Bu Sayı
Editörden
Marmaris Semineri
Türkiye güçlü ekonomiye nasıl geçecek?
Narin: destek, sıkıntıları yaratan sektöre değil, üretene
verilmeli
Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler:
"Türkiye'nin problemleri var" diyen haklıdır
MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici:
250 milyar dolar kaybettik.
TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Refik Baydur:"Ümitlerimizi kırarsak
her şeyimizi kaybederiz"
TİM Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Satıcı: "Güçlü ekonomiye
böyle geçilmez"
Sendikacılar ne diyor?
Dr. Rüştü BOZKURT: Marmaris semineri ve gözlemler
Söyleşi
Necmettin
OZTEMİR: İstanbul yaklaşımı: Bir uzlaşma ve dayanışma yöntemi
Forum
Lodz'da
tekstil forumu
Yöre
Kastamonu'da el dokuması yeniden canlandı
Hukuk
SENDİKAL
NEDENLE FESİH
|
Marmaris Semineri
TİSK
Yönetim Kurulu Başkanı Refik Baydur:
"Ümitlerimizi kırarsak her şeyimizi kaybederiz"
Bu Meclis çok şeyler yaptı, doğrudur. Bu Bakanlar Kurulu
büyük riske girdi, doğrudur. Ama aslolan şu. Sakıp Sabancı'nın bir sözü var.
"Anlatırsınız, anlatırsınız, ağam bu anlattıklarından sonra avucuma ne koyacan"
der. Biz onu arıyoruz, oradayız.
Efendim uygulama başka, terimlerle ifade başka şeydir. Eğer bilgi dağarcığı
genişliğinde uygulama söz konusu olsaydı dünyadaki bütün profesörler en büyük
sanayiciler olurdu.
Şimdi biz hükümetimizin uygulamalarını takip ettiğimiz zaman şunları görüyoruz:
Uzun uzun Avrupa Uyum Programı'ndan söz edildi. Haklısınız. Avrupa'yla
ilişkilerimizde Türkiye'miz iki büyük hata yapmıştır. Bunlardan bir tanesi
1970'li yıllarda kapılarını sonuna kadar açan Avrupa hem Türkiye'yi hem
Yunanistan'ı kabul etmiş, biz bir siyasi hata yapmışız, dışında kalmışız. Şimdi
kapıda yalvarıyoruz.
Sayın Tansu Çiller'in başbakanlığı zamanında gümrük birliği olayı görüşüldü,
hiçbir taviz almadan bizim hükümetimiz o mukaveleyi imza etti. Bugüne kadar
Avrupa Birliği'nde bizim gibi gözlerini kapayıp imza eden bir devlet de yok.
Bugün de bunun sıkıntılarını kademe kademe çekiyoruz.
IMF zorunlu olduğumuz bir yer. Ona hiçbir günah yakıştırmamız doğru değil.
IMF'ye gelinceye kadar da 57. Hükümet'in günahı yok. 1994'ten başlayan arka
arkaya friksiyonlarımız var. Ancak bunlann takibi de hükümetin görevi.
Yine bizim içimizde arkadaşlarımız var. Bankanın yanlış hareketiyle bloke edilen
alacağı ve çekleri dolayısıyla kapısını kapama zorunda kaldı. Bu İstanbul
Yaklaşımı dediğimiz yaklaşım tabirimi mazur görün, adam gibi çalışsaydı bugün
biz bu işletmelerin kapısını tek tek açmıştık. Tazminatını almadan kapıda
beklemeyi tercih eden, ben işletmemin içinde bulunmayı istiyorum diyen işçiyi
kapıda bekliyor, hâlâ biz kapıları açamıyoruz. İstanbul Yaklaşımı, Bankalar
Birliği, BDDK dediğimiz müessese ve ekonomiden sorumlu makam arasında dikiş
tutturamadan dolaşıyor. Hükümeti kabahatli bulalım burada. Niye? Hükümet ocak
ayında bu kanunu çıkardı. Meclis bu kanuna ocak ayında evet dedi. İki tane
bürokrat müessese bu felaketi Türkiye sanayicisinin başında devam ettiriyor.
Niye? Bilgisizlik, tecrübesizlik, korkaklık. Başka da bir şey yok. Şimdi ne
hükümete kabahat buluyoruz, ne siyasi partilere. Sayın Yahnici doğru söyledi.
Bugün iktidarda olan üç parti de hızla yıpranıyor ve bugün seçime giderlerse üçü
de yüzde 10'un altında kalabilir. Tehlikeli bir durum. Onun İçin bu riski alan
partilere veya iktidara biz de yardımcı olalım.
Gelelim bize. Türkiye'de 600 binin üstünde işveren sendikalarına üye olabilecek
müessese var. Bizim 20 işveren sendikamızın toplam üye adedi 9 bin. Demek ki
bizde de bir birlik yok. Hani işveren sadece laftan ibaret. Kendi çıkarlarımızı
aramıyoruz, aramamaktayız.
Sayın Derviş'in başkanlığında yürüyen ekonomik koordinasyona biz çağırılmadık.
Yani İşveren Sendikaları Konfederasyonu çağrılmadı. Sonradan öğrendiğim
kadarıyla bizi çağırırlarsa işçiyi de çağırmaları gerekirmiş, onun için
çağırmamışlar. Halbuki işçi kanadını bir toplantıya çağırdıkları zaman üç
konfederasyon başkanı arkadaşım İşveren Konfederasyonu nerede diyebildiler. Biz
birbirimize bu kadar yakınken bürokrasinin bu kadar uzak addetmesi ve mahzurlu
bulması hakikaten utanılacak bir olay.
