Bu Sayı
Editörden
Güncel
NARİN:
Kendi gücümüzle yola devam etmeliyiz
ÖZTEMİR uyarıyor: Kriz teşebbüs ve takım ruhunu da götürüyor
ASHABOĞLU: Türkiye tekstilden vazgeçemez
Yaşar
OKUYAN: Tarafların iyi niyetli yaklaşımları başarının teminatıdır
Sektör
Tekstilde gerçek bir "Serbest Pan Avrupa Akdeniz Bölgesinden" uzağız
Fuar
Uluslararası İstanbul Hazır Giyim Fuarı'ndan çıkan mesaj: "Daha çok moda
markalar yaratılmalı"
Firma
Mithat
Giyim
Hukuk
ULUSAL
BAYRAM VE GENEL TATİL GÜNLERİNDE ÇALIŞACAK İŞÇİYE ÖDENECEK ÜCRETİN HESABI
|
Güncel
Sendikamız İkinci
Başkanı ve TİSK Başkanvekili Necmettin Öztemir uyarıyor:
Kriz teşebbüs ve takım ruhunu da
götürüyor
Sendikamız İkinci
Başkanı ve TİSK Başkanvekili Necmettin Öztemir, ekonominin en önemli
dinamiklerinden biri olan "teşebbüs ve takım ru-hu"nun yok olmakla karşı karşıya
olduğunu söyledi. Öztemir, "toplum 1994, 1997, 2000 ve 2001'de yaşanan krizlerle
ezildi. Ezilen toplum özgüvenini yitirdi" dedi.
Katıldığı bir radyo programında krizlerin ekonomi ve sosyal hayat üzerinde
yarattığı tahribatı çarpıcı cümlelerle ifaden eden Öztemir, "Maddi kayıplardan
önemlisi ülkenin geleceğine oian güven yitirilmekte. Türk ekonomisini ayakta
tutan en Önemli dinamiklerden biri oları teşebbüs ve takım ruhu yok olmakta,
çiftçisi, genci esnafı yılgınlığın son safhalarına gelmiş bulunmaktadır" diye
konuştu.
Türkiye'nin güven bunalımı yaşadığını, hükümet, TBMM'nin de yeterli çözüm
üretemediğini anlatan Öztemir şöyle devam etti:
"Yabancı sermaye fakiriyiz"
"Ülke son 7 yılda 4 ciddi kriz geçirmiştir. Gümrük birliği ve diğer tüm bölgesel
anlaşmalara rağmen ülke yabana sermaye fakiridir. Yurtdışındaki Türk-ler'in 50
milyar dolar civarında tahmin edilen birikimleri ülkeye çekilememek-tedir.
Ülkede yatırını bitmiştir. Üretim sektörü hasta. Sanayicisi, çiftçisi üretimini,
sermayesini yurtdışına taşımakta. İssizlik, kayjtdışı ekonominin boyudan da
hesaba katıldığında yüzde 20'lere ulaşmıştır. Halkın alım gücü, onurlu yaşama
hakkı kalmamıştır. Gelir dağılımı altüst olmuştur. Nüfusun yüzde 2Ş'i açlık
(aylık 325 milyon TL), yüzde 50'si yoksulluk sınırının (987 milyon TL) altında
yaşamaktadır. Halk tasarrufunu kayıtdışın-da tutmaktadır. Geliri olmayan
devletin adalet, sağlık ve eğitim hizmetleri iflas etmiştir. Krizden çıkış
önlemleri üretim ve ihracatın açmak yerine tıkamaktadır. Bugün yürürlüğe giren
SSK pirimlerin-deki artış istihdamı caydırıcıdır. Ulusal Ekonomi Programı
rekabet gücünü kuvvetlendirme anlayışından uzak durumdadır."
"Katma değeri yüksek mallar üretmeliyiz"
Üretimde de büyük handikaplarla karşı karşıya olduğumuza dikkat çeken Öztemir,
şu uyanlarda bulundu:
"Katma değeri yüksek üretimi özen-diremiyoruz. Katma değeri yüksek sektörlerin
ihracat içindeki payları çok düşüktür. Katma değeri en yüksek ürünler; alkollü
içecekler, rafine edilmiş petrol, gemi inşası, seramik eşya, karton kağıt,
elektrikli teçhizat, takım tezgahları, cam ve cam ürünleri ile çimento alçı
üretimidir. Katma değeri en yüksek ilk 25 sektörün ihracatımıza katkısı ise
yüzde 9,8 seviyesindedir. İhracata en önemli paya sahip sektörlerden giyim ise
katma değer yaratma sıralamasında 98'incİ sıradadır." 'yerimlilik esas olamıyor"
Öztemir açıklamasının davamında hem siyaset hem de ekonomi alanlarında özede şu
tespitleri yaptı: "Enflasyon düşme eğilimindedir ama bu ekonomik durgunluktan
kaynaklanmaktadır. Talep yok. Ekonomi canlanınca reel ücretlerin artacağı
korkusu vardır.
