Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Narin: İthalattan vergi alınmazsa yatırım olmaz
CNR Expo 10 yaşında
IWTO 2003-BUENOS AIRES
Ayın Konusu
Tüzmen:DTÖ'nün yeniden yapılanmasında Türkiye arabulucu olabilir
Oran: Türkiye, dünya ticaretinde yaşanacak değişimlerin öneminin farkında değil
Orakçıoğlu:
Cancun'daki başarısızlık yeni bir kaosu beraberinde getirebilir
Balduk: Cancun'daki çözümsüzlüğün sürmesi dünya barışı için de tehdit olur
Oğuz:
Zamanımız çok az, bu süreyi iyi değerlendirmeliyiz
Cancun'da kaçırılan fırsat
Görüş
Paker: Tekstil Türkiye'yi terkedecek
Araştırma
İtibarlı ve büyük firmalara gümrük yok
Sektör
İnce: AB'nin menşe kurallarında yapacağı değişikliklere yön vermeliyiz
Söyleşi
Özgümüş: Çin tehlikesi için hiçbir çalışma yapılmıyor
Gündem
Sanayinin devlerine İSO'dan ödül
Yeni kitaplar
Hukuk
EKONOMİK NEDENLE İŞTEN ÇIKARMA |
Güncel
Narin: İthalattan
vergi alınmazsa
yatırım olmaz
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin,
uygulanan dış ticaret politikaları nedeniyle sanayicinin ithalatçı yapıldığına dikkat çekerek, böyle giderse yatırım ve üretimin biteceğini söyledi. Almanya'nın içine düştüğü durumu da örnek gösteren Narin, ithalattan mutlaka vergi alınması gerektiğinin altını çizdi.
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin "Teknoloji-Channel TV'de Bener Karakartal'ın konuğu oldu. Narin'in Bener Karakartal'ın sorularına yanıtlan özetle şöyle:
KARAKARTAL: Sayın Narin, Türkiye'de tekstil çok önemli bir sektör. Tekstil denince de aklıma gelen birinci isim Sayın Halit Narin oluyor. Sizce Türk tekstili dünyada nerede?
NARİN: Türk tekstilinin büyüklüğünü dünyada herkes biliyor. Ama Türkiye'de başta politikacılar olmak üzere ve geçmiş hükümetler olmak üzere Türk tekstilinin büyüklüğünü, kapasitesini, tekstilcisinin müteşebbis gücünü kimse bilmiyor. Herkes bunu ikinci-üçüncü derecede bir ekonomi gibi görüyor. Esasında modern dünyanın icatları yalnız telefon veya otomobil imal etmek veya elektronik aletlerle uğraşmak değil. Yani tekstil sanayi, Avrupa'nın, Amerika'nın, Çin'in ve Hindistan'ın devamlı müzakere ve mücadele ettiği büyüklükte bir ekonomi. Türkiye'de ise en kolay yapılan ama çok emek isteyen bir sektördür tekstil. Yani otomobilde üretimi yürüyen banda korsun, parçalan ilave edersin, üretim yaparsın; teknolojisi tespit edildikten sonra da artık o otomobil devamlı çıkar. Tekstilde öyle değil. Her bir ipliğinde bir sürü elin, emeğin ve bir sürü göz nurunun katkısı olur. Şimdi bu ekonomi Avrupa'da göz bebeği olan bir ekonomi haline geldi. Çünkü Avrupa ekonomisi bu kadar meşakkatli bir ekonominin çalışmasını ve yatırımını yapmıyor. Dolayısıyla, Avrupa şimdi niye ekonomide sıkıntı çekiyor? Uzak Doğudan malı getirip orada da ambalajlayıp satmaktan dolayı ekonomileri tekstilde tamamen kaybolmak üzere. Biz ise bütün Avrupa'yı kucaklayacak kadar büyük bir tekstil yatırımı yapan bir ülke durumuna girdik.
KARAKARTAL: Makine parkı, modernlik ve teknoloji bakımından hangi aşamadayız peki?
