Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Toplu
sözleşme görüşmelerinde uyuşmazlık
Alman
sanayiciler, Türk tekstil sektörü ile İstanbul'da buluştu
İş
Güvencesi Kanunu tartışması
Ekonomi
Ekonominin
zirvesi Antalya'da toplandı
Sektör
Erhan Özkan;
Tekstilin çıtasını daha yukarıya taşıyacağız
Hukuk
DEVAMSIZLIK
NEDENİYLE HİZMET SÖZLEŞMESİNİN FESHİ
|
Güncel
"İş Güvencesi
Kanunu" tartışması
Öztemir: Modern yönetim tekniklerine sırt dönerek başarı kazanılamaz
Hürriyet
Gazetesi; "İnsan Kaynakları Toplantıları" çerçevesinde organize edilen "İş
Güvencesi Kanunu ve İş Kanunu Tasarısı İşverene Neler Getiriyor?" başlıklı
toplantı, gazetenin Çetin Emeç Salonu'nda geniş bir katılımcı eşliğinde yapıldı.
Toplantıya Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. A. Can
Tuncay başkanlık ederken, Türkiye işveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ve
Sendikamız Yönetim Kurulu İkinci Başkanı Necmettin Öztemir ile MESS Genel
Sekreter Yardımcısı A. Ahmet Bölükbaşı konuşmacı olarak katıldılar.
Toplantının konu başlıkları şunlardı:
- İş Güvencesi Kanunu işverene neler yüklüyor?
- İş Kanunu Tasarısı ile çalışma hayatı nasıl şekillenecek?
- İş Kanunu Tasarısı, İş Güvencesi Kanunu yürürlüğe girinciye kadar
kanunlaşabilecek mi?
- Yeni bir İş Kanunu mu, İş Güvencesi Kanunu mu?
Öztemir: Türkiye, gerekeni yapacak
Prof. Dr. Can Tuncay'ın konuyla ilgili açıklamalarından sonra söz alan Necmettin
Öztemir şunları söyledi:
"Dünya devletleri globalleşmekte, pazar ekonomisi ekseninde Amerika, Avrupa ve
Uzak Şark devletleri kendi aralarında birlikler oluşturarak yalnız ekonomik
değil sosyal anlamda da dev güçler oluşturmaktadırlar.
TBMM'de bu gidişe ayak uydurmak üzere Avrupa Birliği'ne üyelik için gerekli
ulusal programı hayata geçirmiş bulunuyor. Türkiye bundan böyle ekonomisine çeki
düzen verecek, iki haneli enflasyonu yok edecek, fert başına milli gelirini ilk
kademede onbin dolar seviyesine ulaştıracak, Maastricht ve Kopenhag kriterlerine
uyacak. Avrupa Birliği fakir devletleri tam üyeliğe almak istemiyorsa biz de
gerekeni yapacağız. O halde Türkiye, öncelikle sanayileşme hamlesini tamamlamaya
ve bilgi çağına geçmeye mecbur.
Bu arada hükümetimiz, Türkiye'nin içine düştüğü tarihinin en büyük ekonomik
krizi ile boğuşurken "Türk ekonomisini güçlendirme programı"nı kabul etti. İlk
aşamada makro düzeyde ekonominin dengeleri kurulacak, ondan sonra da ekonomimize
sürdürülebilir bir büyüme hızı kazandırılacak. Bütün bunları Türk vatandaşı da
istiyor. Birçok önlemler arasında milli sanayimizi ilgilendiren iki hedef
saptandı. Birinci hedef, 4743 sayılı kanun ile bankacılık ve reel sektörün
yeniden yapılandırılması.
İkinci ve en az birincisi kadar önemli olanı, işsizler ordusuna iş ve aş,
ekonomiye ek talep kazandırabilecek, Ödemeler dengemizi rahatlatacak olan hedef:
Her yıl en az 12 milyar dolar yatırım. Bu yatırımın da yansı yani 6 milyar dolar
dış kaynaklı yatırım.
Neden olmasın. Çin, İrlanda, Macaristan, Polonya, Bulgaristan bu rakamların kat
be kat üzerinde yatırımları memleketlerine çekebiliyorsa Türkiye, neden
çekemesin!.. Çekemedi ve çekemiyor.
