[ , ]    Sayı:284 Ağustos 2003

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


Güncel

  Halit NARİN: Birliktelikle çözemeyeceğimiz sorun yok

  Tekstil ve hazır giyim sektöründen gelecek için acil güçbirliği

  Bir kişiye istihdam yaratmanın maliyeti 164 milyara çıktı


 Görüş

  Mehmet ŞUHUBİ: Türkiye, pamuğunu katma değer yaratan emtialar arasına sokmalıdır


 Pamuk

  Pamukta piyasa durgun, tarlalar hareketli


 Sektör

   Akın ERAYDIN: Özel karışım ipliklerde doğan boşluğu iyi değerlendirmeliyiz


 Firma

   KARSU TEKSTİL SAN. A.Ş.


 Söyleşi

   Dr. Binhan OĞUZ: Sektörün en büyük eksikliği çok iyi bir yol haritasının olmayışı


 Hukuk

   Prof. Dr. Tankut CENTEL: BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİNİN YENİLENMESİ


 Araştırma

   Dünya tekstil ve hazır giyim ticareti üzerinde Çin tehdidi

 

Söyleşi


Sendikamız Araştırma Uzmanı Dr. Binhan Oğuz'dan çarpıcı tespitler:
"Sektörün en büyük eksikliği çok iyi bir yol haritasının olmayışı"

 

Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜTSİS) Araştırma Uzmanı Dr. Binhan Oğuz'u son aylarda Türkiye'de yakalayabilmek neredeyse imkansız hale geldi. Zamanının büyük bölümü Brüksel'de geçiyor. Brüksel'de olmadığı zamanlarda ise Ankara'da.

Uzun zamandır planladığımız bu görüşmeyi de zaten Brüksel dönüşü, Ankara yolculuğu öncesinde yapabildik.

Dr. Binhan Oğuz, Euratex çalışmalarının sıkı bir takipçisi. TÜTSİS adına Euratex çalışmalarının hemen hemen hepsine aktif olarak katılıyor. "Bu telaş niye?" diye sorduğumuzda, söyleşimizde de okuyacağınız gibi "Şimdi gitmezsek iki sene sonra gitmemizin pek bir anlamı olmayacak. Çünkü zaten ticaretin yeni kuralları belirlenmiş olacak" yanıtını alıyoruz.

Evet, dünya ticaretinin yeni kuralları belirleniyor. ABD, Avrupa Birliği ve üçüncü ülkeler arasında sıkı bir pazarlık sürüyor. Pazarlığın odak noktalarından birisi ise tekstil ve konfeksiyon sektörü. Alınan her bir kadar, kararlardaki her bir kelime Türk tekstil ve konfeksiyon sektörünü yakından ilgilendiriyor. Sanayi yapısına bakıldığında, gelişmekte olan bir ülke olan ancak AB ile imzaladığı Gümrük Birliği Anlaşması nedeniyle AB'nin ticaret politikasını uygulayan Türkiye ise bu süreçte kendi çıkarlarını koruma peşinde.

Söyleşimizde DOHA sürecinden Eylül ayında Meksika Cancun'da yapılacak zirveye, Eruratex çalışmalarından AB Komisyonu'nun yeni politikalarına, Çin'in 2005'e nasıl hazırlandığından Türkiye'nin neler yapması gerektiğine kadar önemli ipuçları bulacaksınız.

Evet, işte Dr. Binhan Oğuz ile yaptığımız söyleşiden satırlarımıza dökülenler;


- Sık sık Brüksel'e gidiyorsunuz. Özellikle son dönemde sanırım bu ziyaretler iyice yoğunlaştı. Brüksel'de neler oluyor?
OĞUZ: Evet, bu son dönemde artan Brüksel toplantılarının sebebine açıklık getirerek ülkemizin uluslararası ticaret gündemine ışık tutmuş olacağız. İki olay var. Birincisi tabiki AB perspektifi. AB ile 2004 yılı sonuna kadar tam üyelik müzakerelerinin başlayabilecek olması nedeniyle Brüksel gündemini çok iyi takip etmemiz gerekiyor. Bilgilenmek, gereken hazırlıkları yapmak son derece önemli. Buna sadece müktesebata uyum anlamında bakmamak lazım. Şu aşamada, özel sektör için müktesebata uyum o kadar önemli olmayabilir ama onun beraberinde getireceği uyum kurallarındaki ve rekabet şartlarındaki, değişiklikleri çok iyi izlememiz gerekiyor.

