Bu Sayı
Editörden
ABANT TOPLANTISI
Halit NARİN: HATALARIN SORUMLUSU MÜTEŞEBBİS DEĞİL
Dr. Rüştü BOZKURT: Çalışma yaşamında çağa uyum
Refik BAYDUR: Temel koşul rekabet edebilme gücü
Dr.Nihat YÜKSEL: Çalışma hayatımızda çağa uyum için çözüm
önerileri
Yrd. Doc. Dr. Oğul ZENGİNGÖNÜL: İş güvencesi ve istihdam
Prof. Dr. Tankut CENTEL: Çalışma hayatımızda çağa uyum için
çözüm önerileri Değerlendirme ve sonuç
FABRİK 2002
Kumaş Desen Tasarım Ödülleri Sahiplerini Buldu
SÖYLEŞİ
Ertekin Ashaboğlu:
Tekstil sanayimiz dünya ile rekabette geri kalmamalı
HUKUK
Prof.Dr. Tankut CENTEL: BELİRLİ SÜRELİ HİZMET SÖZLEŞMESİNİN
FESHİ VE KÖTÜNİYET TAZMİNATI (Karar İncelemesi)
DEĞERLENDİRME
Av.Bora ERSAL: İş Güvencesi Kanun Tasarısı'na ilişkin düşünceler
|
Güncel
Başkan Halit Narin, Abant'ta gerçekleştirilen "Çalışma yaşamında çağa uyum"
toplantısında konuştu:
HATALARIN SORUMLUSU MÜTEŞEBBİS DEĞİL
Türkiye İşveren
Sendikaları Konfererasyonu'nun (TİSK) Abant'ta gerçekleştirdiği toplantıda bir
konuşma yapan sendikamız başkanı Halit Narin, tüm dünyada iş dünyasının atılım
yapmak için çaba sarfettiğini, Türkiye'deki nıüteşebbisin ise zamanını önündeki
engelleri kaldırmak için harcadığını belirterek, "Bunda bir hata var, bu hata
müteşebbisin hatası değil" dedi. İşte Başkan Narin'in konuşmasından özet...

Türkiye'nin tartışılması gereken çok sorunu var. Gönül
isterdi ki hu toplantıda, açılacak olan yeni iş sahaları konuşulsun, yeni
atılımlardan söz edilsin. Maalesef gördüğünüz gibi hâlâ ekonomik koşulların
iyileştirilmesini, krizleri konuşuyoruz. Bu Türkiye'nin kaderi sanki.
Tüm dünyada listeler yayınlanıyor. Gelir düzeyi açısından listenin alt
sıralarında yer alan bütün ülkelerin demokrasiyle idare edilmeyen ülkeler olduğu
görülüyor. Türkiye hariç, Nasıl oluyor da hem demokrasimiz var, hem de listenin
bu kadar alt sıralarında yer alıyoruz? Bunu açıklamak gerekiyor.
Çünkü; her gün müteşebbisin üstüne yük bindiriliyor, kanunlar tartışılıyor.
Kanunlar, rnevzuatlar çıkarken, tesciller yapılırken hep işverene yeni yükler
geliyor. Böyle bir çalışma düzeni yaratılıyor.
Bir milletvekili arkadaşıma sormuştum geçen gün. Bu yoğunluk içinde hiç olmazsa
ayda bir kez işverenin yükünü hafifletecek konuları konuşamaz mısınız? Bunu bile
görmüyoruz...
"Ne durumdayız"
Hepimizin çok derin ve büyük geçmişi var. Cumhuriyetimizin ilk yıllarından
başlayarak ekonomik faaliyet içinde üretmeye çabalıyoruz. Bugünkü nesil
cumhuriyetin üçüncü nesili.
Bakın bugün ne durumdayız!
Kayıt içinde olan insanların adedi çok az. Kayıtlı ekonomi ve kayıtdışı ekonomi
arasındaki nispet beşte bir gibi. Hanımlarınıza sorun, çocuklarınıza sorun,
kendinize sorun. Neyin faturasını alıyorsunuz? Yaptığınız aylık sarfiyatlarda ne
kadarlık fatura alıyorsunuz? Hiçbir şeyin faturasını almıyorsunuz. Faaliyetlere
bakın; sanayiciler gibi müteşebbis ve bütün geleceğini yatırıma, yanında
çalışanlarla üretmeye yönelmiş olan insanların hepsi, birkaç istisnası hariç,
hepsi fakir. Kimin yanında fakir? Kayıtlı olmayan müteşebbislerin yanında fakir.
Peki, kayıt dışında bu kadar rahat çalışan insanlar var iken, demokrasimiz ve
özgür basın bunu nasıl görmezden gelebiliyor? Bu kadar geniş
kayıt dışı ekonomi var iken Çalışma Bakanlığımız ne yapıyor? Burada bir
yanlışlık yok mu?
