Bu Sayı
Editörden
Marmaris Semineri
Türkiye güçlü ekonomiye nasıl geçecek?
Narin: destek, sıkıntıları yaratan sektöre değil, üretene
verilmeli
Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler:
"Türkiye'nin problemleri var" diyen haklıdır
MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici:
250 milyar dolar kaybettik.
TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Refik Baydur:"Ümitlerimizi kırarsak
her şeyimizi kaybederiz"
TİM Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Satıcı: "Güçlü ekonomiye
böyle geçilmez"
Sendikacılar ne diyor?
Dr. Rüştü BOZKURT: Marmaris semineri ve gözlemler
Söyleşi
Necmettin
OZTEMİR: İstanbul yaklaşımı: Bir uzlaşma ve dayanışma yöntemi
Forum
Lodz'da
tekstil forumu
Yöre
Kastamonu'da el dokuması yeniden canlandı
Hukuk
SENDİKAL
NEDENLE FESİH
|
Marmaris Semineri
TİM Yönetim
Kurulu Başkanı Oğuz Satıcı:
"Güçlü ekonomiye böyle geçilmez"
Bu programla güçlü ekonomiye geçilemez. Bunun nedeni de
aslında düşünüldüğünden çok daha basit. Bu ülkede yıllardır üretim yapılmıyorsa,
bu ülkede yıllardır üretim temeli üzerine, ihracat temeli üzerine herhangi bir
ekonomik program oluşturulmuyorsa ve üretilenler de verimli üretilmiyorsa,
bu ülkede güçlü
ekonomiye geçmek gibi bir program zaten yapılamaz.
En başından başlarsak, Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı kavramı itibariyle de
yanlıştır. Dünya üretiminden sadece binde 4'lük bir pay alan Türkiye, binde
4'lük sadece dünya ticaretinden pay alan, ihracatından pay alan bir Türkiye
güçlü ekonomiye geçişi çok da kolay konuşamaz.
Son 20 yıldır ekonomiye dair tartışmalarda birçok kavramı aynen bir önceki Güçlü
Ekonomiye Geçiş Programı kavramında olduğu gibi içini boşalttık. Hatta uydurma
kavramlar, uydurma deyimler ürettik. Birçok kavramı da evrensel tanımının
dışında kullandık.
Evet sorunumuz çok, işimiz zor, hatta panik seviyemiz çok yüksek. Her şeye
alelacele kararlar, günübirlik çözümler üretmeye çalışıyoruz. Aşağı köyde kendi
ürettiğimiz yalana yukarı köyde kendimiz inanıyoruz. Bu nedenle de sağlıklı
değerlendirmeler yapamıyoruz, sağlıklı tartışmalar yapamıyoruz.
Şu anda uygulanan programın hedefi güçlü değil, olsa olsa öngörülebilir
ekonomiye geçiş olacaktır. Diğer bir deyişle ekonomideki parametrelerin
öngörülebilir hale geldiği, bu nedenle orta ve uzun vadede plan yapılabilir hale
geldiği ve korkmadığımız ve korkulmaması gereken bir ekonomik düzen oluşturmak.
Devletin bizden topladığını nereye harcadığını bildiğimiz ekonomi, kamunun
kendini finanse etmek için çılgınlık derecesinde riskler almadığı bir ekonomi.
Böyle bir ekonomide enflasyon, dolar kuru, iç borçlanma faizi, yani birtakım
rakamsal değerler dengeye oturacak, bizler de krizle karşılaşmadan birkaç yıl
daha idare edebileceğiz.
Evet, güçlü ekonomiye geçmek için, hele bizim gibi bir ülkede güçlü ekonomiye
geçmek için plan ve program yapmak ve sağlam bir iradeye sahip olmak gerekiyor.
Bunun için öncelikle bakış açımızı, zihniyetimizi kökten değiştirmek
durumundayız. Ekonomiye bunca senedir yön veren paradigmaları yıkıp, geleceğin
ekonomisini yeni bir vizyon yeni bir bakış açısıyla oluşturmalıyız. Güçlü
ekonomiyi gerçekleştirmek bugünden yarına mümkün olmadığı için uzun vadeli bir
strateji belirlemeli, belirlenen stratejiyle kararlılıkla uygulamalıyız.
Burada vurgulanması gereken bu temel stratejinin dayanak noktalarının neler
olması gerektiğidir. Bu soruya da bir soruyla yanıt verecek olursak, şu anda
ülkemizde uygulanan ekonomi piyasa ekonomisi midir? Ekonominin gidişatını
piyasanın aktörleri mi belirlemektedir? Ne yazık ki, bu sorunun cevabı da hayır.
Kamunun yarattığı, kamunun yaratılan kaynağın çoğunu ekonominin kara deliklerini
kapatmak için kullandığı, kamu istihdam fazlasının yüz binlerle ifade edildiği,
kamu iç ve dış borcunun gayrisafi milli hasılanın yüzde 30'una tekabül ettiği
bir ülkede piyasa ekonomisinin işlemediğini söylemek için alim olmaya da gerek
yoktur.
Türkiye'de maliyetleri yükselten şey kamu muhasebesine ödenen paradır; ağırlık
buradadır. Devlet istihdamdan, enerjiden topladığı para ekonominin ihracat
merkezli büyümesini zayıflatıyor, üretim merkezli büyümesini zayıflatıyor ise
burada büyük bir hata vardır, burada büyük bir sorun vardır. Ne kazanıyoruz ve
ne kaybediyoruzun hesabı iyi yapılmalıdır. Çünkü görülecektir ki, kazanıldığı
zannedilirken kaybedilen bir dönemin içerisinde yaşamaktayız. Devletin
enerjiden, istihdamdan topladığı paranın kat ve katını yeteri kadar artmayan
ihracatta ve yeteri kadar büyümeyen üretimde ve ekonomide görecektir. Kamu
muhasebesi kaz gelecek yerden tavuğu esirgemektedir. Ama bu olay artık kaz tavuk
hikâyesinden tavuğun yumurtasına kadar gidecek, çünkü tavuklar da telef
olmaktadır. |