İkinci olay ise Dünya Ticaret Örgütü, Doha Müzakere Turu sürecinin başlamış olması. GATT çerçevesinde ikinci dünya savaşının ardından başlayan liberalleşme hareketi ile gümrük tarifeleri indirildi ve belirli bir noktaya gelindi. Bu süreç içinde tekstil ve konfeksiyon sektörünün çok ayrı bir yeri oldu. Çünkü tekstil ve konfeksiyon sektörü, bu süreç içinde AB ve diğer gelişmiş ülkelerin kendisine korunma süreci tanıdığı sektör oldu. Kotaların kararlaştırıldığı gibi 2005 yılında kaldırılması gündemde. Ayrıca, Doha IV. Bakanlar Konferansında kararlaştırıldığı gibi sanayi ürünlerinde tarife indirimlerine yönelik müzakere süreci başlamıştır. Tabii tarım da Doha turlarının kilit müzakereleri olmaya devam ediyor.


- Türkiye bu sürecin neresinde?
OĞUZ: Burada bir ikilem var. Türkiye aslında sanayi yapısına bakıldığında gelişmekte olan bir ülke ama AB ile Gümrük Birliği anlaşmamız ve dolayısıyla ortak gümrük tarifesini uygulamamız nedeniyle gelişmekte olan ülkelerin ticaret politikalarını değil de AB'nin ticaret politikalarını ve kurallarını uyguluyoruz. Bu bağlamda gümrük tarifelerimiz oldukça düşük. Örneğin, hazır giyimde bu oran yüzde 12'lerde, tekstilde ise bu daha da düşük. Dolayısı ile Türkiye Doha sürecinde iki açıdan zorlanacak. Birincisi kotaların kalkmasına paralel olarak gümrük tarifelerinin daha düşük seviyelere çekilmesi ile Türkiye'nin AB ülkelerindeki rekabet avantajı Çin, Hindistan gibi ülkeler karşısında erozyona uğrayacaktır.. Dolayısıyla, AB Ko-misyonu'nun dikkatini hassasiyet gösterdiğimiz konular üzerine ne kadar fazla çeke-bilirsek o kadar etkin oluruz inancındayız. Bizim bu süreci kaçırmamamız gerekiyor. Az önce Brüksel'e neden sıklıkla gittiğimizi sormuştunuz.. Anlaşılacağı gibi şimdi gitmezsek iki sene sonra gitmemizin pek bir anlamı olmayacak. Çünkü zaten ticaretin yeni kuralları belirlenmiş olacak.

Bir diğer sorun ise AB ile aynı gümrük tarifelerim uyguladığımız için AB'nin Çin, Hindistan gibi üçüncü ülkelerden hiçbir taviz almadan gümrük tarifelerindeki indirimine devam etmesi halinde bu ülkelerin pazarları yeterince açılmayacak ama biz pazarlarımızı tamamen açmış olacağız. Dış pazarlarımızda olduğu gibi iç pazarlarımızda da rekabet etme durumunda kalacağız. AB'ye tam üyelik süreci ari-fesindeyken ortak gümrük tarifesine uymuyoruz diyemeyeceğimize göre yapabileceğimiz en olumlu mücadelenin sektörümüzün hassasiyetlerine dikkat çekmek olduğuna inanıyoruz. Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası olarak bunu üyesi olduğumuz Euratex bünyesinde yapıyoruz. Euratex, AB Komisyonu'nun AB sanayiini temsilen dikkate aldığı, dinlediği bir kurum. Euratex'te etkin bir konumda olmamız ve aktif olarak çalışma gruplarına katılıyor olmamız son derece önemli.


