Bu Sayı
Editör'den
Güncel
NARİN: Kimse Çin'in boyunduruğuna girmez
Sendikamız Başkanı Narin 3 bin dolarlık milli geliri tartışmaya açtı
Cumhuriyetimizin 80. Yılı için iki poster
Gündem
Dahilde işleme izin belgeleri artık ön izinle alınacak
Tekstilde KDV indirimi için formül aranıyor
İstanbul ve Ankara'ya moda enstitüsü
Yeni işçi alana "ucuz" enerji
Karsu Tekstil, kalite yönetim sistemi ISO 9001: 2000 standardı geçiş çalışmalarını başarıyla tamamladı
Asgari ücret 303 milyon lira
Panel
Çin dengeleri değiştirecek
Görüş
OĞUZ: TÜRKİYE, AB'NİN ÜYESİ Mİ? YENİ KOMŞUSU MU
Tarakçıoğlu: Çin için AB'ye baskı yapalım
Ayın Konusu
2003 yılı toparlanma
yılı oldu
Oran:Türk hazır giyim sanayiinin 2003 yılı değerlendirmesi ve gelecek için öngörüler
Kumbaracı:
2004 yılına bakış
Çalışma Hayatı
Dr. Engin ÜNSAL: 2003 yılı endüstriyel ilişkilerinin
değerlendirilmesi ve kayıtdışı
ekonomi sorunu
Hukuk
EMEKLİLİK VE İHBAR TAZMİNATI
ENGLISH Summaries in English
|
Çalışma Hayatı
2003 yılı endüstriyel ilişkilerinin
değerlendirilmesi ve kayıtdışı
ekonomi sorunu
Dr. Engin UNSAL
Maltepe Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
İş Hukuku ve Sosyal
Güvenlik Ana Bilim Dalı
Öğretim Görevlisi
Devlet İstatistik Enstitüsü
(DİE) 2003 yılı III. Dönem Hanehalkı İşgücü Anketi sonuçlarına göre 15 yaş ve daha yukarı yaştaki kurumsal olmayan sivil nüfusun sayısını 49.022.000 olarak vermekte ve bunun 22.411.000'i istihdam edilmiş olarak gözükmektedir. İstihdam edilenlerin 5 milyon 658 bini informal sektörde kendi hesabına veya işveren olarak çalışmaktadır. 3 milyon 501 bin kadın işçi ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadır. Kamuda 2 milyon 39 bin kişi Emekli Sandığı'na tabi memur statüsünde çalışmaktadır. Bunların toplamı 11 milyon 713 bin kişidir. Bu sayıyı toplam istihdamdan düştüğümüz zaman ülkemizde bir iş sözleşmesine dayalı olarak çalışan ve Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamına girebilecek işçi sayısı 10 milyon 698 olarak ortaya çıkmaktadır. Oysa DİE verilerine göre toplam istihdamın ancak yüzde 25'i SSK'ya kayıtlı olarak gözükmekte bu da tam olarak 5 milyon 602 bin işçi anlamına gelmektedir. Bu verilerden ortaya çıkan sonuç ülkemizde sanayi ve hizmetlerde 5 milyon 96 bin işçi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmadan kayıtdışın-da kaçak olarak çalıştırılmaktadır. Aslında ülkemizde istihdam edilenlerin yüzde 54.4 herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmadan çalışmaktadır. Olaya neresinden bakılırsa bakılsın kalkınma sürecindeki ülkemizde 5 milyon 96 bin işçinin kayıtdışında kaçak olarak çalıştırılması son derece ürkütücü bir sonuçtur.
