[ , ]    Sayı:266  ŞUBAT 2002

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editörden


 ABANT TOPLANTISI

  Halit NARİN: HATALARIN SORUMLUSU MÜTEŞEBBİS DEĞİL

  Dr. Rüştü BOZKURT: Çalışma yaşamında çağa uyum

  Refik BAYDUR: Temel koşul rekabet edebilme gücü

  Dr.Nihat YÜKSEL: Çalışma hayatımızda çağa uyum için çözüm önerileri

  Yrd. Doc. Dr. Oğul ZENGİNGÖNÜL: İş güvencesi ve istihdam

  Prof. Dr. Tankut CENTEL: Çalışma hayatımızda çağa uyum için çözüm önerileri Değerlendirme ve sonuç


 FABRİK 2002

  Kumaş Desen Tasarım Ödülleri Sahiplerini Buldu


 SÖYLEŞİ

  Ertekin Ashaboğlu:
Tekstil sanayimiz dünya ile rekabette geri kalmamalı


 HUKUK

  Prof.Dr. Tankut CENTEL: BELİRLİ SÜRELİ HİZMET SÖZLEŞMESİNİN FESHİ VE KÖTÜNİYET TAZMİNATI (Karar İncelemesi)


 DEĞERLENDİRME

Av.Bora ERSAL: İş Güvencesi Kanun Tasarısı'na ilişkin düşünceler

İş Güvencesi Kanun Tasarısı'na ilişkin düşünceler

Globalleşmenin getirdiği rekabet koşullarına ayak uydurmak ve rekabet gücünü koruyabilmek, tüm ülkelerin temel sorunlarından birisini teşkil etmektedir. Batı ülkelerinde özellikle işe alma ve işten çıkarma konusunda, yatırımcıyı destekler nitelikteki kolaylaştırıcı uygulamalara geçilmesi yönünde ciddi adımlar atıldığı ve önemli mesafeler katedildiği görülmektedir.

Ülkemizin içinde bulunduğu yoğun ekonomik kriz ortamında, işletmelerimizi ayakta tutabilecek tedbirlerin öncelik alması, yatırımın, üretimin ve istihdamın desteklenmesi, Çalışma mevzuatımızı çağın normlarına ve standartlarına uygun hale getirecek çalışmalara ağırlık verilmesi gerekirken, tam aksi sonuçlar doğuracak nitelikteki yaklaşımları, isabetsiz ve zamansız olarak değerlendiriyoruz. Hazırlanan tasarının, çaIışma mevzuatımızın ihtiyaçlarına cevap vermek yerine, sorunları daha da artırıcı nitelikte olduğu görüş ve düşüncesindeyiz.

İş yasalarındaki katı düzenlemelerin, birçok ülkenin zaman zaman içine düştüğü ekonomik sıkıntılardan çıkış yoiunda önemli bir engel oluşturduğu görüşü giderek yaygınlaşmaktadır. Katı kurallar, çok hassas bir yapıya sahip olan iş piyasalarında durgunluk yaratacak ve dengeleri bozacaktır. Global bir ortamda, ekonomik yönü ve etkileri dikkate alınmadan gerçekleştirilecek çalışmaların adil ve kalıcı olamayacağı, beklentilere cevap veremeyeceği açıktır.

Tasarının hazırlanmasındaki ana nedenlerden birisi, 158 sayılı ILO Sözleşmesi'nin gereğini yerine getirmektir. 158 sayılı sözleşme, AB'ye üye 15 ülkeden sadece 5'inde, aday ülkelerle birlikte dikkate alındığında, 28 ülkeden 8'inde uygulanmaktadır. 158 sayılı sözleşmeyi imzalayan ülkelerde de, Fransa örneğinde olduğu gibi, bu uygulamadan dönüş çabalan açıkça gözlenmektedir.