- Euratex'de son dönemde neler konuşuluyor, neler yaşanıyor?
OĞUZ: Biz Euratex'te DTÖ gündeminde, gümrük tarifeleri ve modaliteleri dışında tarife dışı engelleri, menşe kurallarını, antidamping konularını da görüşüyoruz ki bunlar ülke menfaatlerimiz açısından çok kritik konular. AB'de kuzey ülkeleri artık tekstil ve konfeksiyon alanında üretim yapmıyor ya da üretim çok düşük seviyelere indiği için gözden çıkarmak üzereler. Hatta üretimi kalmayan ülkeler olduğunu dahi söyleyebiliriz. Kuzey Güney bölünmesi Euratex içinde de zaman zaman varlığını hissettirmektedir. Biz Türkiye olarak tekstil ve konfeksiyon alanında bizimle aynı hassasiyeti taşıyan güney ülkeleri ile birlikte sesimizi duyurma ve çıkarlarımızın korunması çabasındayız.


- Peki gerekli baskıyı kurabiliyor mu Türkiye? Biz AB'nin tam üyesi değiliz ama dış ticaretimiz onların elinde..
OĞUZ: Euratex bünyesinde son derece etkiniz. Çünkü gündeme gelen her konu ile ilgili kapsamlı çalışmalar yapıyoruz. Gerekirse DTM uzmanları ile çalışıyoruz, gerekiyorsa tek tek sanayicileri arayarak bilgiler alıyoruz. Onlann karşısına sağlam bilgiler ve istatistiklerle çıkıyoruz. Sunduğumuz bilgiler Türkiye'nin haklılığını gösteriyor. Örneğin anti damping vergisi uygulanan kalemlerde AB ülkeleri üzerinden yapılan trafik sapmasını istatistiklerle ortaya çıkardık. Bizim trafik sapmasını tespitimizden sonra Euratex genelinde bu konuda büyük destek aldık. Birde biliyorsunuz Türkiye'nin neredeyse tüm AB'nin tekstil ve konfeksiyon sektöründeki istihdamına eşdeğer istihdamı, bir çok alanda AB'nin en büyük kapasitesine sahip konumu ve hızlı gelişimi, ülkemizin AB ve Pan Euro Med bölgesi üretiminde ayrıcalıklı bir yere sahip olmasını getiriyor. Özellikle, İspanya, İtalya gibi sektör üretiminin yoğun olduğu ülkeler Türkiye ile birlikte hareket etme ihtiyacı duyuyorlar. Dolayısı ile gerek Euratex bünyesinde gerekse AB Komisyonu nezdinde güçlü konumu yakalayabiliyoruz.


- Eylül ayında yeni bir zirveye hazırlanılıyor. Eylül'de neler olacak, hangi kararlar alınacak?
OĞUZ: 10-14 Eylül 2003'te Meksika'da Cancun'da yapılacak V. Bakanlar Konferansının en önemli maddelerinden biri şüphesiz gümrük tarifeleri indirimi olacaktır. Halen net bir formül yok o konuda. En son 26-28 Mayıs 2003 tarihinde gerçekleştirilen Pazara Giriş Müzakere Grubunun son toplantısında tartışmalar Başkanın notunda yer alan önerileri üzerinde yoğunlaştı.. Teklif, Türkiye olarak bizi olumsuz etkileyecek bir çok öneri içermekte. İçi çelişkilerle dolu ama biraz ABD'nin biraz AB'nin biraz üçüncü ülkelerin istediğinden parçalar taşıması dolayısıyla bir konsensüsü temsilen kabul edilmesi uygun bir teklif gibi de gözükebilir. Geçen ay DTM'de konuya dair yapılan toplantıda DTM'nin de söz konusu teklifin kabul edilemez olduğu yönünde karar verdiğini öğrendik ve bunu gayet olumlu bulduk.


- Peki gerçekten kotalar 2005 yılında kalkacak mı?
OĞUZ: Evet, kotaların kalkması ihtimali çok yüksek ama gümrük tarifeleri konusunda bir mutabakata varılması zaman gerektirecek.


