Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Sendikamız
ile Öz İplik-İş Sendikası arasındaki toplu sözleşme görüşmeleri başladı
Ekonomi
Narin:
Tekstilin ihracat potansiyeli değerlendirilemiyor
İhracat
düşüşte, ithalat yükseliyor
Söyleşi
Paker:
Rusya, tekstil için çok önemli
Firma
Tekerekoğlu'dan büyümenin formülleri
Hukuk
İŞYERİNİN
DEVRİ HALİNDE HİZMET SÖZLEŞMESİNİN FESHİ
|
Güncel
Sendikamız ile Öz
İplik-İş Sendikası arasındaki toplu sözleşme görüşmeleri başladı
Amaç, olumsuz
tabloyu olumluya çevirmek

Sendikamız, Türkiye Tekstil Sanayii
İşverenleri Sendikası ile Öz İplik-İş Sendikası arasındaki toplu sözleşme
görüşmeleri 22 Ağustos'ta başladı. Sendikamız İkinci Başkanı Talha Altınbaşak'ın
başkanlık yaptığı görüşmelere işveren kanadından sendikamız yönetim kurulu
üyeleri Özcan Özenbay, Sadık Oğuz, Lütfü Paker ile Yakup Güngör katıldı.
Görüşmelerde işçi kesiminin taleplerini Öz İplik-İş Sendikası Başkanı Yusuf
Engin dile getirdi.
Toplantıda ekonomik şartlar hakkında bilgi veren İkinci Başkan Talha Altınbaşak,
kriz şartlarının tüm kesimlere zor zamanlar yaşattığını, bu aşamada el
birliğiyle ülke için mutlu sonuçlar yaratmayı amaçladıklarını kaydeti.
Altınbaşak şöyle devam etti:
"Sendikamızın değerli yönetim kurulu üyelerinden bir kısmını özeİ olarak sayın
başkanımız görevlendirdi.. Hem sizin İçin, hem bizim için, hem memleket için en
hayırlı neticelere vasıl olması için kendilerinden çalışma rica etti. Ben, sizin
ve bizim aynı iyi niyetle toplumumuza ve memleketimize hizmet etmek arzusuyla
hareket ederek, bir an evvel görüştüğümüz konulan yine her yıl olduğu gibi
müspet sonuca ulaştıracağımız inancını taşıyorum."
Yusuf Engin (Öz İplik İş Sendikası Genel Başkanı):
Herkes sorumluluk içinde hareket etmeli
"Dönem, hakkikaten
çok nazik bir dönem. Herkesin daha da sorumlu, daha duyarlı, daha dikkatli
hareket etmesi gerekiyor. Önümüzdeki 3 Kasım'da yapılacak bir seçimden sonra bu
olumsuzluğu olumluluğa dönüştürebilecek bir işaret maalesef göremiyoruz.
Biz istiyoruz ki, tüm siyasi ve sosyal taraflar, siyasi kimlik taşıyanlar, sivil
toplum örgütleri, gerçekten sorumluluğun gereğini yerine getirsinler, ülkeyi bu
sıkıntıdan çıkarsınlar. Yani, üretime dönük bir politika izlesinler,
yönetenlerle yönetilenler arasındaki bu güven bunalımını giderici politikalar
izlesinler, yatırımları artırsınlar. Yatırımın artabilmesi için, müteşebbisin
heyecanını teşvik edebilmek için yatırımcının önündeki engelleri bir an evvel
kaldırsınlar.
Hep beraber umarım bu olumsuz tabloyu olumluya dönüştürebilecek sürece katkı
yapacak bir beraberlik oluşturabiliriz. Sendikaların, siyasetin ve sivil
toplumun oluşmasında, kalite sağlanmasında, Türkiye'nin önündeki çok ciddî
engellerin ortadan kaldırılmasında önemli rol üstlenebileceğine inanıyorum,
önemli sorumluluklar üstlenebileceğine inanıyorum, üstlenmeleri gerektiğine
inanıyorum. Ama, maalesef bugüne kadar herkes bulunduğu yerden şikayetçi oldu,
şikayetçi olduğu sebepleri ve unsurları ortadan kaldıracak ciddi beraberlikler
oluşîuramadı, buna yönelik adımlar atamadı. Herkes şikayet ettiğiyle kaldı ve
kalmaya da devam ediyor. Herkes konuşuyor, ama çözüm maalesef üretmiyor.