NARİN: Bu, hükümetlerin kabahati. Çünkü, hükümetler daima birkaç müteşebbisle kamuoyuna çıkarak, sektörün esas ağırlığını taşıyan geniş yatırma kitleleriyle alakadar olmuyor. Türkiye'nin tekstil yatırımlarına verilen dövizin miktarı ve tekstilin kullanmış olduğu elektrik yükü belli. Ama Türkiye'de bu gücü konuşarak bunları iftihar edilen bir ekonomik model olarak ortaya koyacak olan siyasi güç bununla alakadar değil. Bu, 5 yıllık kalkınma planlarının ortaya çıkışından beri böyle. Yani tekstil sektörü, hükümetin bazı kararnamelerinin dışında kendi kendine büyüyen ve bugün devleşen, Avrupa'nın bir numarası olan ve Avrupa'daki tekstil ve hazır giyimin tamamını neredeyse karşılayan bir güce kavuşmuştur. Bu da Anadolu'daki insanlarımızın becerisinden, bir araya gelmesinden, okuyan insanların çocuklarının getirmiş olduğu yatırım gücünden kaynaklanmıştır. Türkiye bugün eski ve yeni makineleriyle dünyanın da en modern tekstil fabrikalarına sahip. Çünkü Türk müteşebbisi yatırımdan korkmayan bir yapıda. Bugün ne Amerika'da böyle makine yatırımı yapan fabrika görüyorsunuz ne de Avrupa'da. Demek ki, tekstil makine sanayiinin hakiki alıcısı dünyada yalnız Türkiye, bir de bazı Uzakdoğu ülkeleri. Ancak yapılan bu yatırımlara karşın bazı ülkelerin yapmış olduğu damping ve yanlış kararlar, Türk tekstilcisini üzüyor. Bugün artık perdelik kumaş üretimini Avrupa'da bizden başka yapan yok. Blue jeande ise hemen hemen Türkiye'de 300 milyon metreye yakın bir üretim var. Trikoda ise Amerika ile zaten serbest ticaretimiz var. Dolayısıyla tekstü, yarattığı katma değeriyle ve yeni makine parkıyla Türk ekonomisini neredeyse tek başına sırtlayıp götürecek kadar büyüklükte.
KARAKARTAL: Müthiş bir makine parkı ve müthiş yatırımlar yapılmış. Peki kapasite kullanımı aşağı yukan hangi noktadadır?
NARİN: Duranlarla çalışanlar arasında bir denge kurarsanız, tekstilde kapasite kullanımı herhalde yüzde 50'nin üzerine fazla çıkmamıştır. Çünkü duranı çok, çalışamayanı çok. Bu çalışmayan fabrikaların ve işsiz kalan insanların en büyük
nedeni hükümetlerimizin bankacılık sektörüne karşı tutumları ve bu sektörü öz evlat gibi görmelerinden kaynaklanıyor. Geçen gün bir bankadan emekli olan bir genel müdürün servetini basından öğrendik. 50 milyon dolar'cıktan fazla parası, 3-4 tane yatı, 5-6 tane villası, konağı varmış. Özel bankalardaki hortumlanan paranın miktarı 20 milyar dolarak. Bu para vatandaşın cebinden, fabrikatörlerin, yatırımcının, esnafın, kapitalinden gitmiş. Şimdi böyle bir ekonomi içinde Türkiye'nin çalışan ve çalışmak isteyen gücüne karşı büyük bir darbe geliyor. Hükümetlerin kanun, nizam içinde yapacağı bir tek şey vardır: Anayasa'nın l'inci maddesine göre, halkın kayıtsız şartsız egemenliğini korurken menfaatini de korumak. Ama bu iş bankacılık sektörünün elinde serbest bırakılmış bir durumda. Şimdi işin bir yerinden başlamazsanız hiçbir yere gidemezsiniz. İşçisi, memuru, işletmecisi ve yatırımcısı mutlu olmayan bir düzen içinde istikrarlı bir ekonomi yaratamazsınız. Bugün yukanya doğru giden