[ , ]    Sayı:269  MAYIS 2002

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editörden


Marmaris Semineri

  Türkiye güçlü ekonomiye nasıl geçecek?

  Narin: destek, sıkıntıları yaratan sektöre değil, üretene verilmeli

  Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler:
"Türkiye'nin problemleri var" diyen haklıdır

  MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici:
250 milyar dolar kaybettik.

  TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Refik Baydur:"Ümitlerimizi kırarsak her şeyimizi kaybederiz"

  TİM Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Satıcı: "Güçlü ekonomiye böyle geçilmez"

  Sendikacılar ne diyor?

  Dr. Rüştü BOZKURT: Marmaris semineri ve gözlemler


 Söyleşi

  Necmettin OZTEMİR: İstanbul yaklaşımı: Bir uzlaşma ve dayanışma yöntemi


 Forum

  Lodz'da tekstil forumu


 Yöre

  Kastamonu'da el dokuması yeniden canlandı


 Hukuk

  SENDİKAL NEDENLE FESİH

Marmaris Semineri

MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici:
250 milyar dolar kaybettik..

Türkiye'de bazı şeyler bizi üzüyor, hepimizi üzüyor. Hepimiz bu gemideyiz, hepimiz aynı derdin ıstırabıyla, çilesiyle yoğrulmuş vaziyetteyiz, çıkış yolu arıyoruz. İnsanlar, "işte işverensiniz ne yapmayı, ne yapmanız gerektiğini iyi bilirsiniz" diyebilirler, ama teoride bildikleriniz pratikte hüküm ifade etmediği anda müesseseleriniz zarar ediyor, kapanabiliyor. O sanayiin işletmecisi olan işveren işi bilmediğinden veya teoride bu işlerin nasıl yürüyeceğini bilmediğinden değil, ihracatın ne demek olduğunu bilmediğinden değil, ama elinde olmayan sebeplerle kapanıyor.
Sevgili Başkan Sayın Narin, sözün başında, "aldığınız yardımları banka sektörüne aktarıyorsunuz" diye bir söz saffettiler. Banka sektörüne aktarmaksızın veya bankacılık sektörünü iyileştirmeksizin aldığınız yardımların ekonomiye veya sanayie katkısını sağlamanız mümkün değil. Yani, herhangi bir şekilde dünyanın herhangi bir ülkesinden, Dünya Bankası'ndan veya IMF'den veya herhangi bir yerden alınan bir paranın bir şekilde sektöre aktarılması, reel sektöre aktarılması sadece ve sadece bankacılık sistemiyle ve bankacılık sektörüyle alakalı bir iştir. O paraları siz direkt alıp, bir avucunuzdan alıp öbür avucunuzla sanayiciye verme şansına sahip değilsiniz. Bankacılık sektörünü iyileştirmeden, bankacılık sektöründeki problemleri ve zafiyeti gidermeden bir şey yapma şansınız yok.
Eximbank'ın, yakınımız olan bir bakana bağlı olması sebebiyle biliyorum, çok fazla öyle kredilendirme, ihracat kredisi verme veya Türkiye'nin taraf olduğu anlaşmalar mucibince o anlaşmalara uygun yatırımların o ülkelerde yapılmasını sağlayıcı krediler verebildiğini sanmıyorum.
Ankara'da Esnaf ve Kredi Kooperatifleri Birliği'nin toplantılarına devamlı gidiyoruz. Orada Halk Bankası konusu açıldı, tartışıldı. Şimdi Esnaf Birliği Kongresi'nde esnaf arkadaşlarım "Bankamızı istiyoruz" diyorlar. Herhangi bir zirai kongreye gidiyorsunuz, "Bankamızı istiyoruz" diyorlar. Yani hafif hafif bu bankaların ellerinin altından kaymakta olduklarının da şuuru içerisinde, bilinci içerisinde "bankamızı istiyoruz" diyorlar.
Ama, Sayın Keçeciler'in de dediği gibi banka ellerinden gidiyor, ayaklarının altından kayıyor, Halk Bankası olsun, Emlak Bankası olsun, Ziraat Bankası olsun, Eximbank olsun, fonksiyonlarını icra edemez, ifa edemez hale geldiler, özel sektördeki bankalar sayısı 80'lere, 90'lara çıkmış ve birer bakkal dükkanı gibi açılan bankalar, bankacılık sistemi var. "Bankacılık sektörü niye bunları yaşadı" derken, niye yaşadığının cevabı zaten işin içinde; cevabı sualin içinde.
Halk Bankası, kullandırmış olduğu kredilerin yüzde 80 civarındaki bir meblağı, esnafa değil birtakım firmalara kullandırmış. Esnafa kullandırıldığı söylenen kredi yüzde 20 civarında. Şimdi esnaf da bundan şikâyet ediyor. Yahu senelerce sizin orada Bağ-Kur yönetiminde, Halk Bankası yönetiminde adamlarımız olmadı mı kardeşim? Neticede hepimiz bir şeylerin bir yerlere gelmesinin sebebi, müsebbibiyiz. Ziraat Bankası zirai krediden batmadı herhalde. Yani doğrudur, toplayamadığı zirai krediler vesaire filan problemdir de, herhalde zirai krediden batmadı.
100 milyar dolar PKK'yla savaşa harcamış, 100 milyar doları soyulmuş, 20 milyar doları Körfez'de gitmiş, 20 milyar dolan depremde gitmiş. Yani 250 milyar doları ekonomisinden kayıp gitmiş. Şimdi bu Türkiye'nin milli gelirinin 3 bin dolardan 2 bin dolara inmemesi mümkün müydü?


