[ , ]    Sayı:270  HAZİRAN 2002

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editörden


 Güncel

  NARİN: Maliyenin bütün ağırlığı milletin üstünde

  Ferizli Halit Narin İlköğretim Okul açılışı ve Bolluca'da sevinç

  Ashaboğlu, Eurocoton Başkan Vekili oldu


 Turizm

  Tekstil, turizmin de motoru


 Firma

  Karsu, Amerika'da şirket kurdu


 Değerlendirme

  Vergide yeni dönem


 Çalışma Hayatı

  Çalışma hayatımızda esneklik ihtiyacı


 Analiz

  İşsizlik ve Çalışma Yasaları


 Marka

  MARKA nasıl alınır, nasıl korunur?

Analiz

İşsizlik ve Çalışma Yasaları

 

Çalışma yasalarının şekillenmesi ve zaman içinde yeniden düzenlenmesi ulusların yaşadığı ekonomik ve sosyal gelişmelerden bağımsız değildir. Bu nedenle ekonomik ve politik konjektür, Teknolojik - Sosyal gelişme, istihdam ve işsizlik oranlan, uluslararası sermaye hareketleri ve üretim ve yönetim modellerindeki değişim bİreyseİ ve toplu iş ilişkilerini düzenleyen yasalar üzerinde etkisini hissettirmiştir.
Bu bağlamda, İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomik boyuta damgasını vuran Keynesyen ekonomik politîkalan ve stratejik kitle üretimine dayalı "fordist" üretim modeli bireysel ve toplu İş ilişkilerinin yasal bir sistem içinde düzenlenmesini ve endüstri ilişkilerinin kurumsallaşmasını teşvik etmiştir.
Başka bir İfade ile, savaş sonrası ekonomik modeller ve doğu - batı kutuplaşması ve beraberinde ideolojik ve sistem rekabetinin oluşması batı toplumlan açısından birçok gelişme ve değişmenin sanayi toplumu yapılanması çerçevesinde değerlendirilmesine neden olmuştur. Aynı dönemde Keynesyen devlet destekli büyüme ve tam istihdam politikaları, fordist üretim modelinin öngördüğü toplam talebin artırılması ve piyasada üretilen standart mallann bu yolla satın alınması, sosyal refah ve sosyal devlet anlayışı, sendikacılığın desteklenmesi ve son olarakta, Sovyetler Birliğinin batı kapitalizme karşı yürüttüğü ideolojik baskı batı toplumlarının çalışma hayatını daha fazla yasal zemine oturtma ve sanayi işçisini ideolojik tartışmalardan uzak tutma gayretlerinin bir sonucu olarak da görülmelidir.
Böylece bu dönemde yapılan yasal düzenlemelerin daha çok ulusal kalkınmaya ve İç rekabete endeksli olduğu ve yerel nitelik taşıdığıdır. Ancak genel felsefe ulusal düzeyde sosyal devlet anlayışına uygun sosyal korumacı bakış açısı çerçevesinde ve dönemin tam istihdam politikalarını destekleyici boyutta olduğunu kabul etmek gerekir.
Bireysel iş hukuku açısından, hizmet akdi, iş güvencesi, işçinin ve işverenin sorumluluklan, ücret ve ücrete ilişkin haklar, çalışma saatleri, işçi sağlığı ve güvenliği ve işin düzenlenmesine ilişkin konuların geliştirilmesi diğer taraftan toplu iş hukuku boyutuyla Örgütlenme ve sendikal haklar, topİu iş sözleşmesi, grev hakkı, işyerinde çalışanların temsili gibi hakların geliştirilmesi hep bu dönemin ürünüdür.
Ancak, 1980'li yılların ortalarından İtibaren aşağı yukan bir çok ülkenin iş hukuku endüstriyel transformasyonun (sanayi - hizmet - bilgi toplumu) ve işgücü piyasalarındaki yapısal dönüşümün etkisi altına girmişti.
Ekonomik ve ticari hayatın uluslararası düzeyde liberalleşmesi, küreselleşme ve beraberinde getirdiği bölgeselleşme ve rekabetin iç pazardan ziyade dış pazara yönelik olarak ön plana çıkması, gerek sanayide gerek yeni hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren firmalan bu değişime cevap verecek "esnek" düzenlemelere gitme yönünde baskı yapmıştır. Sektörel değişim, enformasyon teknolojisine dayalı imalat, işgücü piyasalarının değişen demografik yapısı, çöken geleneksel sektörlerin yarattığı işsizlik ve yeni ekonomilerin talep etliği vasıf ve yetenek düzeyindeki işgücü açığı, artan İşsizlik oranlan ve nihayet daha esnek, açık, yatay, otonom ve devamlı öğrenen işletme anlayışı işgücü piyasalarından talep edilen İşgücünün niteliğinde de değişim yaratmıştır. "Esnek Firma", "Esnek İşgücü", "Bilgi İşçiler" ve "Yaratıcı İşgücü" gibi kavramlar yaygınlaşmaya başlamıştır.
Sosyal korumacı Keynesyen ekonomik politikalardan Pazar ekonomisinin belirleyici olduğu neo - liberal monotarist ekonomik modellere doğru oluşan eğilim, standart kitle üretimine dayalı Fordist üretim modellerden hızla farklılaşan ve sürekli değişen Pazar yapısına göre ürün ve hizmet çeşitlemesine dayalı daha "yalın ya da esnek" üretim sürecine geçiş beraberinde çalışma hayatını ve endüstri ilişkilerini oluşturan kurum, kuruluşlar ve aktiviteİerin bilgi toplumu formatında yeniden yapılanması İhtiyacını gündeme getirmiştir. Böylece, mevcut yasal düzenlemeler gerek bilgi toplumu üretim ve örgütlenme modeline gerekse uluslararası arenada rekabet etmek zorunda bırakılan sanayicinin ihtiyaçlarına cevap verecek düzeyde yeniden ele alınması söz konusu olmuştur.


