Söyleşi
Sendikamız Araştırma Uzmanı Dr. Binhan Oğuz'dan çarpıcı tespitler:
"Sektörün en büyük eksikliği çok iyi bir yol haritasının
olmayışı"
Türkiye
Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜTSİS) Araştırma Uzmanı
Dr. Binhan Oğuz'u son aylarda Türkiye'de yakalayabilmek neredeyse
imkansız hale geldi. Zamanının büyük bölümü Brüksel'de geçiyor.
Brüksel'de olmadığı zamanlarda ise Ankara'da.
Uzun
zamandır planladığımız bu görüşmeyi de zaten Brüksel dönüşü,
Ankara yolculuğu öncesinde yapabildik.
Dr.
Binhan Oğuz, Euratex çalışmalarının sıkı bir takipçisi. TÜTSİS
adına Euratex çalışmalarının hemen hemen hepsine aktif
olarak katılıyor. "Bu telaş niye?" diye sorduğumuzda,
söyleşimizde de okuyacağınız gibi "Şimdi gitmezsek iki
sene sonra gitmemizin pek bir anlamı olmayacak. Çünkü zaten
ticaretin yeni kuralları belirlenmiş olacak" yanıtını
alıyoruz.
Evet,
dünya ticaretinin yeni kuralları belirleniyor. ABD, Avrupa
Birliği ve üçüncü ülkeler arasında sıkı bir pazarlık sürüyor.
Pazarlığın odak noktalarından birisi ise tekstil ve konfeksiyon
sektörü. Alınan her bir kadar, kararlardaki her bir kelime
Türk tekstil ve konfeksiyon sektörünü yakından ilgilendiriyor.
Sanayi yapısına bakıldığında, gelişmekte olan bir ülke olan
ancak AB ile imzaladığı Gümrük Birliği Anlaşması nedeniyle
AB'nin ticaret politikasını uygulayan Türkiye ise bu süreçte
kendi çıkarlarını koruma peşinde.
Söyleşimizde
DOHA sürecinden Eylül ayında Meksika Cancun'da yapılacak zirveye,
Eruratex çalışmalarından AB Komisyonu'nun
yeni politikalarına, Çin'in 2005'e nasıl hazırlandığından
Türkiye'nin neler yapması gerektiğine kadar önemli ipuçları
bulacaksınız.
Evet,
işte Dr. Binhan Oğuz ile yaptığımız söyleşiden satırlarımıza
dökülenler;
- Sık sık Brüksel'e gidiyorsunuz. Özellikle son dönemde
sanırım bu ziyaretler iyice yoğunlaştı. Brüksel'de
neler oluyor?
OĞUZ: Evet, bu son dönemde artan Brüksel toplantılarının sebebine
açıklık getirerek ülkemizin uluslararası ticaret gündemine
ışık tutmuş olacağız.
İki olay var. Birincisi
tabiki AB perspektifi. AB ile 2004 yılı sonuna kadar
tam üyelik müzakerelerinin başlayabilecek olması nedeniyle
Brüksel gündemini
çok iyi takip etmemiz gerekiyor. Bilgilenmek, gereken
hazırlıkları
yapmak son derece önemli. Buna sadece müktesebata uyum
anlamında bakmamak lazım. Şu aşamada, özel sektör için
müktesebata
uyum o kadar önemli olmayabilir ama onun beraberinde
getireceği uyum kurallarındaki ve rekabet şartlarındaki,
değişiklikleri
çok iyi izlememiz gerekiyor.
İkinci
olay ise Dünya Ticaret Örgütü, Doha Müzakere Turu sürecinin
başlamış
olması.