Sözleşmeyi onaylayan ülkelerin ciddi sıkıntılarla karşılaştıkları ve sınırlamaları yumuşatabilmenin çaralerini aradıkları bilinmektedir.
Avrupa ülkelerinde bu arayışlar sürerken ve esnek çalışma uygulamaları giderek yaygınlaştırılırken, ülkemizde istihdam yaratan müteşebbisleri adeta cezalandırmaya yönelik uygulamaları ön plana çıkarmanın mantığını anlamak mümkün değildir. Bu tür yaklaşımlar hiç kuşkusuz çalışma hayatımızı büsbütün katılığa iten olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Tasarı, mevzuatımızda mevcut olan düzenlemelere ilave yeni yükler getirmektedir. Oysa iş güvencesi konusu, işsizlik sigortası, ihbar ve kıdem tazminatları ile bir bütün içinde ele alınmalı, gerekli dengeler kurulmalı ve batı ülkelerinin uygulamalarına paralel bir yapı oluşturulmalıdır. İş güvencesinin yanında işin güvencesi de birlikte değerlendirilmelidir. Temel yaklaşım, üretimin ve istihdamın geliştirilmesi yönünde olmalıdır. Kıdem ve ihbar tazminatı uygulamaları AB ülkeleri seviyesine çekilmeden yeni sosyal korumalar getirilmesi fevkalade sakıncalıdır.

 

Tasarının getirdiği temel değişiklikler:

A) Feshin geçerli sebeplere dayandırılması:
İş Güvencesi Yasa Tasarısı'nın getirdiği temel değişikliklerden biri, feshin geçerli sebeplere dayandırılmasıdır. İşçiyi feshe karşı korumayı amaçlayan bu uygulamanın kapsamına;
* 10 ve daha fazla sayıda işçi çalıştıran bir işyerine mensup,
* İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili niteliğinde olmayan,
• En az 6 aylık kıdemi bulunan,
• Belirsiz süreli hizmet akdi ile çalışan,

işçiler dahil bulunmaktadır.
Tasarının gerekçeleri de dikkate alınarak, geçerli fesih sebeplerini şu şekilde sıralamak mümkündür:
• İşçinin yeterliliğinden kaynaklanan sebepler,
• İşçinin davranışlarından kaynaklanan sebepler,
• İşletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebepler.
Geçerli fesih kavramına uygun yorum yapılırken, sürekli olarak fesihten kaçınma imkanının olup olmadığı araştırılacaktır. Örneğin, fazla çalışmaları kaldırmak, işçinin rızası ile çalışma sürelerini kısaltmak veya esnek çalışma şekilleri getirmek, İşçileri başka işlerde çalıştırma yollarını aramak, işçiyi eğitmek gibi önlemlerle sorunu aşmak mümkün olacaksa, yine geçerli bir fesih sebebinin varlığından bahsedilemeyecektir.
Tasarıda, fesih için geçerli bir sebep oluşturmayacak hususlar da aynca sayılmıştır. Bu hususlar esasen mevcut mevzuatımızda da yer bulan konulardır ve özetle şöyle sıralanmaktadır:

a) Sendikaya üye olmak veya sendikal faaliyetlere katılmak,
b) İşyeri sendika temsilciliği yapmış olmak, yapmak veya temsilciliğe aday olmak,
c) İşveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak,
d) Irk, renk, cinsiyet, madeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, din, siyasi görüş, etnik veya sosyal köken,
e) Doğum izni esnasında işe gelmeme,
f) Hastalık veya kaza nedeniyle geçici devamsızlık.
İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Hizmet akdi feshedilen işçi, fesih bildiriminden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilecektir.
İş mahkemelerinin böyle bir iş yükünü nasıl kaldıracağı gözardı edilirken, mevcut altyapı da düşünülmemiştir.

Bir ay içinde dava açmak zorunluluğu yoğun davalara neden olacak ve davalann tasarıda öngörülen sürelerde sonuçlanmasını imkansız kılacaktır.
Tasarıya göre, feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. Oysa, 158 sayılı ILO Sözleşmesi, ispat yükünü tek başına işçinin yüklenmemesini ve belli dengelerin korunmasını amaçlamış, bu konuda alternatifler sunmuştur. İspat yükünün tamamen işverene yükletilmesi, ülkemiz mevzuatımn benimsediği "Herkes iddiasını ispatla yükümlüdür' kuralına da uymayan oldukça ağır ve haksız bir yaklaşımdır.

