[ , ]    Sayı:273  Eylül 2002

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


 Güncel

  Sendikamız ile Öz İplik-İş Sendikası arasındaki toplu sözleşme görüşmeleri başladı


 Ekonomi

Narin: Tekstilin ihracat potansiyeli değerlendirilemiyor

İhracat düşüşte, ithalat yükseliyor


 Söyleşi

Paker: Rusya, tekstil için çok önemli


 Firma

Tekerekoğlu'dan büyümenin formülleri


 Hukuk

İŞYERİNİN DEVRİ HALİNDE HİZMET SÖZLEŞMESİNİN FESHİ

Söyleşi

Paker: Rusya, tekstil için çok önemli

 

Sendikamız Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Lütfü Paker, tekstilin Türkiye'de her zaman varlığını koruyacak bir sanayi dalı olduğunu söyledi. Tekstilin bu gücünü istihdam potansiyelinden aldığını ifade eden Paker, en büyük sıkıntılarının kayıtdışı ekonomi olduğunu dile getirdi. İç pazarda zayıflayan sektörün, İhracatta gelecek vaadettiğini ancak, dış pazarlarda rakipleri ile eşit şartlarda rekabet edebilmek için devletin desteğinin gerektiğini belirten Paker, ABD'nin açılması gereken bir pazar olduğunu, ancak sektörün asıl kurtuluşunun Rusya pazarı ile olacağını kaydetti.


 

 

 

 

 

 

Sendikamız Yönetim Kurulu Üyesi Lütfü Paker'in sektörün mevcut durumu, geleceği ve sorunları üzerine görüşleri şöyle:

- Tekstil sektörünün Türkiye'de biteceği yönünde görüşler var. Sizce de Türk tekstili biter mi?
Lütfü PAKER: Türkiye'de tekstil, bitecek bir sanayi dalı değildir. Tekstil ne zaman biter? Tekstil, yerine daha yüksek teknolojiyi ikame edebildiğiniz sanayilerde, yoğun gelişme gösterirseniz ancak o zaman biter. 'Tekstil Türkiye'de pahalıdır, maliyetler yükselmiştir' deniliyor. Maliyetlerin yükseldiği doğrudur. Çin İle 2005'ten sonra rekabet edilmesi çok zor olacaktır. Ama ne yapılırsa yapılsın Türkiye'de tekstil bitmeyecektir. Hangi hızla hangi kapasitelerle devam eder öngörmek zor ama hiçbir zaman Belçika'da, İsveç'te olduğu gibi bitmeyecektir.
- Peki, Türk tekstilinin bitmesini engelleyecek etkenler neler?
Lütfü PAKER: Türkiye önümüzdeki 20-25 yıl içinde büyük nüfusunu yüksek teknoloji kapasitesi ile dolduramaycaktır. İnsanları aç bırakmak gibi bir olanak da olmadığı için mutlaka üretebileceğimiz bir sektörde üretime devam etmemiz gerekecektir. Bu nedenle tekstil de bir şekilde devam edecektir. Bugün AB ülkelerinin yıllık ihracat olarak rakamlara döktükleri tekstil değeri 38 milyar Euro, çalışan insan sayısı İse l milyon 200 bin kişi. AB otomotiv sanayiinin yıllık ihracatı 400 milyar Euro, çalışan sayısı da 230 bin kişi. AB'nin yüksek teknoloji ihracatı yılda 140 milyar Euro, çalışan sayısı ise 70 bin kişi. Yani katma değeri çok yüksek noktalara gelebilmek uzun yıllara bağlı olması nedeniyle, emek yoğun sektörler her zaman gereklidir.
- Söylediklerinizden tekstil sekörünün varlığını devam ettirebilmesinde en büyük avantajı olarak istihdam gücü ortaya çıkıyor.
Lütfü PAKER: Evet, sektörün istihdamı fazladır, dolayısıyla vazgeçilemeyecek bir l sektördür. Çünkü insanlar giyinmek zorundadır ve dünyada da bu sektörü bırakma eğiliminde olan nüfusları giydirmekle mükellef diğer ülkeler olacaktır. Biz de bu ülkeler içinde daha uzunca bir süre hayatımızı devam ettireceğiz kanısındayım.
- Sektörün İstihdam gücü yüksek. Ancak kayıtdışı çalışan sayısındaki fazlalıkla da dikkat çekiyor.
Lütfü PAKER: Bizim en büyük problemlerimizden birisi kayıtsız ekonomi ile mücadele edemememiz. Üç yıl önce Türkiye çapında bir araştırma yaptırdık. Türkiye'deki boya-terbiye firmasının sayısını tespit ettik. 435 fabrika var boya ve terbiye konusunda Türkiye genelinde hizmet veren. Bunların kapasiteleri 5 ile 25 ton arasında değişiyor. Ortalama çalışan sayısı ise toplamda 80 bin kişi.
Tekstil sektöründe kayıtlı-kayıtsız 2-2,5 milyon kişi var. Bu kayıtlı-kayıtsız konusu toplu sözleşme döneminde bizi zor durumda bıraktı. Tekstil sektöründe yüzde 70 kayıtdışı, yüzde 30 ise kayıtlı bir istihdam durumu var.
Kayıtlı çerçevesinde kalanlar; sigorta, vergi, vs. nedeniyle kayıtsızlara karşı rekabet etme imkanlarım kaybetmiş durumdadır. Siz, her işçinizin her türlü yükümlülüğü İle ödeme yapacaksınız, fakat rakibiniz ödeme yapmayacak. Bundan daha önemlisi kayıtlı ekonomide ve sendikalı olarak çalışanların ücretleri bugüne kadar yapılan toplu sözleşmelerle o kadar yüksek noktalara gelmiş ki maalesef artık kayıtsız çalışanlarla ve sendikal hiç bir ilişkisi olmayanlarla rekabet edilmesi olanağı kalmamıştır. Toplu sözleşmelerin en büyük problemi budur. Şahsen açıkça söyleyeyim ki bir İşveren olarak bugün işçimin eline geçen paradan ben bile
rahatsızlık duyuyorum. Ama rakibimizin verdiği miktar ile karşılaştırdığımda bırakın sigorta, vb unsurları, yüzde 100 ücret farklılıkları olduğu için bunu nasıl karşılayacağımızı bu toplu sözleşmede birtürlü çözemedik. Bugüne kadar hem sendikamız hem de diğer kurumlar vasıtasıyla sıkıntılarımız, önemli faaliyetler yapılarak devlet kanalına iletildi. İlgili mercilere ulaştırılan çalışmalarımızda başta enerjinin çok yüksek olduğu belirtildi. Ayrıca vergi kaçağının önlenmesi için KDV oranlarının imalat sürecinde minimumlara indirilmesi, perakende noktasında devletin kaybına neden olmaması İçin tatbik edilmesi gibi taleplerde bulunuldu. Sigorta ve vergilerin tabana yayılması İçin gerekenlerin yapılması ve aşağıya çekilmesi için gerekenlerin yapılması istendi. Bütün bu şikayetlerimiz üzerine sendikamızın önemli çabaları İle bir Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu. Bu komisyon, 2001 yılında kuruldu. Sektör ile İlgili bir rapor hazırlandı. Bu komisyon hazırladığı raporla sektörümüzün durumunu belgelemiş oldu. Ama tatbikata geçen bir şey yok.
- Seçim yaklaşıyor. Tekstil sektörü adına siyasilerden beklentileriniz neler?
Lütfü PAKER: Bana kalırsa, iktidara kim gelirse gelsin, Türkiye'nin büyük bir handikapı var. O da takriben dört yıldır tabiri caizse kapukulu sistemi ile bir yönetim var. Bu sistemde Türkiye'nin ne tekstiline ne otomotivine ne de baş-' ka bir sektörüne faydalı olunacağını düşünüyorum.
- Kriz döneminde turizm gibi bazı kurtarıcı sektörler öne çıktı. Tekstilin Türkiye ekonomisindeki yeri nedir?