Kayıtdışında kalarak kaçak işçi çalıştırılması yasalara uyum içinde çalışan işverenler ve işyerleri için çok önemli bir haksız rekabet alanı yaratmaktadırlar. Vergi, sigorta primi ödemeden ucuz maliyetle işçi çalıştırmak yasalara uyum içinde çalışan, çalıştırdığı işçinin vergisini, primini ödeyen işverene karşı büyük bir haksızlıktır. Bu ekonomik cinayet önlenmediği sürece ekonomimizin doğal büyüme sürecine girmesi ve sağlıklı olması beklenemez. Kayıtdışı işçi çalıştırılmasından dolayı ciddi zararı olan salt işverenler değildir. Devletin de kayıtdışın- da kalan ekonomi nedeni ile çok büyük gelir kaybı vardır. Kaçak çalıştırılanların kayıt altına alındığını ve hepsinin asgari ücretten çalıştırıldığını varsayarsak devlet her ay 306 milyonluk aylık asgari ücret üzerinden 32 milyon 265 bin gelir vergisi ve 1 milyon 836 bin lira damga vergisi olmak üzere toplam 34 milyon 101 bin lira gelir elde edecektir. Bunu 5 milyon 96 bin işçi ile çarptığımız zaman devletin aylık gelir kaybının büyüklüğü ortaya çıkacaktır. Devlet gibi SSK da kayıtdışı ekonomi nedeni ile çok ciddi boyutta prim kaybına uğramaktadır. Eğer bu çalışanlar kayıt altına almabilse-ler SSK asgari ücret üzerinden her ay işçiden 42 milyon 840 lira ve işverenden 67 milyon 155 bin lira olmak üzere toplam 109 milyon 995 bin lira prim alacaktı. Buna bir de işverenin her ay ödediği 3 milyon 238 bin liralık SSK taban farkını eklediğinizde bu rakam 113 milyon 233 bine yükselecektir. Bunu 5 milyon 96 bin kaçak çalıştırılan işçi ile çarptığımız zaman SSK'nın her ay bütçeden aldığı sübvansiyonda ciddi bir azalma görülmesi mümkün olacaktır. Aynı nedenle İşsizlik Sigortası Fo-nu'nun işçi ve işverenin ödeyeceği aylık prim tutarından dolayı kaybı işçi başına 9 milyon 612 bin lira olmaktadır.
Kayıtdışı ekonomi devlet için, işverenler için, SSK ve İşsizlik Sigortası Fonu için çok ciddi sakıncaları beraberinde getirmektedir. Bu sorun mutlaka çözülmelidir ama nasıl? Kendi arsalarına sahip çıkamayan, kentlerin gecekondulaşmasına neden olan ve arsasını yasadışı yollardan ele geçirmiş olanlardan geri alamayan devlet, yasalara saygılı çalışan işverenin, SSK'nın, Hazine'nin hakkını koruyabilir mi? Kayıtdışı ekonomiyi ve kaçak işçi çalıştırmayı polisiye önlemlerle önleyebilir misiniz? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ba-kanlığı'nın yetersiz olan müfettişlik kadroları yetersiz yaptırımlarla bu sorunları çözülebilir mi? Bu sorulara olumlu yanıt vermek zordur. Hele ihracatımızın büyük bir bölümünü karşılayan tekstil iş kolunda Çin faktörünün yakın zamanda uluslararası pazarlara damgasını vuracağı gerçeği karşısında bu ikilem arasına sıkışacak olan yasalara saygılı tekstil işverenleri ne yapacak?
Bu sorunun birçok işverene aykırı gelebilecek bir çözümü olduğunu sanıyorum: Kayıtdışı ekonominin çözülme noktası kayıtdışmdaki işyerlerinde çalışan işçilerin sendika-laşmasıdır. İşçi sendikalarının örgütlendiği işyerleri kayıt altına girmek zorundadır.
Kayıtdışı sektör çalışanlarının sendikalaşması olgusunun hab-ı gafletteki (aymazlık uykusundaki) sendika yöneticileri ile çözülmesi kolay değildir. Yıllardır sendika üyelik ödentilerinin kaynakta işverence kesilmesini öngören check-off sistemi nedeni ile kutsal bir tembelliğin içine itilmiş olan sendika yöneticilerinin bu konuda ciddi bir uğraş vermesi beklenemez. Bugün ülkemizde 28 işkolunda kurulu 90 sendika dört konfederasyon tarafından temsil edilmekte ve hepsi birbiri ile yüzde 10 barajını aşabilmek için kıyasıya yarış ederken üye kayıtlarında sahtecilik bile yapmayı göze alabilmekte, sendikacılık etiğine rahatça sırtını dönebilmektedir. İşçi sendikası yöneticileri ayakta kalabilme yarışı yaparken kayıtdışı ekonominin çözülmesi gibi bir soruna el atma gücünü bulabileceklerini, bu konuda düşünce üretebileceklerini sanmak düş kurmaktan öteye gidemez. Umutsuz olmamak gerek çünkü önümüzdeki yıl 2821 sayılı Sendikalar Yasası değiştirilecek ve işkolları sayısı 28'den 17'ye indirilecektir. Bu değişiklikten sonra işçi sendikaları zoraki birleşmelere tamk olacak ve belki de yeni yöneticiler sahneye çıkacaktır. Bu yeni yönetim kadroları kayıtdışı ekonomi sorununa el atmak zorunda kalabilir. Kendi ve ülke çıkarları için el atmak zorunda kalmalıdır ve hatta yasalara saygılı işverenler bu çabalara destek vermeli, sendikacıları bu konuda özendirmelidir.
