Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Sendikamız
ile Öz İplik-İş Sendikası arasındaki toplu sözleşme görüşmeleri başladı
Ekonomi
Narin:
Tekstilin ihracat potansiyeli değerlendirilemiyor
İhracat
düşüşte, ithalat yükseliyor
Söyleşi
Paker:
Rusya, tekstil için çok önemli
Firma
Tekerekoğlu'dan büyümenin formülleri
Hukuk
İŞYERİNİN
DEVRİ HALİNDE HİZMET SÖZLEŞMESİNİN FESHİ
|
Söyleşi
Paker: Rusya, tekstil için çok
önemli

Sendikamız Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi
Lütfü Paker, tekstilin Türkiye'de her zaman varlığını koruyacak bir sanayi dalı
olduğunu söyledi. Tekstilin bu gücünü istihdam potansiyelinden aldığını ifade
eden Paker, en büyük sıkıntılarının kayıtdışı ekonomi olduğunu dile getirdi. İç
pazarda zayıflayan sektörün, İhracatta gelecek vaadettiğini ancak, dış
pazarlarda rakipleri ile eşit şartlarda rekabet edebilmek için devletin
desteğinin gerektiğini belirten Paker, ABD'nin açılması gereken bir pazar
olduğunu, ancak sektörün asıl kurtuluşunun Rusya pazarı ile olacağını kaydetti.
Sendikamız Yönetim Kurulu Üyesi Lütfü Paker'in sektörün mevcut durumu, geleceği
ve sorunları üzerine görüşleri şöyle: - Tekstil sektörünün
Türkiye'de biteceği yönünde görüşler var. Sizce de Türk tekstili biter mi?
Lütfü PAKER: Türkiye'de tekstil, bitecek bir sanayi dalı değildir. Tekstil ne
zaman biter? Tekstil, yerine daha yüksek teknolojiyi ikame edebildiğiniz
sanayilerde, yoğun gelişme gösterirseniz ancak o zaman biter. 'Tekstil
Türkiye'de pahalıdır, maliyetler yükselmiştir' deniliyor. Maliyetlerin
yükseldiği doğrudur. Çin İle 2005'ten sonra rekabet edilmesi çok zor olacaktır.
Ama ne yapılırsa yapılsın Türkiye'de tekstil bitmeyecektir. Hangi hızla hangi
kapasitelerle devam eder öngörmek zor ama hiçbir zaman Belçika'da, İsveç'te
olduğu gibi bitmeyecektir.
- Peki, Türk tekstilinin bitmesini engelleyecek etkenler neler?
Lütfü PAKER: Türkiye önümüzdeki 20-25 yıl içinde büyük nüfusunu yüksek teknoloji
kapasitesi ile dolduramaycaktır. İnsanları aç bırakmak gibi bir olanak da
olmadığı için mutlaka üretebileceğimiz bir sektörde üretime devam etmemiz
gerekecektir. Bu nedenle tekstil de bir şekilde devam edecektir. Bugün AB
ülkelerinin yıllık ihracat olarak rakamlara döktükleri tekstil değeri 38 milyar
Euro, çalışan insan sayısı İse l milyon 200 bin kişi. AB otomotiv sanayiinin
yıllık ihracatı 400 milyar Euro, çalışan sayısı da 230 bin kişi. AB'nin yüksek
teknoloji ihracatı yılda 140 milyar Euro, çalışan sayısı ise 70 bin kişi. Yani
katma değeri çok yüksek noktalara gelebilmek uzun yıllara bağlı olması
nedeniyle, emek yoğun sektörler her zaman gereklidir.
- Söylediklerinizden tekstil sekörünün varlığını devam ettirebilmesinde en
büyük avantajı olarak istihdam gücü ortaya çıkıyor.
