Bu Sayı
Editör'den
Güncel
1938-2002
MİNNETLE ANIYORUZ
Narin: 4
Kasım mesajları doğru alınmalı
Tekstil'de
"2005 sonrası" Cenevre'de masaya yatırıldı
Baydur: İş
Kanunu unutulmasın
Çin tekstil
sektörüne yerinde ziyaret
ITMF Konferans
Dünya tekstili
kaderini Yeni Delhi'de aradı
Söyleşi
Adnan Öcalgiray
Hukuk
Prof. Dr. Tankut
Centel
|
HUKUK
BAŞKASININ SAĞLIK KARNESİNE İLAÇ
YAZAN HEKİMİN HİZMET SÖZLEŞMESİNİN FESHİ (Karar İncelemesi)
Prof. Dr. Tankut Centel
İstanbul Hukuk Fakültesi Dekanı
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No.: 2001/17326
Karar No.: 2002/2072
Karar Özeti:
İşyerinde çalışan işçiler için bir başka işçinin sağlık karnesine ilaç yazan
işyeri hekiminin davranışı, ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı bir davranış
olup; bu nedenle işten çıkarılan işyeri hekimine, ihbar ve kıdem tazminatı
ödenmez. İlgili Mevzuat: İş K. 13, 14, 17
Karar Metni:
Dava: Davacı, ihbar ve kıdem tazminatı ile ücret alacağının ödetilmesine karar
verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya
incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Yargıtay Kararı
Davacı işçi davalıya ait işyerinde hekinı olarak çalışırken aynı işyerinde
çalışan işçiler için bir başka işçinin sağlık karnesine ilaç yazarak o işçilerin
sağlık yardımından yararlanmalarını sağlamıştır. Bu eylenı dosya içinde yer alan
belge ve bilgilerle doğrulanmaktadır. Ancak mahkemece davacının işine son
verilirken açıkça bu olgunun vurgulanmadığı bir başka deyişle bu olguya dayanan
bir irade beyanında bulunulmadığı gerekçesine dayanmaktadır. Dosyadaki bilgiler
savunma ile doğrulandığına ve böylece davacı işçinin ahlak ve iyi niyet
kurallarına aykırı bir davranışta bulunduğu tesbit edildiğine göre feshin haklı
nedene dayandığı kabul edilerek ihbar ve kıdem tazminatı istekleri de
reddedilmelidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin
alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.2.2002 gününde
oybirliğiyle karar verildi.
Kararın İncelenmesi:
I. İnceleme konusu Yargıtay kararına neden olan olayda, söz konusu kararın
metninden anlaşıldığı kadariyle:
1. İşyerinde hekim olarak çalıştığı sırada aynı işyerinde çalışan işçiler için
bir başka işçinin sağlık karnesine ilaç yazan işçinin hizmet sözleşmesi, davalı
işveren tarafından feshedilmiş; ancak, fesih işlemi gerçekleştirilirken, bu
olguya dayalı bir irade açıklamasında bulunulmamıştır. Bunun üzerine, işten
çıkarılan hekim, iş mahkemesinde dava açarak ihbar ve kıdem tazminatı ile ücret
alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Alt mahkeme, davacı hekimin bu talebini kısmen hüküm altına almıştır. Buradaki "kısmen hüküm altına alma"nın hangi kalem alacakları kapsadığı, inceleme konusu
Yargıtay kararının metninden anlaşılamamaktadır. Ancak, anılan karar metninde,
"ihbar ve kıdem tazminatı istekleri de reddedilmelidir" anlatımına yer
verildiğine göre; bunun karşıt anlamından, alt mahkemenin, en azından söz konusu
alacak kalemlerini hüküm altına almış bulunduğu söylenebilir.
2. Alt mahkeme kararının davalı işveren tarafından temyiz edilmesi üzerine
uyuşmazlık, Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Daİresi'nin önüne gelmiştir. Bu bağlamda,
Yüksek Mahkeme; davacı işçinin anılan eylemini "ahlak ve iyi niyet kurallarına
aykırı bir davranış" olarak nitelendirerek, gerçekleştirilen feshin haklı nedene
dayandığını kabul etmiş ve haklı nedene dayanan fesih nedeniyle de, davacı
işçinin ihbar ve kıdem tazminatı isteklerinin reddine karar verilmesini
öngörerek, alt mahkeme kararını bozmuştur.