- Bizim gümrük tarifeleri konusunda görüşmelerdeki talebimiz ne olacak?
OĞUZ: Biz gümrük tarifeleri konusunda sektörel yaklaşım istiyoruz. Tekstilin, tüm sanayi sektörleri ile birlikte değil gerek istihdamı gerek ekonomideki yoğunluğunun dikkate alınmasını, ayrıcalığının kabul edilmesini talep ediyoruz. Sektöre özel bir gümrük tarifesi indirimine gidilmeli. Bir diğer önemli konu Hindistan, Çin, Pakistan ya da diğer Uzakdoğu ülkelerinin gümrük tarifeleri çok yüksek. Bu ülkeler gümrük tarifelerini bizim seviyelerimize çekmeden, tarife dışı engellerini kaldırmadan onlara başka tavizler verilmesini istemiyoruz. Euratex'te bu görüşümüzü destekliyor. Sektörümüz için hayati önem taşıyan bu konuların Euratex pozisyonuna yansıması Türkiye açısından gayet olumlu.


- Bir de çok konuşulan sosyal şartlar var.
OĞUZ: Evet, başından beri üçüncü ülkeler sosyal standartların müzakereler sürecine girmesini istemedi. Bir dönem ABD, bir dönem AB sosyal standartların müzakerelere dahil edilmesini istedilerse de sonuçta bu konu Doha'da sahipsiz kaldı. Dış ticaretle sosyal standartların ilişkilen-dirilmesi konusunda net bir adım atılmadı. Geçiştirildi diyebiliriz. Ama 5-6 Mayıs 2003 tarihlerinde Brüksel'de yapılan toplantıda AB Komisyonu Ticaret Genel Müdürü Pascal Lamy'nin açıklaması altı çizilmeye değer : "Öyle bir zaman gelecek ki belki sosyal standartların dış ticaret müzakerelerine katılmasına en karşı çıkan Hindistan gibi ülkeler bile Çin'e karşı sosyal şartların müzakerelerin bir parçası olmasını isteyecekler". Biliyorsunuz Türkiye'den alım yapan yabancı firmalar sosyal şartlar konusunda inanılmaz hassas davranıyorlar. Türkiye'de de tekstil ve konfeksiyon sektörü bu konuda çok önemli yol kat etti. Biz üçüncü ülkelerin sosyal standartları uygulaması için AB'nin sürdürdüğü baskılara destek veriyoruz. Çin'de çocuk işçi çalıştırılmasından çalışma saatlerinin uzunluğuna, çalışma ortamının kötülüğünden kayıtdışılığa kadar bir sürü olumsuzluk var. Bu haksız rekabettir. Sosyal şartlar üçüncü ülkeler için de uygulanmalıdır.


- AB'nin bazı katma değeri yüksek sektörler için alacağı tavizler karşılığında üçüncü ülkelere tekstil sektörünü kurban vermesinden endişe ediliyor. Böyle bir tehlike var mı?
OĞUZ: Teknoloji ağırlıklı sektörlerde kazanımlar uğruna tekstil sektörünün feda edilebileceği endişesini hep taşımaktayız. Ancak, dikkat çekmek istediğim bir başka nokta daha var. Aslında, tüm ülkeler için en hassas iki sektör var. Biri tarım diğeri tekstil ve konfeksiyon. Gelişmiş ülkeler, eğer müzakere sürecinde tarımda ödün alabilirlerse tekstil sektörü heba edilebilir görüşü de bugün yoğun şekilde gündemde. 26 Haziran 2003'de AB tarımda reformda adımlar attı. AB tarımda sübvansiyonları hafifleteceğini açıkladı ; bu olumlu sinyal üzerine ABD'de yaptığı açıklamada tarımda müzakere masasına oturulabileceğini söyledi. Peki tarımda ilerleme sağlanırsa tekstil ne olacak? Önümüzde bekleyen en önemli sorulardan birisi bu.