Lütfü PAKER: Evet, sektörün istihdamı fazladır, dolayısıyla vazgeçilemeyecek bir
l sektördür. Çünkü insanlar giyinmek zorundadır ve dünyada da bu sektörü bırakma
eğiliminde olan nüfusları giydirmekle mükellef diğer ülkeler olacaktır. Biz de
bu ülkeler içinde daha uzunca bir süre hayatımızı devam ettireceğiz
kanısındayım.
- Sektörün İstihdam gücü yüksek. Ancak kayıtdışı çalışan sayısındaki
fazlalıkla da dikkat çekiyor.
Lütfü PAKER: Bizim en büyük problemlerimizden birisi kayıtsız ekonomi ile
mücadele edemememiz. Üç yıl önce Türkiye çapında bir araştırma yaptırdık.
Türkiye'deki boya-terbiye firmasının sayısını tespit ettik. 435 fabrika var boya
ve terbiye konusunda Türkiye genelinde hizmet veren. Bunların kapasiteleri 5 ile
25 ton arasında değişiyor. Ortalama çalışan sayısı ise toplamda 80 bin kişi.
Tekstil sektöründe kayıtlı-kayıtsız 2-2,5 milyon kişi var. Bu kayıtlı-kayıtsız
konusu toplu sözleşme döneminde bizi zor durumda bıraktı. Tekstil sektöründe
yüzde 70 kayıtdışı, yüzde 30 ise kayıtlı bir istihdam durumu var.
Kayıtlı çerçevesinde kalanlar; sigorta, vergi, vs. nedeniyle kayıtsızlara karşı
rekabet etme imkanlarım kaybetmiş durumdadır. Siz, her işçinizin her türlü
yükümlülüğü İle ödeme yapacaksınız, fakat rakibiniz ödeme yapmayacak. Bundan
daha önemlisi kayıtlı ekonomide ve sendikalı olarak çalışanların ücretleri
bugüne kadar yapılan toplu sözleşmelerle o kadar yüksek noktalara gelmiş ki
maalesef artık kayıtsız çalışanlarla ve sendikal hiç bir ilişkisi olmayanlarla
rekabet edilmesi olanağı kalmamıştır. Toplu sözleşmelerin en büyük problemi
budur. Şahsen açıkça söyleyeyim ki bir İşveren olarak bugün işçimin eline geçen
paradan ben bile
rahatsızlık duyuyorum. Ama rakibimizin verdiği miktar ile karşılaştırdığımda
bırakın sigorta, vb unsurları, yüzde 100 ücret farklılıkları olduğu için bunu
nasıl karşılayacağımızı bu toplu sözleşmede birtürlü çözemedik. Bugüne kadar hem
sendikamız hem de diğer kurumlar vasıtasıyla sıkıntılarımız, önemli faaliyetler
yapılarak devlet kanalına iletildi. İlgili mercilere ulaştırılan
çalışmalarımızda başta enerjinin çok yüksek olduğu belirtildi. Ayrıca vergi
kaçağının önlenmesi için KDV oranlarının imalat sürecinde minimumlara
indirilmesi, perakende noktasında devletin kaybına neden olmaması İçin tatbik
edilmesi gibi taleplerde bulunuldu. Sigorta ve vergilerin tabana yayılması İçin
gerekenlerin yapılması ve aşağıya çekilmesi için gerekenlerin yapılması istendi.
Bütün bu şikayetlerimiz üzerine sendikamızın önemli çabaları İle bir Meclis
Araştırma Komisyonu kuruldu. Bu komisyon, 2001 yılında kuruldu. Sektör ile
İlgili bir rapor hazırlandı. Bu komisyon hazırladığı raporla sektörümüzün
durumunu belgelemiş oldu. Ama tatbikata geçen bir şey yok.
- Seçim yaklaşıyor. Tekstil sektörü adına siyasilerden beklentileriniz neler?
Lütfü PAKER: Bana kalırsa, iktidara kim gelirse gelsin, Türkiye'nin büyük bir
handikapı var. O da takriben dört yıldır tabiri caizse kapukulu sistemi ile bir
yönetim var. Bu sistemde Türkiye'nin ne tekstiline ne otomotivine ne de baş-' ka
bir sektörüne faydalı olunacağını düşünüyorum.
