Bu Sayı
Editörden
ABANT TOPLANTISI
Halit NARİN: HATALARIN SORUMLUSU MÜTEŞEBBİS DEĞİL
Dr. Rüştü BOZKURT: Çalışma yaşamında çağa uyum
Refik BAYDUR: Temel koşul rekabet edebilme gücü
Dr.Nihat YÜKSEL: Çalışma hayatımızda çağa uyum için çözüm
önerileri
Yrd. Doc. Dr. Oğul ZENGİNGÖNÜL: İş güvencesi ve istihdam
Prof. Dr. Tankut CENTEL: Çalışma hayatımızda çağa uyum için
çözüm önerileri Değerlendirme ve sonuç
FABRİK 2002
Kumaş Desen Tasarım Ödülleri Sahiplerini Buldu
SÖYLEŞİ
Ertekin Ashaboğlu:
Tekstil sanayimiz dünya ile rekabette geri kalmamalı
HUKUK
Prof.Dr. Tankut CENTEL: BELİRLİ SÜRELİ HİZMET SÖZLEŞMESİNİN
FESHİ VE KÖTÜNİYET TAZMİNATI (Karar İncelemesi)
DEĞERLENDİRME
Av.Bora ERSAL: İş Güvencesi Kanun Tasarısı'na ilişkin düşünceler
|
ABANT TOPLANTISI
"Temel koşul rekabet edebilme gücü"
Refik BAYDUR
TİSK Başkanı
"Öncelikle
altını çizmek istediğimiz husus; tüm dünyada başarının ve ayakta kalabilmenin
temel koşulunun "rekabet edebilme gücü" olduğudur. Eğer başarılı ekonomik
pertormans gösteren ülkelerde olduğu gibi "girişimcilik" desteklenir; üretim,
yatırım ve ihracat yapmaya, istihdam yaratmaya elverişli bir ortam tesis
edilirse güçlü ekonomi yaratılabilir.
Bunun dışında hamasi nutuklarla, pankart ve afişlerle hiçbir yere varamayız.
Başta ABD olmak üzere AB ve diğer OECD ülkeleri, özellikle geride bıraktığımız
yüzyılın son çeyreğinde istihdam yaratanın, işveren olduğunu kabul ederek,
işverenin yatırım, üretim ve ihracat yapma, istihdam yaratma niyet ve
kapasitesini artıracak her türlü düzenlemeye odaklanmıştır.
Bunun sonucunda ülkelerini;
Dünya rekabet gücü sıralamasında daha ön sıralara taşıyabilmiş,
Dünya yabancı sermayesinden aldığı payı büyütebilmiş,
Ekonomik özgürlüğünü artirabilmiş,
Kişi başına milli gelirini dünya ortalaması olan 5500 doların çok üzerine
çıkarabilmişlerdir. Ekonomik gelişmeyi sağlamadan sosyal
gelişmeyi sağlayan hiçbir hükümet, devlet ve milletyoktur.
Türk siyasetçileri ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız, Türkiye'yi
ekonomik büyüklükleri sürekli düşerken sosyal standartları artırmayı seçen ender
ülkelerden biri yapma yolunda devam etmektedir.
Pekiyi, sonuç nedir?
Sonuç; işsizlik, rekabet gücü kaybı, ülkenin topyekün zayıflaması olmuştur.
Ekonomimizin içinde bulunduğu son derece kritik ve zor şartları görmezden
gelmeye devam edersek, sonumuz ne olur düşünmek dahi istemiyorum. Afiş ve
pankartlı reklamlarla açlık ve sefaleti önleyemezsiniz. Bu şekilde oy da
sağlayamazsınız.