İşte bugün bu genel cümlelerden sonra bir toplu sözleşme dönemini nasip olursa
başlatıyoruz. Sözün başında söylediğim gibi, hepinize, herkese hayırlı olsun.
Ama ne istiyoruz, ne verilecek, nereye kadar gideceğiz, hangi politika izlenecek
ve nerede noktalanacak; bu konuda çok tatmin edici, çok sevindirici bir
başlangıcın olmadığını hep beraber görüyoruz. Bütün olumsuzluklara rağmen,
sendikamız her zaman sorumlu, sağduyulu, verime dayalı, üretime dayalı, kaliteye
dayalı, iş barışma dayalı, diyaloga dayalı bir yönetim anlayışı sergilemeye
gayret etmiştir, bugünkü neticede bunu başardığımıza inanıyoruz.
Olumsuzlukların sebebi değil, ama giderilmesine katkı vermek için elimizden
gelen her şeyi yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Bugün de yine bu anlayışımız
inandığımız bir anlayıştır ve devam ediyor. Evet, bir an evvel bitsin, sözleşme
uzamasın. Çok toplantılar yapmaktansa, sağlam bilgilerle bir an evvel bitirmek
çok daha doğru, çok daha yararlı olacağına inanıyoruz.
Toplu sözleşmemizin tekrar hayırlı ve uğurlu olmasını, hayırlı ve uğurlu bitecek
şekilde sonuçlanmasını diliyor ve umuyorum."
Altınbaşak: Herkese fedakarlık düşüyor
Öz İplik-İş
Sendikası Genel Başkanı Yusuf Engin'in konuşmasından sonra söz alan İkinci
Başkan Talha Altınbaşak da görüşmelerin sağduyu içinde geçeceğine İlişkin
inancanı dile getirdi. Altınbaşak şunları söyledi:
"Sizler de yıllardan beri karşınızdaki işveren sendikasının sizlere karşı
düşüncelerinin ne olduğunu, yaptığımız müteaddit toplu sözleşme görüşmelerinin
sonucunda elde ettiğimiz neticelerle anlamış bulunuyorsunuz. Sendika yönetimimiz
senelerden beri büyük bir sorumluluk taşıdığının bilinci içinde iyi niyetle
çalışanları ve çalıştıranların menfaatlerini düşünerek toplu sözleşme yapmak
için sizinle teşriki mesai etti. Biraz evvel arz ettiğim gibi, bu teşriki mesai
sırasında hakikaten senelerden beri siz de büyük bir anlayış göstererek daima
müspet sonuçların alınmasında yardımcı oldunuz, dolayısıyla memleket sanayine
hizmet ettiniz.
Şimdi bütün bu güçlükler altında işverenlerimizi meşgul eden düşünce şudur:
Çalıştırmakta oldukları işçilerin sayısal bakımdan eksümesine imkan vermemek,
onların aynı şekilde iş yerinde çalışmaya devam etmelerini sağlamak ve onları bu
kriz döneminde bîr nebze olsun daha iyiye götürebilmek gayreti. Fakat, içinde
bulunduğumuz şardar buna rahatlıkla izin vermiyor; bunun da mutlaka biiinci
içindesiniz. Şimdi her iki tarafa da bu dönemde biraz karşılıklı fedakarlık
düşüyor.