Lütfü PAKER: Herkesin kurtarıcı sektör olarak gördüğü turizm, maalesef arzu edilen düzeyde değil, Türkiye'ye gelen turisti getirebilmek için aracılara, uçak şirketlerine vb. yerlere çok fazla ödemeler yapılıyor. Önemli olan giderleri çıkardıktan sonra elde kalan miktar, bu anlamda turizm de İstenilen dü-yezde değil. Böyle olunca geriye yine kala kala tekstil kalıyor. Tekstilin önündeki en büyük kapı olan ABD pazarı açılabilse sektörün Türkiye ekonomisine katkısı daha fazla olacaktır. Ancak bahsettiğim Kapukulu Sistemi bu kapıyı size açamadığı sürece ben bu yönetime Kapukulu Sistemi derim. Türkiye'nin bugün ana menfaati ABD'deki tekstil kapasının açılması. Bu konuda sendikamız olsun, diğer birlikler olsun beraberce inanılmaz mücadeleler verdi. Ama ilgililerin duyarsızlığı karşısında da şaşırdık kaldık. Biz iş insanıyız, iş hayatında küsmek diye bir şey yok. Mücadeleye devam ediyoruz nerelere varabilirsek. Ama devlet gücü ile bu çaba gösterilse netice almak daha mümkün olur.
- ihracat gücü yüksek olan sektörün dış pazarlardaki durumunu değerlendirir misiniz?
Lütfü PAKER: Dış pazarlarda büyük zorluklarımız var. İhracatta maliyet sıkıntımız var. Rakiplerimizle eşit koşullarda rekabet edemiyoruz. İç pazar zaten iyice azaldı, dış pazarda da bir daralma var. Dış pazar olarak baktığımızda özellikle bu yıl Avaıpa pazarında fiyatlarda o kadar çok korozyon var ki bunlara karşı daha ucuz ürünler üretmek zorundayız. Ucuz maliyetlere dönebilmek ise yalnız işçi ücretlerinin ucuzluğundan geçmez, ucuz maliyetlere dönmek girdilerden geçer, verimlilikten geçer. Verimliliğin ortaya konulabilmesi için de eğitilmiş İnsan gerekiyor. Bu da sektörümüzün önemli bir sonınudur. Eğitilmemiş insanlarla hem kalite hem de ucuz üretmek mümkün değildir. Eğilmiş insan gücü arıyorsunuz ama yok. Yoksa çalışmak isteyen insan çok. Üretimde hemen devreye girebilecek kapasitede eğitimli eleman yok.
- Çin, Türk tekstil sektörü İçin korkulan bir rakip olarak görülüyor. Neden? Çin'e alternatif pazar olarak Japonya kazanılabilir mi?
Lütfü PAKER: Japonya pazarına zaten ufak ufak giren üreticiler var. Çin pazarına da son birkaç ay içinde İhracatçı birlikleri tarafından yapılan çeşitli girişimler var, moda merkezlerinin başlatılması, ürünlerin orada tanıtılması gibi Çin pazarına girebilmek için bazı etkinlikler düşünülüyor. Çİn, ucuzluğu ile en önemli rakiplerden biri olarak dikkat çekiyor. Ama Çin belli bir süre daha ucuz kalabilir. Çin'in insanı belli bir hayat standartına eriştikten sonra, Çinliler çevre ile İlişkilerini belli bir noktaya getirdiği zaman Çin, bu kadar ucuz olamayacaktır, bu mümkün değildir. Çin'deki imalat şartlarının kötülüğünü herkes biliyor. Bunun böyle devam etmesi mümkün değil. Birgün Çin de pahalı olacak, bu kesin.
- Çin karşısında Türkiye ne gibi avantajlara sahip?
Lütfü PAKER: Türkiye, Avrupa'ya daha yakın. Avrupa'da hiçkimse stok seviyesi ile mal satmıyor. Hep son dakika sipariş veriliyor. Türkiye'nin bu noktada avantajı büyük. Bana kalırsa Balkan ülkeleri de bize rakip olamaz. Hiçbir Balkan ülkesi alışkanlıklarını bırakıp bu kadar hızlı çalışan, bu kadar hızlı üretim yapan bir ülke seviyesine üç beş yılda erişemez. Türk işçisi, İşvereni gibi dünyada üç haftada hatta daha az sürede siparişi alıp karşılayan başka bir ülke yoktur. Bizim insanımız 10 gün içinde 5-10 bin parçayı alıp siparişini zamanında karşılıyor,
- Sektörün ağırlıklı ihraç pazarları Avrupa ülkeleri. ABD de girilmek istenen pazar. Peki, Rusya sektör için ne ifade ediyor?
Lütfü PAKER: Bence Türkiye için olunması gereken en büyük pazar Rusya. Sektörün kurtuluşu Rus İnsanının satın alma gücünün yükselmesine bağlıdır.
Evet. ABD de çok yüksek satın alma gücüne sahip. Ama orada bizim en büyük rakibimiz Meksika. Biz de Rusya'nın Meksika'sı olabiliriz. Hemen altındayız. Hertürlü tekstil ürününü istediği kalitede vermeye hazırız. Yavaş yavaş Rusya pazanna da girmiş durumdayız. Herkes orada mağaza açmaya başladı. Rusya'nın parası olduğu sürece orası bizim için önemli bir pazardır. Rusya'daki 300 milyon insan giyinmek zorunda. Bavul ticaretinin yanında resmi ticaret de başlamış dummda.
- Sektör, ithalat konusunda ne gibi sıkıntılar yaşıyor?
Lütfü PAKER: Türkiye'ye kaçak olarak kayıtsız giren ürünler en büyük problem. Sektörün iç pazarda zayıflamasında bunlar etkili oldu denilebilir. Bizim şikayetçi olduğumuz dışardan ihracat kaydıyla getirilen ürünler değil. Üzerine emek ve katma değerini koyup dışarıya ihraç edecek olanların ithalat yapmaları sorun değil. Çünkü bunun içpazara zararı olmaz ama bazı firmalar ihraç kaydı ile getirdikleri kumaşları İhraç etmeyerek Türkiye'de tükettikleri için iç pazarı sıkıntıya sokmaktadırlar. Maalesef kayıtdışı yapılan bu ithalatlar da ispatlanamıyor.


