[ , ]    Sayı:274  Ekim 2002

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


 Güncel

  Toplu sözleşme görüşmelerinde uyuşmazlık

  Alman sanayiciler, Türk tekstil sektörü ile İstanbul'da buluştu

  İş Güvencesi Kanunu tartışması


 Ekonomi

Ekonominin zirvesi Antalya'da toplandı


 Sektör

Erhan Özkan; Tekstilin çıtasını daha yukarıya taşıyacağız


 Hukuk

DEVAMSIZLIK NEDENİYLE HİZMET SÖZLEŞMESİNİN FESHİ

Güncel

"İş Güvencesi Kanunu" tartışması
Öztemir: Modern yönetim tekniklerine sırt dönerek başarı kazanılamaz

Hürriyet Gazetesi; "İnsan Kaynakları Toplantıları" çerçevesinde organize edilen "İş Güvencesi Kanunu ve İş Kanunu Tasarısı İşverene Neler Getiriyor?" başlıklı toplantı, gazetenin Çetin Emeç Salonu'nda geniş bir katılımcı eşliğinde yapıldı.
Toplantıya Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. A. Can Tuncay başkanlık ederken, Türkiye işveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ve Sendikamız Yönetim Kurulu İkinci Başkanı Necmettin Öztemir ile MESS Genel Sekreter Yardımcısı A. Ahmet Bölükbaşı konuşmacı olarak katıldılar.


Toplantının konu başlıkları şunlardı:
- İş Güvencesi Kanunu işverene neler yüklüyor?
- İş Kanunu Tasarısı ile çalışma hayatı nasıl şekillenecek?
- İş Kanunu Tasarısı, İş Güvencesi Kanunu yürürlüğe girinciye kadar kanunlaşabilecek mi?
- Yeni bir İş Kanunu mu, İş Güvencesi Kanunu mu?


Öztemir: Türkiye, gerekeni yapacak
Prof. Dr. Can Tuncay'ın konuyla ilgili açıklamalarından sonra söz alan Necmettin Öztemir şunları söyledi:
"Dünya devletleri globalleşmekte, pazar ekonomisi ekseninde Amerika, Avrupa ve Uzak Şark devletleri kendi aralarında birlikler oluşturarak yalnız ekonomik değil sosyal anlamda da dev güçler oluşturmaktadırlar.
TBMM'de bu gidişe ayak uydurmak üzere Avrupa Birliği'ne üyelik için gerekli ulusal programı hayata geçirmiş bulunuyor. Türkiye bundan böyle ekonomisine çeki düzen verecek, iki haneli enflasyonu yok edecek, fert başına milli gelirini ilk kademede onbin dolar seviyesine ulaştıracak, Maastricht ve Kopenhag kriterlerine uyacak. Avrupa Birliği fakir devletleri tam üyeliğe almak istemiyorsa biz de gerekeni yapacağız. O halde Türkiye, öncelikle sanayileşme hamlesini tamamlamaya ve bilgi çağına geçmeye mecbur.
Bu arada hükümetimiz, Türkiye'nin içine düştüğü tarihinin en büyük ekonomik krizi ile boğuşurken "Türk ekonomisini güçlendirme programı"nı kabul etti. İlk aşamada makro düzeyde ekonominin dengeleri kurulacak, ondan sonra da ekonomimize sürdürülebilir bir büyüme hızı kazandırılacak. Bütün bunları Türk vatandaşı da istiyor. Birçok önlemler arasında milli sanayimizi ilgilendiren iki hedef saptandı. Birinci hedef, 4743 sayılı kanun ile bankacılık ve reel sektörün yeniden yapılandırılması.
İkinci ve en az birincisi kadar önemli olanı, işsizler ordusuna iş ve aş, ekonomiye ek talep kazandırabilecek, Ödemeler dengemizi rahatlatacak olan hedef: Her yıl en az 12 milyar dolar yatırım. Bu yatırımın da yansı yani 6 milyar dolar dış kaynaklı yatırım.
Neden olmasın. Çin, İrlanda, Macaristan, Polonya, Bulgaristan bu rakamların kat be kat üzerinde yatırımları memleketlerine çekebiliyorsa Türkiye, neden çekemesin!.. Çekemedi ve çekemiyor.
Bunun sebeplerini Başbakan da merak etti ve araştırılmasını istedi, bu maksatla 11.12.2001 tarihinde Y.Ö.I.K.K. adı verilerek bir çalışma grubu oluşturuldu. İlgili bakanlıklardan gelen uzmanlar ile TOBB, TİSK, TÜSİAD, YASED ve TİM başkanları veya başkan vekillerinin katılımı ile yapılan çalışmalardan maalesef doyurucu sonuçlar alınamıyor.
Neden? Bize göre siyasi irade, kararlılık ve hızlı girişimler eksik. Yukarıda sözünü ettiğim devletlerin başarılı yaklaşımlarından da esinlenerek söylenecek çok söz var.