ekonomik trendin içindeki en büyük eksiklik, halkın menfaatlerinin korunmaması. Hükümetin yapacağı bir tek şey var, o da insanlann haklarını başkalarının istismar etmesine mani olmaktır. Dolayısıyla, bizim en büyük zaafımız buradan geliyor. Enflasyon ve faizler düşüyor; buna karşı ödeme güçlüğü çeken insanların sırtındaki vergi yükü ve cezalarında bir azalma yok. Türkiye'de 14 milyon kredi kartı kullanılıyor ama bu rakamın 10 milyonu mutsuz insanlan oluşturuyor. Bir ülkenin insanlarını mutlu bir ekonomi yaratmaya nasıl iteceksiniz? Binlerce işyerinin kapandığını gördüğümüz son 3-4 yıl içinde sanayici, hükümetlerin yanlış politikasından dolayı bankalann elinde perişan oldu. Peki, bu insanlann hiçbir kabahati yokken fabrikaları kapanmış, kapitalleri gitmiş ve ellerinde de bir sürü borç kalmışken, burada yapılacak tek şey süratle reformist hareketlere girmektir. Çünkü orta ve büyük boydaki tekstil sanayicisi büyük gayretle çalışıyor ama, kapitalini yanlış uygulamadan dolayı bankacılara kaptırmış durumda. Maalesef para eksikliği olan sanayi ve üretim yapamadığı için tekstilde yatırım durmaktadır. Yine aynı şekilde ithalat-ihracat dengesinde de yanlışlar var. Ben blue jean yapan fabrikalara mal satıyorum. Blue jeanın maliyeti 12-15 dolar. Bu malı eskiden 100-150 dolara satan yerler vardı, halen de var. Kaç kişi böyle 150 dolara 15 dolarlık malı alır?.. Almaz. Böyle bir kalkınma bizim işimiz değil. Üretimi ve değeri paralel götüren bir ekonomik model içinde kalkınmalıyız. Yoksa, 500 dolarlık ayakkabıyı 1000 dolara satacağım mantığıyla 70 milyon insanı kalkındıramazsınız. Onun için ucuz mal tüketen bir ekonomi yaratılmalı. Bunu hiçbir hükümet maalesef yapamadı.
Bankacılık sektörünün, yatırımcı ve üretici için dinamik bir sektör olması icap ederken, yok edici bir sektör durumuna geldiğini görüyoruz. Hükümetin bunu disipline etmesi lazım. Neden hükümetlerimiz yüksek faizle bono satar?.. Yani Türkiye bankalarında ve yastık altında olmak üzere dövizde 150 milyar dolara yakın para var. Şu anda liborun yüzde 1 olduğu bir yerde, hükümetlerimiz yüksek faizle borçlanma sisteminden bir türlü vazgeçemiyorlar. Zaten bankacılar bu parayı özel teşebbüse sermaye olarak veremiyor. O zaman satacağı bir tek yer var, O da Hükümet. O zaman hükümet de kendisini ağıra alarak düşünmeli ve "Dolar bazında yüzde 1-2 civan katkı koyarak alırım. Türk parasındada enflasyon oranı paralelinde veririm" demeli.
Bunu bir türlü kabul edemiyoruz. Çünkü yüksek faizle borçlanma çarkı sürekli dönüyor. Yani çarkı çevireyim derken yüksek faizle borçlanmanın neticesi, bana doğalgazı pahalı satıyor, elektriği pahalı satıyor. Dolayısıyla, 70 milyon vatandaşın, müteşebbisin ve sanayicinin canı yanıyor.
KARAKARTAL: Türkiye teksilde çok önemli bir üretici ülke. Bir de tüketen zengin ülkeler var ve yükselen bir rekabet var. Örneğin Uzakdoğu. Türkiye'nin şu anda Uzakdoğu'yla rekabeti hangi aşamada? Bizim canımızı yakan iç faktörler orada nasıl? Rekabet durumumuz Çin'le ve Uzakdoğu'yla hangi aşamada, tehlikeler nerede?