Bunun sebeplerini Başbakan da merak etti ve araştırılmasını istedi, bu maksatla
11.12.2001 tarihinde Y.Ö.I.K.K. adı verilerek bir çalışma grubu oluşturuldu.
İlgili bakanlıklardan gelen uzmanlar ile TOBB, TİSK, TÜSİAD, YASED ve TİM
başkanları veya başkan vekillerinin katılımı ile yapılan çalışmalardan maalesef
doyurucu sonuçlar alınamıyor.
Neden? Bize göre siyasi irade, kararlılık ve hızlı girişimler eksik. Yukarıda
sözünü ettiğim devletlerin başarılı yaklaşımlarından da esinlenerek söylenecek
çok söz var.
Benim penceremden çok Önemli gördüğüm iki konuda
çözüm üretemez isek dış ve hatta iç yatırımları özendirecek bir ortam
yaratamayacağız.
Gelişen ve değişen tüketim üretim ilişkileri
Çözüm bekleyen birinci sorun; kayıtsız ekonomi faturasız satışlardan, başıbozuk
bazı ithalat ve ihracat ile ve özellikle kayıtsız istihdamdan kaynaklanıyor.
İkinci önemli sorun ise 70 yaşına merdiven dayamış iş hukuku mevzuatımız.
Birinci konuda detaya girmeyeceğim. Ancak şu kadarım söyleyeyim yüzde 60'larda
seyreden kayıtsız ekonomi memleketimizde vergi adaletini yok etmiş, KDV, gelir,
kurumlar, muhtasar vergileri ve SSK primlerini dayanılmaz boyutlara çıkararak,
dürüst işçi ve işverenleri inletmiş, bütçenin bütün yükünü onlara taşıtmıştır.
Bu arada reel sektörü kendi içinde rekabet adaletinden mahrum hale getirmiş,
faturasız mal satın almayı yaşam tarzı haline getirerek, vatandaşı kayıtsız
ekonominin suç ortağı durumuna sokmuştur. Adalet mülkün temeli ise, ne Türk
devletini ne de Türk vatandaşını bu başıbozuk konuma sokmaya hiçbir iktidarın
hakkı yoktur.
Gelelim esas konumuza; neden çağdaş iş hukuku mevzuatı? Sebebi gayet basit:
Gelişen ve değişen tüketim ve üretim ilişkileri.
Dikkatinizi çekiyorum... Önce tüketim yani talep dedim. Sonra üretim diyorum.
Eskiden önce üretim derdik. Sanayici malı önce üretir sonra pazara sürerdi.
Şimdi işler değişti tüketim eğilimlerini takip eden, araştırma ve ürün
geliştirme çalışmaları yapan, markalı markasız merkezler, projeler üretip pazara
sürmeye başladılar. Pazarlama, dağıtım oligopolleri kuruldu.
Uluslararası şirketler üreterek veya ürettirerek dünya tüketim mallarının yüzde
30'una hükmetmeye başladılar. "Hele bir fabrikamı kurayım şöyle bir güzel
üretime başlayalım. Biraz tanıtımla ne üretirsem satarım" devri kapanmıştır.
Evet çoktan kapandı da biz yeni farkına varıyoruz. Elinde çanta ürün
pazarlamaya, fuarlarda bağlantılar yapmaya çalışan dış satımcılar kendilerini
bekleyen yıllık veya mevsimlik bağlantıların hayalini kuramıyorlar artık.
Sanayicinin müşterisi o kadar nazlı, müşkülpesent hale geldi ki, ona bir malı
beğendirmek nadiren mümkün. O isteklerini dikte ederken, farklı ürünü, özel
ürünü, küçük boyutlu siparişlerle sık sık değiştirilebileceği biçimde hem de,
seri üretime dayalı fiyat koşulları İle ve kendisinin belirleyebileceği teslim
ve ödeme koşulları içinde sipariş ediyorlar. Bu teşvikleri ve vergi
bağışıklıkları ile uluslararası pazarlara dökülen yeni sanayileşen ülke
sanayicilerinin pazar kapmak telaşı ile yarattıkları acı bir rekabet.