Benim penceremden çok Önemli gördüğüm iki konuda çözüm üretemez isek dış ve hatta iç yatırımları özendirecek bir ortam yaratamayacağız.


Gelişen ve değişen tüketim üretim ilişkileri
Çözüm bekleyen birinci sorun; kayıtsız ekonomi faturasız satışlardan, başıbozuk bazı ithalat ve ihracat ile ve özellikle kayıtsız istihdamdan kaynaklanıyor. İkinci önemli sorun ise 70 yaşına merdiven dayamış iş hukuku mevzuatımız.
Birinci konuda detaya girmeyeceğim. Ancak şu kadarım söyleyeyim yüzde 60'larda seyreden kayıtsız ekonomi memleketimizde vergi adaletini yok etmiş, KDV, gelir, kurumlar, muhtasar vergileri ve SSK primlerini dayanılmaz boyutlara çıkararak, dürüst işçi ve işverenleri inletmiş, bütçenin bütün yükünü onlara taşıtmıştır.
Bu arada reel sektörü kendi içinde rekabet adaletinden mahrum hale getirmiş, faturasız mal satın almayı yaşam tarzı haline getirerek, vatandaşı kayıtsız ekonominin suç ortağı durumuna sokmuştur. Adalet mülkün temeli ise, ne Türk devletini ne de Türk vatandaşını bu başıbozuk konuma sokmaya hiçbir iktidarın hakkı yoktur.


Gelelim esas konumuza; neden çağdaş iş hukuku mevzuatı? Sebebi gayet basit: Gelişen ve değişen tüketim ve üretim ilişkileri.
Dikkatinizi çekiyorum... Önce tüketim yani talep dedim. Sonra üretim diyorum. Eskiden önce üretim derdik. Sanayici malı önce üretir sonra pazara sürerdi. Şimdi işler değişti tüketim eğilimlerini takip eden, araştırma ve ürün geliştirme çalışmaları yapan, markalı markasız merkezler, projeler üretip pazara sürmeye başladılar. Pazarlama, dağıtım oligopolleri kuruldu.
Uluslararası şirketler üreterek veya ürettirerek dünya tüketim mallarının yüzde 30'una hükmetmeye başladılar. "Hele bir fabrikamı kurayım şöyle bir güzel üretime başlayalım. Biraz tanıtımla ne üretirsem satarım" devri kapanmıştır. Evet çoktan kapandı da biz yeni farkına varıyoruz. Elinde çanta ürün pazarlamaya, fuarlarda bağlantılar yapmaya çalışan dış satımcılar kendilerini bekleyen yıllık veya mevsimlik bağlantıların hayalini kuramıyorlar artık.
Sanayicinin müşterisi o kadar nazlı, müşkülpesent hale geldi ki, ona bir malı beğendirmek nadiren mümkün. O isteklerini dikte ederken, farklı ürünü, özel ürünü, küçük boyutlu siparişlerle sık sık değiştirilebileceği biçimde hem de, seri üretime dayalı fiyat koşulları İle ve kendisinin belirleyebileceği teslim ve ödeme koşulları içinde sipariş ediyorlar. Bu teşvikleri ve vergi bağışıklıkları ile uluslararası pazarlara dökülen yeni sanayileşen ülke sanayicilerinin pazar kapmak telaşı ile yarattıkları acı bir rekabet.
Evet, yukarıda sıraladığım kısıtlar içinde fabrikalarda üretim planlaması yapabilmek bir nevi sirk cambazlığına dönüşmeye başladı. Bütün dünyada hava taşımacılığı şirketleri uçaklarının doluluk oranını maksimize edebilmek İçin önceden tarih belirleyerek uçuş taahhüdünde bulunan yolculara ve büyük gruplara olmadık indirimler yapıyorlar, bunun sebebini hiç düşündünüz mü?
"Just in time..." Tam zamanında ve düzenli ikmal isteyen pazara ayak uydurabilmek için üretim planlamacısı, üretim için gerekli her türlü girdileri elindeki siparişlerin teslimatı ekseninde esnek biçimde kullanmak mecburiyeti içine girmiştir. Bu ne demektir. Sanayicinin, zaman zaman müşteri memnuniyetim sağlamak için kapasitesini aşan üretim hızına ve ikmal gücüne erişmesi gerekiyor, emrindeki emeği, makinelerini, alt üretici imkanlarım, sermayesini çok entansif biçimde kullanması gerekiyor. Buna karşın zaman zaman da çok gevşek hatta sipariş defteri boş oiduğu için üretimsiz günler yaşamaktadır. İşte bu tablo çağdaş uluslararası iş hukuku mevzuatına esnek çalışma, alt üretici, geçici süreli sözleşmeli İşçi istihdamını ve taşeron müesseselerini eklettirdi.