Bu itibarla, aşağı yukan birçok ülkede çalışma mevzuatının sektö-rel değişime, yeni makro ekonomik politikalara, ulusal ekonomik performansı güçlendirecek ve işletmeleri yönlendirecek yapısal reformlara, işgücü piyasasının geçirdiği yapısal dönüşüme, artan işsizlik sorununa ve istihdamı artırıcı politikalara, esnek işgücü piyasalan ve çalışma ilişkileri taleplerine cevap verecek düzeyde yeniden ele alınması gündeme gelmiştir.
1980 öncesini devlet eliyle ekonomik ve sosyal kurumların yapılandırıldığı dönem olarak kabul edebiliriz. Bu nedenle çalışma yasaları da ulusal kalkınma politikalarını destekleyici yönde çalışma hayatının bireysel ve kolektif İlişkilerini düzenleyecek formatta şekillendiriliyordu. Ancak, bugün gelinen noktada gerek devletin gerekse İşletmelerin ve sendikaların uluslararası gelişmelerden bağımsız olarak çalışma yasalarım yapılandırması pek mümkün gözükmemektedir.
Tüm bu gelişmelere bir de özellikle 1990'h yıllarda etkisini hızla artıran İşsizlik sorunu eklenince konuyla ilgili global politikalar, uluslararası düzeyde veya bölgesel entegrasyonlar düzeyinde ön plana çıkmaya başlamıştır.
Böylece, sanayi toplumu çalışma hayatını düzenlemeye yönelik yapılmış çalışma yasalan, bugünün bilgi temeline dayalı toplum modeli ve beraberinde gelen yeni çalışma ilişkileri düzenine cevap vermediği ortaya çıkmıştır. Beklenti ise, ulusların büyümesine, istihdamına ve rekabet gücüne katkı bulunacak esnek iş yasalarının yapılması olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özellikle son yirmi yılda ilk etapta Japonya'nın ekonomik rekabette Almanya ve Amerika'ya sağladığı üstünlük ve daha sonra Amerika'nın 90'lı yıllarda Almanya ve Japonya'yı ekonomik rekabette geri bırakması çalışma hayatının ve bunu düzenleyen yasaların ekonomik performansı direkt etkilediği gerçeğini bir kez daha ortaya çıkarmıştır.
Amerika'nın Avrupa Birliği'ne sağladığı ekonomik üstünlüğün esnek çalışma İlişkileri ve mevzuatına bağlı olduğunu iddia edenlerin sayısı son yıllarda gittikçe artmıştır. Rijİd sosyal korumacılığın ve sosyal güvenlik sistemlerinin bir taraftan artan İşsizliğe neden olması, diğer taraftan ucuz işgücüne ve düşük sosyal standartlara sahip olan Güney Amerika, Afrika, Uzakdoğu ve son olarak Doğu Avrupa ülkelerinin yarattığı sosyal damping ve beraberinde getirdiği "haksız rekabet" uygulamaları, sosyal politikalarında ve çalışma mevzuatında katı hükümler içeren ülkeleri cezalandırmıştır. Fiyatta bu ülkelerden yerel sermayenin işgücü maliyetinin daha düşük olduğu ülkelere gitmesine yol açmıştır. Böylece, 1980 sonrası dönemi istihdam ilişkilerinde de-regülasyonun yaşandığı ve daha esnek işgücü piyasalarının talep edildiği ve yasal çerçevesinde çoğu zaman yine devlet eliyle bu gelişmelere, uygun olarak oluşturulmaya çalışıldığı bir dönem olarak tanımlayabiliriz. Ancak kimi zaman AB düzeyinde olduğu gibi sorun bölgesel düzeyde de müdahaleler veya çalışmalarla da çözülmeye çalışılmıştır.
AB Açısından İşsizlik ve Çalışma Yasaları 1980'li yılların ikinci yansı ve 1990'lı yıllarda AB'de Ekonomik ve Sosyal Politikalar hızlı artan işsizlik oranlarını bertaraf etmek ve İstihdam artışını sağlama yönünde yeniden yapılandırılıyordu. 1999 yılı itibariyle işsizlik de AB ortalaması yaklaşık % 9.6 iken bu yıl sonu itibariyle açıklanan istatistikte İse bu oran % 8.7'ye düşmüştür. (EURO Stat, 2001)