Bizim fedakarlığımız ne olacak? Mümkün mertebe çahştırdığımız işçileri muhafaza
ederek, aynı durumda muhafaza ederek onları çalıştırmaya devam etmek. Sizin
büyük fedakarlığınız da ne olacak? Memlekette enflasyon artarken, sizin geçim
zorluklarınız meydana çıkarken, siz artık ben bu dönemde işte enflasyonun
mahzurlarını gidermek İçin eski dönemde almakta olduğum ücretlerime de işte
enflasyonun üstünde bir miktar daha fazla zam almak suretiyle karşı çıkmalıyım
düşüncesini taşımamak ve o düşüncenin pratikte yer bulmasının mümkün olmadığı
bilincine ve inancına sahip olmak."
Daha sonra söz alan sendikamız yönetim kurulu üyeleri
özede şunları söylediler: Özcan
Özenbay: Son 50 yılın en zor dönemini yaşıyoruz
"Türkiye,
demokratik hayata geçtiği 1946 yılından beri en zor dönemini yaşıyor. Uzakdoğu
krizi, Rusya krizi, 2000 yılındaki Kasım krizinin üstüne 2001 'de patlayan ve
bir gecede servetimizi yarı yarıya düşüren bir kriz yaşadık. Bugüne kadar
yaşanmayan bir kriz. Hepimiz yatınm içindeyiz, yatırım yapmazsak zaten
işletmelerimizin devam etmesi mümkün değil. Dolayısıyla, bizim borçlarımız var.
Hepiniz de biliyorsunuz tekstil piyasası en berbat Niye? Hep vadeli çeklerle
çalışırız, nakit paranın yüzünü görmeyiz. O bir gecede borçlarımız ikiye
katlandı, döviz borçlarımız, elimizdeki çekler de yan yarıya indi. Buna rağmen,
ödemelerimizin devam etme zorunluluğu vardı aynı eski değer üzerinden, Türk
Lirası bazında. Tabiatıyla bir zorluk içinde herkes kendine göre bir yön
çizdi. Ve maalesef geçen dönemki sözleşmemizi de o büyük krizin patladığı günden
bir hafta, 10 gün arayla yaptık. Çok şanssız olaydı, önce her iki taraf da çok
memnundu. Sonra her iki taraf da çok gayrimemnun oldu.
Hepimiz küçüldük ve belirli yere geldik. Dolayısıyla, şu anda ancak
işletmelerimizi başa baş götürebilir, işçi çıkarmadan veyahut da en az İşçi
çıkararak işimizi nasıl sürdürebilir, onun çabası içindeyiz.
Şimdi bu işi götürebilmek için fedakarlığı karşılıklı yapmamız lazım.
Başkanımızın da dediği gibi, her iki taraf anlayış gösterirse bu işler devam
eder.
Biz işimizin güvencesini istiyoruz, işimizin yürümesini istiyoruz. Sizler de
gayet tabii son çıkan yasayla birlikte işgüvencesi istiyorsunuz. O da haklı, o
da haklı. Ama, işletme olmadan iş olmaz, evvela işletmenin güvencesi olması
lazım ki ondan sonra işin güvencesi olsun. Biz bu anlayışla bu işi götürmek
İstiyoruz ve mutlak surette bu dönem yapacağımız sözleşmelerde bazı revizyonlar
yapmak fikrindeyiz, hatta kararındayız. Bunları sırası geldiği zaman
görüşmelerimizde sizlere açıklayacağız. İşyerlerimizi düşünerek, oradaki
işçilerimizi düşünerek hareket edersek anlaşabileceğimizi zannediyorum. Ama,
karşılıklı fedakarlık şart."
Lütfü Paker: Kendi sosyal düzenimizi kuramadık
"Bu dönem toplu sözleşmemizin hem sizin taraf, hem bizim taraf için çok zor bir
dönem olduğunu sayın başkanım da ifade ettiler. Bana göre zorluğun ana noktası,
bugüne kadar mevcut pastanın kolay veyahut da daha zor şartlarda
paylaşılabilmesi İçin her iki tarafın da verdiği çabaydı.
Bu işin daha da zor olmasının en büyük nedeni, bizim işçilerimize verdiğimiz
ücretlerin rakamlarını sizin söylemenize gerek kalmadan hangi seviyelerde
olduğunu belki sizden de daha iyi bilmemiz.