"Bakanlık herkesin bakanlığı olmalı"
Çalışma Bakanlığı, işverenin ve işçinin bakanlığıdır. Ancak getirmiş olduğu her
mevzuat, işverenin mükellefiyetini artırıyor. Bakanlık artık bunu bir sistem
haline getirmiş durumdadır. Bu yanlıştır. İşin güvencesi kadar işyerinin
güvencesinin de mühim olduğu bir sistemin ele alınması gerekiyor.
Çalışma Bakanlığı işyeri güvencesini ikinci plana atıyor. İş güvencesini, kayıt
dışına kaçan ekonomiyi hiç hesap etmeyerek günderne getiriyor. Bunda büyük bir
yanlışlık olduğunu herkesin kabul etmesi lazım.
Biz çağdaş şartlardan, 80'den evvelki kötü günlerde bile en ufak fedakârlık
yapmadık, en ufak taviz vermedik. Atatürk'ümüzün çizdiği çizgiden tek sapmamız
olmamıştır. Ama bu memleketin çocuklarının, kayıtlı insanlarının yaşamak,
yaşatmak, teşebbüs gücüne katkıda bulunmak mecburiyeti vardır. Yalnız biz
müteşebbislerin ayakta durma kavgası şeklinde bunu mütalaa etmek bence çok
yanlıştır. Bu yük her geçen gün ağırlaştıkça, mevcut müteşebbisleri yok etmek,
yeniden ekonomiyi kurmak gibi bir yanlışın içine girmek durumuyla karşı karşıya
kalırız.
Neler oluyor?
Bankacılık sektörü çöktü. Niye çöktü? Yapılan yanlışlıklardan. Kimin üstüne
çöktü? Önce müteşebbislerin üstüne çöktü, sonra da milli ekonomimizin üzerine...
Şimdi ne yapılıyor? "Bankacılık sektörü yeniden organize olsun" deniyor. Yani
yine bir yanlışlık yapılıyor, bütün para bankacılık sektörüne gidiyor. Yanlışı
yapan insanların eline paralar teslim ediliyor. Türkiye'yi ayakta tutan sistem
hep ikinci plana atılıyor; yani müteşebbis ve yatrımcı hep ikinci planda.
Deniliyor ki, hükümet yüzde 35 enflasyon öngörüyor. Gayet güzel. Peki,
bankacılık sektörü neden yüzde 35 enflasyon rakamına göre faiz tahakkuk
ettirmiyor?
"Neleri tartışmak durumunda kaldık"
Neden bugün kredi kartlarında istismar edilen vatandaşın hakları korunmuyor? Bu
koşullarda nasıl "sanayi ayağa kalksın, Türkiye'nin kalkınması mecburi"
diyebiliyorlar. Görüyorsunuz, milli gelir erirken, müteşebbis neleri tartışmak
zorunda bırakılıyor.
Bizim burada müteşebbisi harekete geçirecek, müteşebbisi çoğaltacak, iş sahasını
artıracak mevzuları konuşrnanıız icap ediyordu. Bunların önündeki kanunları
konuşuyoruz. Burada birbirimizden destek bekliyoruz; ne kadar yanlış bir tablo.
Bence yapılmakta olan iş yanlıştır. İşverenler sorunlarını, çözüm önerilerini
kamuoyuna daha güçlü bir şekilde duyurmak zorundadır. İşçi arkadaşlarımız niye
bu toplantıya gelmemiş? Kendi yaptıklarıyla bizim yaptığımız arasında ne fark
var?
Çünkü onların sendikalizmi işçilere hizmet götürmüyor. Sistem çökmekte,
sandalyeleri sallanmaktadır. Biz ise müteşebbisi Türkiye'de artırmak suretiyle
milli ekonomimizi Lüksemburg seviyesine çıkarma kavgasını veriyoruz. En alt
basamaktayız, ancak inançlı bir milletin çocuklarıyız.
Bizim hiç kimsenin lütfuna ihtiyacımız yok. Yüce Meclis'in de yanlış yapma hakkı
yok. Sizlerin de komisyonda konuşurken, hiçbir vatandaşı ayırmadan, hiçbir
kitleyi hiçbir kitleye ezdirmeden kanun yapma mecburiyetiniz var. Bizim sizi
ikna etmek mecburiyetimiz yok, sizin millete hizmet etme mecburiyetiniz var.
Çünkü siz hizmet için gelmişsiniz, aday olmuşsunuz, seçilmişsiniz, bizleri daha
iyi günlere götürmek için buraya gelmişsiniz. Biz burada sizlerden ricacı
oluyoruz, ne olur bir yanlışlık daha yapılmasın diye. Burada bir yanlışlık var.
Burada büyük bir yanlışlık var.
Biz müteşebbislere yapılan şeyler çok yanlıştır. Bizim müteşebbisleri azaltma
lüksümüz olamaz. Ne yaparsanız yapın biz ayaktayız. Ama, taşıyacağımız yükün bir
seviyesi olduğuna da inanmanız lazım. |