Bu Sayı
Editörden
Marmaris Semineri
Türkiye güçlü ekonomiye nasıl geçecek?
Narin: destek, sıkıntıları yaratan sektöre değil, üretene
verilmeli
Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler:
"Türkiye'nin problemleri var" diyen haklıdır
MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici:
250 milyar dolar kaybettik.
TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Refik Baydur:"Ümitlerimizi kırarsak
her şeyimizi kaybederiz"
TİM Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Satıcı: "Güçlü ekonomiye
böyle geçilmez"
Sendikacılar ne diyor?
Dr. Rüştü BOZKURT: Marmaris semineri ve gözlemler
Söyleşi
Necmettin
OZTEMİR: İstanbul yaklaşımı: Bir uzlaşma ve dayanışma yöntemi
Forum
Lodz'da
tekstil forumu
Yöre
Kastamonu'da el dokuması yeniden canlandı
Hukuk
SENDİKAL
NEDENLE FESİH
|
Söyleşi
"İstanbul yaklaşımı: Bir uzlaşma ve
dayanışma yöntemi"
Necmettin
OZTEMIR
"TİSK" Başkan Vekili ve
T. Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası II. Başkanı
İstanbul Yaklaşımı'na en büyük krizin patladığı 20 Şubat 2001'in Türkiye
manzarasını anlatarak gireyim.
1. Önemli bir devalaüsyon ve astronomik faiz uygulamaları yükü ile kredi
borçlarını ödeme zorunluğuna ve işletme sermayesi erozyonuna maruz binler,
yüzbinlerce üretim şirketi ve bunların ev ödevlerindeki yanlışlar...Tablomuz bu.
2. Bankalar kredileri geri çağırıyor, birkaç gün içinde senelerin birikimi
borçların ödenmesi isteniyor.
3. İcra İflas Hukuku'nun 70 yıl öncesine dayalı anlayışı ve kuralları
çerçevesinde alacakların tahsilat yarışına muhatap binler, onbinlerce üretim
şirketi.
4. Sonuç: Üretim kapasitelerini kısmak veya tamamen tatil etmek konumunda
sayısız müessese.
5. Alacaklı alacağım tahsil edemiyor, borçlu istese de borcunu ödeyemiyor üretim
kısıntıda veya tatilde
6. Çözüm: 15 aydır çözüm konuşuluyor. Nereye geldik nerediyiz.
İstanbul yaklaşımını herkes telaffuz ediyor ve uygulanması bekleniyor.
Nedir bu İstanbul Yaklaşımı
Bir sihirli değnek değil temelinde Londra yaklaşımı bulunan bir yönetim. Bir
uzlaşı ve dayanışma yönetimi. 13 aydır düzenleyemediğimiz ve uygulamaya
sokamadığımız bu yöntem 1970'li yılların başında Londra'da düzenlenmiş bilahare
İnsol yaklaşımı adını alarak uluslararası ticaret örgütü tarafından benimsenmiş
bir uzlaşı ve dayanışma yönetimi. İnsol'dan kasıt çözümsüzlük anlamına gelen
İnsolvability. Marifet de çözümsüz görüneni çözmek.
Özetle; 8 ana prensipten oluşan bankaların gönüllü konvansiyonuna dayandırılmış
bir yöntem. Çözüm yönetimi.
Ne diyorlar: Birçok alacaklıya muhatap bir borçlu üretim Şti. borçlarım ödemek
gücünü kendinde buluyor ve buna da ebit hesapları ile kanıtlayabiliyorsa (Nedir
bu ebit: Vergi ve finans hariç yıllık kazanımların toplamı) Bu durumdaki
müesseseler bize başvursun. Biz bankalar toplu biçimde bu borçluya muhatap
olalım.
- Tahsilat yarışını askıya alalım ve
- Bu borçlu müessesenin çalışarak borcunu ödeme gücü oluşacak ise ona yardımcı
olalım.
Borcunu nasıl ödeyecek? Tabii ki katma değer üreterek.
Bu konunun ulusal ekonomi ve sosyal yapı açısından önemi nedir?
Serbest rekabet yarışında şu veya bu sebeple tökezleyen yarışçıları kazanmak.
Bir yandan istihdamı koruyup işsizliği azaltmak diğer yandan arzı talebin
üstünde tutarak enflasyonu aşağı çekmek, liberal sol bir yaklaşım.
