Bu Sayı
Editörden
ABANT TOPLANTISI
Halit NARİN: HATALARIN SORUMLUSU MÜTEŞEBBİS DEĞİL
Dr. Rüştü BOZKURT: Çalışma yaşamında çağa uyum
Refik BAYDUR: Temel koşul rekabet edebilme gücü
Dr.Nihat YÜKSEL: Çalışma hayatımızda çağa uyum için çözüm
önerileri
Yrd. Doc. Dr. Oğul ZENGİNGÖNÜL: İş güvencesi ve istihdam
Prof. Dr. Tankut CENTEL: Çalışma hayatımızda çağa uyum için
çözüm önerileri Değerlendirme ve sonuç
FABRİK 2002
Kumaş Desen Tasarım Ödülleri Sahiplerini Buldu
SÖYLEŞİ
Ertekin Ashaboğlu:
Tekstil sanayimiz dünya ile rekabette geri kalmamalı
HUKUK
Prof.Dr. Tankut CENTEL: BELİRLİ SÜRELİ HİZMET SÖZLEŞMESİNİN
FESHİ VE KÖTÜNİYET TAZMİNATI (Karar İncelemesi)
DEĞERLENDİRME
Av.Bora ERSAL: İş Güvencesi Kanun Tasarısı'na ilişkin düşünceler
|
ABANT TOPLANTISI
Çalışma hayatımızda çağa uyum için çözüm önerileri
Dr.Nihat YÜKSEL
H. Ö. Sabancı Holding AŞ Çalışma İlişkileri Daire Başkanı
"Giderek tüm
dünyada etkileri yoğunlaşan küreselleşme hareketleri ile birlikte alabildiğince
hızlanan teknolojik ilerlemelerin, sınır tanımaz bir biçimde değişimlere yol
açtığı son yıllarda, ekonomik sınırların neredeyse ortadan kalkması sonucunda,
mal, hizmet ve sermayenin akışkan hale gelmesi, ülke ekonomilerini her geçen gün
daha zorlu bir rekabet mücadelesi ile karşı karşıya bırakmaktadır.
Bilindiği üzere; rekabet gücü ile çalışma hayatı ve endüstri
ilişkileri arasında çok yakın bir ilişki ve etkileşim bulunmaktadır. Çalışma
hayatının işletme ve ülke düzeyinde işleyiş ve düzenleniş biçiminin genel
ekonomik kalkınma strateji ve hedefleriyle uyumlu şekilde düzenlenmesi, rekabet
gücünü destekler yapıda olması temel bir gereklilik olmuştur.
Yeni bir İş Kanunu ihtiyacı
İşletmelerin ekonomilerdeki değişim ve dönüşümün gerisinde kalmaması için
özellikle çalışan ve çalıştıran ilişkilerini düzenleyen yasalar, gelişmelere
açık, dinamik bir yapıda olmalıdır. Oysa ülkemizin çalışma hayatını yönlendiren
İş Kanunu, 1930'lu yılların devletçilik anlayışını taşıyan, katı ve zorlayıcı
nitelikte olup, işverenlerin sahip otdukları ekonomik gücü, daima işçi aleyhine
kullanacağı varsayımıyla biçimlendirilmiştir.
Bireysel iş hukukumuzun temel kaynağı olan yürürlükteki İş Kanunumuz'un yıllar
öncesinde düzenlendiği aşamada, çalışma ilişkileri dışında başka yasaların
konularına ya da bugün artık gerekliliği kalmayan hususlara yer verilmiştir.
Nitekim;
- İşverenin evinde oturan işçinin yaşayışının o evin adabına
ve usulüne uygun veya genel ahlak bakımından düzgün olmaması (Madde17ll/c),
- Çalışma ve kimlik karnesi (Madde 21),
- Kantin açılması (Madde 22),
- İşveren işçinin iş sebebiyle... sakatlanan hayvanlarını ödeme yükümlülüğü
(Madde 23),
- Zarar karşılığı kesinti (Madde 31),
- İşçi sağlığı-iş güvenliği (Madde 73-74),
- İş ve işçi bulma görevi (Madde 83-84)
-Teftiş defteri (Madde93),
- Zabıtanın yardımı (Madde 95), vb. hükümlerin artık İş Kanunu'nda yer alması,
bunlara aykırı davranış gerekçesiyle işyerlerine idari para cezası uygulanması
tutarsız hatta gayri ciddidir.
Artan uluslararası rekabet koşulları ile birlikte, konjonktürel dalgalanmalara,
talep farklılaşmalarına, ürün çeşitlenmesine, değişen üretim ilişki ve
tarzlarına cevap veremeyen çalışma mevzuatımızın, mevcut kurum ve kuralları
yenileyip, işçi-işveren ilişkilerinde daha esnek ve dinamik bir yapıya
kavuşturularak hayata geçirilmesinin zamanı gelmiş, hatta geçmiştir. Kaldı ki;
çalışma mevzuatımız katı yapısı ile işletmelerin değişen şartlara uyumunu
engellemekte, işsizlik ve katma değer kaybı yaratmaktadır.
Üretim ve milli gelirde en büyük katkısı olan işletmelerin, hukuksal kaynakları
çeşitli, karmaşık ve bezdirici boyutlara ulaşmış olan yükümlülükleri; kayıtdışı
kesimin giderek büyümesi, işsizliğin artması, ekonominin rekabet gücü kaybı,
devletin vergi gelirinin düşük seviyelerde gerçekleşmesi vb. önemli sorunlara
sebep olmaktadır.
Bugün dünyada ülkelerin başarısı ve gelişmişlikleri
ekonomilerinin istihdam ve gelir yaratma performansları ile ölçülmektedir.
Ülkemiz yaşadığı sosyal ve ekonomik sorunlarını ancak dünyadaki gelişmeleri
rakip ekonomilerden daha hızlı izleyerek, küreselleşme sürecine aktif biçimde
katılarak sağlanabilir.
Bunun gerçekleşmesi için öncelikle devlet ve sosyal taraflar arasındaki
diyaloğun en etkin biçimde sürdürülebilmesinin gerekliliği yanında, toplumsal
uzlaşmanın kurumsallaştığı Ekonomik ve Sosyal Konsey, en kısa zamanda Batı
ülkeleri örneklerinde olduğu gibi fonksiyonel hale getirilmelidir.
Devlet ve sosyal taraflar olarak temel amacımız, ülkemizi
üretim ve yatırım faaliyetlerine uygun bir iklime kavuşturmak, girişimciliği
destekleyen bir ekonomik yapıya ulaştırmak olmalıdır. Böylece ülkemiz, bilgi
toplumu ve bilgiye dayalı üretim ekonomi aşamasına geçerek, uluslararası ölçekte
toplam kalite ve verimlilik yarışının galipleri arasına girecek ve hakettiği
yeri alabilecektir." |