Yükselen işsizlik oranlan, işsiz kalma sürelerindeki artış, işsizliğin sosyal güvenlik sistemlerine getirdiği yük, mevcut işgücünün yetenek düzeyinin sektörel ve yapısal dönüşümü karşılayamaması, Enformasyon Teknolojisinin ve iletişim sektörünün öngördüğü beceri düzeyinde eleman eksiği, işgücü piyasalarına katılımda cinsiyet farkı (geleneksel olarak erkek işgücünün kadın işgücünden daha fazla olması), doğum oranlarındaki zaman içindeki ciddi düşüş buna bağlı olarak demografik yapının değişmesi ve yaşlı işgücünün sayı itibariyle artması, emeklilik yaşının uzatılması, belirli beceri düzeyi isteyen alanlarda göçmen politikalarının yeniden değerlendirilmesi AB'nin istihdam politikalarını oluşturmaya başlayan gündem maddeleri olarak karşımıza çıkmaktadır.
İşsizlik ve istihdam sorunu üzerine yoğunlaşma Avrupa Komisyonu'nun 1993 yılında yayınladığı Beyaz Dosya (White Paper) üe başlıyordu. Daha sonra Avrupa Komisyonu 1997 yılında yayınladığı yeşil doküman üe (Green Paper) istihdamı geliştirmek için rekabeti geliştirici politikaların desteklenmesi gerektiğini vurguluyorlardı. Tüm bu gelişmeleri Avrupa Konseyi'nin 1997 yılında Lüksemburg'da konuyla ilgili Amsterdam anlaşması madde 128'i ile ilgili bölümü gündeme alması izledi. Bunu takip eden yıllarda 1998 ve 1999 yularında Avrupa Birliği üyesi ülkeler istihdam yaratmak için mevcut Amsterdam Anlaşmasının istihdam İle ilgili metnine ilaveten, Avrupa istihdam politikaları çerçevesinde (1) AB İstihdam Politikaları rehber 1999 ve (2) Ulusal Eylem Planlarını (National Action Plan, NAP) kendi ülkelerinde hayata geçirmeye gayret göstermişlerdir. Bu çerçevede dört önemli nokta üzerinde durulmuştur.