- Kriz döneminde turizm gibi bazı kurtarıcı sektörler öne çıktı. Tekstilin
Türkiye ekonomisindeki yeri nedir?
Lütfü PAKER: Herkesin kurtarıcı sektör olarak gördüğü turizm, maalesef arzu
edilen düzeyde değil, Türkiye'ye gelen turisti getirebilmek için aracılara, uçak
şirketlerine vb. yerlere çok fazla ödemeler yapılıyor. Önemli olan giderleri
çıkardıktan sonra elde kalan miktar, bu anlamda turizm de İstenilen dü-yezde
değil. Böyle olunca geriye yine kala kala tekstil kalıyor. Tekstilin önündeki en
büyük kapı olan ABD pazarı açılabilse sektörün Türkiye ekonomisine katkısı daha
fazla olacaktır. Ancak bahsettiğim Kapukulu Sistemi bu kapıyı size açamadığı
sürece ben bu yönetime Kapukulu Sistemi derim. Türkiye'nin bugün ana menfaati
ABD'deki tekstil kapasının açılması. Bu konuda sendikamız olsun, diğer birlikler
olsun beraberce inanılmaz mücadeleler verdi. Ama ilgililerin duyarsızlığı
karşısında da şaşırdık kaldık. Biz iş insanıyız, iş hayatında küsmek diye bir
şey yok. Mücadeleye devam ediyoruz nerelere varabilirsek. Ama devlet gücü ile bu
çaba gösterilse netice almak daha mümkün olur.
- ihracat gücü yüksek olan sektörün dış pazarlardaki durumunu değerlendirir
misiniz?
Lütfü PAKER: Dış pazarlarda büyük zorluklarımız var. İhracatta maliyet
sıkıntımız var. Rakiplerimizle eşit koşullarda rekabet edemiyoruz. İç pazar
zaten iyice azaldı, dış pazarda da bir daralma var. Dış pazar olarak
baktığımızda özellikle bu yıl Avaıpa pazarında fiyatlarda o kadar çok korozyon
var ki bunlara karşı daha ucuz ürünler üretmek zorundayız. Ucuz maliyetlere
dönebilmek ise yalnız işçi ücretlerinin ucuzluğundan geçmez, ucuz maliyetlere
dönmek girdilerden geçer, verimlilikten geçer. Verimliliğin ortaya konulabilmesi
için de eğitilmiş İnsan gerekiyor. Bu da sektörümüzün önemli bir sonınudur.
Eğitilmemiş insanlarla hem kalite hem de ucuz üretmek mümkün değildir. Eğilmiş
insan gücü arıyorsunuz ama yok. Yoksa çalışmak isteyen insan çok. Üretimde hemen
devreye girebilecek kapasitede eğitimli eleman yok.
- Çin, Türk tekstil sektörü İçin korkulan bir rakip olarak görülüyor. Neden?
Çin'e alternatif pazar olarak Japonya kazanılabilir mi?
Lütfü PAKER: Japonya pazarına zaten ufak ufak giren üreticiler var. Çin pazarına
da son birkaç ay içinde İhracatçı birlikleri tarafından yapılan çeşitli
girişimler var, moda merkezlerinin başlatılması, ürünlerin orada tanıtılması
gibi Çin pazarına girebilmek için bazı etkinlikler düşünülüyor. Çİn, ucuzluğu
ile en önemli rakiplerden biri olarak dikkat çekiyor. Ama Çin belli bir süre
daha ucuz kalabilir. Çin'in insanı belli bir hayat standartına eriştikten sonra,
Çinliler çevre ile İlişkilerini belli bir noktaya getirdiği zaman Çin, bu kadar
ucuz olamayacaktır, bu mümkün değildir. Çin'deki imalat şartlarının kötülüğünü
herkes biliyor. Bunun böyle devam etmesi mümkün değil. Birgün Çin de pahalı
olacak, bu kesin.
