Bu Sayı
Editörden
Güncel
Uzakdoğu, yerli sanayii tehdit etmeyi sürdürüyor
Başkan Narin dikkat çekti
Seminer
Kayıtdışı
Ekonomi TBMM'ye götürülüyor
Necmettin ÖZTEMİR: Siyasi irade maalesef kayıtsız görünüyor
Gündem
Coats
altınları sahiplerini buldu
Ayın Konusu
Dr. Binhan
OĞUZ BİRKAN: Sektördeki Uzakdoğu menşeli haksız ithalat engellenmeli
İthalatta kara tablo
Firma
Atlas Halı
yarasını sardı
Hukuk
Prof.Dr.Tankut Centel:
AYRI SÜTUN AÇILMIŞ BORDROLARDA ÜCRETİN ÖDENDİĞİNİN İSBATI
(Karar İncelemesi)
|
Seminer
Necmettin ÖZTEMİR
TİSK Başkan Vekili
Siyasi irade maalesef kayıtsız
görünüyor
Türkiye işveren
Sendikaları Konfederasyonu'nun düzenlediği ve bir anlamda arama konferansı
mahiyeti taşıyacak olan panelimize hoş geldiniz.
Bu toplantının memleketimizin ekonomik ve sosyal hayatına olumlu etkiler
sağlamasını dileyerek hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Gayet güzel anlatıldı, konumuz "büyüyen kayıtdısı sektör" dedik. Biz bu kelimeyi
niye kullanıyoruz? Çünkü, memleketimizde çok şükür belli bir kesim alışveriş
yaparken fatura alıyor, fatura veriyor, fiş alıyor, fiş veriyor, belli bir kesim
iş yerine aldığı işçilerinin kaydını yaptırıyor, onları SSKya üye yapıyor; ama
maalesef bu küçük bir azınlık. Bunun karşısında hepimizin karşımıza almamız
gereken bir sektör var. Bu sektörün adı kayıtsız ekonomi sektörü, maalesef.
Bir Türk vatandaşı, bir işadamı ve bir işveren olarak, fatura, fiş alan ve veren
insanlara saygımız ayrı, ama bu konuyu derinliğine işlemenin tam zamanı
geldiğine inanıyorum.
Bu konuya yaklaşım pencerem, benim çok önem verdiğim, herkesin de önem verdiğine
inandığım çok önemli bir kural, "Adalet mülkün temelidir" kuralı. Ben bu
pencereden bakıyorum olaya.
Devletin varliğının temeli olan bu kuralın vatandaş tarafından hissedilmesi
için, kanunların hepimizin bildiği eşitlik, daimilik, müsavilik ve genellik
prensibi içerisinde uygulanması esastır. Vatandaşın, kanunların üstünlüğüne
dayalı kamu düzeni duygusu bu yoldan elde edilir. Varoluş ve yaşam refleksimiz,
nefsimizin ve neslimizin bekası için devletin adaletinden gayri bir sığınağımız
yoktur.
Bir işveren olarak bana "ekonominin dinamosu" diyen kişilere soruyorum; ben bu
şartlarda nasıl serbest rekabet ordusunda görev alacağım, rekabetin hangi
adaletine güveneceğim? Türkiye'mizin refah toplumunu yakalamasını nasıl
düşleyeceğiz ve ona sanayileşmek sürecini tamamlayıp bilim ve bilişim çağına
atlatma görevimizi nasıl yerine getireceğiz?
Kayıtsız ekonomi sektörü vatan sathına o derece fütursuz ve yaygın biçimde hakim
ki, tezgahtar ile anlaşıp KDV ödemeksizin faturasız, fişsiz alışveriş yapmak her
vatandasın alışkanlık haline getirdiği bir olgu haline gelmiştir. Bu
alışkanlıklar da maalesef, hepimizin yavaş yavaş hayat biçimi haline gelmiştir,
yaşam biçimi haline gelmiştir.
Sanayici ürettiği malına fatura kesmek ister. Bu olayın çok önemli bir
merkezidir. Ama toptancı, perakendeci "bu faturayı ben alamam" der. Ve de
maalesef faturasız mal almada ısrar eden toptancıya kayıtlı ekonomi içinde
çalışan sanayicinin cevap verme şansı yoktur.