Dahilde İşleme Rejimi herhalde tekstil sektörünün çok sıkça kullandığı, telaffuz ettiği bir ifade, ama Türkiye'de ihracat kaydıyla ithalat teşviki. Şimdi Ankara Sanayi Odası'nın, Sayın Pakdemirli'nin de müsteşar veya bakan olarak katılmış olduğu bir toplantıda hatırlayacaklardır, bu konu tartışılmıştı. Rahmetli Yusuf Bozkurt Özal da müsteşardı. Orada da ben bir seyirci, dinleyici olarak söz alıp konuşmuştum. Orada da bu konuda istediğim cevabı alamamıştım.
Bugün DPT Müsteşarlığı bize şeklen bağlı bir müsteşarlıktır. DPT'nin bilgisayar sistemine girip bu sorunun cevabını alma şansı herhalde yoktur. Çünkü bu soru cevabı verilemez sorulardandır. Türkiye'de kaç yüz tane, kaç bin tane ihracat kaydıyla ithalat belgesi tanzim edilmiştir? İşte soru bu...
Bu suali sorduğumuz zaman hepimiz kafamızı öne eğeriz; eğmeye de devam edeceğiz, çünkü bu sualin cevabı yoktur. Ondan sonra da sorarız hep beraber, "Türkiye niye soyuldu?" diye. Hayali ihracata gerek yok ki, bu kafi bir soygun sistemi zaten. Çünkü, bu belgeler kapatılmamıştır.
Esnaf kongresine gidiyoruz. Adamlar "IMF'ye hayır IMFyle çetesine hayır, IMF'ye düşmanız, IMF defol." diye bağırıyorlar. IMF nereye gidiyor? IMF'yi biz davulla zurnayla çağırmadık. IMF, zaruretler olmasaydı ülkeye gelmezdi.
Avrupa Birliği bir başka olgu. Avrupa Birliği bir devlet politikası. Bu devlet politikasına biz imza koymuşuz, Ulusal Program'a imza atmışız. Ulusal Program'a attığımız imzanın arkasında olduğumuzu her an söylüyoruz ve bu İmzanın gereği olan işler neyse de onu da yapıyoruz. Bugün Milliyetçi Hareket Partisi'nin de içinde bulunduğu 57. Hükümet'i meydana getiren üç parti de, bunların dışında parlamentoda grubu bulunan bütün siyasi partiler de; Saadet Partisi, Doğru Yol Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi de dahil Avrupa Birliği'ne karşı olduğunu ifade eden bir siyasi parti yok. Zaten Sayın Keçeciler'in söylediği gibi, bir konsensüs sağlanamamış olsaydı benzer nitelikteki Anayasa değişikliklerinin yapılması mümkün olmaz idi.

 

Ama neticede devam etmekte olan güçlü ekonomi, Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'yla ilgili kendimce birkaç tespitimi maddeler halinde söyleyerek sözümü de tamamlamak istiyorum.
Birinci husus, kalıcı bir ekonomik altyapıyı inşa etme anlamına gelen yapısal reformlar. Bunlardan arkadaşlarım bahsettiler, biz bu yapısal reformları devam ettirmek niyetindeyiz. Bunlardan vazgeçmeyeceğiz. Ha, bu yapısal reformları devam ettirmek, demin de söylediğim gibi risk getirmektedir. Bu riskin de altındayız.
Yeni program, uygulanmakta olan program bu hususlarla birlikte enflasyon ile mücadeleyi temel hedef alan, gerçekçi ama sosyal sorunlara gözü kapalı olmayan bir niteliğe sahip olmalıdır diye düşünüyoruz.
Bankacılık sektörünü daha sağlıklı bir yapıya kavuşturma çabaları mutlaka tamamlanmalıdır. Eğer bu çabaları tamamlamadan ekonomik gelişmeye bir yön vereceğimizi, teşvik edeceğimizi, yön verici bir nitelik kazandıracağımızı düşünürsek yanlış bir iş yapmış oluruz. Ama dediğimiz gibi orada da problem ve sıkıntı açıktır.
Önemli bir konu da yolsuzlukla mücadele konusudur. Bunun için, 100-110 milyar dolardan bahsediyoruz. Bankalar yoluyla soyulmuştur, başka şekillerde soyulmuştur, ihracat teşviki adı altında soyulmuştur. Soygunun müsebbiplerini ve bu soyguna sebep olanları cezai olarak da cezalandırmayan, cezai olarak cezalandırmadığı gibi, soygunu, "ver kardeşim paranı geri" deyip o parayı alacak bir sistemi de kuramayan bir sistemdir. Ben bu devletten şu veya bu yolla 100 milyon dolar kredi kullanan bir adam olsam, devlet beni içeri atsa, 1.5 sene de, 2 sene de yatsam çıksam, o paraları bir yerde istiflemişsem, çıktıktan sonra da afiyetle çıtır çıtır yiyeceksem, bu toplumun içinde o zaman İş bitmiş demektir.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002 TÜTSİS      -      3tur.com Tasarım