Bu Sayı
Editörden
Marmaris Semineri
Türkiye güçlü ekonomiye nasıl geçecek?
Narin: destek, sıkıntıları yaratan sektöre değil, üretene
verilmeli
Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler:
"Türkiye'nin problemleri var" diyen haklıdır
MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici:
250 milyar dolar kaybettik.
TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Refik Baydur:"Ümitlerimizi kırarsak
her şeyimizi kaybederiz"
TİM Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Satıcı: "Güçlü ekonomiye
böyle geçilmez"
Sendikacılar ne diyor?
Dr. Rüştü BOZKURT: Marmaris semineri ve gözlemler
Söyleşi
Necmettin
OZTEMİR: İstanbul yaklaşımı: Bir uzlaşma ve dayanışma yöntemi
Forum
Lodz'da
tekstil forumu
Yöre
Kastamonu'da el dokuması yeniden canlandı
Hukuk
SENDİKAL
NEDENLE FESİH
|
Marmaris Semineri
Narin: destek, sıkıntıları yaratan
sektöre değil, üretene verilmeli
Başkan Halit Narin, "Güçlü Ekonomiye Geçiş
Programı Seminerinde yaptığı açış konuşmasını, "Türkiye'nin ekonomik sorunları"
ve "tekstil sektörünün önündeki engeller üzerine kurdu. İşte Narin'in
konuşmasından derlediğimiz özet...
Türkiyemiz bütün güzelliğine rağmen, güllük gülistanlık bir ekonomik ve sosyal
denge içinde değil. Günlük güzel beyanatlara, moral veren güzel sözlere rağmen,
Türkiye'nin fevkalâde ciddi büyük problemleri var. Bu problemleri samimiyetle
konuşamazsak, birbirimize açıklıkla izah edemezsek, Türkiye'yi gelmesi icap eden
seviyeye getirmek mümkün değildir. Türkiye'nin problemleri niye çözü-lemiyor?
Oysaki tüm meslek dallarında zeki, çalışkan, becerikli insanların sayısı hiç de
az değil. Buna rağmen neden bir atılım yapılamıyor? Nedir halledemediğimiz?
DİE yanlış yapıyor
Birinci hedef almamız icap eden yer Devlet İstatistik Enstitüsü'dür. Çünkü en
büyük yanlışın olduğu yer Devlet İstatistik Enstitüsü'dür. Bu müessese,
Türkiye'nin milli varlıklarını, değerlerini çok yanlış şekilde değerlendiriyor.
Türk milletini dünyanın en fakir, en beceriksiz, gelir dengesi en alt seviyede
olarak gösteriyor. Bundan vazgeçilmelidir.
Avrupa'da, Uzakdoğu'da birçok ülke geziyoruz. Kuzey komşularımıza da gidiyoruz.
Milli geliri 8-9 bin dolar olarak açıklanan ülkelerle Türkiye'deki manzarayı
kıyaslayınca ortada bir yanlışın olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Bizim kişi
başına gelirimiz 2 bin dolar iken, 8-9 bin dolarlık ülkelerin insanları bize
imrenerek bakıyor.
Madem ki Avrupa Birliği'ne giriyoruz, birinci hedefimiz Devlet İstatistik
Enstitüsü'nü Batı standartlarında çalışmaya yöneltmek olmalıdır. Türkiye'nin
milli geliri, fert başına düşen rakamı gerçekçi olarak kayda geçmelidir.
Bir Bulgaristan'a gidin, bir Yugoslavya'ya gidin, bir Romanya'ya gidin, bir de
Türkiye'deki varlığı ve zenginliği görün, bunlar bizden beş misli daha fazla
milli gelir sahibiymiş. Böyle bir rezalet olabilir mi?
Bütçe sorunları
Hükümetimizin, bu kadar borcu var ve aldığı vergiler bizim giderlerimize
yetmiyor. 1980'li yıllarda Hür Teşebbüs Konseyi'ni kurduğumuz günlerde
hükümetlerle münakaşa yapardık. Derdik ki; kamu yatırımları özel teşebbüsten
daha fazla olamaz. Kalkınmakta olan bir ülkenin motorunun özel teşebbüs olması
gerekiyordu, devlet yatırımlarıyla bu olmazdı. Bu konuyu Ankara'ya gider
tartışırdık.
