[ , ]    Sayı:271  TEMMUZ 2002

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editörden


 Güncel

  NARİN: Kendi gücümüzle yola devam etmeliyiz

  ÖZTEMİR uyarıyor: Kriz teşebbüs ve takım ruhunu da götürüyor

  ASHABOĞLU: Türkiye tekstilden vazgeçemez

  Yaşar OKUYAN: Tarafların iyi niyetli yaklaşımları başarının teminatıdır


 Sektör

  Tekstilde gerçek bir "Serbest Pan Avrupa Akdeniz Bölgesinden" uzağız


 Fuar

  Uluslararası İstanbul Hazır Giyim Fuarı'ndan çıkan mesaj: "Daha çok moda markalar yaratılmalı"


 Firma

  Mithat Giyim


 Hukuk

  ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİL GÜNLERİNDE ÇALIŞACAK İŞÇİYE ÖDENECEK ÜCRETİN HESABI

Güncel

Sendikamız İkinci Başkanı ve TİSK Başkanvekili Necmettin Öztemir uyarıyor:

Kriz teşebbüs ve takım ruhunu da götürüyor

Sendikamız İkinci Başkanı ve TİSK Başkanvekili Necmettin Öztemir, ekonominin en önemli dinamiklerinden biri olan "teşebbüs ve takım ru-hu"nun yok olmakla karşı karşıya olduğunu söyledi. Öztemir, "toplum 1994, 1997, 2000 ve 2001'de yaşanan krizlerle ezildi. Ezilen toplum özgüvenini yitirdi" dedi.
Katıldığı bir radyo programında krizlerin ekonomi ve sosyal hayat üzerinde yarattığı tahribatı çarpıcı cümlelerle ifaden eden Öztemir, "Maddi kayıplardan önemlisi ülkenin geleceğine oian güven yitirilmekte. Türk ekonomisini ayakta tutan en Önemli dinamiklerden biri oları teşebbüs ve takım ruhu yok olmakta, çiftçisi, genci esnafı yılgınlığın son safhalarına gelmiş bulunmaktadır" diye konuştu.
Türkiye'nin güven bunalımı yaşadığını, hükümet, TBMM'nin de yeterli çözüm üretemediğini anlatan Öztemir şöyle devam etti:
"Yabancı sermaye fakiriyiz"
"Ülke son 7 yılda 4 ciddi kriz geçirmiştir. Gümrük birliği ve diğer tüm bölgesel anlaşmalara rağmen ülke yabana sermaye fakiridir. Yurtdışındaki Türk-ler'in 50 milyar dolar civarında tahmin edilen birikimleri ülkeye çekilememek-tedir. Ülkede yatırını bitmiştir. Üretim sektörü hasta. Sanayicisi, çiftçisi üretimini, sermayesini yurtdışına taşımakta. İssizlik, kayjtdışı ekonominin boyudan da hesaba katıldığında yüzde 20'lere ulaşmıştır. Halkın alım gücü, onurlu yaşama hakkı kalmamıştır. Gelir dağılımı altüst olmuştur. Nüfusun yüzde 2Ş'i açlık (aylık 325 milyon TL), yüzde 50'si yoksulluk sınırının (987 milyon TL) altında yaşamaktadır. Halk tasarrufunu kayıtdışın-da tutmaktadır. Geliri olmayan devletin adalet, sağlık ve eğitim hizmetleri iflas etmiştir. Krizden çıkış önlemleri üretim ve ihracatın açmak yerine tıkamaktadır. Bugün yürürlüğe giren SSK pirimlerin-deki artış istihdamı caydırıcıdır. Ulusal Ekonomi Programı rekabet gücünü kuvvetlendirme anlayışından uzak durumdadır."
"Katma değeri yüksek mallar üretmeliyiz"
Üretimde de büyük handikaplarla karşı karşıya olduğumuza dikkat çeken Öztemir, şu uyanlarda bulundu:
"Katma değeri yüksek üretimi özen-diremiyoruz. Katma değeri yüksek sektörlerin ihracat içindeki payları çok düşüktür. Katma değeri en yüksek ürünler; alkollü içecekler, rafine edilmiş petrol, gemi inşası, seramik eşya, karton kağıt, elektrikli teçhizat, takım tezgahları, cam ve cam ürünleri ile çimento alçı üretimidir. Katma değeri en yüksek ilk 25 sektörün ihracatımıza katkısı ise yüzde 9,8 seviyesindedir. İhracata en önemli paya sahip sektörlerden giyim ise katma değer yaratma sıralamasında 98'incİ sıradadır." 'yerimlilik esas olamıyor" Öztemir açıklamasının davamında hem siyaset hem de ekonomi alanlarında özede şu tespitleri yaptı: "Enflasyon düşme eğilimindedir ama bu ekonomik durgunluktan kaynaklanmaktadır. Talep yok. Ekonomi canlanınca reel ücretlerin artacağı korkusu vardır.