Biz, bilhassa bu dönemde işçinin eline geçen paranın bir değerinin olmadığının
kesinlikle bilincindeyiz. Ama, aynı kesinlikle de cebimizden çıkan paranın da
bilincindeyiz. Bu aradaki uçurum, bizi şu toplu sözleşmemiz sürecinde dayanamaz
hâle getirmiş durumdadır. Karşımızda inanılmaz bir sendikasız kitleyle, yani
kayıtdışı kitleyle tekstilde savaşmak mecburiyetindeyiz. Biz evvela kendi
içimizdeki sosyal düzeni kuramamışız. Başkanımız Sayın Halit Narin'in her
konuşmasında söylediği bir cümle var: Biz para konuşurken sosyal düşünmek
mecburiyetindeyiz. Bugün bunu düşünmeyen işverenler de düşünmek mecburiyetinde.
Ama gelin görün ki, arkamızda bıraktığımız 40 sene bizi bugünkü kötü duruma
getirdi. Buna çözüm bulmak mecburiyetindeyiz; çünkü bu duruma hep beraber
geldik, bu durumdan da bîr yerde hep beraber çıkmaz mecburiyetindeyiz. Yoksa,
biz de yokuz, siz de yoksunuz."
Sadık Oğuz: içimizdeki sorunlar bizi perişan ediyor
"Arkadaşlara katılıyorum, dünyadaki kriz veyahut da üstümüze gelen Çin,
Hindistan, Pakistan bizim için sorun ama aslında içimizdeki sorunlar bizi
perişan ediyor.
Ben de katılıyorum, sizin bir eliniz yağda bir eliniz balda değil. Sizdeki
rakamlar farklıdır, bizdeki rakamlar çok daha farklı çıkabilir; önemli de değil.
Sayın Sabancı'nın dediği gibi, "danası anasını geçmiş", dana büyümüş. Ama danayı
siz büyütmüşsünüz, ama Sosyal Sigortalar Kurumu büyütmüş, ama devletin vergi
sistemi büyütmüş, bilmiyorum, kim büyütmüşse büyütmüş. Toplam gönderilmiş
ücretin yüzde 52'sİ dana, 48'i ana ücret, dolayısıyla çıplak ücret. Çok mudur az
mıdır? bu rakamlar yanlış mıdır? sizde daha mı farklı rakamlar çıkıyor? daha az
mı çıkıyor? Onu bilemiyorum, bunu da tartışırız, önemli değil.
Bu rakamlar bizi rahatsız ediyor ama niye? Fazlalığından dolayı rahatsız
etmiyor, samimi olarak söylüyorum. Ben doğru dürüst bir işletmeyim, oradan
biliyorum. Yani, teknolojideki en son yatırımlan yapmışım, işletmeciliğin kural
ve kaidelerini aklım erdiği kadar uygulamaya çalışıyorum, maliyetleri aşağıya
çekmenin yollarını arıyorum, mümkün mertebe az işçi istihdam ederek makine
yatırımı yapıyorum, çünkü başka türlü olmuyor. Fakat rekabet edemiyorum, neden
edemiyorum biliyor musun? Kendi içimizdeki meslektaşlarımla rekabet
edemiyorum.
400 küsur tane benim mesleğimde sanayici var. Bunlardan 17 tane sendikalı, öbür
400 tanesi sendikasız.
Bİzim sizden ricamız şu: Biz diyoruz ki, kardeşim, kendi içimizde bu adamlarla
rekabet edemiyoruz. Yani, biz 4 maaş ikramiye veriyoruz, adam, "ben 2 maaş
veriyorum" diyor. Peki, bizde şöyle prim var, şeyler var, sende zam var mı? Yok.
öbürü var mı? Yok.
Şimdi biz bunları kaldıralım demiyoruz, yanlış anlamayın. Bu benim içimde, benim
meslektaşlarımla olan rekabet gücümü nasıi kazandırırsın kardeşim, onu düşünelim
diyoruz.