Bugün öyle bir noktaya geldik ki, bütçemizin geliri değil yatırım yapmak, hizmet
vermeye bile yetmiyor. Devletin giderlerindeki hadisenin temelinde yatan
faizdir. Şimdi diyeceksiniz Halit Narin yine bankacılık sistemine geliyor. Onlar
bizden elini çekmiyor ki, ben onlardan ağzımı esirgeyeyim.
Bütün bu mekanizmayı bozan şey bankacılık sektörüdür.
Düşünün, nereye el atmışlarsa kurutmuşlar. Bir faiz yüküyle asırlık müesseseleri
teslim etmişiz. Beceriler kaybolmuş, kapitaller erimiş...
Karşımızdaki ikinci tabloya bakalım: Dış dünyanın bize vermiş olduğu bütün
krediler de bu sektöre gidiyor. Bunu da anlamak mümkün değildir. Ekonomiyi
canlandıracak olan insanlar müteşebbislerdir. Ekonomiyi bu hale sokan, kolay
para kazanan, yüksek faizi yaratan ise bankacılık sektörüdür. Ekonomisi canlı ve
üretken olan, ihracatı ve iç istihdamı canlı olan bir ülkenin ekonomisinde her
derde deva bulmak parasal bakımdan mümkünken, alınan bütün paraların, bu kadar
sıkıntıyı yaratan bankacılık sektörüne verilmesini özel teşebbüsün, hele
tekstilcilerin anlaması mümkün değildir.
Aldığınız bu yardımların, desteklerin hiç olmazsa yarısını özel teşebbüsün her
kademesine verebilseydiniz, bugün Türkiye yine fevkalâde canlı bir ekonomik
modele sahip olabilirdi diye düşünüyoruz.
Eksikleri yanlışları olabilir, ama gerçek şu ki, parayı, kullanacak olan adama
vermeniz lazım. Neden kanunları sizler yaparsınız da, bu kanunları değiştirirken
bu kadar tereddüt edersiniz, bunu anlamak mümkün değildir. Neden mevzuatları
sizler çıkarırsınız da, mevzuatları değiştirmek sizler için bu kadar zor olur,
bunu da anlamak mümkün değildir.
Bizim tekstildeki dertlerimize gelmeden evvel milli dertlerimizden bahsetmek
durumundayız. Aynı şey elektrik işinde var, aynı şey SSK'da var. Düşünün ki
insanlar borcuna sadık, borcumu ödeyeyim diyor. Döviz bazında isterseniz
vereyim. Ama sen bana niye ceza veriyorsun; cezanın müsebbibi ben değilim ki.
Şimdi kusuru kabul edelim, ama affetmesini de bilelim. Cezaysa cezaya razıyız.
Ama cezamız, bu milletin müteşebbisinin altından kalkamayacağı bir yük
olmamalıdır. Mevzuatları, kuralları, karşınıza gelen hep aynı insanları
dinleyerek değil, milletin ihtiyacına bakarak karar verecek mekanizmaya
çevirmeniz lazım.
Tekstilin sorunları
Gelelim tekstil sanayicisi kardeşlerimin, konfeksiyoncu kardeşlerimin
dertlerine.
Bizim ne derdimiz var? Avrupa'nın en iyi takımıyız, Amerika'nın en iyi takımıyız
ve Uzakdoğu'nun korkulu rüyasıyız. Peki, niye bizi bu kadar sıkıntıya sokarsınız
diye sormak lazım. Nedir bu sıkıntının temelinde olan hadise?
Sayın Keçecilerin başkanlık ettiği bir toplantıda bir karar verildi. Her ay
Dahilde İşleme Rejimi için Türkiye'ye gelip kaybolan tonlarca mal var. Bu
konudaki denetimin Dış Ticaret Müsteşarlığı'ndan Gümrük Müsteşarlığfna verilmesi
kararını aldık. Yani şu Almanya bir yılda 68 tane Dahilde İşleme belgesi
verirken, bu rakam Türkiye'de 6 bini niye aşıyor? Bu sistem Türkiye tekstil
sanayiinin neredeyse yarısından fazlasını kapatacak boyuta gelmişse, alınan bu
karar bile neden uygulanmıyor?
