[ , ]    Sayı:285 Eylül 2003

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


Güncel

  Narin: Hükümet bankacılığı mutlaka reforma tabi tutmalı

  Ashaboğlu; Türkiye'de iplik yatırımlarının geleceği kalmadı

  Dünyada ilk kez tekstilde deneniyor


 Sektör

  Koç; Şu an iplikte kendini amorti etmiş fabrikalar bile para kazanamaz durumda


 Pamuk

  DTÖ Cancun Müzakerelerinde Pamuk


 Söyleşi

   Aydın; Tekstilde güçbirlikleri ve birleşmeler artık kaçınılmaz


 Firma

   Topkapı İplik


 Hukuk

   Prof. Dr. Tankut CENTEL: BOŞTA KALINAN SÜRENİN ÜCRETİ

 

Sektör

Sendikamız Danışma Kurulu Üyesi Kenan Koç, iplik sektöründe fabrikaların makine kapattıklarını, faaliyette olanlarınsa zorunlu oldukları için üretimlerini sürdürdüklerini söyledi.

"Şu an iplikte kendini amorti etmiş fabrikalar bile para kazanamaz durumda"

 

Sendikamız Danışma Kurulu Üyesi ve iplik sektörünün yakından tanıdığı bir isim olan Kenan Koç ile Türk iplik sektörü masaya yatırdık. Koç, şu an iplik fabrikalarının para kazanamaz durumda olduklarını, üretimine devam eden fabrika-lannsa zorunlu olduklan için üretim yaptıklarını söyledi.
Koç, dövizde yaşanan düşüş nedeniyle sektörde yaşanan sıkıntılarla ilgili olarak "Türkiye'de iki türlü fiyat var. Bir dövizli fiyat, bir TL'li fiyat. Türk tekstilcisi de, konfeksiyoncusu da oyunu nasıl oynaması gerektiğine karar veremedi. Türk lirasını tamamen çöpe mi atacağız, kendimizi dövizle alıp dövizle satar halemi getireceğiz, fasoncumuzu dövizle mi bağlayacağız? Yoksa biz vadeli Türk lirası mal alıp, dövizle satıp, açık pozisyon yapıp, aradaki bir krizle şunla bunla paramı kazanacağız?" değerlendirmesini de yapan Koç, sektörün 2005 yılına ise borçlarını kapatıp, sermayesini güçlendirerek hazırlanması gerektiğini söyledi. Koç, 2005 sonrası için de umutlu konuştu ve "Bence Türkiye'de 100 yıl daha tekstil olacaktır" dedi. İplik ithalatına yönelik değerlendirmelerde de bulunan Koç, konfeksiyon sektörünün, bu ülkede tekstil sektörü var olduğu için var olabildiğini unutmamasını istedi. Koç, "Bana diyorlar; 'Pakistan'dan 20/1 karde trikonun fiyatı bu, Türkiye'de fiyatı bu. Biz Türkiye'de ipliği dünya fiyatlan ile alamıyoruz.' Niye alamıyorsun, alıyorsun. Sen Pakistan fiyatı ile Türk ipliğini alamıyorsun. Ben de alamıyorum Reno fiyatına Mercedes!" diye konuştu.


