Bu Sayı
Editörden
Güncel
Halit NARİN: "İşsizler ordusuna yeni işsizler eklenmesin"
İthalatçı birliklerine üyelik başvuru usul ve esaslarına
ilişkin tebliğ
Vergide köklü değişiklikler
TGSD'nin yeni yönetimi
Genel Kurul
19. Olağan Genel Kurul
Görüş
TGSD
Başkanı Umut Oran:
Sektördeki diğer kurumlar bizim için çok önemli
Söyleşi
Eren
Holding
Hukuk
Prof.Dr.Tankut Centel
Sektör
Krizin
Ege'de yarattığı hasar
|
Güncel
"İşsizler ordusuna yeni işsizler eklenmesin"
Başkan Halil Narin iş güvencesi/işyeri
güvencesi tartışmasına açıklık getiriyor.
Konunun kriz masasındaki Türkiye için çok önemli olduğunun altını çizen Narin'in
hem hükümete hem de iş dünyasına yönelik mesajları var...
Gerçekleri gizlemek, hele hele
saptırmak mümkün değil. İş güvencesi tasarısını tartışıyoruz. Öncelikle Çalışma
Bakanımız Sayın Yaşar Okuyan için birkaç sözümüz var. Çalışkan bir bakan, ancak
masasının bir tarafında işçi flaması varken, öbür tarafında da işveren
flamasının olması lazım. Çünkü, Çalışma Bakanı sadece işçilerin değil, herkesin
bakamdır, iş güvencesini savunduğu kadar işyeri güvencesini de savunmak
zorundadır.
Getirdiği veya getireceği bütün kanunlar, işçi ve işverenin dengeli
çalışabilmesi, işin geliştirilmesine yönelik olmalıdır.
"Geçmişteki hatalar"
Geçmişte polîtikacılann yaptığı yanlışlar var. Şimdi 158 sayılı ILO
Sözleşmesinin arkasına sığınmak doğru değil. Türkiye iki kriz geçirmiş bir
ülkedir.
Türkiye'de, kaçak işçi sayısı milyonun üzerinde. Hiçkimse kayıtdışı ekonominin
niye kayıt içine alınamadığının izahatını yapamıyor. Demek ki, bakanlığın hem
işçi hem de işveren teşkilatlarıyla öncelikle bu konuyu ele alması
gerekmektedir.
Bu önemli konuyu bir kenara bırakıyorsunuz ve elinizdeki bir rakamla diyorsunuz
ki; bir işçi haksız yere çıkarıldığını iddia ediyorsa, işveren bunun aksini
ispat etmelidir. Yani, şimdi hem itham ediyorsunuz, hem isbat külfeti
yüklüyorsunuz. Dünyanın hiçbir hukukunda böyle birşey yok. Savcı bile
iddianamesini ispatla mükelleftir.
"Türkiye ne durumda?"
Peki bu hukuksuzluk gündemdeyken Türkiye ne durumda? Yalnız tekstilde 4 milyon
işsizimiz var. Fabrikalarımızın 150 milyar dolarlık kısmı, yani dörtte üçü
kapanmış.
Şimdi, bu tabloya rağmen cesaretle çalışan, mükellef olduğunu iftiharla söyleyen
bizim gibi insanların üzerine yeni yükler getiriliyor. Bu, işverenlerin aklının
alamayacağı bir yanlışlık.
Milyonlarca insanın kayıtdışında çalıştığı bir ortamda yalnız bir grup insana
aşırı haklar getiriliyor. Biz buna karşıyız. Kimin için karşıyız? Dışarıda işsiz
bekleyen insanlar için. Neden? Çünkü böyle bir yük gelirse, işverenler daha çok
kayıtdışı insan çalıştırmanın yollarını arayacaklardır. Bugün bu sosyal
şartlardan bir avuç insan istifade ediyorsa, yarın bu insanların sayısı daha da
azalacaktır.
"Konsensüs sağlanmalı"
Şimdi kıdem tazminatı tatbikatı olmayan ülkelere bakın: Amerika Birleşik
Devletleri, Avustralya, Danimarka, Finlandiya, Norveç, Polonya ve İsviçre..
Buralarda kıdem tazminatı yok.
Sayın bakana diyoruz ki, oturup bunun bir konsensüsünü sağlayalım. Yani,
dışarıda kalan işsizlerle içeride kalan iş sahibi olan işçilerimizin ve bugün iş
sahibi olmak isteyen İşverenlerimizin ve iş sahibi olan İşverenlerimizin
birleştiği bir yerde herkesin menfaatini dengeleyecek olan bir politikayı
beraber yürütelim, bunun kanunlaşması için beraber çalışalım.
Çalışma Bakanı bir grup insana aşırı sosyal haklar getirirken, dışarıda kalan
insanlara "ne bulursan onunla geçin" diyemez. Bu sistemde bir yanlışlık var
diyoruz.
"Acil kanunların arasına konulmuş ama.."
Sayın Okuyan tasarıyı acil ele alınacak kanunların arasına koymuş. Ancak,
söylediği gibi yurtdışından, yani AB veya IMF'den böyle bir talep yok.
Olay bu kadar net: Tasarı hayata geçirilirse, bugün iş sahibi olan birçok
işveren işçi çıkarmaya başlayacaktır.
İşveren, zaten bankacılık sektörünün elinde ezilmiş, bitmiş, tükenmiştir.
Hükümet bankacılık sektörü milli ekonomiyi ve bizleri perişan etti, batırdı.
Şimdi yurtdışından gelen bütün paraları, bizi batıran, ekonomiyi batıran
insanlara yeniden teslim ediyoruz.
Finans sektörüne sağlanan kaynağın dörtte birini Türk ekonomisine verselerdi,
bugün ne işsizlik olurdu, ne de bu yanlışlar. Yani, parayı batıranların eline
yeniden milyarlarca dolar teslim ediliyor. Neden? Yeniden batır-sınlar diye mi?
"Kredilerde yeni yanlışlar"
Bîr noktaya daha değinmek istiyorum. Tüketim kredilerinde yapılan suiistimaller
var. Görüyoruz, vatandaş bir araba alıyor, sonra evini satıyor. Ancak, yine de
arabasının borcunu ödeyemiyor. Tüketici kredileri için bir limit koyalım, faiz
anlaşması yapalım deniyordu. Komisyondan geçen maddeye bakın.. 30 gün ihbar
süresinden sonra adamın bütün borcunu acil ödeme haline getiriyorsun. Yani, o ne
demektir? Vatandaş iki sene, üç sene vadeli bir mal almışsa, sen 30 gün ihbar
süresi içinde bana bütün parayı öde diyorsun, Yüce Meclis'in komisyonlarında
böyle kanun çalışmaları yapılırsa, bu vatandaş nereye sığınacak?
Yüce Meclis'ten ricamız şu: Çalışma yaparken bizi de davet ediniz. O zaman
uygulamada bu kadar sorunla karşılaşılmaz. Ama, maalesef bütün yapılan kanunlar,
mükellef olan insanların üzerine daha fazla yük getirmek için yapılıyor. |