1. İstihdam edilebilirlik, 2. Girişimcilik, 3. Adaptasyon, 4. Eşit firsat
Avrupa Komisyonunun yayınladığı bu belgeler istikrar stratejileri niteliğinde olup, zaman içinde ulusal, sektörel ve firma düzeyinde yankısını bulmuştur. Bir taraftan istihdam konusu üye ülkelerin ortak sorumluluğu olarak ifade edilmeye başlarken, diğer taraftan temel felsefe, İstihdamın rekabet ile ilişküendirümesi boyutuyla çiziliyordu. Bu bağlamda, işsizlik ve rekabet konseptleri globalizasyon gerçeğinin merkezinde yer alan bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. 1980 öncesi sanayileşme trendine endeksli istihdam politikaları daha çok "büyüme" ve buna bağlı olarak "iş yaratma" üzerine İnşaa edilirken, bugün büyüme ve istihdam termolojilerine rekabet kavramı ekleniyor. İş yaratma veya mevcut işi koruma uluslar arası veya ulusal düzeyde rekabet edebilen işletme İle özdeşleşiyor. Başka bir ifadeyle en iyi iş güvencesini kanunlardan veya yasal müdahalelerden çok acımasız Pazar koşullarında "rekabet edebilen" veya "ayakta kalabilen" firmanın sağladığı gerçeği su yüzüne çıkıyordu. Global kriz karşısında geleneksel veya mevcut yasal düzenlemelerin krizin önlenmesine bir çare olmadığı gibi, kazanılan hakların kapanan işyerleri ve işsiz kitleler açısından pek de birşey İfade etmediği gerçeği sosyal taraflan zorlamaya başlamıştır.
Böylece, AB içinde Global entegrasyonun öngördüğü bütünleşmeler, kriterler ve hedefler sadece ekonomik ve parasal birlikteliği kapsamamakta aynı zamanda sosyal boyutu da İçine almaktadır. Bu bağlamda 21 .yüzyıl AB ekonomik ve politik modeli düşük enflasyon, finansal bütünleşme, yüksek büyüme, istihdam aracı ve büyümenin nimetlerinde adil şekilde paylaşma ve sosyal dışlamanın (social exc-lusion) önlenmesi şeklinde yapılanmaya çalışıyor. Bu nedenle özellikle Lizbon ve Nice zirveleri AB sosyal politikaları ve istihdam açısından yeni bir açılım olarak kabul edilmektedir. Avrupa sosyal taraftan UNICE, ETUC ve CEEP konuyla ilgili yapısal reformların hayata geçmesine destek vermişlerdir. Avrupa ekonomisini "sürdürülebilir büyüme (sustainable developrnent), iş yaratımı (istihdam) ve rekabetin güçlendirilmesi" temel taşlan üzerine İnşaa etmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda, cari işlemler fazlası, yüksek yatırım düzeyi, azalan birim işgücü maliyeti, dengeli bütçe ve düşük enflasyona dayalı para politi-kalan ön plana çıkartılmaya çalışılmaktadır.
Böylece, tek Pazar ve bilgiye dayak ekonomik model (Knowledge based economy) çerçevesinde sosyal eylem programlarda yeniden gündeme alınmıştır.


