dış pazarda ürünlerini satmak durumunda olan bir işletme hangi pazar şartlan altında çalışır onu bir görelim.
- Ne üretirsen satabilirsin (bitti).
- Ne kadar üretebilirsen satarsın ( o da bitti).
Şimdi önce sipariş alacaksın sonra üretim yapacaksın devrindeyiz.
Halen toptan talebin yüzde 20-30'luk bölümünü çok büyük uluslararası dağıtım ve pazarlama zincirleri kontrol ediyor ve bu oran hızla büyüyor.
- Diğer müşteriler de büyükler gibi; sipariş mektuplarına çok hızlı hatta anında cevap istiyorlar, ikmal ve teslim programlarını kendileri yapıp, üreticiye empoze ediyorlar, sipariş bağlantılarını sık sık değişime tabi tutuyorlar, hatta fütursuzca ve canları istediğinde kati siparişlerini de sudan sebeplerle iptal edebiliyorlar.
Öncelikle çağdaş iş kanunu
Gelin işin içinden çıkın bakalım. Bir işletmenin üretim planlama sorumlusu iseniz hayatınız kaymıştır.
İşte bu anlattığım şartlar altında organize olmaya mecbur işverenin imdadına Batılı memleketlerde kanun koyucular yetişiyor ve iş kanunlarına; esnek çalışma - mesaili çalışma - kısa sureli işçi istihdamı ve taşerondan yararlanma yollarını düzenleyen fasıllar ekliyorlar.
Biz buna çağdaş iş kanunu diyoruz ve kıyametler kopuyor. Bu arada yeni kanunun içinde iş güvencesi de var. Onu görmezden geliyorlar. Üç senedir bu konu tartışılır durur da istihdamın yolunu açacak işsizleri sevindirecek, piyasa koşullarına ayak uyduracak masum bir düzenleme bir türlü gerçekleşmez.
İşçi-işveren ilişkilerini sınıflar çatışması gibi algılayan anlayışa artık son vermenin zamanı geldi de geçti bile. Pastayı büyütmenin getireceği bereketi ve bölüşümü konuşmalıyız. Katma değer üretemeyen devletlerin ve milletlerin kaderi karanlığa gömülmektir.
Yaratılan ejder; Kayıtsız ekonomi
İstihdamın önünü tıkayan ikinci ve çok büyük bir fren de kayıtsız ekonomidir.
Ekonomimizin yüzde 60'larını esir almış bir canavar bu. Hiçbir iktidar bununla baş edemedi, nerede ise gözardı etti diyeceğim geliyor. Seçmeni kısa vadede hoş tutmak ve siyasetin gelir bütçesini tehlikeye sokmamak mıdır, sebep nedir bilinmez; ne olursa olsun bu canavarı yok etmeye mecburuz.
Çok yüksek KDV, çok yüksek muhtasar vergi, çok yüksek SSK primleri ile gelir ve kurumlar vergilerini ödememek için işadamı yastık altı parası ile üretim ve ticaret yapmayı, faturasız-fişsiz mal satıp kayıtsız işçi istihdam etmeyi bir yaşam biçimi haline getirdi. Üstelik bu suça pasif katılıma zorlayarak, halkımızı da ortak etti.
Bu arada, başıbozuk kayıtlı, kayıtsız ithalat ile KDV yolsuzluklanna imkan sağlayan bazı ihracat türlerinden oluşan faturasız satışlarla ile çok başlı bir ejder yaratıldı. Adı gene kayıtsız ekonomi. Devlet buna da kayıtsız, nerede ise ilgisiz diyeceğim.
Peki bu ortamdaki Türkiye'mizde yatırım yapmaya; ciddi, hesabı kitabı düzgün, kanunlara saygılı girişimcileri nasıl davet edebiliriz, sorarım size.
Sorumlulara teklif ettik. Faturasız satışları ve kayıtsız istihdamı önlemek üzere yeni bir kampanya başlatın. Bu kampanyanın sağlayacağı ek geliri ayrı bir hesapta biriktirin. Elde edeceğiniz munzam gelirin yansını KDV ve SSK primlerinin oranlarını aşağı çekmek için kullanın. Böylece bu problemi usuletle ve suhuleüe kökten çözersiniz dedik. İtibar görmedik.
