[ , ]    Sayı:267  MART 2002

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editörden


 Güncel

  Halit NARİN: "İşsizler ordusuna yeni işsizler eklenmesin"

  İthalatçı birliklerine üyelik başvuru usul ve esaslarına ilişkin tebliğ

  Vergide köklü değişiklikler

  TGSD'nin yeni yönetimi


 Genel Kurul

  19. Olağan Genel Kurul


 Görüş

  TGSD Başkanı Umut Oran:
Sektördeki diğer kurumlar bizim için çok önemli


 Söyleşi

  Eren Holding


 Hukuk

  Prof.Dr.Tankut Centel


 Sektör

  Krizin Ege'de yarattığı hasar

Güncel

"İşsizler ordusuna yeni işsizler eklenmesin"

Başkan Halil Narin iş güvencesi/işyeri güvencesi tartışmasına açıklık getiriyor.
Konunun kriz masasındaki Türkiye için çok önemli olduğunun altını çizen Narin'in hem hükümete hem de iş dünyasına yönelik mesajları var...

 

Gerçekleri gizlemek, hele hele saptırmak mümkün değil. İş güvencesi tasarısını tartışıyoruz. Öncelikle Çalışma Bakanımız Sayın Yaşar Okuyan için birkaç sözümüz var. Çalışkan bir bakan, ancak masasının bir tarafında işçi flaması varken, öbür tarafında da işveren flamasının olması lazım. Çünkü, Çalışma Bakanı sadece işçilerin değil, herkesin bakamdır, iş güvencesini savunduğu kadar işyeri güvencesini de savunmak zorundadır.
Getirdiği veya getireceği bütün kanunlar, işçi ve işverenin dengeli çalışabilmesi, işin geliştirilmesine yönelik olmalıdır.


"Geçmişteki hatalar"
Geçmişte polîtikacılann yaptığı yanlışlar var. Şimdi 158 sayılı ILO Sözleşmesinin arkasına sığınmak doğru değil. Türkiye iki kriz geçirmiş bir ülkedir.
Türkiye'de, kaçak işçi sayısı milyonun üzerinde. Hiçkimse kayıtdışı ekonominin niye kayıt içine alınamadığının izahatını yapamıyor. Demek ki, bakanlığın hem işçi hem de işveren teşkilatlarıyla öncelikle bu konuyu ele alması gerekmektedir.
Bu önemli konuyu bir kenara bırakıyorsunuz ve elinizdeki bir rakamla diyorsunuz ki; bir işçi haksız yere çıkarıldığını iddia ediyorsa, işveren bunun aksini ispat etmelidir. Yani, şimdi hem itham ediyorsunuz, hem isbat külfeti yüklüyorsunuz. Dünyanın hiçbir hukukunda böyle birşey yok. Savcı bile iddianamesini ispatla mükelleftir.

 

"Türkiye ne durumda?"
Peki bu hukuksuzluk gündemdeyken Türkiye ne durumda? Yalnız tekstilde 4 milyon işsizimiz var. Fabrikalarımızın 150 milyar dolarlık kısmı, yani dörtte üçü kapanmış.
Şimdi, bu tabloya rağmen cesaretle çalışan, mükellef olduğunu iftiharla söyleyen bizim gibi insanların üzerine yeni yükler getiriliyor. Bu, işverenlerin aklının alamayacağı bir yanlışlık.
Milyonlarca insanın kayıtdışında çalıştığı bir ortamda yalnız bir grup insana aşırı haklar getiriliyor. Biz buna karşıyız. Kimin için karşıyız? Dışarıda işsiz bekleyen insanlar için. Neden? Çünkü böyle bir yük gelirse, işverenler daha çok kayıtdışı insan çalıştırmanın yollarını arayacaklardır. Bugün bu sosyal şartlardan bir avuç insan istifade ediyorsa, yarın bu insanların sayısı daha da azalacaktır.


"Konsensüs sağlanmalı"
Şimdi kıdem tazminatı tatbikatı olmayan ülkelere bakın: Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Danimarka, Finlandiya, Norveç, Polonya ve İsviçre.. Buralarda kıdem tazminatı yok.
Sayın bakana diyoruz ki, oturup bunun bir konsensüsünü sağlayalım. Yani, dışarıda kalan işsizlerle içeride kalan iş sahibi olan işçilerimizin ve bugün iş sahibi olmak isteyen İşverenlerimizin ve iş sahibi olan İşverenlerimizin birleştiği bir yerde herkesin menfaatini dengeleyecek olan bir politikayı beraber yürütelim, bunun kanunlaşması için beraber çalışalım.
Çalışma Bakanı bir grup insana aşırı sosyal haklar getirirken, dışarıda kalan insanlara "ne bulursan onunla geçin" diyemez. Bu sistemde bir yanlışlık var diyoruz.


"Acil kanunların arasına konulmuş ama.."
Sayın Okuyan tasarıyı acil ele alınacak kanunların arasına koymuş. Ancak, söylediği gibi yurtdışından, yani AB veya IMF'den böyle bir talep yok.
Olay bu kadar net: Tasarı hayata geçirilirse, bugün iş sahibi olan birçok işveren işçi çıkarmaya başlayacaktır.
İşveren, zaten bankacılık sektörünün elinde ezilmiş, bitmiş, tükenmiştir. Hükümet bankacılık sektörü milli ekonomiyi ve bizleri perişan etti, batırdı. Şimdi yurtdışından gelen bütün paraları, bizi batıran, ekonomiyi batıran insanlara yeniden teslim ediyoruz.

Finans sektörüne sağlanan kaynağın dörtte birini Türk ekonomisine verselerdi, bugün ne işsizlik olurdu, ne de bu yanlışlar. Yani, parayı batıranların eline yeniden milyarlarca dolar teslim ediliyor. Neden? Yeniden batır-sınlar diye mi?


"Kredilerde yeni yanlışlar"
Bîr noktaya daha değinmek istiyorum. Tüketim kredilerinde yapılan suiistimaller var. Görüyoruz, vatandaş bir araba alıyor, sonra evini satıyor. Ancak, yine de arabasının borcunu ödeyemiyor. Tüketici kredileri için bir limit koyalım, faiz anlaşması yapalım deniyordu. Komisyondan geçen maddeye bakın.. 30 gün ihbar süresinden sonra adamın bütün borcunu acil ödeme haline getiriyorsun. Yani, o ne demektir? Vatandaş iki sene, üç sene vadeli bir mal almışsa, sen 30 gün ihbar süresi içinde bana bütün parayı öde diyorsun, Yüce Meclis'in komisyonlarında böyle kanun çalışmaları yapılırsa, bu vatandaş nereye sığınacak?


Yüce Meclis'ten ricamız şu: Çalışma yaparken bizi de davet ediniz. O zaman uygulamada bu kadar sorunla karşılaşılmaz. Ama, maalesef bütün yapılan kanunlar, mükellef olan insanların üzerine daha fazla yük getirmek için yapılıyor.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002 TÜTSİS      -      3tur.com Tasarım