Üretimdeki girdilerin verimli olması şarttır. Verimlilik olmayınca katma değer de ufak kalmaktadır. Türkiye'nin Yunanistan, Polonya, Macaristan'a göre dahi verimliliği çok düşüktür. Türkiye'nin verimliliği 100 iken Yunanistan'ın verimliliği 217'dir. Bu durumda yabancı sermayenin gelmesini hayal etmek bile zordur. Ben bütün bu olumsuzluklara rağmen Büyük Atatürk'ün dediği gibi "Türk, öğün, çalış, güven" diyorum. Futbolda milli bayrama dönüştürdüğümüz dünya üçüncülüğüyle ortaya bir özgüven tablosu çıktı. Artık rekabetten kork-madığımızı özgüvenimizle haykıralım. Acımasız rekabet ortamında sporcularımızın, İlim adamlarımızın dış memleketlerdeki basanları İle övünüyoruz.
İşçi olarak dünyaya yayılıp işadamı oluvermiş yüzbinlerce insanımız bize bir şeyleri ispat ediyor. Ortam hazırsa başarı da var. Atatürk, İstiklal Harbi'ni kum sözlerle başlatmadı. Osmanlı Tür-kü'ne hedef koydu. Misakı Milli... Ana hedef böyle kondu ve Türk milleti Ankara'da kurulan TBMM"ye sahip çıktı.
"Yatırım ve üretim ortamını iyileştirmeliyiz"
Gelelim bugünümüze, tarihimizin en büyük ekonomik krizini yaşıyoruz.
Fakir düştük borçluyuz. Sadece faizleri ödeyebilmemiz bile cesaretleri kırıyor. Hayır çok büyütmeyelim. Düyunu umumiye belasını adatan Türkiye bunu da atlatabilir. Nasıl derseniz, tek cümle: TBMM somut bir hedef ilan ederek sorunu sahiplenmeli. Nedir bu hedef? Üretim ve yatırım ortamını iyileştirip Türkiye'de fert başı gayri şaft milli hasılayı 5 sene içinde 10 bin dolara yükseltmek. İkinci ve üçüncü hamlelerle 30 bin doları yakalayabileceğimize Türk milletini inandırmak.
TBMM ve hükümetin adeta tek hedefi; katma değeri yüksek üretim ve ihracat olmalı. Dönelim üretim ve yatırım ortamının iyileştirilmesine. Bunun için birinci şart reel faizin yüzde 10 civarında seyretmesi, en azından bunun sağlanacağını devletin taahhüt etmesi. Özellikle asgari ücret üzerindeki aşın yük olan muhtasar ve SSK ödemeleri yükü derhal kaldırılmalıdır.
Üçüncü ve en önemli şart da kayıtsız ekonominin minimuma indirileceği devlet politikası olarak somut, İnandırıcı girişimlerle taahhüt edilmelidir. Faturasız ve fişsiz satışlar ile kayıtsız işçi istihdamından kaynaklanan bu dert ciddi sermayelerin düşmanı, "adalet mülkün temelidir" anlayışımızı yok eden çok yönlü derdimizdir. Bu konuyu TBMM bir numaralı problem olarak tescil etmelidir. Kayıtsız ekonominin ödemediği vergiyi dürüst kesime yükleyerek bütçe yapan hükümet anlayışı değişmelidir.
Bankaların öz varlıkları, gayrimenkullerinin yeniden değerlemeye tabi tutularak güçlendirmiştir. İsabet olmuştur. Gerek zirai gerekse sınai müesseler kredi temininde sıkıntı çekmemelidir. Benzer bir uygulama ile üretim şirketlerinin de vergi ve finans giderleri öncesi kazanımlarının tespitinden harekede değerlendirmeleri yapılmalı, bankalar ile kredi ilişkilerine sağlıklı bir işbirliği yaklaşımı kazandırılmalıdır. Ben senin fabrikanı satamam bana ek teminat getir anlayışı yanlıştır."

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002 TÜTSİS      -      3tur.com Tasarım