NARİN: Uzak Doğu'da, Çin'in, Hindistan'ın ve Endonezya'nın hiçbir rakibi yok. Amerika da buna dahil. Biz yatırımcılar, müteşebbisler, emeğe bir değer veriyoruz ve yüksek maliyet girdileriyle para kazanmaya çalışıyoruz, üzerine kapital koyuyoruz. Amerika'da aynı, Avrupa'da. Peki Uzakdoğu ne yapıyor? Çin'de 1.5 milyar insan var. Bunun 1 milyarı çalışıyor. Pekin şehrinin içinde ücretler, 30 dolarla 100 dolar arasında. Pekin'in 10 kilometre dışında aylık gelir 10 dolar. Şimdi 1 milyan çalışan bir ülkede hiçbir sosyal katkı olmadan bütün üretiminin geliri o milletin hazinesine giderse, bununla rekabet edecek bir gücü düşünmek hayal bile olmaz. Onun için Uzakdoğu'nun hiçbir ülkesiyle ne ABD ne Avrupa rekabet edebilir. Şimdi rekabet koşullannın bu kadar çarpık olduğu bir yerde biz komik duruma düşüyoruz. Şimdi Uzakdoğu'dan ithalat yapıyoruz. Kimin lehine? Orada çalışanın lehine. Kimin aleyhine? Burada ekmek için, çoluğunu çocuğunu okutmak için, yatırım yapmak için bekleyen 70 milyon insanın ekmeğini o insanlara kaptınyoruz. Burada yüksek okul bitirmiş kesimde yüzde 28'e varan işsizlikle yanşıyoruz ve buna da "ekonomi" diyoruz. Türki devletlere yatırım yapıyoruz, gardaş ülke diyoruz, gardaşımızın gardaşlarını besliyoruz, bizim kendi kardeşimize bir şey vermiyoruz. Bunları ekonomi olarak değerlendirmek bana göre çok yanlış.
Milletin ekonomisi kendi milletine yönelik kriterleri yaratmakla mümkündür. Her millet ayakta kalır, ama hangi şartlarda ayakta kalıyor, onu ele almak lazım.
Şimdi Türkiye Avrupa'nın, Uzakdoğu'nun bir pazarı olmuş, ama Türk milletinin her bir ferdi bayrak gibi ayakta kalma mücadelesi yapıyor. Bunu düzeltecek olan hükümetlerin istikrarlı, ciddi karadandır. Bu olmadığı sürece Türkiye mücadelesini böyle götürür. California'daki milli gelir fert başına 40 bin dolar civannda. Türkiye'de halen 3 bin dolar diye kıyametler kopuyor. Esasında kayıtdışı ekonomiyle mukayese ederseniz bu milli gelir 9-10 bin dolardır. Yani California'daki bir insandan 4 defa geriyiz. Peki benim milletimin ne eksiği var? Eksiği meydanda. İthalat rejimi yok, ihracat girişimi yok, ona karşı ithalat yapan her insana her hakkı veriyorsun, ihracat yapan her insanın kafasına çöküyorsun... "Onu niye yaptın, bunu niye yaptın" diye. Rejimi, Cumhuriyet'i ve Atatürk ilkelerini koruyabilmenin yolu halkına destek vermekten geçer. Benim için Almanya, İngiltere, Amerika hep dost
bir ülke olmalıdır; ama benim ne ebedi, ne de ezeli dostumdur. Zaten ebedi dostluğumuz olsaydı Amerika'yla, Almanya'yla bu kadar siyasi tartışmamız olmazdı. Yani milletin menfaati devamlı ön planda tutulacak olursa, Türk ekonomisi 500 milyar dolarlık ticaret hacmine 2-3 yılda ulaşır.
KARAKARTAL: Uzakdoğu meselesinde, oldukça karamsar bir tablo çizdiniz.
Hem iç pazara bu mallann gelmesindeki bir başıboşluk, bir serbestlik, öbür tarafta da bizim ihracat bakımından rekabetteki güçlüklerin altını çizdiniz. Peki tekstilde kurulu çalışan fabrikalar nasıl? kapasite sabit noktaya getirilebilir mi? Özellikle ihracattaki rekabette bu ülkeler de sonuçta aynı yerlere mal satıyor. Ne yapmalı?