Kayıtdışı sektörün sendikalaştırılması yoğun bir bilgilendirme ve üyeliğe çağrı kampanyasını öngörmeli, işçilerin oturduğu mahallelerin duvarları, kayıtdışı işyerlerinin yoğunlaştığı kentlerin ve yerleşim merkezlerinin alanları, bilboardları işçiyi sendika üyeliğine çağıran afişlerle donatılmalıdır. Sadece bu iş için işçiyi örgütleyecek insanlar istihdam edilmeli, erkek ve kadınlardan oluşacak bu organizatörlerin işçilerin çıkış saatlerinde fabrika kapılarına,
işçilerin gittiği kahvelere, kadın organizatörlerin işçilerin evlerine gitmesi ve işçiyi, eşini sendikacılık ve yasal hakları konusunda aydınlatmalıdır. Bu sorun çözülemeyecek bir sorun değildir. Geçmişin yetkin ve inançlı sendikacıları 274 ve 275 sayılı yasaların çıktığı 1963 yılından sonra bu yöntemlerle gece gündüz çalıştılar ve işçi sendikaları onların yüzü suyu hürmetine bugünlere kadar gelebildi.
İşverenlerimizin aklına şöyle bir soru gelebilir. Güçlenen işçi sendikaları bizim için sorun olur mu? İşverenlerin bu olası durumdan kuşku duymaları doğaldır ama endüstriyel ilişkiler düzenindeki bazı yeni gelişmeler bu konudaki kaygılara ışık tutacak niteliktedir. Bu konu ise bir başka yazının konusu olacak kadar önemlidir.
Bu bilgilerin ışığında 2003 yılı
ve lokavt olayları yaşanmamıştır. Buna karşılık hükümetlerin kayıtdışı ekonomiyi kayıt altına almak konusunda hiçbir çaba göstermemeleri yasalara uygun olarak üretim çalışmalarını sürdüren işverenlere karşı yaygın ve haksız olarak gerçekleştirilen yarışmanın, onaylanamaz bir rekabetin varlığına tanık olunmuştur. Bu konuda ve özellikle SSK primleri ve vergi istisnaları konusunda işverenlerin mağduriyetlerini giderecek yasama çalışmaları yapılmadığından, bu nedenle, işverenlerin yatırımlarını dış ülkelere kaydırma eğilimlerinin ve uygulamasının gözlenmesi, zaten kronik bir işsizlik sorununu yaşayan ülkemizin, mevcut işsizler havuzuna, yeni işsizler katacağını ve her yıl iş pazarına giren 900 bin gence bir çözüm olacak yeni iş sahaları açamayacağını ortaya koymuştur.
endüstriyel ilişkiler düzenimizin bir değerlendirmesini yaptığımızda en çarpıcı gelişmenin 1475 sayılı İş Ya-sası'nın bir maddesi dışında tamamen değiştirilmesi öne çıkmaktadır. 4857 sayılı yeni İş Yasası bazı çevrelerce "kölelik yasası" olarak yansıtılmak istenmişse de bunun böyle olmadığı, çalışanların çıkarlarının daha kapsamlı bir biçimde korunduğu, işverenlerin ise işin düzenlenmesi konusunda biraz daha esneklik kazanmasına çalışıldığı ortaya çıkmıştır. Eksik yanlan vardır ve umarız bu boşluklar yargı kararları ile hakça bir yaklaşımla doldurulacaktır.
2003 yılı çalışma barışı açısından, göreceli olarak, başarılı geçmiş ve ekonomiyi etkileyecek boyutta grev
2003 yılı endüstriyel ilişkilerde sosyal tarafların, sistemin çok önemli bir unsuru olan "karşılıklı güven" konusunda hiçbir yaklaşık sergilememeleri ve bu konuda herhangi bir girişimde bulunmamaları Türk endüstriyel ilişkilerinde "Achille'in Topuğu" olmaya devam edeceğe benzemektedir. Sosyal siyasetçilerimizin bugüne kadar önemsemediği bu konu kanımca önümüzdeki yıllarda ele alınmazsa Türkiye'nin çağdaş bir endüstriyel düzeni kucaklaması ve kalıcı çalışma barışını kurması olanaksız olacaktır.
Her şeye karşın geçmişten tarafların yeterince ders aldığına inanıyor ve sağduyunun bu konuda egemen olacağına dair umutlarımı sıcak tutuyorum. |