GATT çerçevesinde ikinci dünya savaşının ardından başlayan
liberalleşme
hareketi ile gümrük tarifeleri indirildi ve belirli
bir noktaya gelindi. Bu süreç içinde tekstil ve konfeksiyon
sektörünün
çok ayrı bir yeri oldu. Çünkü tekstil ve konfeksiyon
sektörü, bu süreç içinde AB ve diğer gelişmiş ülkelerin
kendisine
korunma
süreci tanıdığı sektör oldu. Kotaların kararlaştırıldığı
gibi 2005 yılında kaldırılması gündemde. Ayrıca, Doha
IV. Bakanlar Konferansında kararlaştırıldığı gibi sanayi
ürünlerinde tarife indirimlerine yönelik müzakere süreci
başlamıştır. Tabii tarım da Doha turlarının kilit müzakereleri
olmaya devam ediyor.
- Türkiye bu sürecin neresinde?
OĞUZ: Burada bir ikilem var. Türkiye aslında sanayi
yapısına bakıldığında gelişmekte olan bir ülke ama
AB ile Gümrük Birliği anlaşmamız ve dolayısıyla ortak
gümrük tarifesini uygulamamız nedeniyle gelişmekte
olan ülkelerin ticaret politikalarını değil de AB'nin
ticaret politikalarını ve kurallarını uyguluyoruz.
Bu bağlamda gümrük tarifelerimiz oldukça düşük. Örneğin,
hazır giyimde bu oran yüzde 12'lerde, tekstilde ise
bu daha da düşük. Dolayısı ile Türkiye Doha sürecinde
iki açıdan zorlanacak. Birincisi kotaların kalkmasına
paralel olarak gümrük tarifelerinin daha düşük seviyelere
çekilmesi ile Türkiye'nin AB ülkelerindeki rekabet
avantajı Çin, Hindistan gibi ülkeler karşısında erozyona
uğrayacaktır.. Dolayısıyla, AB Ko-misyonu'nun dikkatini
hassasiyet gösterdiğimiz konular üzerine ne kadar
fazla çeke-bilirsek o kadar etkin oluruz inancındayız. Bizim
bu süreci kaçırmamamız gerekiyor. Az önce Brüksel'e
neden sıklıkla gittiğimizi sormuştunuz.. Anlaşılacağı
gibi şimdi gitmezsek iki sene sonra gitmemizin pek
bir anlamı olmayacak. Çünkü zaten ticaretin yeni
kuralları
belirlenmiş olacak.
Bir
diğer sorun ise AB ile aynı gümrük tarifelerim uyguladığımız
için AB'nin Çin, Hindistan gibi üçüncü
ülkelerden hiçbir
taviz almadan gümrük tarifelerindeki indirimine
devam etmesi halinde bu ülkelerin pazarları yeterince açılmayacak
ama biz pazarlarımızı tamamen açmış olacağız. Dış
pazarlarımızda olduğu gibi iç pazarlarımızda da
rekabet
etme durumunda
kalacağız. AB'ye tam üyelik süreci ari-fesindeyken
ortak gümrük tarifesine uymuyoruz diyemeyeceğimize
göre yapabileceğimiz en olumlu mücadelenin sektörümüzün
hassasiyetlerine dikkat çekmek olduğuna inanıyoruz.
Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası olarak
bunu üyesi olduğumuz Euratex bünyesinde yapıyoruz.
Euratex, AB Komisyonu'nun AB sanayiini temsilen
dikkate aldığı, dinlediği bir kurum. Euratex'te etkin bir konumda
olmamız ve aktif olarak
çalışma gruplarına katılıyor olmamız son derece
önemli.
- Euratex'de son dönemde neler konuşuluyor, neler
yaşanıyor?
OĞUZ: Biz Euratex'te DTÖ gündeminde, gümrük tarifeleri
ve modaliteleri dışında tarife dışı engelleri,
menşe kurallarını, antidamping konularını da
görüşüyoruz ki bunlar ülke menfaatlerimiz açısından
çok kritik
konular. AB'de kuzey ülkeleri artık tekstil ve
konfeksiyon
alanında üretim yapmıyor ya da üretim çok düşük
seviyelere indiği için gözden çıkarmak üzereler.
Hatta üretimi
kalmayan ülkeler olduğunu dahi söyleyebiliriz.