Katma değerin bereketinden herkez hissesini alır
İşyerinin çıkarını korumak ve kollamakta işçi ile işverenin çıkar birlikteliği olduğu gerçeğinden hareketle artık siparişlerin zamanında teslimi gerektiğinde mesaili çalışmayı işçilerimiz yadırgamıyorlar. Fabrikaya geçici işçi almak gerektiğinde rahatsız olmuyorlar, yeter ki müşteri kaçmasın.
Bu arada fabrikasına bağlı, işini seven ve koruyan işçinin iş güvencesi talebine de işveren hayır demiyor. Onu da çağdaş İş Kanunu Tasarısı'na yerleştirdi. İşyerlerine iş ve bereket hakim olduğu sürelerde çalışma barışının bozulduğu görülmemiştir. Katma değerin bereketinden hem işçi hem işveren hem de devlet bol bol hissesini alır ve topyekün, sürdürülebilir kalkınma olur.
İşte şu elimdeki çağdaş İş Kanunu, ki maalesef kanunlaşamadı, bu anlayış ve beklenti içinde devlet artı işçi temsilcileri 3 konfederasyonun ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyon başkanlarının imzasını taşıyan 5 imzalı belgeye istinaden 9 kişilik ilim heyetinin hazırladığı son metindir. Bu taslakta iş güvencesi müessesesi de var. Bİz bu düzenlemenin İş Kanunu'nun bir parçası olarak o kanun İçinde yasalaşmasını istedik ve bu isteğimiz hem devlet hem de işçi konfederasyonları tarafından imzalı metne dönüştü ve sonuçta esnek çalışma geçici işçi istihdamı alt üretici-taşeron ve iş güvencesi müesseselerini eş zamanlı düzenleyen İş Kanunu Tasarısı doğdu.


Bu arada milli sanayimizi tehdit eden çok önemli bir gelişmeye de değinmek istiyorum. Dünya ticareti 2005 yılından itibaren tam serbest oluyor. Kotalar, gümrük vergileri, antidamping önlemleri kaldırılacak. 2005 yılına girdiğimiz günü tasavvur edelim. Çin, Hindistan, Pakistan'dan gelecek malların maliyet yapılarına bakalım. Onlarla mücadele edebilecek önlemleri gene işçilerimiz ve devletimizle el ele oluşturmak mecburiyetindeyiz. Nasıl olacak bu iş? Doğu Avrupa'da 10 yeni devlet bizden önce AB üyesi olacak. Onların da rekabeti gündem konumuz. Bana göre, modern yönetim teknikleri ve çalışma mevzuatına sırt dönerek başarı kazanılamaz."

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002 TÜTSİS      -      design boratur.net