Biz sanayiciler ve müteşebbisler olarak, uygulamanın takipçisi olmak
mecburiyetindeyiz. Çünkü bizim ekmek kapımız bu. Bu kararın işletilmemesinin
gerekçelerini lütfen bize izah ediniz.
Biz işimizin takipçisi olmak istiyoruz. Gemilerle Uzakdoğu'dan mal geliyor.
Kimse ne için geldiğini, kimin imza ettiğini, ne kadar geleceğini bilmiyor.
Bunların Türkiye'ye gelmesinin bir kriteri var. Diyor ki, Amerikalı bu malı
istiyor, ben bu malı dikip yollayacağım. Tamam kardeşim bu malı dikip
yolla-yacaksan bunu 15 günde yolla. Gelsin çıksın, bir ayda gelsin çıksın. Hayır
efendim. Bir sene geçiyor aradan, iki sene geçiyor, o firma kapanıyor, başka
firma çıkıyor. Peki, Dahilde İşleme Rejimi dahilde yok etme rejimi değil ki.
Bunun ismini koymakta fayda var.
Sahte belgeler
Biliniyor, Hollanda'da tekstil fabrikası yok. Ama Hollanda'dan ART belgesiyle
Türkiye'ye tekstil ürünleri geliyor. Aslında bu mal Hindistan'dan yüklenmiş,
gemi önce Hollanda'ya gitmiş. Şimdi renkli fotokopi makineleri var. O belgeyle
sanki Hollanda'ya girmiş, serbest dolaşım belgesi almış gibi ardından Türkiye'ye
geliyor. O malın "certificate of origin"ini ve fiyatını kontrol etmek bizim
mecburiyetimizdir diyorum. Hayır efendim, biz fiyat soramayız diyorlar. Peki,
ben şimdi bir gemi mal getirsem Hindistan'dan ve İtalya'ya sokmaya çalışsam ne
yaparlar? İtalya bu gemiyi batırır yine de almaz.
Peki, Avrupa'da böyle belgelerle Sanayi Bakanlığı'ndan, sanayi odasından,
herhangi bir resmi merciden alınmayan bir belgeyle, bir ATR belgesiyle
Türkiye'ye gelen geminin Türkiye'ye girmesine biz rahatlıkla müsaade ediyoruz
da, peki bu malı biz Avrupa'ya niye götüremiyoruz? Madem ki serbest dolmasın
istiyor bunlar. Avrupa'da kimse bilmiyor bu belgeleri. Bir ATR belgesiyle
gemilerden mal içeriye giriyor, bizim fabrikalar kapanıyor, herkes işsiz.
Bugün 4 milyona yakın tekstil işçisi, konfeksiyon işsizi mutsuzdur,
sıkıntıdadır, dertlidir. Bizim gazetemiz yok. Biz her gün, bazı sektörlerde
olduğu gibi millete medya yoluyla mesaj veremiyoruz. Ama bizim mesajımız
kalbimizde, içimizde. Siz bizim içimizdekini bilmezseniz, siz bürokrasiyi
aşamaz-sanız, siz aldığınız siyasi kararları birbirinize yaptıramazsanız bizler
ne yapalım? Yani başka milletlerin yaptığını biz Türk milleti olarak yapamayız.
Biz hükümetimize karşı, devletimize karşı hareket yapamayız. Bu yapmadığımız
hakkı, yapamayacağımız hakkı, bu aldığımız terbiyeyi aleyhte kullanan
müesseseleri değiştirmek sizin vazifeniz.
İstendiği zaman 20-30 kanunu 15-20 gün zarfında çıkarabiliyoruz, ama sosyal
şartları bu kadar yıpranmış ve bu kadar küçülmüş olan tekstil ve konfeksiyon
sektörü için tedbirler alınamıyor. Bunu bir kez daha beraber düşünmemiz lazım
diye düşünüyorum.
|