II. İnceleme konusu Yargıtay kararı bakımından, irdelenmesi gereken hukuki
sorun; görüldüğü üzere, ilkin, fesih sırasında fesih nedenini açıkça belirtme
yükümünün bulunup bulunmadığı ve daha sonra da, davacıya atfedilen eylemin
hukuken niteliğinin ne olduğu noktalarında toplanmaktadır, Buna göre, aşağıda
önce, fesih nedeninin açıklanması ve daha sonra, başkasının sağlık karnesine
ilaç yazma eyleminin değerlendirilmesi konularına açıklık getirilmeye
çalışılacaktır.
1. İncelenen karar metninde aynen, ".. Ancak mahkemece davacının işine son
verilirken açıkça bu olgunun vurgulanmadığı bir başka deyişle bu olguya dayanan
bir irade beyanında bulunulmadığı gerekçesine dayan(ıl)maktadır .." denilerek;
alt mahkemenin, işe son verilirken söz konusu eylemin açıkça belirtilmeyisin!
göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen feshi haksız fesih niteliğinde gördüğü
belirtilmektedir. Buna göre de, hizmet sözleşmesinin haklı nedenle feshi
sırasında, yapılacak fesih bildiriminin açık bir biçimde fesih nedenini
içermesinin gerekip gerekmediği sorusu ortaya çıkmaktadır.
Gerçekten, haklı nedenle hizmet sözleşmesini feshetmek isteyecek tarafın, bu
yoldaki iradesini açıklaması gerekir. Nitekim, haklı nedenle feshi
gerçekleştirecek tarafın, fesih iradesini açıklıkla ortaya koyması zorunludur.
Bu bakımdan, duruma göre işçi veya işveren, çalışmayacağını veya ücret ödemeyip
işi kabul etmeyeceğini, yeterince açık bir biçimde ortaya koymalıdır. Bu
anlamda, hizmet sözleşmesini fesheden tarafın; yapacağı fesih bildiriminde,
haklı nedene dayandığını açıklıkla belirtmesi aranacaktır [N. Çelik, İş Hukuku
Dersleri, İstanbul 2000, 183-184; M. Çen-berci, İş Kanunu Şerhi, Ankara 1984,
357-358; M. Ekonomi, İş Hukuku, Cilt l, Ferdi İş Hukuku, İstanbul 1987,
194-195].
Ancak, fesih bildiriminin hukuken geçerli bir feshin hükümlerini doğurması,
ayrıca fesih nedeninin bildirimde gösterilmiş bulunmasına, yani somut olarak
haklı nedene ilişkin olgunun açıklanmasına bağlı değildir. Çünkü, haklı nedenle
fesihte bulunan taraf, insani bir düşünceyle, çirkin olayı açıklamak istememiş
olabilir. Bu durumda, bir kişinin işi davranışının onun zaranna sonuç yaratması
doğru olmayacağı için; fesihte bulunanın sonradan bildireceği nedenin, fesih
bildiriminde dayanılan neden olarak kabul olunması gerekir [Çenberci, 358].
Nitekim, hizmet sözleşmesini feshetmiş olan taraf; uyuşmazlık çıktığı takdirde,
fesih anında bir haklı nedenin varolduğunu kanıtlamakla yükümlüdür. Buna göre
de, dayanılan haklı nedenin, fesih bildiriminde açıklanması zorunlu değildir
[Öğretinin bu yoldaki baskın görüşü için bkz. T. Centel, İş Hukuku, Cilt: I,
Bireysel İş Hukuku, İstanbul 1994,175; Çelik, 183-184; T. Çöğenli, İşvereni
Zarara Sokma Nedeni İle Hizmet Akdinin Feshi, İHU., İş K. m. 17 No. 9; Ekonomi,
195; M. K. Oğuzman, Türk Borçlar Kanunu ve İş Mevzuatına Göre Hizmet "İş"
Akdinin Feshi, İstanbul 1955, 121 dn. 20; S. Süzek, İş Hukuku (Genel Esaslar -
İş Akdi), İstanbul 2002, 471. Kars. Ö. Seli-çi, Borçlar Kanununa Göre
Sözleşmeden Doğan Sürekli Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, İstanbul 1977, 161; E.
Yılmaz, İş Akdini Fesih Hakkının Kötüye Kullanılmasında İsbat Yükü II, Balıkesir
Barosu Dergisi, 21 (Haziran 1985), 38].