Üretimdeki girdilerin verimli olması şarttır. Verimlilik olmayınca katma değer
de ufak kalmaktadır. Türkiye'nin Yunanistan, Polonya, Macaristan'a göre dahi
verimliliği çok düşüktür. Türkiye'nin verimliliği 100 iken Yunanistan'ın
verimliliği 217'dir. Bu durumda yabancı sermayenin gelmesini hayal etmek bile
zordur. Ben bütün bu olumsuzluklara rağmen Büyük Atatürk'ün dediği gibi "Türk,
öğün, çalış, güven" diyorum. Futbolda milli bayrama dönüştürdüğümüz dünya
üçüncülüğüyle ortaya bir özgüven tablosu çıktı. Artık rekabetten kork-madığımızı
özgüvenimizle haykıralım. Acımasız rekabet ortamında sporcularımızın, İlim
adamlarımızın dış memleketlerdeki basanları İle övünüyoruz.
İşçi olarak dünyaya yayılıp işadamı oluvermiş yüzbinlerce insanımız bize bir
şeyleri ispat ediyor. Ortam hazırsa başarı da var. Atatürk, İstiklal Harbi'ni
kum sözlerle başlatmadı. Osmanlı Tür-kü'ne hedef koydu. Misakı Milli... Ana
hedef böyle kondu ve Türk milleti Ankara'da kurulan TBMM"ye sahip çıktı.
"Yatırım ve üretim ortamını iyileştirmeliyiz"
Gelelim bugünümüze, tarihimizin en büyük ekonomik krizini yaşıyoruz.
Fakir düştük borçluyuz. Sadece faizleri ödeyebilmemiz bile cesaretleri kırıyor.
Hayır çok büyütmeyelim. Düyunu umumiye belasını adatan Türkiye bunu da
atlatabilir. Nasıl derseniz, tek cümle: TBMM somut bir hedef ilan ederek sorunu
sahiplenmeli. Nedir bu hedef? Üretim ve yatırım ortamını iyileştirip Türkiye'de
fert başı gayri şaft milli hasılayı 5 sene içinde 10 bin dolara yükseltmek.
İkinci ve üçüncü hamlelerle 30 bin doları yakalayabileceğimize Türk milletini
inandırmak.
TBMM ve hükümetin adeta tek hedefi; katma değeri yüksek üretim ve ihracat
olmalı. Dönelim üretim ve yatırım ortamının iyileştirilmesine. Bunun için
birinci şart reel faizin yüzde 10 civarında seyretmesi, en azından bunun
sağlanacağını devletin taahhüt etmesi. Özellikle asgari ücret üzerindeki aşın
yük olan muhtasar ve SSK ödemeleri yükü derhal kaldırılmalıdır.
Üçüncü ve en önemli şart da kayıtsız ekonominin minimuma indirileceği devlet
politikası olarak somut, İnandırıcı girişimlerle taahhüt edilmelidir. Faturasız
ve fişsiz satışlar ile kayıtsız işçi istihdamından kaynaklanan bu dert ciddi
sermayelerin düşmanı, "adalet mülkün temelidir" anlayışımızı yok eden çok yönlü
derdimizdir. Bu konuyu TBMM bir numaralı problem olarak tescil etmelidir.
Kayıtsız ekonominin ödemediği vergiyi dürüst kesime yükleyerek bütçe yapan
hükümet anlayışı değişmelidir.
Bankaların öz varlıkları, gayrimenkullerinin yeniden değerlemeye tabi tutularak
güçlendirmiştir. İsabet olmuştur. Gerek zirai gerekse sınai müesseler kredi
temininde sıkıntı çekmemelidir. Benzer bir uygulama ile üretim şirketlerinin de
vergi ve finans giderleri öncesi kazanımlarının tespitinden harekede
değerlendirmeleri yapılmalı, bankalar ile kredi ilişkilerine sağlıklı bir
işbirliği yaklaşımı kazandırılmalıdır. Ben senin fabrikanı satamam bana ek
teminat getir anlayışı yanlıştır." |