Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Narin: İthalattan vergi alınmazsa yatırım olmaz
CNR Expo 10 yaşında
IWTO 2003-BUENOS AIRES
Ayın Konusu
Tüzmen:DTÖ'nün yeniden yapılanmasında Türkiye arabulucu olabilir
Oran: Türkiye, dünya ticaretinde yaşanacak değişimlerin öneminin farkında değil
Orakçıoğlu:
Cancun'daki başarısızlık yeni bir kaosu beraberinde getirebilir
Balduk: Cancun'daki çözümsüzlüğün sürmesi dünya barışı için de tehdit olur
Oğuz:
Zamanımız çok az, bu süreyi iyi değerlendirmeliyiz
Cancun'da kaçırılan fırsat
Görüş
Paker: Tekstil Türkiye'yi terkedecek
Araştırma
İtibarlı ve büyük firmalara gümrük yok
Sektör
İnce: AB'nin menşe kurallarında yapacağı değişikliklere yön vermeliyiz
Söyleşi
Özgümüş: Çin tehlikesi için hiçbir çalışma yapılmıyor
Gündem
Sanayinin devlerine İSO'dan ödül
Yeni kitaplar
Hukuk
EKONOMİK NEDENLE İŞTEN ÇIKARMA |
Sektör
Sendikamız Danışma Kurulu üyesi Mehmet Ali İnce:
"AB'nin menşe kurallarında yapacağı değişikliklere yön vermeliyiz"
Onur ANBARCI onur.anbarci@kotonline.com
Dürkiye Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası (TÜTSİS) Danışma Kurulu Üyesi Mehmet Ali İnce, Avrupa Birliği'nin menşe kurallarında yapmaya hazırlandığı değişikliğin Türk tekstil terbiye sanayi için kritik önem taşıdığını söyledi. Menşe kurallarında yapılacak değişikliklerle ilgili olarak Avrupa Tekstil Terbiye Dernekleri Konferedasyonu CRIET bünyesinde iki görüşün tartışıldığını ve yapılan oylamada Türkiye'nin karşı olduğu, aynı baskı gibi, boyama işlemi yanında ilave iki terbiye operasyonu ile birlikte eğer kumaşa % 52,5'luk katma değer sağlanıyorsa kumaşın AB menşeli olması görüşünün kabul edildiğini ifade eden İnce, "Eğer bu görüş kabul edilirse Türkiye'nin AB'ye yapacağı mamul kumaş ihracatında önemli bir rekabet unsuru ortadan kalkmış olacaktır" dedi. İnce, CRIET'te tartışılan görüşlerle ilgili olarak şu bilgileri verdi:
"Yürürlükte olan kurallara göre ipliğin ve dokuma/örgünün, AB içinden olmadığı durumlarda yanında bir ek operasyonla -kasar, şardon vs. gibi- birlikte, o kumaşı AB menşeli yapabiliyordu. Bu avantaj, sadece baskıcılara tanınmıştı. Dünyanın her tarafından ithal ettikleri kumaşlara sadece baskı yaparak AB menşeli kumaş haline getirebi-liyorlardı. Baskı dışında, bir kumaşın AB menşeli olabilmesi için en az % 51 katma değerin AB içinde yapılması gerekiyordu. Şimdi tartışılan iki görüş var. Birincisi iplik, örgü veya dokuma, boya veya baskıdan yani bu üç operasyondan herhangi ikisinin AB içinde yapılması o kumaşı AB menşeli yapabilecek. İkincisi aynı baskı gibi, boya da yanında ilave iki terbiye operasyonu ile birlikte eğer kumaşa % 52,5'luk katma değer sağlıyorsa kumaş AB menşeli olabilecek."
CRIET bünyesindeki ülkelerden Türkiye ve İtalya hariç diğerlerinin ikinci görüşü benimsediklerini, böylece ham kumaşı ucuz ithal ederek ve boyayarak AB menşeli mal haline getirmeyi istediklerini söyleyen İnce,"Bu plan doğal olarak Türkiye'nin işine hiç gelmiyor, zira AB'ye satabileceğimiz mamul kumaşlarla rekabet edebilecek yeni bir alternatif doğmuş olacak. Yapılan oylamada maalesef çoğunluğun görüşü olarak ikinci görüş benimsendi. Bundan sonra CRIET bütün platformlarda bu görüşü destekleyecek.Artık mücadele Euratex bünyesinde devam edileceğinden, Türkiye'nin Euratex'e üye diğer sivil toplum örgütleri ile mutlaka birinci alternatif yönünde lobi yapmaları gerekiyor. Eğer bu görüş kabul edilirse Türkiye'nin AB'ye yapacağı mamul kumaş ihracatında önemli bir rekabet unsuru ortadan kalkmış olacaktır" değerlendirmesini yaptı.