 

B) Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları:
İşverence geçerli bir sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçersizliği mahkemece tespit edildiği takdirde;
• İşveren işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır.
• Başlatmazsa, işçiye en az 6 aylık, en çok 1 yıllık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür. Mahkeme, feshin geçersizliği kararı ile birlikte, bu tazminatın miktarını da belirleyecektir.
• Mahkeme kararının kesinleşmesine kadar işçinin çalıştırılmadığı sürede en çok 4 aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları kendisine ödenecektir.

• Bildirim süresine ait ücret işçiye peşin ödenmişse, bu tutar yukarıda belirtilen ödemelerden mahsup edilecektir.
• İşçiye bildirim süresi verilmemiş veya ihbar tazminatı peşin olarak ödenmemiş ise, bu sürelere ait ücret tutarı ayrıca ödenecektir.
• İşçi, kesinleşen mahkeme kararının tebliğinden itibaren 6 işgünü içinde işe başlamak için başvuruda bulunmazsa, fesih geçerli bir fesih sayılacak ve o hükümlere tabi olacaktır.

 

C) Toplu işçi çıkarma:
Tasarı ile getirilen önemli düzenlemelerden birisi de toplu işçi çıkarmadır. İşveren, ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme, işyeri ve işin gerekleri sonucu topluca veya bir ay içinde toplam en az 10 işçiyi işten çıkarmak istediğinde, bunu en az 30 gün önceden bir yazı ile işyeri sendika temsilcilerine veya işçi temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumu'na bildirmekle yükümlü tutulmaktadır.

İlgili madde metninde, bildirimin içeriği, bildirimden sonra temsilcilerle yapılacak görüşmeler, toplu çıkarma hükümlerinin uygulanmayacağı haller ve toplu çıkarmanın kötüye kullanımı konularında kapsamlı düzenlemelere yer verilmektedir. Önemli bir konu da, fesih bildirimlerinin, toplu çıkarma isteminin işverence bölge müdürlüğüne bildirilmesinden 30 gün sonra hüküm doğuracak olmasıdır.
Bu düzenlemeler ile toplu çıkışlarda tam bir kargaşa ve özellikle pazarlık ortamı yaratılmaktadır. Madde metinleri farklı yorumlara yol açacak niteliktedir. Toplu çıkarmaya muhatap olan işçi, bireysel bavşuru ile iş akdinin feshini engelleme yoluna gidebilecektir.
Toplu işçi çıkarma, ülkemizde İş Kanunu'nun madde 24/son paragraf hükmü ve imzalanan toplu iş sözleşmeleri ile belli bir tatbikata kavuşturulmuştur. Bu derecede kapsamlı ve sakıncalı yeni bir düzenlenıeye ihtiyaç bulunmamaktadır. Esasen, 158 sayılı sözleşmenin 13. maddesinde, toplu çıkış prosedürünün uygulanabilirliğine, çıkarılacak işçi sayısmın veya işçi yüzdesinin belirli bir düzeyin üstünde olması koşuluna dayalı bir sınırlama getirilebileceği belirtilmektedir. Tasarıda ise "işçi sayısı" kıstası benimsenerek, tüm işyeri için sadece "en az 10 işçi" sınırı getirilmiştir. Oysa, "işçi yüzdesi" ile birlikte düşünülerek, örneğin, "10 işçiden az olmamak üzere, işyerinde çalışan işçi sayısınm yüzde 10'u" şeklindeki bir kıstasın tercih edilmesi, özellikle fazla sayıda işçi çalıştıran işyeri açısından daha isabetli olacaktır.
D) İşçi temsilcileri:
Tasarının getirdiği diğer bir yenilik de, "İşçi temsilcileri"dir. İşyeri temsilcileri ile ilgili olarak yeni bir düzenleme getirilinceye kadar, işyerinde sendika temsilcilerinin bulunmadığı hallerde, o işyerinde çalışan işçiler tarafından 2821 sayılı kanunun 34. maddesinde belirlenen sayıda seçilecek işçi temsilcileri görev yapacaklardır.