NARİN: Bunlar mümkün değil ki. Sanayiciyi ithalatçı yapmışsınız. Daha hissedilmiyor, ama bir iki sene sonra daha kötü olacak. Şimdi Almanya bunun acısını çekiyor. Almanya'nın bütün ekonomisi çöktü, Almanya yatırım yapmaktan vazgeçti, bütün fabrikalan kapanıyor. Niye? Çünkü ilk defa ambalaj yapıp onlar ticaret yapıyorlar. İsviçre'de, Fransa'da bir tek kuruş yatırım yok. Şimdi ticaretin tadını aldığınız zaman yatırımcı olamazsınız. Ticaretin tadı her gün ıstakoz yiyen adama benzer. Sonunda ya gut hastalığına yakalanırsın, ya mide fesadından ölürsün. Nitekim Almanya da öyle. Yatırım ve üretimden vazgeçtiği için ekonomisi iflas etmek üzere. Uzakdoğu'dan ithalat yapıp onunla geçinen bir millet yarattığın zaman, milletin çoğunu ekarte etmiş olursunuz ve sadece tepedeki bir grup ondan istifade eder. O zamanda o ülkede üretim ve işsizlik problemi artar. Nitekim Türkiye'de de müteşebbise yatınm yaptırmak zor; bir sürü yerden müsaade alıyorsun, bir sürü yere hesap veriyorsun. Ama adam ithalat yapıp malı getiriyor satıyor, çocuğuna para bırakıyor, ama milletine bir şey bırakmıyor. Şimdi mületine bir şey bırakmayan bir ekonomik modelden, milleti geleceğe bir şey bırakan sisteme dönüştürecek olanlar ise siyasi güçlerdir. Halbuki onlar, yapılan ihracata bakıyorlar. Bir de saçma sapan fikirler var: "Efendim, ihracatın ithalatı karşılama oranı her geçen ay artıyor." Gözünüz kör olmasın, tabi artacak. Çünkü ithalatın üçte ikisi kayıt dışı. Bir de sen ithalattan hiç vergi almazsan, Gelir Vergisi mahsubunu yapacak şekilde bir sisteme bağlamazsan adam tabi ithalat yapar. Ondan sonra büyük para kazanır ve sonra o parayı da yer. Kiminle yer? Kendisi yer, çocuğu yer. Sonra? Çocuğunun çocuğuna bir şey yok.
KARAKARTAL: Türkiye'nin çıkan sanayileşme ve teknolojide; ama bu da zor şey diyorsunuz. Parayı kolaya satıyorlar, kolay satmak ticarettir. Ama teknoloji ve makine olmazsa neyi satacaksın? Peki orta vadede ne olur?
NARİN: Hükümetin ticaretten gelen bir sürü bakanı var, belediyeden geldiği için ticarete yakın da bir Başbakan'ı var. Bu insanların siyaseti, şunu bunu bir hafta, 15 gün bırakıp, böyle tepedeki birkaç tane insanla konuşmaktan da vazgeçip, insanların ihtiyacını ve sorunlarını pratik çözecek olan sistemi geliştirmeleri lazım. İki tane misal var yer yüzünde. Birincisi, Cristof Columbo'nun yumurtası... Yumurta dik durur mu dik durmaz mı? Adam vurunca dik durdurmuş; kırmış altını oturtmuş. Diğeri de Büyük İskender'in Gordiom'u. Kimse çözememiş tabi. Getirmiş kılıçla vurmuş kesmiş, çözülmüş. Böyle pratik çözümlere ihtiyaç var, uzun konuşmaya ihtiyaç yok. Bir meseleyi çözmek her zaman mümkündür. Meseleyi çözecek olan adam o işte menfaati olmayan adamdır. Sen kalkıp da menfaati ithalatta olan, menfaati şurada burada olan adamla oturup da bu meseleyi çözeceğim dersen, adam yokuşa koşar. Nitekim bütün hükümetlerin başına gelen de budur. Yani problemi yaratan adamlarla problemi çözmeye çalışıyorlar. Böyle bir şey olabilir mi?
|