Avrupa Birliği İstihdam Stratejileri ve Sosyal Eylem Programları
Avrupa istihdam stratejileri açısından değerlendirildiği birlik nez-ninde görülen belli başlı politikalar şöyle sıralanabilir.
1) Sosyal taraflar arasında sosyal diyalogu geliştirmek,
2) İşgücü piyasalarının işleyişini aktif istihdam ve sosyal katılım politikaları yoluyla geliştirmek: Bunlar arasında belirli süreli hizmet akiden ile çalışanlar, tele çalışma, part - time ve geçici çalışmaların ya-nısıra geçici veya özel istihdam büroları üe esnek istihdam koşullarını destekleyecek düzenlemelerin yapılması,
3) İssizlikle mücadele ve İstihdam artışının sağlanması yönünde Ulusal Eylem Planlan (NAPS)'ın desteklenmesi,
4) Yaşam boyu öğrenimi geliştirmek, bügiye dayalı toplum modeli için yenilikçi ve yaratıcı işgücünü öngörmek.
5) Avrupa sosyal fonunun devreye sokulması,
6) Yeni icat ve buluşların Avrupa Yatırım Bankası gibi kurumların aktif bir biçimde devreye sokulması ile sağlanması,
7) Finans kurumlarının ve borsaların güçlendirilmesi dolayısıyla iç pazarın daha etkili çalışmasının sağlanması,
8) Yaşlı işgücünün tekrar iş hayatın kazandırılması,
9) Sosyal güvenlik sistemlerinin reformu,
10) Tüm gruplar (genç, kadın, yaşlı ve handikaplar) için İş olanaklarının arttırılması,
11) Bölgesel dengelerin sağlanması,
12) Hizmet sektöründeki iş olanaklarının geliştirilmesi,
13) İş gücünün kalitesinin artırılması,
14) Esnek çalışma modellerinin desteklenmesi,
15) Bireysel ve global düzeyde esnekliğin arttırılması,
16) İş yaratma sürecinde, esnek uygulamanın yaygınlaştırılmasında ve çalışma yaşamının kalitesinin arttırılmasında sosyal aktivitelerin katılımının arttırılması,
17) Küçük ve ortaboy işletmelerde (SME)'lerdeki istihdam artışını geliştirmek,
18) Avrupa istihdam paktı çalışmalarının toplu iş sözleşmeleri, yönetime katılım, danışma ve enformasyon prosedürleri, İKY, endüstriyel mücadele, bireysel istihdam ilişkileri, istihdam koşullan ve sosyal güvenlik konulan kapsamında yeniden değerlendirilmesi,
19) İşgücü piyasalarındaki cinsiyet farkının daraltılması (erkek ve kadın işgücü) açısından,
20) Eğitim, mesleki eğitim, teknoloji eğitimi, beceri ve yetenek geliştirme eğitimi ve yeni sektörlerin talep edeceği işgücünün yetiştirilmesi.
Yukarıdaki genel çerçeve aşağı yukan tüm AB ulusları için bir rehber niteliğinde olup, AB düzeyinde AB istihdam paktı ve ulusal düzeyde ise Ulusal Eylem Planlan (National Action Plans) üe hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.