Devletimiz bu mücadeleye tez elden karar vermeli ve bu memleketin namuslu ve dürüst insanlarının sırtına toplam vergi gelirleri yükünü yüklemeye devam etmemelidir. Adalet mülkün temeli ise, devletin halktan, emirlerine itaat talebinde bulunabilmesi için adil olmak yükümlülüğü vardır.
Kayıtsız ekonomi canavarının bir kötülüğü daha vardır. O da menkul kıymetler borsamızın büyümesine ve derinlik kazanmasına engel olmasıdır. Kayıtsız satışlara ve kayıtsız istihdama bulaşmış müesseselerin menkul kıymetler borsasına kaydolmaları imkansız. Sırf bu kanalı çalıştırarak yatırımcı girişimcilere ortak bulmak ve fon sağlayabilmek için, kayıtsız ekonomi canavarı ile mücadele şarttır. Bu arada mali milat sorunu da halledileceğine göre yastık altı tasarrufların yatırımlara yönlenmesini sağlamak üzere kayıtsız ekonomi ile mücadelede çok acele davranılması şarttır.
Hedef, yatırım ve istihdam veya aş ve iş olunca, dış kaynaklara yönelinceye kadar memleketimizin manipule edebileceği ne kadar çok kaynaklan var görüyorsunuz. İnanırsak başarırız.

Çözüm önerileri
1) Yüksek teknolojiye dayalı sanayileşme sürecimizi hızla tamamlayıp bilgi toplumuna geçişi hedef alalım. Katma değeri yüksek sanayi türlerine de yatırım programımızda öncelik verelim.
2) Reel sektörün emanetinde ve devletimizin yönlendirici politikaları çerçevesinde rekabetçi piyasa koşullarını eksiksiz oluşturarak sürdürülebilir kalkınma ortamını yaratalım.
3) Finans ve vergi öncesi kazanımları ile işletmesine önemli kazançlar sağlayabilecek güçteki her üretim birimini desteklenmeye layık birer milli varlık kabul edelim, devlet kuruluşları ve finans çevreleri tarafından desteklenmelerini isteyelim.
4) Kapanan veya düşük kapasite ile çalışan tesislerin yeniden yapılandırılması için İstanbul Yaklaşımı uygulamasına hız ve etkinlik kazandıralım.
5) Kayıtsız ekonomi ile mücadeleye gereken önemi vererek tasarrufların direk yoldan veya borsa kanalı ile endirek yoldan yatırımlara yönlenmesini sağlayalım.
a- KDV oranlan ile istihdam üzerindeki vergi ve harçlan bir an evvel makul seviyeye indirelim.
b- Halkımızı alışverişlerinde fatura istemeye özendirecek düzenlemeler yapalım. Bunun için her vergi mükellefinin masraf belgelerini gider kaydetmesini ve vergi matrahından mahsup etmesini sağlayalım.
6) İç talebi artırmanın yolunun sağlık ve yaşlılık sigorta kurumlarının güçlenmesi ile istihdamdan geçtiğini kabullenelim. Halkımızı harcama engellisi olmaktan kurtaralım.
7) Yatırım ortamını iyileştirme sorumluluğunu bir bakanımızın üstlenmesini sağlayalım.
8) Ekonomik Sosyal Konsey'in etkin ve verimli çalışmasını sağlamak sureti ile bu kurumun hükümete ve parlamentoya yardımcı olmasını sağlayalım.
9) Tanmsal üretimlerin üstü açık birer sanayi işletmesi olduğunu kabullenip, ölçek ekonomisine tabi bir işyeri olarak çalıştınlmalan gereğini kabullenelim ve yapısal desteklerle güçlendirilmelerinin doğru olacağını ilan edelim. Çerçeve tanm kanununun da bu anlayışla hazırlanmasını isteyelim.
10) Çalışma Bakanlığımızda bekleyen İş Kanunu Taslağı'nın 15 Mart'a kadar yasalaştırılmasını isteyelim.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2003 TÜTSİS      -      boratur.net