Geçmişte yayınlanmış Yargıtay kararlarına bakıldığında ise; Yüksek Mahkeme'nin;
dayanılan fesih nedeninin, fesih bildiriminde gösterilmesi gerektiği ve bu
yapılmadığında da, geçerli bir fesihten söz edilemeyeceği görüşünü taşıdığı
görülmektedir [bkz. Çenberci, 358 dn. 5; Ü. Narmanlıoğlu, İş Hukuku, Ferdi İş
İlişkileri I, İzmir 1998, 319 dn. 236; K. Tunçomağ, İş Hukukunun Esasları,
İstanbul 1989, 227 dn. 48'deki Yargıtay kararlan]. İşte, inceleme konusu
Yargıtay kararı, bu bağlamda daha önceki anılan kararlardan bir dönüş
niteliğindedir. Gerçekten, inceleme konusu karar metninde aynen, ".. Dosyadaki
bilgiler savunma ile doğrulandığına ve böylece davacı işçinin ahlak ve iyi niyet
kurallarına aykırı bir davranışta bulunduğu tesbit edildiğine göre .."
anlatımına yer verilerek; alt mahkemenin, "davacının işine son verilirken açıkça
bu olgunun vurgulanmadığı bir başka deyişle bu olguya dayanan bir irade
beyanında bulunulmadığı", yani fesih bildiriminde haklı neden sayılacak olayın
açıklanmadığı yönündeki gerekçesine fazlaca itibar edilmemektedir. Bunun anlamı;
fesin anında haklı neden sayılacak olayı "vurgulamayan" işverenin daha sonra
uyuşmazlık çıktığında, yani kendisine karşı açılacak davada söz konusu olayı
kanıtladığı ve bu olayın da haklı neden niteliğinde olduğu yargı önünde
saptandığı takdirde, işverence yapılmış fesih bildiriminin, artık hukuken
geçerli bir feshin hükümlerini doğurabileceğidir. Böylelikle, bu konuda Yüksek
Mahkeme; görüldüğü üzere, daha önceki görüşünden ayrılarak, öğretide savunulan
baskın görüşe geçerlik tanımış olmaktadır.
2. Yüksek Mahkeme; davacı işçinin söz konusu eylemini, "ahlak ve iyi niyet
kurallarına aykırı bir davranış" olarak, yani teknik anlamda İş K. m. 17/bent II
kapsamında nitelendirmektedir. Ancak, Yüksek Mahkeme; daha önceki birçok
kararından farklı olarak, söz konusu davranışın İş K. m. 17/bentinin değişik
fıkralarından hangisi içinde görülmesi gerektiğini, inceleme konusu kararın
metninde göstermemektedir.
Kanımca, davacı işçinin eylemi; İş K. rn. 17/bent II f. d'deki "işverenin
güvenini kötüye kullanmak" olarak görülmese bile, aynı fıkra kapsamındaki diğer
"doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar" arasındadır. Çünkü, işveren,
işyerindeki işçilerin sağlık durumlannı işyeri hekimine bırakmıştır. Bu durumda,
sözgelimi, başkasının sağlık karnesine yazılacak ilaçlar, Kurumun doğrudan
yersiz giderlerde bulunmasına yol açacak ve şartları gerçekleştiğinde, Kurum
tarafından işverene rücu edilebilecektir. Böyle bir eylemin, rücu şartları
gerçekleşmese dahi, genel olarak doğruluğu öngören esaslarla ve de giderek,
işçinin bağlılık (sadakat) borcuyla bağdaşmayacağı açıktır.
III. Sonuç itibariyle, inceleme konusu Yargıtay kararını, hizmet sözleşmesinin
haklı nedenle feshine ilişkin esaslar açısından, hukuken doğru ve yerinde bulmak
mümkündür. Gerçekten, anılan kararıyla Yüksek Mahkeme, fesih bildiriminin
içeriği konusunda öğretideki baskın görüşe yaklaşmış; davacı işçinin eylemini "ahlak ve İyi niyet kurallarına aykırı bir davranış" olarak nitelemekle de, İş
K. m. 17/bent H'nin içeriğini somutlaştırmıştır.
Ancak, Yüksek Maftkeme kararının fesih bildirimine ilişkin olarak vardığı esas,
15 Mart 2003 tarihinden sonra yürürlüğe girecek olan 4773 sayılı Yasa 'yla
değişik İş K. m. 13/B hükmü karşısında, daha dar bir uygulama alanına sahip
olacaktır. Çünkü, anılan maddenin ilk fıkrası, "işveren fesih bildirimini yazılı
olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır"
hükmünü öngörmektedir. Bu açıdan, fesih bildiriminde fesih nedeninin yer
almasını mutlak biçimde aramayan söz konusu Yargıtay kararı, belirtilen tarihten
sonra sadece 4773 sayılı Yasa'nın getirdiği güvenceden yararlanamayacak işçilere
uygulanacak olan bir esası dile getirmektedir. |