Kuzey Güney bölünmesi Euratex içinde de zaman
zaman varlığını
hissettirmektedir. Biz Türkiye olarak tekstil
ve konfeksiyon alanında bizimle aynı hassasiyeti
taşıyan güney ülkeleri ile birlikte sesimizi duyurma
ve çıkarlarımızın korunması çabasındayız.
- Peki gerekli baskıyı kurabiliyor mu Türkiye?
Biz AB'nin tam üyesi değiliz ama dış ticaretimiz
onların elinde..
OĞUZ: Euratex bünyesinde son derece etkiniz.
Çünkü gündeme gelen her konu ile ilgili kapsamlı
çalışmalar yapıyoruz. Gerekirse DTM uzmanları
ile çalışıyoruz, gerekiyorsa tek tek sanayicileri
arayarak bilgiler alıyoruz. Onlann karşısına
sağlam bilgiler ve istatistiklerle çıkıyoruz.
Sunduğumuz bilgiler Türkiye'nin haklılığını
gösteriyor. Örneğin anti damping vergisi uygulanan
kalemlerde
AB ülkeleri üzerinden yapılan trafik sapmasını
istatistiklerle ortaya çıkardık. Bizim trafik
sapmasını tespitimizden sonra Euratex genelinde
bu konuda büyük destek aldık. Birde biliyorsunuz
Türkiye'nin neredeyse tüm AB'nin tekstil ve
konfeksiyon sektöründeki istihdamına eşdeğer
istihdamı, bir çok alanda AB'nin en büyük kapasitesine
sahip
konumu ve hızlı gelişimi, ülkemizin AB ve Pan
Euro Med bölgesi üretiminde ayrıcalıklı bir
yere sahip olmasını getiriyor. Özellikle, İspanya,
İtalya gibi sektör üretiminin yoğun olduğu
ülkeler
Türkiye ile birlikte hareket etme ihtiyacı
duyuyorlar. Dolayısı ile gerek Euratex bünyesinde
gerekse
AB Komisyonu nezdinde güçlü konumu yakalayabiliyoruz.
- Eylül ayında yeni bir zirveye hazırlanılıyor.
Eylül'de neler olacak, hangi kararlar alınacak?
OĞUZ: 10-14 Eylül 2003'te Meksika'da Cancun'da
yapılacak V. Bakanlar Konferansının en önemli
maddelerinden biri şüphesiz gümrük tarifeleri
indirimi olacaktır. Halen net bir formül
yok o konuda. En son 26-28 Mayıs 2003 tarihinde
gerçekleştirilen Pazara Giriş Müzakere Grubunun
son toplantısında
tartışmalar Başkanın notunda yer alan önerileri
üzerinde yoğunlaştı.. Teklif, Türkiye olarak
bizi olumsuz etkileyecek bir çok öneri içermekte.
İçi çelişkilerle dolu ama biraz ABD'nin biraz
AB'nin biraz üçüncü ülkelerin istediğinden
parçalar taşıması dolayısıyla bir konsensüsü
temsilen
kabul edilmesi uygun bir teklif gibi de gözükebilir.
Geçen ay DTM'de konuya dair yapılan toplantıda
DTM'nin de söz konusu teklifin kabul edilemez
olduğu yönünde karar verdiğini öğrendik ve
bunu gayet olumlu bulduk.
- Peki gerçekten kotalar 2005 yılında kalkacak
mı?
OĞUZ: Evet, kotaların kalkması ihtimali
çok yüksek ama gümrük tarifeleri konusunda
bir
mutabakata
varılması zaman gerektirecek.
- Bizim gümrük tarifeleri konusunda görüşmelerdeki
talebimiz ne olacak?
OĞUZ: Biz gümrük tarifeleri konusunda
sektörel yaklaşım istiyoruz. Tekstilin,
tüm sanayi
sektörleri ile birlikte değil gerek istihdamı
gerek ekonomideki
yoğunluğunun dikkate alınmasını, ayrıcalığının
kabul edilmesini talep ediyoruz. Sektöre
özel bir gümrük tarifesi indirimine gidilmeli.
