[ , ]    Sayı:266  ŞUBAT 2002

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editörden


 ABANT TOPLANTISI

  Halit NARİN: HATALARIN SORUMLUSU MÜTEŞEBBİS DEĞİL

  Dr. Rüştü BOZKURT: Çalışma yaşamında çağa uyum

  Refik BAYDUR: Temel koşul rekabet edebilme gücü

  Dr.Nihat YÜKSEL: Çalışma hayatımızda çağa uyum için çözüm önerileri

  Yrd. Doc. Dr. Oğul ZENGİNGÖNÜL: İş güvencesi ve istihdam

  Prof. Dr. Tankut CENTEL: Çalışma hayatımızda çağa uyum için çözüm önerileri Değerlendirme ve sonuç


 FABRİK 2002

  Kumaş Desen Tasarım Ödülleri Sahiplerini Buldu


 SÖYLEŞİ

  Ertekin Ashaboğlu:
Tekstil sanayimiz dünya ile rekabette geri kalmamalı


 HUKUK

  Prof.Dr. Tankut CENTEL: BELİRLİ SÜRELİ HİZMET SÖZLEŞMESİNİN FESHİ VE KÖTÜNİYET TAZMİNATI (Karar İncelemesi)


 DEĞERLENDİRME

Av.Bora ERSAL: İş Güvencesi Kanun Tasarısı'na ilişkin düşünceler

ABANT TOPLANTISI

"Temel koşul rekabet edebilme gücü"

Refik BAYDUR
TİSK Başkanı
 

"Öncelikle altını çizmek istediğimiz husus; tüm dünyada başarının ve ayakta kalabilmenin temel koşulunun "rekabet edebilme gücü" olduğudur. Eğer başarılı ekonomik pertormans gösteren ülkelerde olduğu gibi "girişimcilik" desteklenir; üretim, yatırım ve ihracat yapmaya, istihdam yaratmaya elverişli bir ortam tesis edilirse güçlü ekonomi yaratılabilir.
Bunun dışında hamasi nutuklarla, pankart ve afişlerle hiçbir yere varamayız. Başta ABD olmak üzere AB ve diğer OECD ülkeleri, özellikle geride bıraktığımız yüzyılın son çeyreğinde istihdam yaratanın, işveren olduğunu kabul ederek, işverenin yatırım, üretim ve ihracat yapma, istihdam yaratma niyet ve kapasitesini artıracak her türlü düzenlemeye odaklanmıştır.


Bunun sonucunda ülkelerini;
Dünya rekabet gücü sıralamasında daha ön sıralara taşıyabilmiş,
Dünya yabancı sermayesinden aldığı payı büyütebilmiş,
Ekonomik özgürlüğünü artirabilmiş,
Kişi başına milli gelirini dünya ortalaması olan 5500 doların çok üzerine çıkarabilmişlerdir.

Ekonomik gelişmeyi sağlamadan sosyal gelişmeyi sağlayan hiçbir hükümet, devlet ve milletyoktur.
Türk siyasetçileri ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız, Türkiye'yi ekonomik büyüklükleri sürekli düşerken sosyal standartları artırmayı seçen ender ülkelerden biri yapma yolunda devam etmektedir.
Pekiyi, sonuç nedir?
Sonuç; işsizlik, rekabet gücü kaybı, ülkenin topyekün zayıflaması olmuştur.
Ekonomimizin içinde bulunduğu son derece kritik ve zor şartları görmezden gelmeye devam edersek, sonumuz ne olur düşünmek dahi istemiyorum. Afiş ve pankartlı reklamlarla açlık ve sefaleti önleyemezsiniz. Bu şekilde oy da sağlayamazsınız.
Üzülerek belirtmek istiyorum ki; Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üyeliğe adaylık sürecinin tanıdığı imkanları dahi kendi aleyhine kullanma yolunu seçmiştir. Bu süreçte birliğin ekonomik katkılarından yararlanma yerine bizden talep edilmeyen düzenlemeleri, AB'ye tevdi ettiği Ulusal Program'da taahhüt etmiştir. Daha açık bir deyişle ekonomik imkanlarla sosyal ihtiyaçlar arasındaki dengeyi burada da bozmuştur. Örnek vermek gerekirse;