"Markalaşma, uzun vadede olacaktır"
- Fasoncu bir görünüme sahip Türk tekstil sektörünün markalaştırılması yönünde gayretler var? Bu girişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Lütfü PAKER: Ben markalaşma ile ilgili bazı çalışmalara hayretle bakıyorum. İşi bilen de bilmeyen de markalaşalım diye tutturdu. Bununla ilgili olarak bir araştırma yapmak lazım. Dünya piyasalarında markalar kaç adet satar, marka dışı kaç adet satar tespit etmek lazım. Markalaşabiliyorsanız kârınız yüksek oluyor. Ama bunun miktarı, genel tekstil üretimine nazaran ne yaparsanız yapın kısıtlıdır, büyük miktarlara gidemez. Şayet öyle olmasaydı İtalya, işçi yoğun sektörünü Kuzey Afrika'ya kaydırmazdı. Kendisi nasıl olsa marka da yapabiliyor, üretir üzerine de markasını basar ama bunu yapmıyor. Bilgi isteyen boya ve terbiyeyi İtalya'da yapıyor ama işçilik yönü ağır olan konfeksiyon vb. kısmı da Fas'ta ucuz işçilikte yaptırıyor. Tabii ki markalaşacağız. Bu sistemin akışında var. Bu sistemde olduğumuz sürece markalaşacağız ama dendiği gibi üç-beş yılda 10-20 reklam yaparak marka olunmaz. Marka olmak bilgi ve finans gücü gerektiriyor.