Menşe kurallarının ticaret hayatındaki etkisinin önemine dikkat çeken İnce, CRIET'in aldığı kararı Euratex'e ilettiğini ve artık Türkiye'nin Euratex bünyesinde yapılacak görüşmelerde iplik, örgü, dokuma, boya veya baskıdan herhangi ikisinin AB içinde yapılmasının o kumaşı AB menşeli yapabilmesine yönelik görüşün benimsenmesi için lobi yapması gerektiğini vurguladı.
"Konfeksiyonculardan doğru bilgi alamıyoruz"
Türkiye'de tekstil terbiye sanayiinin gelişimine yönelik değerlendirmelerde de bulunan İnce, Türkiye'nin daha önce 2 milyon ton olarak belirlenen terbiye kapasitesinin yapılan son yatırımlarla birlikte yüzde 20 oranında arttığını düşündüklerini söyledi. 3 yıl önce yüzde 56 oranında belirlenen kapasite kullanım oranının da şu an yüzde 60 civarında seyrettiğini söyleyen İnce, Türkiye'de tekstil terbiye ve konfeksiyon sektörü arasında ne tür sorunlar yaşandığına yönelik soruyu ise şu cümlelerle yanıtladı:
"Büyük oranda aksaklıkların nedeni iletişim kopuklukları oluyor. Buna biraz gayret gösteriyoruz ama tam etkili mesajı doğru kişilere verebildiğimiz de söylenemez. Benim gördüğüm doğru üretim yapabilmek için gerekli bilgiyi alamıyoruz. Biz kendi şirketimiz Pisa Tekstil'de bir uygulama başlattık. Artık her mala bir kalite numarası veriyoruz. Bu numarayı verebilmek için de üzerinde çalışacağımız kumaşla ilgili bazı standart, gizli olmayan, basit bilgileri talep ediyoruz müşterimizden. Mesela; İpliğin polyster mi pamuk mu olduğunu, hangi makinede örüldüğünü, ne kadar karışım olduğunu soruyoruz. Konfeksiyoncu bunu bilmiyor, bu bilgileri bize veremiyor. Ama bu bilgileri bizi doğru vermedikleri için kumaşları yada örgüleri düzgün çıkmadığı zaman terbiyeciler bize marifettiler, kalitemizi düşürdüler diyorlar. Öyle ilginç olaylar oluyorki, mesela bizde size söz ettiğim bilgiler alınmadan o ürünün terbiyeye alınması mümkün değil. Bir an önce işleme gireyim diye bize yanlış bilgiler veren, bu riski göze alabilen müşteriler karşımıza çıkıyor. Düşünün, bana yanlış bilgi verirse ben de yanlış iş yaparım. İşin bilgi düzeyine bile hakim değillerse kalite düzeyine nasıl hakim olabilirler?"
"Verimsizlik bizim için en büyük tehlike"
2005 yılında kotaların kalkması ile tekstil ve konfeksiyon sektöründe yaşanacak gelişmelerle ilgili de değerlendirmelerde bulunan İnce, "2005, düğmesine basıldığı anda hemen dengeler bozulmayacak ama zaman içinde etkileri dalga dalga yayılacak" dedi. İnce, bu tehlikelerin nasıl aşılabileceği youndaki görüşlerini ise şu cümlelerle anlattı:
"Bu tehlikeleri aşmanın en rahat yolu fileksibiliteyi artırmak ve katma değeri yüksek ürünlere kaymak. Bizi kurtaracak yol bu. Bu tekstil için de aynı, konfeksiyon için de
aynı. Konfeksiyonda organizatör firmalar haline dönüşülebilir. Konfeksiyonu illa Türkiye'de yapma zorunluluğumuz da olmayabilir. Şuna dikkat etmek gerekiyor; artık çok büyük oranlarda büyük alıcıların pazar paylarını artırdıklarını görüyoruz. Dolayısı ile tekstil bir yerde artık büyük senaryolarla oynanan bir oyun haline gelecek. Bu büyük oyun içinde en önemli unsur perakende zincirleri oluyor. Perakende zincirleri kendi asli görevlerinin dışında bir işle uğraşmak istemiyorlar. Yani alım satım dışında üretime girmek istemiyorlar. Böyle olunca bunlar organizatör firmalarla iş yapmaya yönelecekler. Yani Türkiye'deki firmalar da bu organizasyon yapısını kurarak perakende zincirlerine hizmet verebilir hale gelebilirler. Ben mesela boyahanelerin bu tür organizatör firmalar tarafından kapatılacağını düşünüyorum. Diyecekler ki senin kapasiten ne, o kapasiteni ben 1 yıl boyunca kapatıyorum, yalnızca bana çalışacaksın. Yani bizim ortağımız olmayan ama ortağımızmış gibi hareket eden firmaların organizasyonu içinde olacağız. Bu firmalar eğer Pakistan'da üretim yaptırmak ucuzsa orada yaptıracak ama bunu organize edip perakende zincirlerine malı satacak. Türkiye'yi bekleyen en büyük tehlike maliyetler ve onun da ötesinde verimsizlik. Kapasite fazlalığının yarattığı verimsizlik ileride bizi bekleyen en büyük tehlike olarak karşımızda duruyor."
|