Üzülerek belirtmek istiyorum ki; Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üyeliğe adaylık
sürecinin tanıdığı imkanları dahi kendi aleyhine kullanma yolunu seçmiştir. Bu
süreçte birliğin ekonomik katkılarından yararlanma yerine bizden talep edilmeyen
düzenlemeleri, AB'ye tevdi ettiği Ulusal Program'da taahhüt etmiştir. Daha açık
bir deyişle ekonomik imkanlarla sosyal ihtiyaçlar arasındaki dengeyi burada da
bozmuştur. Örnek vermek gerekirse; Kısa vadeli ve siyasi
öncelikler arasında taahhüt edilen,
İş Kanunu'nda esnekliği ve kıdem tazminatım dikkate almadan getirilmek istenen
iş güvencesi;
Daha garibi var;
Anayasa'da hak grevine yer verilmesine ilişkin taahhütler, bunların başında
gelmektedir.
İş güvencesine ilişkin taahhüdün; Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız'ın
bakanlık binasma astığı pankartların bir yansıması olduğu düşünülebilir. Ancak
"Anayasa'da hak grevine yer verilmesi"nin hangi AB müktesebatından
kaynaklandığı, bunu önerenler tarafından açıklanmalıdır.
Zira grev hakkına yer veren tek uluslararası metin olan "Avrupa sosyal şartı",
grev hakkını sadece menfaat uyuşmazlıkları için öngörmüş, hak uyuşmazlıklarında
grev hakkı tanınmamıştır. Hatta pekçok AB ülkesinde hak grevi kanunen
yasaklanmıştır. Hak grevinin yasaklandığı AB üyesi ülkelere;
Almanya, Belçika, Hollanda, Danimarka, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç,
Avusturya ve Finlandiya'yı örnek olarak gösterebiliriz. Grev ve lokavtın,
haklıyı ve haksızı ortaya çıkaracak bir yol olmadığı; hak uyuşmazlığının "grev"
gibi bir iktisadi baskı aracı ile çözülmesinin, mücadeleyi kazanan tarafın haklı
olduğunu değil, mücadeleyi kazanacak ekonomik gücü olduğunu gösterdiği dikkate
alındığında, hak grevinin yasaklanmasının anlamı ortaya çıkmaktadır.
Hukuk devletinde hak uyuşmazlıklarının çözüm yerini kanunlar "mahkemeler" olarak
göstermiştir. Nitekim Tüıkiye de bir hukuk devletidir ve bu tür uyuşmazlıkların
çözümü, kanunlarımızda mahkemelere bırakılmıştır.
"İş güvencesi" konusuna gelince. Malumunuz, "İş Güvencesi Yasa Tasarısı" TBMM
Başkanlığı'na sunuldu. Bu tasarı hazırlanırken, ülkemizde
mevcut olan ve AB üyesi ülkelerdeki güvencelerin çok üzerinde bulunan kıdem ve
ihbar tazminatı, kötüniyet ve sendikal tazminat gibi güvencelerin, işsizlik
sigortasmın dikkate alınmaması, iş güvencesinin hiçbir zorunluluk olmamasına
karşılık AB'ye sunulan Ulusal Program'ın "siyasi kriterler bölümüne ve ekonomik
programın "öncelikli yasaları" arasına dahil edilmesine mukabil, temeli 1936
yılında dayanan 1475 sayılı İş Kanunumuz'un bir bütün olarak ele alınmamasını
yadırgamamak mümkün değildir.
Diğer yandan sayın bakanımızın önerisi üzerine dokuz öğretim üyesinin
katılımıyla oluşturulan "Akademik Kurul"un; başta 1475 sayılı İş Kanunu'nun
esneklik ilkeleri, kıdem-ihbar tazminatları ve iş güvencesini de kapsama alacak
şekilde sürdürdüğü 1475 sayılı İş Kanunu Değişiklik Taslağı çalışmaları devam
etmektedir.
Tüm bu hususları dikkate alarak talebimiz; 2000 ve 2001 yılı hükümet
programlarında yer verilen ve 2002 yılı programmda da tekrarlanan "çağdaşlık ve
esneklik" normlarının hayata geçirilebilmesi için; 1475 sayılı İş Kanunu'nun
bütün olarak ele alınması, özel sektörün iş ve gelir yaratma girişimlerini
destekler, mükerrer ödemelerden arındırılmış çağdaş bir İş Kanunu
hazırlanmasıdır." |