- Çin karşısında Türkiye ne gibi avantajlara sahip?
Lütfü PAKER: Türkiye, Avrupa'ya daha yakın. Avrupa'da hiçkimse stok seviyesi ile
mal satmıyor. Hep son dakika sipariş veriliyor. Türkiye'nin bu noktada avantajı
büyük. Bana kalırsa Balkan ülkeleri de bize rakip olamaz. Hiçbir Balkan ülkesi
alışkanlıklarını bırakıp bu kadar hızlı çalışan, bu kadar hızlı üretim yapan bir
ülke seviyesine üç beş yılda erişemez. Türk işçisi, İşvereni gibi dünyada üç
haftada hatta daha az sürede siparişi alıp karşılayan başka bir ülke yoktur.
Bizim insanımız 10 gün içinde 5-10 bin parçayı alıp siparişini zamanında
karşılıyor,
- Sektörün ağırlıklı ihraç pazarları Avrupa ülkeleri. ABD de girilmek istenen
pazar. Peki, Rusya sektör için ne ifade ediyor?
Lütfü PAKER: Bence Türkiye için olunması gereken en büyük pazar Rusya. Sektörün
kurtuluşu Rus İnsanının satın alma gücünün yükselmesine bağlıdır.
Evet. ABD de çok yüksek satın alma gücüne sahip. Ama orada bizim en büyük
rakibimiz Meksika. Biz de Rusya'nın Meksika'sı olabiliriz. Hemen altındayız.
Hertürlü tekstil ürününü istediği kalitede vermeye hazırız. Yavaş yavaş Rusya
pazanna da girmiş durumdayız. Herkes orada mağaza açmaya başladı. Rusya'nın
parası olduğu sürece orası bizim için önemli bir pazardır. Rusya'daki 300 milyon
insan giyinmek zorunda. Bavul ticaretinin yanında resmi ticaret de başlamış
dummda.
- Sektör, ithalat konusunda ne gibi sıkıntılar yaşıyor?
Lütfü PAKER: Türkiye'ye kaçak olarak kayıtsız giren ürünler en büyük problem.
Sektörün iç pazarda zayıflamasında bunlar etkili oldu denilebilir. Bizim
şikayetçi olduğumuz dışardan ihracat kaydıyla getirilen ürünler değil. Üzerine
emek ve katma değerini koyup dışarıya ihraç edecek olanların ithalat yapmaları
sorun değil. Çünkü bunun içpazara zararı olmaz ama bazı firmalar ihraç kaydı ile
getirdikleri kumaşları İhraç etmeyerek Türkiye'de tükettikleri için iç pazarı
sıkıntıya sokmaktadırlar. Maalesef kayıtdışı yapılan bu ithalatlar da
ispatlanamıyor.
"Markalaşma, uzun vadede olacaktır"
- Fasoncu bir görünüme sahip Türk tekstil sektörünün markalaştırılması yönünde
gayretler var? Bu girişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Lütfü PAKER: Ben markalaşma ile ilgili bazı çalışmalara hayretle bakıyorum. İşi
bilen de bilmeyen de markalaşalım diye tutturdu. Bununla ilgili olarak bir
araştırma yapmak lazım. Dünya piyasalarında markalar kaç adet satar, marka dışı
kaç adet satar tespit etmek lazım. Markalaşabiliyorsanız kârınız yüksek oluyor.
Ama bunun miktarı, genel tekstil üretimine nazaran ne yaparsanız yapın
kısıtlıdır, büyük miktarlara gidemez. Şayet öyle olmasaydı İtalya, işçi yoğun
sektörünü Kuzey Afrika'ya kaydırmazdı. Kendisi nasıl olsa marka da yapabiliyor,
üretir üzerine de markasını basar ama bunu yapmıyor. Bilgi isteyen boya ve
terbiyeyi İtalya'da yapıyor ama işçilik yönü ağır olan konfeksiyon vb. kısmı da
Fas'ta ucuz işçilikte yaptırıyor. Tabii ki markalaşacağız. Bu sistemin akışında
var. Bu sistemde olduğumuz sürece markalaşacağız ama dendiği gibi üç-beş yılda
10-20 reklam yaparak marka olunmaz. Marka olmak bilgi ve finans gücü
gerektiriyor. "Sektörümüz teknik
tekstil konusunda yeni"
- Emek yoğun bir sektör olan tekstilde de katma değeri yüksek olan bir pazar
var. O da teknik tekstil. Türkiye'de teknik tekstil konusu yeterince biliniyor
mu?