Evet, yukarıda sıraladığım kısıtlar içinde fabrikalarda üretim planlaması
yapabilmek bir nevi sirk cambazlığına dönüşmeye başladı. Bütün dünyada hava
taşımacılığı şirketleri uçaklarının doluluk oranını maksimize edebilmek İçin
önceden tarih belirleyerek uçuş taahhüdünde bulunan yolculara ve büyük gruplara
olmadık indirimler yapıyorlar, bunun sebebini hiç düşündünüz mü?
"Just in time..." Tam zamanında ve düzenli ikmal isteyen pazara ayak
uydurabilmek için üretim planlamacısı, üretim için gerekli her türlü girdileri
elindeki siparişlerin teslimatı ekseninde esnek biçimde kullanmak mecburiyeti
içine girmiştir. Bu ne demektir. Sanayicinin, zaman zaman müşteri memnuniyetim
sağlamak için kapasitesini aşan üretim hızına ve ikmal gücüne erişmesi
gerekiyor, emrindeki emeği, makinelerini, alt üretici imkanlarım, sermayesini
çok entansif biçimde kullanması gerekiyor. Buna karşın zaman zaman da çok gevşek
hatta sipariş defteri boş oiduğu için üretimsiz günler yaşamaktadır. İşte bu
tablo çağdaş uluslararası iş hukuku mevzuatına esnek çalışma, alt üretici,
geçici süreli sözleşmeli İşçi istihdamını ve taşeron müesseselerini eklettirdi.
Katma değerin bereketinden herkez hissesini alır
İşyerinin çıkarını korumak ve kollamakta işçi ile işverenin çıkar birlikteliği
olduğu gerçeğinden hareketle artık siparişlerin zamanında teslimi gerektiğinde
mesaili çalışmayı işçilerimiz yadırgamıyorlar. Fabrikaya geçici işçi almak
gerektiğinde rahatsız olmuyorlar, yeter ki müşteri kaçmasın.
Bu arada fabrikasına bağlı, işini seven ve koruyan işçinin iş güvencesi talebine
de işveren hayır demiyor. Onu da çağdaş İş Kanunu Tasarısı'na yerleştirdi.
İşyerlerine iş ve bereket hakim olduğu sürelerde çalışma barışının bozulduğu
görülmemiştir. Katma değerin bereketinden hem işçi hem işveren hem de devlet bol
bol hissesini alır ve topyekün, sürdürülebilir kalkınma olur.
İşte şu elimdeki çağdaş İş Kanunu, ki maalesef kanunlaşamadı, bu anlayış ve
beklenti içinde devlet artı işçi temsilcileri 3 konfederasyonun ve Türkiye
İşveren Sendikaları Konfederasyon başkanlarının imzasını taşıyan 5 imzalı
belgeye istinaden 9 kişilik ilim heyetinin hazırladığı son metindir. Bu taslakta
iş güvencesi müessesesi de var. Bİz bu düzenlemenin İş Kanunu'nun bir parçası
olarak o kanun İçinde yasalaşmasını istedik ve bu isteğimiz hem devlet hem de
işçi konfederasyonları tarafından imzalı metne dönüştü ve sonuçta esnek çalışma
geçici işçi istihdamı alt üretici-taşeron ve iş güvencesi müesseselerini eş
zamanlı düzenleyen İş Kanunu Tasarısı doğdu.
Bu arada milli sanayimizi tehdit eden çok önemli bir gelişmeye de değinmek
istiyorum. Dünya ticareti 2005 yılından itibaren tam serbest oluyor. Kotalar,
gümrük vergileri, antidamping önlemleri kaldırılacak. 2005 yılına girdiğimiz
günü tasavvur edelim. Çin, Hindistan, Pakistan'dan gelecek malların maliyet
yapılarına bakalım. Onlarla mücadele edebilecek önlemleri gene işçilerimiz ve
devletimizle el ele oluşturmak mecburiyetindeyiz. Nasıl olacak bu iş? Doğu
Avrupa'da 10 yeni devlet bizden önce AB üyesi olacak. Onların da rekabeti gündem
konumuz. Bana göre, modern yönetim teknikleri ve çalışma mevzuatına sırt dönerek
başarı kazanılamaz."
|