 

Sonuç:
İşçinin feshe karşı korunmasını öngören 158 sayılı ILO sözleşmesi, esasında çalışma mevzuatı yetersiz, sendikalaşma hakkı bulunmayan ya da çok kısıtlı olan, toplu sözleşme düzeni yerleşmemiş ülkeler için düşünülmüştür. Nitekim, 158 sayüı sözleşmenin 1. maddesinde, "Bu sözleşme hükümleri, toplu sözleşmeler, hakem kararları ya da mahkeme kararları veya ulusal uygulamalara uygun başka yollarla uygulanmıyorsa, yasa ya da yönetmelikler aracılığıyla yürüdüğe sokulacaktır" hükmü yer almaktadır.

 

Ülkemizde oldukça sağlam bir çalışma mevzuatı, sendikalaşma hakkı ve 40 yıla yaklaşan birikimiyle grevli-lokavtlı bir toplu sözleşme düzeni mevcut bulunmaktadır. Mevzuatımızda iş güvencesine yönelik çeşitli düzenlemeler de vardır. Bu durumda, 158 sayılı sözleşmeye gereksiz yere imza koyduğumuzu daima dikkate alarak, uyum çalışmalarının asgari düzeyde tutulmasına özen göstermek ve en hafif şekilde nasıl uygulayabileceğimizin formülünü aramak yerine, popülist yaklaşımlarla ve gereksiz dayatmalarla böyle bir tasarının hazırlanması ve hayata geçirilmek istenmesi yersizdir. İşverenler, mevcut yüklerine ek olarak, sürekli sorun üretecek yeni düzenlemelerle karşı karşıya bırakılmaktadırlar.

Yukarıda değinildiği üzere, mevzuatımızda iş güvencesi niteliği taşıyan hükümler yeterince yer almaktadır. Nitekim, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, sendikal tazminat, kötüniyet tazminatı, temsilcilik güvencesi gibi hükümler örnek olarak gösterilebilir. Keza, İş Kanunu madde 24 hükmüne göre, iş akdi feshedilen işçilerin yerine 6 ay süreyle yeni işçi alınamaması, eğer alınacak ise çıkarılan işçiye öncelik tanınması da dolaylı olarak yine İş güvencesi niteliği taşımaktadır. Öte yandan, "İşsizlik Sigortası" müessesesi de çalışma mevzuatımızdaki yerini almış bulunmaktadır. 158 sayılı sözleşmeye uyum sağlamaya çalışırken, bütün bu düzenlemeler birlikte değerlendirilmeli, diğer ülkelerin uygulamaları göz önünde tutularak, gerekli dengeler kurulmalıdır. Tasarı aynen yasalaştığı takdirde, çalışma mevzuatımız en katı hükümleri ihtiva eden ve istihdamı olumsuz yönde etkileyen bir yapıya dönüşmüş olacaktır.
Türkiye'nin öncelikli sorunu iş güvencesi değil, işsizliktir. Mevcut tasarı çalışanlara iş güvencesi getirirken, işi olmayanların ise bir iş bulmasını fevkalade zodaştırmaktadır. Yani, madalyonun bir yüzü "İş Güvencesi" ise, öteki yüzü "İşsizlik Güvencesi" olmaktadır. Unutulmamalıdır ki, bir kesimi sürekli işsizliğe mahkum etmek, sosyal patlamalara açık bir davetiye çıkarmaktır.
Geliniz, "İşin Güvencesi"ni ön planda tutalım, çok daha sağlıklı ve kalıcı çözümlere ulaşalım.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002 TÜTSİS      -      3tur.com Tasarım