- Türkiye'de tekstil sanayicilerin sık sık gündeme getirdiği bir diğer konu ise gümrük birliğinin yeniden ele alınması hatta gümrük birliğinden çıkılması. Çünkü Türkiye AB'nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarına otomatik olarak katılıyor ama Türkiye'nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları AB için aynı statüyü taşımıyor. Bu ve buna benzer bir çok şey söyleniyor.
OĞUZ: Gümrük birliği anlaşma metnini incelerseniz aslında hep 5 senelik bir süreçte Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği öngörülmüş. Bu sürecin sonunda tam üye olunması gerekirdi. Diğer aday ülkeler serbest ticaret anlaşması yapıp bu sürece hazırlanmışlar. Yani bizim açımızdan olağan dışı bir durum var ortada. Bir an önce tam üyelik konusunun netlik kazanması gerekiyor. Türkiye'nin çıkışı tam üyelikte.


- Çin korkusu konusunda neler diyeceksiniz?Çin, 2005 sonrasına nasıl hazırlanıyor?
OĞUZ: Çin, ucuz mal üretimindeki rekabetçiliğini katma değeri yüksek üretimde de sağlamak için çalışıyor. Makine parklarını yeniledikleri, donanımlarını ona göre hazırladıkları görülüyor. Dolayısı ile 2005 sonrasında pazarlarda hem ucuz mal ile hem de katma değeri yüksek ürünler ile girmeyi hedefliyorlar.

Bu gerek iç piyasamız, gerekse ihracat pazarlarımız açısından daha da tehlikeli bir durum yaratıyor. Türkiye'nin yeri ise tam ortada bir konum. Türkiye genelde sanayide düşük ya da orta teknolojili sektörlerde çok rekabetçi. Oysa rekabet baskısının en fazla olduğu sektörler bunlar. Türkiye bu ürün gruplarında tüm gelişmekte olan ülkelerin rekabetine maruz kalıyor. Tüm ülkelerin yığılmış olduğu bu kulvardan Türkiye'nin bir sıçrama yapması gerekiyor.


- Bir de çok sık dile getirilen bir kavram "marka" olmak. Söz ettiğiniz sıçrama için marka kavramının önemi ne?
OĞUZ: Marka konusunu tekstilcilerimiz uzun yıllardan beri dile getiriyorlar. Ama burada bir yanılgıya düşmemek gerekiyor. Tüm sanayiimizin katma değeri yüksek ürünler üretmesi ya da marka yaratması gerekmiyor, zaten mümkün de değil! Burada akılcı stratejiler izlenmesi gerekli. Örneğin hedef pazarımız ABD ise o pazarda 10 sene sonra pantolon kaça satılacaktır, rakipler kim olacaktır, hangi ülkeler bu talebe yanıt verebilecektir, kadın erkek çocuk pantolonunda Türkiye'nin gelecekteki en büyük rakipleri kimler olacaktır, bu alanda rekabet etmek mi yoksa bu alandan çekilmek mi doğru strateji olacaktır tüm bunların incelenmesi gerekiyor. Bizim sektörümüzün en büyük eksikliği ilk gelişiminden bu yana bir master planının olmaması


- Gelecekte tekstil sektörünün Türkiye ekonomisindeki yeri ne olacak sizce?
OĞUZ: Dünyanın tekstil sektöründeki en büyük ihracatçısı 15 ülkesi arasında Almanya var, Fransa var. Üretimleri asgariye inmiş olmasına rağmen sektör ihracatları bizden daha fazla ; bu, sektörün kaymağı uzun süre yenebiliyor demektir. Ayrıca, Türkiye henüz emek yoğun sanayiden çıkmış bir ülke değil. Genç ve maalesef çok kalifiye olmayan bir nüfusu var. Dolayısı ile Türkiye'nin istihdamı ve ihracatı için uzun vadede hayati önemi olacak bir sektör. Yani Türkiye'nin bu sektörde geleceği var ama eğitimden yatırımlarına kadar çok iyi bir yol haritamızın olması şart.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2003 TÜTSİS      -      boratur.net