Genel anlamda baktığımızda AB ülkelerinin işsizliği önlemede, yeni iş yaratmada, yeni sektörlerin ihtiyaç duyduğu işgücüne cevap vermede ve standart olmayan çalışma tarzlarını geliştirici yönde önemli adımlar attıklarını görüyoruz. Bu gayretler sonucunda, 1997den bu yana AB düzeyinde 4 milyon yeni iş yaratıldığı bunların ağırlığının hizmet sektöründe olduğu ve özellikle çok yeteneğe veya yüksek yeteneğe dayalı yönetici pozisyonlarında profesyonel ve teknik işlerde, satış elemanı ve hizmet elemanı pozisyonunda, enformasyon teknolojisi ve üetişim alanında ve de düşük ücrete dayalı otel, perakende mağazalar veya fast - food Restaurant İşlerini kapsadığı gözlemlenmektedir.
Bu arada 2000 yılı itibariyle AB'de Part - Time ve geçici işçiler toplam istihdamın % 30'unu oluşturmaya başlamışlardır.
AB genelinde baküğımızda 1994 - 2000 yuları arasında yaratüan istihdam olanaklarının % 50'sİ part - time iştir. Yaratılan bu part - time işlerin % 70'e yakını kadın işgücü olarak ifade edilmektedir. Bu arada part - time ve geçici İşçüerin toplam istihdam oranı % 30'lara ulaşmıştır.
Esas itibariyle AB'nin iş yaratımı ve işsizliği önlemedeki programların da önemli mesafelerin kat edüdiğinin en iyi göstergesi AB istatistik servisi Eurostat'ın Ağustos 2000 istatistiklerinden görmekteyiz. Son istatistiklere göre AB düzeyinde işsizlik oranlan 1999 itibariyle % 9'la-ra inmiştir. Buradan 1997 yılının aynı ayı itibariyle % 11.6 olduğu göz önüne alınırsa % 2.6'lık bir azalma AB düzeyindeki büyüme, istihdam ve rekabet üçgeninin işsizlik sorununun çözümünde ve ekonomik toparlamasında etkili sonuçlar verdiğini gözlemlenmektedir. Konuyla ilgili alınan önlemlerin artırılması ve yapısal reformların gerçekleştirilmesi sonucu 2001 yılı itibariyle AB düzeyinde İşsizlik oranı % 8.7'ye düşürülmüştür.
Bu trendi ulusal performans açısından değerlendirdiğimizde ulusal bazda hayata geçişte üye ülkelerde gözlemlenen bazı spesifik eylem planlarına değinmekte fayda vardır:
İngiltere:
• ingiliz yeni anlaşması "new deal" olarak tanımlanan gelişme genç İnsanları iş hayatına kazandırılmasını projelendiriyor.
• Tony Blair hükümetinin aldığı bazı tedbirler; (1) Militan Sendikacılığın kontrol altına alınması anti- grev yasaları ve grev oylaması yoluyla işçinin bu süreçte daha fazla rol oynaması (2) Sadece çalışanlara değil işsizlere yönelik girişimlerde bulunulması (3) imalat dışındaki sektörlerin özellikle hizmet sektörünün desteklenmesi (İngiltere'de imalat sektörü 1978 yık itibariyle 7 milyon işçi çalışırken bu oran bugün itibariyle 4.3 milyon işçiye düşmüştür.) (4) Yeni girişimcilik ve KOBİ'lerin desteklenmesi, bu itibarla, küçük orta boy işletmelere vergi indirimi sağlanması, Yabancı sermayeye önemli teşvikler sağlanması. Örneğin Blair hükümeti Nissan otomobil firmasının Kuzey - Doğu İngiltere Bölgesi Sunderland fabrikasından yatırımların başka bir bölgeye kaydırmaması karşılığında Nissan Başkanı Carlos Ghosn 50 milyon $'lık yardım paketi yapmıştır. Bu yardım binlerce işin bölgede korunması için verilmiştir. (6) Bölgeler itibariyle, yerel istihdam bürolarının açılması, diğer taraftan 2010 yılı itibariyle İngiltere'de part - time ve geçici işlerde çalışanların toplam istihdamın yansını oluşturacağı bazı ingiliz yazarlar tarafından ifade edilmektedir.
• Düşük gelir diliminde çalışan aileler için vergi indirimleri reformu yapılmakta. Bu yıl itibariyle bu oran 1.4 milyon işçiyi kapsamıştır.
• Asgari ücret uygulaması yaygınlaştırılmakta ve bugün itibariyle 1,5 milyon İşçiyi kapsamaktadır.