Bir
diğer önemli konu Hindistan, Çin, Pakistan
ya da diğer Uzakdoğu ülkelerinin gümrük
tarifeleri çok yüksek. Bu ülkeler gümrük
tarifelerini
bizim
seviyelerimize çekmeden, tarife dışı
engellerini kaldırmadan onlara başka
tavizler verilmesini istemiyoruz. Euratex'te
bu görüşümüzü destekliyor. Sektörümüz için hayati
önem taşıyan bu konuların Euratex pozisyonuna
yansıması Türkiye açısından gayet olumlu.
- Bir de çok konuşulan sosyal şartlar
var.
OĞUZ: Evet, başından beri üçüncü ülkeler
sosyal standartların müzakereler sürecine
girmesini istemedi. Bir dönem ABD, bir
dönem AB sosyal standartların müzakerelere
dahil edilmesini istedilerse de sonuçta
bu konu Doha'da sahipsiz kaldı. Dış ticaretle
sosyal standartların ilişkilen-dirilmesi
konusunda net bir adım atılmadı. Geçiştirildi
diyebiliriz. Ama 5-6 Mayıs 2003 tarihlerinde
Brüksel'de yapılan toplantıda AB Komisyonu
Ticaret Genel Müdürü Pascal Lamy'nin
açıklaması altı çizilmeye değer : "Öyle
bir zaman gelecek ki belki sosyal standartların
dış ticaret müzakerelerine katılmasına
en karşı çıkan Hindistan gibi ülkeler
bile Çin'e karşı sosyal şartların müzakerelerin
bir parçası olmasını isteyecekler".
Biliyorsunuz Türkiye'den alım yapan yabancı
firmalar sosyal şartlar konusunda inanılmaz
hassas davranıyorlar. Türkiye'de de tekstil
ve konfeksiyon sektörü bu konuda çok
önemli yol kat etti. Biz üçüncü ülkelerin
sosyal standartları uygulaması için AB'nin
sürdürdüğü baskılara destek veriyoruz.
Çin'de çocuk işçi çalıştırılmasından
çalışma saatlerinin uzunluğuna, çalışma
ortamının kötülüğünden kayıtdışılığa
kadar bir sürü olumsuzluk var. Bu haksız
rekabettir. Sosyal şartlar üçüncü ülkeler
için de uygulanmalıdır.
- AB'nin bazı katma değeri yüksek sektörler
için alacağı tavizler karşılığında
üçüncü ülkelere tekstil sektörünü kurban vermesinden
endişe ediliyor. Böyle bir tehlike
var mı?
OĞUZ: Teknoloji ağırlıklı sektörlerde
kazanımlar uğruna tekstil sektörünün
feda edilebileceği endişesini hep taşımaktayız.
Ancak, dikkat çekmek istediğim bir
başka nokta daha var. Aslında, tüm
ülkeler
için en hassas iki sektör var. Biri
tarım diğeri tekstil ve konfeksiyon.
Gelişmiş
ülkeler, eğer müzakere sürecinde tarımda
ödün alabilirlerse tekstil sektörü
heba edilebilir görüşü de bugün yoğun
şekilde
gündemde. 26 Haziran 2003'de AB tarımda
reformda adımlar attı. AB tarımda sübvansiyonları
hafifleteceğini açıkladı ; bu olumlu
sinyal üzerine ABD'de yaptığı açıklamada tarımda müzakere masasına
oturulabileceğini söyledi. Peki tarımda
ilerleme sağlanırsa tekstil ne olacak?
Önümüzde bekleyen en önemli sorulardan birisi bu.
- Türkiye'de tekstil sanayicilerin sık sık gündeme getirdiği
bir diğer konu ise gümrük birliğinin yeniden ele alınması hatta
gümrük birliğinden çıkılması. Çünkü Türkiye AB'nin imzaladığı
serbest ticaret anlaşmalarına otomatik olarak katılıyor ama
Türkiye'nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları AB için
aynı statüyü taşımıyor. Bu ve buna benzer bir çok şey söyleniyor.