"Sektörümüz teknik tekstil konusunda yeni"
- Emek yoğun bir sektör olan tekstilde de katma değeri yüksek olan bir pazar var. O da teknik tekstil. Türkiye'de teknik tekstil konusu yeterince biliniyor mu?
Lütfü PAKER: Son zamanlarda teknik tekstil konusu moda oldu. Çünkü Batı ülkelerinde her formda teknik tekstiller bulunuyor. Teknik tekstilde şu anda rekabet olmadığı için ve daha yüksek teknoloji gerektirdiği için kârlılığı, katma değeri daha yüksek. Fakat Türkiye de teknik tekstilde henüz yeterli hem iç hem de dış pazar bilgisine sahip değil. Teknik tekstilin en büyük alıcısı dünyanın her yerinde savunma sanayiidir. Türk savunma sanayiinin, Türk tekstil sektöründen aldjğı teknik tekstil ise sıfıra yakındır. Sektörümüz bu konuda daha yeni. Üreten firmalarımız var ama henüz yeterli değil. İnşaat ve sağlık da en fazla teknik tekstili kullanan sektörlerdir. Ama henüz ülkemizde bu sektörlerden teknik tekstile talep yok.

- Eğitim çalışmaları da yapılıyor sendika bünyesinde. Biraz bilgi verebilir misiniz?
Lütfü PAKER: Eğitim konusunda Türk Tekstil Vakfı çeşitli çalışmalar yapıyor. Herhangi bir konuda eğitim almış ama tekstile de ilgi duyan, halihazırda çalışmaya başlamış kişileri bir kademe eğitime tabi tutup belli bir standartı yakalamaya çalışıyoruz. Vakfımızın eğitim konusundaki çalışması bir yıldır var. İşyerlerinin tanımlanması, iletişim gibi ön eğitimler yapıldı. Birebir mesleki eğitime başlayacağız. Almanya'daki çıraklık eğitim sisteminin müfredatını aldık, tekstil konusunda eğitim veren üniversitelerimizdeki hocalarımıza da müfredatı gösterdik. Bu müfredat çerevesinde işyerlerinde işçimizi eğitmek istiyoruz. Eylülün sonunda mavi yakalılara işyerlerine yakın mekanlarda birebir ikinci kademe eğitimimiz başlıyor. Beyaz yakalı dediğimiz elemanlarımıza da vakfımızın binasında bir eğitim merkezi oluşturup, onlarında ekim ayında eğitimlerine başlamayı planlıyoruz.
Verimlilik için eğitilmiş insan kadar AR-GE konusu da önemli. Araştırma geliştirme yapmadan, yenilikler yapmadan bu sektörde devam etmek zor. Sektörümüzde bu konuda büyük bir eksiklik var. Sektörün ilk okulu olarak Sümerbank'ı kabul etmek lazım. Önce birkaç yüz kişi Almanya'ya göndermiş, Sümerbank memuru olarak yetiştirilmiş. Bu memurlar da, Türkiye'de büyük bir kitleyi yetiştirmişler. Ondan sonra ise başka hiçbir şey yapılmamış, Sümerbank da zaman içinde okul özelliğini kaybetmiş ve en küçük bir araştırma-geliştirme eğilimi sektörümüzde kalmamış. Bunun üzerine biz TÜBİTAK Tekstil Araştırma Merkezi diye bir merkez kurduk. 250 bin dolar yılık para yatırdık, TÜBİTAK da aynı miktarda para yatırdı, şu anda altı proje araştırmaya başlandı. Bu konuda bazı üniversitelerimizden de destek alıyoruz.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002 TÜTSİS      -      design boratur.net