• Yasal düzenlemeler yabancı sermayeyi teşvik eder nitelikte yeniden ele alınmaktadır. Fransa'da üretim yapan Hoover firmasının üretimini Fransa'da kapatıp yatırımlarını İskoçya'ya transfer etmesindeki temel neden Britanya iş hukukunun grevi engelleyen hükümler içermesi ile işverenin yeni işe başlatacağı çalışan İçin en az İki yıl sosyal güvenlik girişimlerinden muaf tutulması gibi düzenlemeler rol oynamıştır.
Almanya:
• 2000 yılında istihdama dayalı ekonomik ve finansal politikaları uygulamak koşuluyla işverenler ve işçiler metal sektöründe % 3 ve Kimya sektöründe % 2 artışlara evet dediler (enflasyon oranı % 5'lerde seyrederken). 2002 yılı itibariyle aynı sektör benzer bir konsensüse ulaşamamanın sancılarını çekmiştir. İşçi sendikasının ücret pazarlığındaki yüksek ücret talebi geleneksel konsensüsü zedelemiş, ancak gelinen noktada tıkanmanın gerçek nedeni olarak Gerhard Schröder hükümetinin Almanya işgücü piyasalannda yapılması gereken reformları gerçekleştirememesinden kaynaklandığı iddia edilmiştir.
• Alman Çalışma Bakanı Sayın Riester (eski IG Metal Genel Sekreteri) 26 Eylül 2000 tarihinde devletin emeklilik oranlarında önemli bir azalma sağlayacak ve konuyla ilgili devletin katılımını azaltacak özel emeklilik yasa tasarısını meclise sevk etti. Bu yasa tasansı 1950'li yıllardan buyana Almanya'nın karşılaştığı en büyük reform olarak değerlendirilmiştir. Konuyla ilgili tartışmalar devam etmektedir.
• Alman Acil Eylem Programı (The German Immediate Action Programme) genç işsizliği önleme çalışması olarak gündeme getirilmiştir.
• BDA ve BDI Alman işveren organizasyonları "esnek - ekonomi" ve "esnek firma" uygulamalarının yaygınlaşması için merkez - sol partiye baskı yapmaktadırlar. Gündemdeki en önemli madde ise belirli süreli hizmet sözleşmelerinin yaygınlaştırılmasına ve yasal düzenleme yapılmasına yönelik taleptir.
• İstihdam üzerindeki vergi yükü yada sorumluluğunun azaltılması gündeme gelmiştir. Buradaki vergi kayıpları ekoloji, enerji ve kurumsal vergilere kaydırılmak istenmektedir,
• Enformasyon teknolojisi ve iletişim sektörleri alanları iş yaratma yönünde geleneksel dual (ikili) mesleki eğitim programlan yeniden dizayn edilmektedir.
Fransa:
• Fransa'da sosyalist hükümet haftada maksimum 35 saat çalışma uygulaması ve yeniden eğitim programlan ile işsiz sorununu çözmeye çalışmaktadır.
• Belirli süreli iş akidleri, part - time çalışma ve geçici iş bürolan üzerindeki sınırlamaları kaldırıcı yasal düzenlemeleri hayata geçirmek suretiyle 1999 - 2000 yıllan arasında 182.000 iş yaratıldığı kayıt altına alınmıştır.
• Fransız işveren örgütü MEDEF ve Merkez İşçi sendikaları federasyonu CFDT müşterek hazırladıkları "İşsizlik Sigortası Reform" paketi CGT gibi diğer işçi sendikalan ve sosyalist hükümet tarafından reddedildi. Öneri İşçi ve işverenin sigortalıya ödediği oranlarda indirim yapmaktı. Bunun üzerine işveren örgütü MEDEF sosyal sigorta sisteminden kendi yaptığı katkıyı çıkarma tehdidinde bulundu. Teklif yapılan yeni İşsizlik sigortası tasarısıyla önerilen yardımlarının insanla-n iş aramada ve iş hayatına geri dönmede olumsuz etkilediği savına dayanıyordu.
• Fransa'da yine genç İşsizlere yönelik istihdam projeleri Fransız istihdam danışma servisi tarafından yönlendirilen bir çalışma olarak gözlemlenmektedir.
• Fransız İşveren Organizasyonu MEDEF'İn gayretleri ile Fransız Anayasa Mahkemesi Fransa'daki iş güvencesi düzenlemesine ilişkin , işten çıkarmaları güçleştiren maddelerini iptal etti.
İtalya:
• İtalya'da sol tandaslı hükümet 5 Nisan 2000 tarihinde İtalyan Senatosunda Devlet Sektörü işçilerine bir dizi grev yasağı getiren anti -grev kanunlarını çıkardı. Yasaklar izin verilen kanuni grevlerde dahi temel bazı kamu hizmetlerinin en az % 50 oranında devamını sağlayacak düzenlemeler İle yasaların ihlali halinde 2.500 dolarları bulan cezalan içeriyordu. Buna ilaveten alınan grev kararlarının işverene bildirimlerinde 10 günlük süre getiriliyordu. Bu yasaya karşılık UIL Büyük İşçi Konfederasyonu grev kanunlarının ülkenin "normal bir ülkeye" dönüştürülmesi olarak değerlendirmiş ve direnç göstermemiştir.
• Ulusal otorite tarafından kontrol edilen iş saatlerinin açılma ve kapanış saatlerinde önemli esneklikler tanınmıştır.
• Yine İtalya'da 608/96 sayılı kanun ile " ödünç borç " olarak tanımlanan işsize borç verme yoluyla kendi hesabına çalışan küçük girişimci yaratma amacıyla bir dizi teknik ve sosyal yardım programı hazırlanmıştır.
• İşsizlik yardımı sisteminin "işe dönmeyi" destekleyecek ve işçi - işveren katılım paylarının yeniden değerlendirmeye tabi tutulacak reform çalışması 2001 yılı hükümet programına kondu.
• Silvio Berlusconi hükümeti 2002 yılı hükümet çalışmalarında katı bulduğu mevcut çalışma mevzuatını ve işgücü piyasalarının reformu paketini ön plana çıkardı. İşçi sendikalarının yoğun tepkilerine rağmen, Başbakan söz konusu reformların gerçekleşmemesine yönelik çalışmalarında kararlı olduğunu bildirdi.
Hollanda:
•  Ücretlerin ılımlaştınlrnası (makul) bir düzeye çekilmesi sosyal taraflar arasında benimsendi.
• Esnek çalışma ilişkilerinin düzenleyecek ve iş organizasyonlarının modernizasyonunu gerçekleştirecek girişimler başladı.
• İstihdam üzerindeki vergileri ve sosyal güvenlik sistemlerini "istihdam dostu" olacak biçimde revizyona uğratacak ve işe geri dönmeyi (back to work) teşvik edecek yasal düzenlemeler gündeme alındı.
• Standart olmayan çalışma tiplerinin desteklenmesi sonunda Hollanda da part - time çalışanların oranı % 50'lere ulaşmıştır. Bu da Hollanda daki düşük işsizlik oranlarının yada istihdam artışındaki performansın bir göstergesi olarak gösterilmektedir.
Danimarka:
• "İş Pratikleri" (work practice) olarak çıkan yasada 2 ile 4 haftalık iş tecrübesini deneme süresi sonunda çalışanının kalifıkasyona uygunluğu veya daha fazla mesleki eğitime ihtiyacı olup olmadığı tespit edildikten sonra, olmayanlar yeniden beceri eğitimine tabii tutulmaya başlandı.
• Yaşam boyu eğitim (life long learning) ise "VEU reformu" ile öğretimdeki öğrencilerin en az % 81'nin bilgisayar ve internet ortamında Öğrenim yapması planlanmış durumda.
Belçika:
• Belçika'da işçi ve işveren sosyal güvenlik katılım oranlan azaltıldı.
• Çalışma süreleri ve işsizler için işe dönme programlan üzerinde çalışıldı.
• Hizmet sektörü ve özellikle sosyal ekonomi ve sağlık sektörü ön planda.
İspanya:
• 1990'li yıllarında sosyalist Gonzales hükümeti ile başlayan "işgücü piyasalarının deregülasyonu çalışmaları bugünkü sağ iktidar tarafından da devam ettirilmiş, özellikle sosyal refah devleti unsuru olan klasik sosyal yardımlarda azalmaya gitme, işverenin işe alma ve işten çıkarma prosedürünün kolaylaştırılması ve erken emekliliğe teşvik edecek düzenlemelerden kaçınma politikalarına ağırlık verilmiştir.
• İşgücü piyasalarının reformu, standart dışı çalışma türlerinin desteklenmesi ve yeni politikalar ve üretim endeksli yeni istihdam olanaklarının yaratılması ile İspanya'da 1994 yılında % 24.1 olan işsizlik oranı bugün itibariyle % 12'lere çekilmiştir.


Yukarıda sözü geçen spesifik ülke uygulamalan yasal düzenlemeler ile kalmamakta aynı zamanda sosyal partnerlerin istihdam politikalarına aktif katılımıyla sonuçlanan üçlü anlaşmalar, sosyal uzlaşmalar ve toplumsal mutabıklar İle genişletilmektedir.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002 TÜTSİS      -      3tur.com Tasarım