İşçi SSK'ya kayıt edilmesini istiyor bu şartlar altında, gene aynı veçhile
çalışıyor, işçiyi de kayıtdışı çalıştırıyorlar.
Devletin sağladığı her hizmet ve üründen pay aldığı halde devletin finansmanına
hiç katkıda bulunmayan milyonlarca insan, karşısında devletin tüm giderlerini ve
hatta dış borçlarını ödemeye mahkum edilmiş bir azınlık. Ve bu çok büyük bir
adaletsizlik bana göre.
Bu durumda devletin ne yaptığına bakarsak, maalesef hiç de iç açıcı bir yaklaşım
sergilenmiyor. Oturduğu yerden kanun ve kararnameler ile bir taraftan KDV
oranları artırılıyor, diğer yandan muhtasar beyannamelere yükleniyor, bir yandan
da sigorta primlerinin devamlı suretle oranları artırıyor; kayıtlı çalışan
kesime yükleniliyor da yükleniliyor.
Peki, ne oluyor sonunda? Kayıtsız sektör devamlı güçleniyor. Ben mesleki
hayatımın başından bugüne hiç geriye gittiğini görmedim kayıtsız sektörün,
devamlı ileri gidiyor.
Ve 2000 yılının vergi inceleme sonuçlan, 60.335 iş yerinin incelenebilmiş
olduğunu gösteriyor. Artık oranını siz bulun.
Hukuk sistemimiz, herkese fırsat eşitliği yaratmak için gereğini yaptı diyelim;
yasalara uymayanlar uyanlara karşı avantaj elde ettiği sürece, kanunlara karşı
saygının yeri neresidir?
Ne vatandaşın, ne de devletin bu onursuz gidişata layık olmadığını düşünüyorum.
Halkımızı milli ekonomimize ortak etmek, serveti tabana yaymak için Menkul
Kıymetler Borsası'nı kurduk. Kazandığı derinlik yürekler acısı bana göre. Neden?
Nedeni gayet basit; kayıtsız ekonomi içinde çalışan insanlar bu borsalara üye
olamazlar, katılamazlar, çünkü bilançolarının şeffaf ve de her an kontrole amade
olması lazım.
O arada dış yatırımcı bekliyoruz. İlan edildi, 6 milyar dolar/yıl bizde dış
yatırımcı gelmesi lazım. Bu ortamda ben sizlere, sizlerin değerlendirmenize
bırakıyorum, dış yatırımcı Türkiye'mize gelebilir mi?
Kayıtsız ekonomi problemini çözemezsek, bu anlattığım sıkıntılardan kurtulmamız
mümkün değil.
Siyasi irade maalesef kayıtsız görünüyor. Bu parlamentomuzun çatısı altında bir
vesileyle bana, kayıtlı çalışan müesseseleri kayıt altına alırsak acaba bu
müesseselerin yaşama şansı var mı diye soran parlamenter arkadaşımı hatırlıyorum
ve ben bundan dolayı çok büyük üzüntü duyuyorum.
Çok enteresan yaklaşımlar var halk arasında. "Devlet topladığı vergileri zaten
çar-çur ediyor, vergi vermesek de olur, kaçırdığımız vergilerle yatırım yapalım,
o da memlekete hizmettir" diyenler oluyor. İçki, sigara üreten, şeriat üzere
amel etmeyen devlete vergi vermemek de caizdir" diyenler oluyor. "Bugüne kadar
belli kesimler vergi kaçırarak zengin oldu, yeni palazlananlara da biraz fırsat
tanıyalım" diyenler oldu. Hatta, devamlı büyüyen kayıtsız sektörün
siyasetçilerin seçim masraflarını finanse ettiğini söyleyenler de oluyor.
Değerli katılımcılar, Türkiye Cumhuriyeti'nin 2001 yılında tahsil edebildiği
dahilde alınan KDV, ki bunda devletin kendi iç alımlarındaki KDV de dahildir,
önemli bir rakam tutar, bu rakam maalesef nüfus başına Türkiye'mizde 107 milyon
Türk Lirası'ndan ibarettir.
Sadece bu rakam bile memleketimizin içinde bulunduğu durumu izaha yeter diyorum. |