TİM katıldı başında, çağırdılar. Fakat bir hata yaptı. Doğrular için elini
masaya vurdu, bir daha çağırmadılar. Böyle bir anlayışla biz nereye çıkabiliriz?
Bir üçüncü Avrupa yaklaşımı yapıyoruz. Avrupa Uyum Programı. Arkadaşlarım da
sözünü ettiler. Avrupa Uyum Prograrm'nda bizim uğraşımızla ilgili iki olay var.
İş güvencesi ve hak grevi. Sayın bakanımız diyor ki, efendim bu Avrupa şartının
emredici hükmüdür. Katiyyen doğru değil. Milleti böylece aldatmanın da modern
dünya anlayışında yeri yok. Evvela bizim itimadımızı kazanabilmeniz için
doğrulan söylemesi lazım Bakanlar Kurulu'nun.
Ve acil olaylar arasında mecburi bir vaka olarak geçirilmeye çalışılıyor.
Halbuki bu bir bilgisizlik örneği. Niye? Benim memleketimin Meclis'i ILO'nun 158
numaralı konvansiyonunu kabul etmiş. Demek eninde sonunda biz bunu yapmak
zorundayız. Keşke bu olayı size üç ay, dört ay vade veriyoruz, hazırlayın gelin
diyebilselerdi, biz 4 konfederasyon bu işin altından kalkardık. Bunu üç tane oy
almak için yapan teşkilat üç yüz tane oyu da kaybedecektir. İşte yanlışlarımız
burada.
Yine bu gelişmelerin içerisinde iki programa şahit olduk. Birinci programa
itiraz ettik. Dedik ki, bu programın üç alternatifi, hatası var. Bir, halka mal
edilmeden uygulanıyor. Halka mal edilmenin çaresi de bir sivil toplumlara kabul
ettirebilmesi. Bunu yapmadınız.
İki, çıpa ile iki yönden basıyorsunuz. Hem enflasyonu düşürmeye çalışıyorsunuz,
bir yandan çıpayı tutuyorsunuz. Ortadan patlayabilir.
Üç, enflasyonu hareket mekanizmasını finans sektörüne bağlıyorsunuz. Bize göre
reel sektördür mekanizması. Finans sektörü reel sektörün çarklarını yağlayan
sektördür. Reel sektörün çarkı diş almışsa, dönmüyorsa, kasnak patlamışsa
istediğiniz kadar yağ koyun hiçbir işe yaramaz. Halen oradayız.
Birinci program, istemememize rağmen bizi haklı çıkardı. İkinci programa geldik.
Sayın Dervişle çok konuştuk. Dedik ki. bir kriter olarak çıpayı kaldırmanız bize
göre isabetlidir. Ama, iki büyük hatanız var. Birisi kamuya mal etmeden
uygulamaya başlamanız, ki o biziz, sivil toplum örgütleridir. Kimdir? Odalar
Birliği'dir, Ziraat Odaları Birliği'dir, Esnaf Konfederasyonu'dur.
İki, reel sektörü bir tarafa ittiniz, gidip bu olayı finans sektöründen
başlıyorsunuz. Efendim finans sektörü canlanmayan bir memlekette reel sektör
canlanamaz. Biz buna inanmıyoruz. Şöyle inanmıyoruz; Türk müteşebbisinin iki
mühim şansı var. Bir, Türk işçisi işletmesine canı pahasına bağlıdır. Onu
sendikacılarımız da yapıyor. Kanunlarda yasak hükümleri risk alarak imza
ediyorlar. Buna müteşekkiriz, ama gelin bu kanunlarda da gereken esnekliği
koyalım o da rahat etsin. İki Türk müteşebbisi mutlaka yaratma gücüne sahiptir
ve arama gücüne sahiptir. Beyefendiler bugün hepiniz biliyorsunuz ki, kalite
fonksiyonu çok gerilerde kaldı. Çünkü her mamulün kaliteli olması zorunluluğu
var. Olmazsa zaten kendini yer. Ancak evrensel pazardaki mücadelenin temel
unsuru ulaşabilirlilik, hızla ulaşabilirlilik ve servis fonksiyonlarını metanın
ayakta kaldığı müddetçe yerine getirebilmek. Şimdi bir memlekette ihracat yapan
insan hammaddenin veya yardımcı maddenin alımından o maddeyi imal edip, ihraç
edip parasını alıncaya kadar 110'la 115 imza istiyor. Hangi bürokrat bunu imza
eder? Çünkü gelen her siyasi parti seni görevinden almak için attığın bir imzayı
bahane edecek. Çok böyle adam alındı.
Sözlerimi bağlarken şunu ifade edeyim sayın sanayiciler. Ben Sayın Mehmet
Keçeciler'in biraz sıkıntılarını gidermek için size bulunduğu tavsiyelere
katılıyorum. Ümitlerimizi kırarsak her şeyimizi kaybederiz. Özellikle sizi
temsil eden sivil toplum örgütleri kesinlikle ümitsiz olmamalıdır. Gerçekten bu
iktidann üç iştirakçisi de bir riskin içindedir. Süratle seçime gideceklerini de
zannetmiyorum. Niye? Onlar bizden akıllı, oralara gelmişler, oniarın başkanları
o kadar kitleleri aşmış gelmiş. Kalkıp da bu arada seçime gidip oy kaybetmeyi
istemezler. Başarılı olup gitmek mecburiyetleri var. Gelin biz bu başarıyı
destekleyelim ve bizim olan bu memleketin gülen, neşelenen, pembe günlerini hep
beraber yaratalım. |