Şimdi bir toplu sözleşme yapmak istiyorsunuz, çabuk yapmak istiyorsunuz, biz de
aynı görüşlerdeyiz. Başka sendikalar da bu görüşü destekliyorlar, hızlı yapalım
diyorlar. Biz de aynı görüşteyiz.
Bazı şeyleri yumuşatmak istiyoruz, kaldırmak istemiyoaız, yanlış anlamayın,
yumuşatmak istiyoruz.
Benim üyelerim, 'Ya bu sendikadan istifa edeceğim, ya sendikasız çalıştıracağım.
Ben, rekabet edebilmek için, ya hiç sendikalı sokmayacağım fabrikaya yahut da bu
sendikadan istifa edeceğim, çıkacağım, tek başıma görüşme yapacağım' diyorlar.
Yani, bize dünyanın parasını ödemiş, 1200 kişi istihdam eden üyemiz
sendikamızdan ayrılmış. Niye ayrıldın kardeşim, dediğimde, "Ben senden daha iyi
sözleşme imzalayacağım" diyor, bunun için ayrılıyor.
Yakup Güngör: Haksız rekabetin geldiği boyut önemli
"Arkadaşlarımın konuştuklarının hiçbirisiyle aykırı fikirde değilim ama, iki
şeyi ifade etmek istiyorum.
Bir defa, gerçekten aykırı bir yaklaşımı masaya koymak istiyorum.
İkincisinde de, arkadaşlarımın da söylediği genel lâfları birazcık somut!
aştırmak İstiyorum, yani o laflar bence yeteri kadar somut değil.
Bahsettikleri olay şu: Yani bugün en önemli rakam, işçiye verilen paranın veya
işçinin şirketine maliyetinin mutlak değeri değildir. Bugün en önemli gündem,
haksız rekabetin nerede oluştuğu ve haksız rekabetin ne boyutta acıttığıdır. Bu,
nasıl engellenebiliri görmektir.
Şimdi bahsettikleri 4 kademe şu:
Türkiye'de bir şirket var ki, hepimiz biliyoruz, her şeyiyle kayıtsızdır,
kayıtsız alır, kayıtsız satar, faturasız alır, faturasız satar, işçisi
sigortasızdır, işçisi sendikasızdır, sözleşmesi yoktur. Bu adamın bugün
işçisinin yıllık maliyeti kendisine 1800 dolardır, hesap bunu gösteriyor.
İkinci bir grup adam var; adam kayıtlı, kayıtlı alıyor, kayıtlı satıyor. Adamın
işçisi de sigortalı, ama adamın sözleşmesi yok, adamın sendikası yok, adamın
hiçbir şeyi yok başka, bir tek bu var. Bu adama baktığınız zaman, bu adamın
işçisinin yıllık maliyeti de yaklaşık 2500-2600 dolardır.
Üçüncü kademede bunun bir iyisi bir şirket var. Diğerlerinin bütün özelliklerine
sahip, ayrıca da adamın sendikası var, sendikayla oturuyor bire bir sözleşme
yapıyor. Türkiye'de bunların maliyetine baktığımız zaman, bunların maliyeti de
4000-4200 dolar civarındadır.
Bir de bu özelliklerin hepsine sahip olup üstüne bu işveren sendikasının üyesi
olan madalyalı grup var. Madalyalı gruba baktığınız zaman, bugün bu madalyalı
grubun işçisinin ortalama maliyeti 7000 dolardır. Yani, 1800 dolarla 7000 dolar
arasındaki firmaları aynı pazarda rekabet ettirmeye çalışıyoruz ve ben bunu iç
pazar-dış pazar diye ayırmıyorum. Bugün artık birbirine girmiş. Uluslararası
pazarda bu İnsanlar rekabet etmek durumunda. Ben bunu küçük şirket-büyük şirket
diye de ayırmıyorum. Bilinmesi gereken hâdisenin bir tanesi bu,
so-mutlaştırılacak hâdisenin bir tanesi bu.