Lütfü PAKER: Son zamanlarda teknik tekstil konusu moda oldu. Çünkü Batı
ülkelerinde her formda teknik tekstiller bulunuyor. Teknik tekstilde şu anda
rekabet olmadığı için ve daha yüksek teknoloji gerektirdiği için kârlılığı,
katma değeri daha yüksek. Fakat Türkiye de teknik tekstilde henüz yeterli hem iç
hem de dış pazar bilgisine sahip değil. Teknik tekstilin en büyük alıcısı
dünyanın her yerinde savunma sanayiidir. Türk savunma sanayiinin, Türk tekstil
sektöründen aldjğı teknik tekstil ise sıfıra yakındır. Sektörümüz bu konuda daha
yeni. Üreten firmalarımız var ama henüz yeterli değil. İnşaat ve sağlık da en
fazla teknik tekstili kullanan sektörlerdir. Ama henüz ülkemizde bu sektörlerden
teknik tekstile talep yok. - Eğitim çalışmaları da
yapılıyor sendika bünyesinde. Biraz bilgi verebilir misiniz?
Lütfü PAKER: Eğitim konusunda Türk Tekstil Vakfı çeşitli çalışmalar yapıyor.
Herhangi bir konuda eğitim almış ama tekstile de ilgi duyan, halihazırda
çalışmaya başlamış kişileri bir kademe eğitime tabi tutup belli bir standartı
yakalamaya çalışıyoruz. Vakfımızın eğitim konusundaki çalışması bir yıldır var.
İşyerlerinin tanımlanması, iletişim gibi ön eğitimler yapıldı. Birebir mesleki
eğitime başlayacağız. Almanya'daki çıraklık eğitim sisteminin müfredatını aldık,
tekstil konusunda eğitim veren üniversitelerimizdeki hocalarımıza da müfredatı
gösterdik. Bu müfredat çerevesinde işyerlerinde işçimizi eğitmek istiyoruz.
Eylülün sonunda mavi yakalılara işyerlerine yakın mekanlarda birebir ikinci
kademe eğitimimiz başlıyor. Beyaz yakalı dediğimiz elemanlarımıza da vakfımızın
binasında bir eğitim merkezi oluşturup, onlarında ekim ayında eğitimlerine
başlamayı planlıyoruz.
Verimlilik için eğitilmiş insan kadar AR-GE konusu da önemli. Araştırma
geliştirme yapmadan, yenilikler yapmadan bu sektörde devam etmek zor.
Sektörümüzde bu konuda büyük bir eksiklik var. Sektörün ilk okulu olarak
Sümerbank'ı kabul etmek lazım. Önce birkaç yüz kişi Almanya'ya göndermiş,
Sümerbank memuru olarak yetiştirilmiş. Bu memurlar da, Türkiye'de büyük bir
kitleyi yetiştirmişler. Ondan sonra ise başka hiçbir şey yapılmamış, Sümerbank
da zaman içinde okul özelliğini kaybetmiş ve en küçük bir araştırma-geliştirme
eğilimi sektörümüzde kalmamış. Bunun üzerine biz TÜBİTAK Tekstil Araştırma
Merkezi diye bir merkez kurduk. 250 bin dolar yılık para yatırdık, TÜBİTAK da
aynı miktarda para yatırdı, şu anda altı proje araştırmaya başlandı. Bu konuda
bazı üniversitelerimizden de destek alıyoruz. |