[ , ]    Sayı:266  ŞUBAT 2002

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editörden


 ABANT TOPLANTISI

  Halit NARİN: HATALARIN SORUMLUSU MÜTEŞEBBİS DEĞİL

  Dr. Rüştü BOZKURT: Çalışma yaşamında çağa uyum

  Refik BAYDUR: Temel koşul rekabet edebilme gücü

  Dr.Nihat YÜKSEL: Çalışma hayatımızda çağa uyum için çözüm önerileri

  Yrd. Doc. Dr. Oğul ZENGİNGÖNÜL: İş güvencesi ve istihdam

  Prof. Dr. Tankut CENTEL: Çalışma hayatımızda çağa uyum için çözüm önerileri Değerlendirme ve sonuç


 FABRİK 2002

  Kumaş Desen Tasarım Ödülleri Sahiplerini Buldu


 SÖYLEŞİ

  Ertekin Ashaboğlu:
Tekstil sanayimiz dünya ile rekabette geri kalmamalı


 HUKUK

  Prof.Dr. Tankut CENTEL: BELİRLİ SÜRELİ HİZMET SÖZLEŞMESİNİN FESHİ VE KÖTÜNİYET TAZMİNATI (Karar İncelemesi)


 DEĞERLENDİRME

Av.Bora ERSAL: İş Güvencesi Kanun Tasarısı'na ilişkin düşünceler

Güncel
Başkan Halit Narin, Abant'ta gerçekleştirilen "Çalışma yaşamında çağa uyum" toplantısında konuştu:

HATALARIN SORUMLUSU MÜTEŞEBBİS DEĞİL

Türkiye İşveren Sendikaları Konfererasyonu'nun (TİSK) Abant'ta gerçekleştirdiği toplantıda bir konuşma yapan sendikamız başkanı Halit Narin, tüm dünyada iş dünyasının atılım yapmak için çaba sarfettiğini, Türkiye'deki nıüteşebbisin ise zamanını önündeki engelleri kaldırmak için harcadığını belirterek, "Bunda bir hata var, bu hata müteşebbisin hatası değil" dedi. İşte Başkan Narin'in konuşmasından özet...

 

Türkiye'nin tartışılması gereken çok sorunu var. Gönül isterdi ki hu toplantıda, açılacak olan yeni iş sahaları konuşulsun, yeni atılımlardan söz edilsin. Maalesef gördüğünüz gibi hâlâ ekonomik koşulların iyileştirilmesini, krizleri konuşuyoruz. Bu Türkiye'nin kaderi sanki.
Tüm dünyada listeler yayınlanıyor. Gelir düzeyi açısından listenin alt sıralarında yer alan bütün ülkelerin demokrasiyle idare edilmeyen ülkeler olduğu görülüyor. Türkiye hariç, Nasıl oluyor da hem demokrasimiz var, hem de listenin bu kadar alt sıralarında yer alıyoruz? Bunu açıklamak gerekiyor.
Çünkü; her gün müteşebbisin üstüne yük bindiriliyor, kanunlar tartışılıyor. Kanunlar, rnevzuatlar çıkarken, tesciller yapılırken hep işverene yeni yükler geliyor. Böyle bir çalışma düzeni yaratılıyor.

 

Bir milletvekili arkadaşıma sormuştum geçen gün. Bu yoğunluk içinde hiç olmazsa ayda bir kez işverenin yükünü hafifletecek konuları konuşamaz mısınız? Bunu bile görmüyoruz...

"Ne durumdayız"
Hepimizin çok derin ve büyük geçmişi var. Cumhuriyetimizin ilk yıllarından başlayarak ekonomik faaliyet içinde üretmeye çabalıyoruz. Bugünkü nesil cumhuriyetin üçüncü nesili.
Bakın bugün ne durumdayız!
Kayıt içinde olan insanların adedi çok az. Kayıtlı ekonomi ve kayıtdışı ekonomi arasındaki nispet beşte bir gibi. Hanımlarınıza sorun, çocuklarınıza sorun, kendinize sorun. Neyin faturasını alıyorsunuz? Yaptığınız aylık sarfiyatlarda ne kadarlık fatura alıyorsunuz? Hiçbir şeyin faturasını almıyorsunuz. Faaliyetlere bakın; sanayiciler gibi müteşebbis ve bütün geleceğini yatırıma, yanında çalışanlarla üretmeye yönelmiş olan insanların hepsi, birkaç istisnası hariç, hepsi fakir. Kimin yanında fakir? Kayıtlı olmayan müteşebbislerin yanında fakir.
Peki, kayıt dışında bu kadar rahat çalışan insanlar var iken, demokrasimiz ve özgür basın bunu nasıl görmezden gelebiliyor?

Bu kadar geniş kayıt dışı ekonomi var iken Çalışma Bakanlığımız ne yapıyor? Burada bir yanlışlık yok mu?