Somutlaştırılacak hâdisenin İkincisi şu: Ben bu sektör hakkında çok iddialı bir
laf ediyorum, son derece iddialı olduğumu biliyorum, bunun tersini söyleyecek
her arkadaşla tartışmaya hazırım. Bu sektörün su anda üçte biri kapısı kilitli
duruyor.
Diğer üçte biri kör topal yarı kapasitede çalışmaya çalışıyor. Diğer üçte biri
de farklı sebeplerle almış işini götürüyor.
Bir konuyu daha söylemek istiyorum; böyle hep nalına vurarak bu iş olmuyor,
nalına vururken mıhına da vurmak lazım. Ben tekstilin geleceği konusunda çok
iyimser bir adamım, ama bir şeyler değişecek tekstilde. Yani, bugün önümüzdeki
dönemde çok ciddî tekstil firmalarının iki sene içerisinde yarısı yok olacak.
Ama niye yok olacak? İşçilik maliyetleri çok yüksek, adam rekabet edemiyor..
.değil, bir kısmı kötü yönetimden yok olacak, bir kısmı kötü mali yapıdan yok
olacak, bir kısmı kötü pazarlamadan yok olacak, bir kısmı kötü verimlilikten,
kötü kaliteden yok olacak, bir kısmı kötü stoktan yok olacak, bir kısmı da kötü
rekabet gücünden yok olacak. Bunun hepsini götürüp de oradaki bilmem kaç tane
mavi yakalının sırtına koyarsak haksızlık ederiz. Gidilen nokta o.
Bugün geldiğimiz nokta farklı. Bugün geldiğimiz noktada, karşı karşıya oturan bu
saygıdeğer heyetlerin iki tane iş yapma mecburiyeti var. Siz farklı bir maliyet
modeli yaratacak, biz farklı bir çalışma modeli yaratacağız. Yarattığımız
maliyet modelinin de, çalışma modelinin de günün ihtiyaçlarına uygun olmasını
sağlayacağız ve taraflar bunu yaparken, eskiden olduğu gibi karşı karşıya
geldiği zaman, "valla sen 3'üncü maddede değişiklik istiyorsun, ben 7'nci
maddede istiyorum, gel bunu konuşalım" yöntemiyle bugün yapacağımız sözleşmenin
hiçbir faydası yoktur.
Bugün bence mikroları değil makroları düşünme zamanıdır. Modeli günün şartlarına
göre nasıl değiştireceğimizi düşünme zamanıdır. Bu model değişmeli. Hele bir
dönem daha dursun da bakalım, bak işte İş Güvencesi Yasası da çıktı laflan
fantezidir. Bir dönem daha dayanabilecek çok şirket de yoktur, ben size
söyleyeyim.
Bu yeni çalışma modelini ve bu yeni maliyet modelini bu heyetlerin karşılıklı
bulmak mecburiyeti vardır. Bunları bulursak, iki tarafın da tabuları
olmayacaktır. Eğer tabuların arkasına saklanırsak, siz şunlar olmazsa olmaz, biz
bunları izah edemeyiz zaten; biz de, şunlar olmazsa olmaz, onu konuşamayız
dersek, kendi olmazsa olmazlarımızı tek şart diye masaya koyarsak burada yol da
alamayız. Şu tabuları bir yıkmamız lâzım. Yeni bir çerçeve, şartları masaya
koyup bu şartlara uygun maliyet ve çalışma modelini nasıl geliştiririz diye
durup bakmamız lâzım. Bugün bizim varlık sebebimiz, misyonumuz budur. Bunu
çözdük çözdük, bunu çözemedik; ha ne olur? Hiçbirimizin hoşuna gidecek
gelişmeler olmaz.
Hiçbirimizin amacı, altı gün sonra, altı ay sonra, altı sene sonra bir yeri
kapatmak değil. Bizim amacımız, misyonumuz kapatmak olamaz. Bizim amacımız,
misyonumuz, ancak yaşatmak olabilir, ancak büyütmek olabilir. |