Londra bu olayı 30 yıl önce bankalararası gönüllü yaklaşım biçiminde ele aldı.
Biz ise 2002'de devletin çıkardığı bir kanunun gereği olarak bu işi yapabilmeye
çalışıyoruz. Aramızdaki uzlaşı ve dayanışma kültür farkı da burada yatıyor.
Ocak 2002'de hükümet reel sektör ile bankacılık sektörünü eş zamanda rehabilite
etmeye dönük 4743 sayılı kanun ile TBMM'den onay ve yetki aldı. Mayıs sonuna
yaklaştık çerçeve anlaşmasının bağıtlanıp ilan edilmesini bekliyoruz. Ben
BDDK'nın kredi ilişkilerine ciddi ölçüde bir disiplin getireceğine inanıyorum.
Ancak, faaliyet planını hazırlayan nakit akımına güvenen ve borcunu ödemek için
borç itfa planını da hazırlamış birçok üretim şirketi nereye başvuracağını bu iş
İçin hangi şartlara uyacağını hâlâ bilmiyor, bilemiyor. Davet mi bekleyecek,
yoksa bir yerlere başvuruda mı bulunacak belirsiz. İlgililer açıklama bekliyor
ancak yetersiz gazete havadisleri ile yetinmek zorundalar. Bu durumda
kaybedenler çok kazanan yok...
4743 sayılı kanun önemli bir çelişki ile malul. Bankalara bir yandan öz sermaye
yeterlilik oranları yükümlülüğü getiriyor. Ve bu emir ile bankalara alacaklarını
tahsil et. Edemiyorsan da karşılık ayır diyor. Dönüyor aynı bankalara özel
sektörü rehabilite et diyor. Yani hem problemli krediler için karşıklık ayır.
Hem de kaynak bul ödeme zorluğu yaşayan müesseselere destek sağla deniyor. Alın
size çözüm bekleyen bir düğüm.
Cevaplanması gereken sorun çok;
1. Kanun; yaşaması olası üretim işrketleri diyor. Anlaşılmazı zor tarife muhtaç
bir cümle.
2. Geri ödeme gücü diyor ölçüt nedir? Belli değil.
• Bankalar haklı olarak rehabilitasyon işlemine aldıkları kredilerin standart
krediler kategorisinde mütalaa edilmesini istiyor.
• Karşıklıklar yönetmeliğinin 9'uncu maddesinde bazı değişiklik beklentileri
var. Bu konudaki görüşmelerin getirdiği çözümler neler onu da bilmiyoruz.
• Ne kadar netleşmesi beklenen sorun var görüyorsunuz.
• Tekrar başa dönersek işsizler İşlerini ister. Milli ekonomi katmadeğer ve
ihracat ister.
İnşallah demek pek alaturka bir yaklaşım ama elden başka da birşey gelmiyor.
• İstanbul yaklaşımı dendiğinde bunu halk oyu ödeme zorluğuna girmiş
müesseselere önemli miktarda ek kredi desteği verilmesi olarak algılıyor. Evet
bazı ahvalde ek kredi desteği de gerekecektir, ancak sadece bazen bir sene bazen
2 veya 3 sene ek ödeme süresi verilmesi ve tahsilat yarışının askıya alınması
ödeme zorluğu içindeki önemli miktar ve orandaki müesseselerin rehabilite
edilmelerine yetebilir.
Gerek Alivre satış bağlantıları gerekse Afason çalışma anlaşmaları ile hayli çok
miktarda fabrikalar üretim hayatına döndürülebilir. Bu imkan neden
değerlendirelemiyor anlaşması güç.
• Ben sayın TÜSİAD Başkanı gibi üreticilere mamullerinize zam yapmayın çağrısı
yapmak yerine haydi üretim seferberliğine diyerek bayrak açmayı ve talebin çok
üstünde arz ile enflasyon canavarını yok etmeyi yeğliyorum.
• Yeter artık yaklaşın diyecek kadar Sayın Özince'yi bile isyana sevkeden bu
yaklaşımı kim engelliyor ise lütfen artık ortaya çıksın.
(*) Bu söyleşi 14 Mayıs 2002 tarihinde CNN-Türk'te yayınlanmıştır.
|