OĞUZ: Gümrük birliği anlaşma metnini incelerseniz aslında hep
5 senelik bir süreçte Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği öngörülmüş.
Bu sürecin sonunda tam üye olunması gerekirdi. Diğer aday ülkeler
serbest ticaret anlaşması yapıp bu sürece hazırlanmışlar. Yani
bizim açımızdan olağan dışı bir durum var ortada. Bir an önce
tam üyelik konusunun netlik kazanması gerekiyor. Türkiye'nin
çıkışı tam üyelikte.
- Çin korkusu konusunda neler diyeceksiniz?Çin, 2005 sonrasına
nasıl hazırlanıyor?
OĞUZ: Çin, ucuz mal üretimindeki rekabetçiliğini katma değeri
yüksek üretimde de sağlamak için çalışıyor. Makine parklarını
yeniledikleri, donanımlarını ona göre hazırladıkları görülüyor.
Dolayısı ile 2005 sonrasında pazarlarda
hem ucuz mal ile hem de katma değeri yüksek ürünler ile girmeyi
hedefliyorlar.
Bu
gerek iç piyasamız, gerekse ihracat pazarlarımız açısından
daha da tehlikeli bir durum yaratıyor. Türkiye'nin
yeri ise tam ortada bir konum. Türkiye genelde sanayide düşük
ya da orta teknolojili sektörlerde çok rekabetçi. Oysa rekabet
baskısının en fazla olduğu sektörler bunlar. Türkiye bu ürün
gruplarında tüm gelişmekte olan ülkelerin rekabetine maruz
kalıyor. Tüm ülkelerin yığılmış olduğu bu kulvardan Türkiye'nin
bir sıçrama yapması gerekiyor.
- Bir de çok sık dile getirilen bir kavram "marka" olmak.
Söz ettiğiniz sıçrama için marka kavramının önemi ne?
OĞUZ: Marka konusunu tekstilcilerimiz uzun yıllardan beri dile
getiriyorlar. Ama burada bir yanılgıya düşmemek gerekiyor.
Tüm sanayiimizin katma değeri yüksek ürünler üretmesi ya da
marka yaratması gerekmiyor, zaten mümkün de değil! Burada akılcı
stratejiler izlenmesi gerekli. Örneğin hedef pazarımız ABD
ise o pazarda 10 sene sonra pantolon kaça satılacaktır, rakipler
kim olacaktır, hangi ülkeler bu talebe yanıt verebilecektir,
kadın erkek çocuk pantolonunda Türkiye'nin gelecekteki en büyük
rakipleri kimler olacaktır, bu alanda rekabet etmek mi yoksa
bu alandan çekilmek mi doğru strateji olacaktır tüm bunların
incelenmesi gerekiyor. Bizim sektörümüzün en büyük eksikliği
ilk gelişiminden bu yana bir master planının olmaması
- Gelecekte tekstil sektörünün Türkiye ekonomisindeki yeri
ne olacak sizce?
OĞUZ: Dünyanın tekstil sektöründeki en büyük ihracatçısı
15 ülkesi arasında Almanya var, Fransa var. Üretimleri asgariye
inmiş olmasına rağmen sektör ihracatları bizden daha fazla
; bu, sektörün kaymağı uzun süre yenebiliyor demektir. Ayrıca,
Türkiye henüz emek yoğun sanayiden çıkmış bir ülke değil.
Genç
ve maalesef çok kalifiye olmayan bir nüfusu var. Dolayısı
ile Türkiye'nin istihdamı ve ihracatı için uzun vadede hayati
önemi
olacak bir sektör. Yani Türkiye'nin bu sektörde geleceği
var ama eğitimden yatırımlarına kadar çok iyi bir yol haritamızın
olması şart.
|