"Bakanlık herkesin bakanlığı olmalı"
Çalışma Bakanlığı, işverenin ve işçinin bakanlığıdır. Ancak getirmiş olduğu her mevzuat, işverenin mükellefiyetini artırıyor. Bakanlık artık bunu bir sistem haline getirmiş durumdadır. Bu yanlıştır. İşin güvencesi kadar işyerinin güvencesinin de mühim olduğu bir sistemin ele alınması gerekiyor.

Çalışma Bakanlığı işyeri güvencesini ikinci plana atıyor. İş güvencesini, kayıt dışına kaçan ekonomiyi hiç hesap etmeyerek günderne getiriyor. Bunda büyük bir yanlışlık olduğunu herkesin kabul etmesi lazım.
Biz çağdaş şartlardan, 80'den evvelki kötü günlerde bile en ufak fedakârlık yapmadık, en ufak taviz vermedik. Atatürk'ümüzün çizdiği çizgiden tek sapmamız olmamıştır. Ama bu memleketin çocuklarının, kayıtlı insanlarının yaşamak, yaşatmak, teşebbüs gücüne katkıda bulunmak mecburiyeti vardır. Yalnız biz müteşebbislerin ayakta durma kavgası şeklinde bunu mütalaa etmek bence çok yanlıştır. Bu yük her geçen gün ağırlaştıkça, mevcut müteşebbisleri yok etmek, yeniden ekonomiyi kurmak gibi bir yanlışın içine girmek durumuyla karşı karşıya kalırız.

Neler oluyor?
Bankacılık sektörü çöktü. Niye çöktü? Yapılan yanlışlıklardan. Kimin üstüne çöktü? Önce müteşebbislerin üstüne çöktü, sonra da milli ekonomimizin üzerine... Şimdi ne yapılıyor? "Bankacılık sektörü yeniden organize olsun" deniyor. Yani yine bir yanlışlık yapılıyor, bütün para bankacılık sektörüne gidiyor. Yanlışı yapan insanların eline paralar teslim ediliyor. Türkiye'yi ayakta tutan sistem hep ikinci plana atılıyor; yani müteşebbis ve yatrımcı hep ikinci planda.
Deniliyor ki, hükümet yüzde 35 enflasyon öngörüyor. Gayet güzel. Peki, bankacılık sektörü neden yüzde 35 enflasyon rakamına göre faiz tahakkuk ettirmiyor?

"Neleri tartışmak durumunda kaldık"
Neden bugün kredi kartlarında istismar edilen vatandaşın hakları korunmuyor? Bu koşullarda nasıl "sanayi ayağa kalksın, Türkiye'nin kalkınması mecburi" diyebiliyorlar. Görüyorsunuz, milli gelir erirken, müteşebbis neleri tartışmak zorunda bırakılıyor.
Bizim burada müteşebbisi harekete geçirecek, müteşebbisi çoğaltacak, iş sahasını artıracak mevzuları konuşrnanıız icap ediyordu. Bunların önündeki kanunları konuşuyoruz. Burada birbirimizden destek bekliyoruz; ne kadar yanlış bir tablo.

Bence yapılmakta olan iş yanlıştır. İşverenler sorunlarını, çözüm önerilerini kamuoyuna daha güçlü bir şekilde duyurmak zorundadır. İşçi arkadaşlarımız niye bu toplantıya gelmemiş? Kendi yaptıklarıyla bizim yaptığımız arasında ne fark var?
Çünkü onların sendikalizmi işçilere hizmet götürmüyor. Sistem çökmekte, sandalyeleri sallanmaktadır. Biz ise müteşebbisi Türkiye'de artırmak suretiyle milli ekonomimizi Lüksemburg seviyesine çıkarma kavgasını veriyoruz. En alt basamaktayız, ancak inançlı bir milletin çocuklarıyız.
Bizim hiç kimsenin lütfuna ihtiyacımız yok. Yüce Meclis'in de yanlış yapma hakkı yok. Sizlerin de komisyonda konuşurken, hiçbir vatandaşı ayırmadan, hiçbir kitleyi hiçbir kitleye ezdirmeden kanun yapma mecburiyetiniz var. Bizim sizi ikna etmek mecburiyetimiz yok, sizin millete hizmet etme mecburiyetiniz var. Çünkü siz hizmet için gelmişsiniz, aday olmuşsunuz, seçilmişsiniz, bizleri daha iyi günlere götürmek için buraya gelmişsiniz. Biz burada sizlerden ricacı oluyoruz, ne olur bir yanlışlık daha yapılmasın diye. Burada bir yanlışlık var. Burada büyük bir yanlışlık var.
Biz müteşebbislere yapılan şeyler çok yanlıştır. Bizim müteşebbisleri azaltma lüksümüz olamaz. Ne yaparsanız yapın biz ayaktayız. Ama, taşıyacağımız yükün bir seviyesi olduğuna da inanmanız lazım.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002 TÜTSİS      -      3tur.com Tasarım