Kısa vadeli ve siyasi öncelikler arasında taahhüt edilen,
İş Kanunu'nda esnekliği ve kıdem tazminatım dikkate almadan getirilmek istenen iş güvencesi;
Daha garibi var;
Anayasa'da hak grevine yer verilmesine ilişkin taahhütler, bunların başında gelmektedir.
İş güvencesine ilişkin taahhüdün; Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız'ın bakanlık binasma astığı pankartların bir yansıması olduğu düşünülebilir. Ancak "Anayasa'da hak grevine yer verilmesi"nin hangi AB müktesebatından kaynaklandığı, bunu önerenler tarafından açıklanmalıdır.
Zira grev hakkına yer veren tek uluslararası metin olan "Avrupa sosyal şartı", grev hakkını sadece menfaat uyuşmazlıkları için öngörmüş, hak uyuşmazlıklarında grev hakkı tanınmamıştır. Hatta pekçok AB ülkesinde hak grevi kanunen yasaklanmıştır.

Hak grevinin yasaklandığı AB üyesi ülkelere; Almanya, Belçika, Hollanda, Danimarka, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, Avusturya ve Finlandiya'yı örnek olarak gösterebiliriz. Grev ve lokavtın, haklıyı ve haksızı ortaya çıkaracak bir yol olmadığı; hak uyuşmazlığının "grev" gibi bir iktisadi baskı aracı ile çözülmesinin, mücadeleyi kazanan tarafın haklı olduğunu değil, mücadeleyi kazanacak ekonomik gücü olduğunu gösterdiği dikkate alındığında, hak grevinin yasaklanmasının anlamı ortaya çıkmaktadır.
Hukuk devletinde hak uyuşmazlıklarının çözüm yerini kanunlar "mahkemeler" olarak göstermiştir. Nitekim Tüıkiye de bir hukuk devletidir ve bu tür uyuşmazlıkların çözümü, kanunlarımızda mahkemelere bırakılmıştır.
"İş güvencesi" konusuna gelince. Malumunuz, "İş Güvencesi Yasa Tasarısı" TBMM Başkanlığı'na sunuldu.

Bu tasarı hazırlanırken, ülkemizde mevcut olan ve AB üyesi ülkelerdeki güvencelerin çok üzerinde bulunan kıdem ve ihbar tazminatı, kötüniyet ve sendikal tazminat gibi güvencelerin, işsizlik sigortasmın dikkate alınmaması, iş güvencesinin hiçbir zorunluluk olmamasına karşılık AB'ye sunulan Ulusal Program'ın "siyasi kriterler bölümüne ve ekonomik programın "öncelikli yasaları" arasına dahil edilmesine mukabil, temeli 1936 yılında dayanan 1475 sayılı İş Kanunumuz'un bir bütün olarak ele alınmamasını yadırgamamak mümkün değildir.
Diğer yandan sayın bakanımızın önerisi üzerine dokuz öğretim üyesinin katılımıyla oluşturulan "Akademik Kurul"un; başta 1475 sayılı İş Kanunu'nun esneklik ilkeleri, kıdem-ihbar tazminatları ve iş güvencesini de kapsama alacak şekilde sürdürdüğü 1475 sayılı İş Kanunu Değişiklik Taslağı çalışmaları devam etmektedir.
Tüm bu hususları dikkate alarak talebimiz; 2000 ve 2001 yılı hükümet programlarında yer verilen ve 2002 yılı programmda da tekrarlanan "çağdaşlık ve esneklik" normlarının hayata geçirilebilmesi için; 1475 sayılı İş Kanunu'nun bütün olarak ele alınması, özel sektörün iş ve gelir yaratma girişimlerini destekler, mükerrer ödemelerden arındırılmış çağdaş bir İş Kanunu hazırlanmasıdır."

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002 TÜTSİS      -      3tur.com Tasarım