İşte, Kenan Koç ile yaptığımız söyleşiden satırlara dökülenler;
- İplikte sıkıntılı bir dönemin içindeyiz. Neler yaşanıyor ve Eylül ayı ile birlikte iplik-çileri neler bekliyor?
KOÇ: Döviz kurlarının düşüşü, buna rağmen elektrik fiyatlarının o kadar düşmeyip dolar bazında pahalanması, doğalgaz fiyatlarının yükselmesi, Türkiye'de ağırlıkla Ege pamuğunun fiyatının yu-kanya kolay çıkıp nazlı inmesinden dolayı onun da dolar bazında pahalılanması, Türk iplik fiyatlarının dolar bazında maliyetlerinin artmasına neden oldu. Ama diğer taraftan dövizin düşüşü aynı zamanda konfeksiyoncunun vadesini artırdığı için iplikteki maliyet artışı iplik fiyatlarına yansıtilama-dı. Bir de Ağustos ayı Avrupa'da ölü ay olduğu için zaten geleneksel olarak talep noksanlığı yaşanıyor. Avrupa'da ve özellikle İtalya'da Eylül'den itibaren fabrikalar çalışmaya başlayınca hem daha önceden alınmış eylül yüklemelerinin sevkıyatına başlanacak, hem de eylülün ilk 15 gününde son 4 aylık siparişler alınacak. Böylece yeni pamuğun fiyatıyla alınacak ihracat siparişlerinin devreye girmesi ile piyasadaki fiyat daha gerçek, daha derin bir fiyat olacak. Ama tabii karlı bir fiyat mı olacak, zararlı bir fiyat mı olacak, tam kapasite çalışmayı özendirecek bir fiyat mı olacak, bunlan da hem pamuk fiyatının hem yurtdışındaki iplik fiyatının oluşması sonucunda görebileceğiz. Ama benim bildiğim kadaıı ile Avrupa'daki iplik fabrikalan da zarar ettiklerinden dolayı çok büyük şikayetlerde bulunuyorlardı. Orada da az da olsa fabrika ka-panmalan oluşmaya başlamıştı. Avrupa'da Ağus-tos'ta kapatmış fabrikaların kaçta kaçı yeniden devreye girecek o da ayn bir soru işareti. Bence yüzde 100'ü giremeyecek ve bu ortada oluşan fiyatlara bağlı olacak. Yeni mahsûlün çıkmasına da ha vakit var, bollaşmasına da daha vakit var. Öyle olunca önümüzdeki bir kaç hafta içinde oturmuş fiyat değil, herkesin birbirini tarttığı ve satabildiği, çalıştırmak için uğraş verebileceği fiyatlar olacak. Ondan sonra piyasanın derinleşmesini ve oturmasını bekliyorum. Ama şu belliki, iplik fabrikalan bugünkü pamuk, elektrik fiyatlanyla, döviz fiyatıyla para kazanmazlar. Yani devam etmek zorunda olanlar edecek, ihtiyacı olmayanlar belki bir miktar makine kapatacaklar.
- Hep Türkiye'nin pazarlarını başka ülkelerin ele geçirmesinden, siparişlerin diğer bölgelere yönelmesinden söz ediliyor. Böyle bir ihtimal var mı?
KOÇ: Ben öyle bir tehlikeyi görmüyorum. Çünkü AB'nin iplik ithalatı sayılı ülkelerden yapılıyor. Bu ülkeler arasında Türkiye en büyük tedarikçi durumunda. Hindistan, Pakistan, Mısır, son üç dört senedir de Suriye ve Özbekistan diğer önemli tedarikçiler. Eğer bu pazara Suriye Özbekistan gibi yeni bir kaç ülke daha girerse Türkiye'nin payının düşmesi söz konusu olabilir. Zaten Türkiye'nin fiyatı Pakistan'dan daha pahalı ama mal aynı mal değil. Ona bakarsanız İtalyan fabrikasının fiyatı da Türk fabrikasından daha pahalı. Ama Türk fabrikasının malı İtalya'nınkinden daha iyi. Hem daha lüks pamuk kullanıyor, hem daha modern ve daha pahalı makinelerde yapılıyor. Ama ona rağmen İtalya'ya sattığım zaman İtalyan fabrikasına göre eksi yüzde 10, bilemedin eksi yüzde 5 fiyat önermelisinki satabilmelisin. Adam "Ben senden neden alayım" diyor. "İhtiyacım var onun için alacağım", "İtalyan fabrikasının malından yüzde 5 fazla vereceğim" denilecek günler daha gelmedi, 2005 yılına kadar da bunun pek değişeceğini sanmıyorum. 2005'ten sonra ne olur, onu da o zaman göreceğiz.
-İplikte yatırımlar hep devam etti Türkiye'de. Şu an hala devam ediyor bu yatırımlar. Siz Türkiye'de iplik yatırımlarının gelecekteki grafiğini nasıl görüyorsunuz?
KOÇ: Bakın, Türkiye'de ipliğe 1995'ten beri yatınm yapanlar bekledikleri kan kazandımı? Ben hiçbirinin bunu kazandıklarını zannetmiyorum. Ama iplikten kazanmadıklan gibi örme kumaştan da, dokuma kumaştan da kazanmadılar. Geçtiğimiz 7-8 senelik dönemde bir tek indigodan denimciler biraz kazandı. Onlarda çok güzel para kazandı. Şu anda iplikte, kendini amorti etmiş 5 yaşında 6 yaşında fabrikalar bile, düzgün çalıştıkları müddetçe bugünkü son bir iki aylık fiyatlarla para kazanmaz durumdalar. Ama yine herkes çarkını ufaltarak bile olsa devam ettirmek zorunda. Ben yatırımlarla ilgili kimseye 1995 yılında da yatırımı tavsiye etmedim, bugün de tavsiye etmiyorum. Ama Türkiye'de bugüne kadar bir yatırım indirimi, amortisman ayırma ve kur farklarını masrafa yazma özelliğinden dolayı sanayicinin vergi vereceğine fabrika yapmasını sağlayan bir düzenek vardı. Asıl tehlike 2004 yılından itibaren gelecek enflasyon muhasebesi, kur farklannı ortadan kaldırıp verginin enflasyondan arındırılmış karın vergisi haline döndürülmesi başlıyor. Maliye iyi niyetle buna bakıp doğruyu yapmaya çalıştığı taktirde sanayide, büyümenin artık hesapsız büyümeden gerçekten fizibl büyümeye doğru geçeceğine ve herkesin hesap kitabını yeniden yapmaya başlayacağını, bundan sonra da Türkiye'de "hem kar etmiyoruz hem zarar ediyoruz diyorsunuz, tekstil ihracatını artırıyor, bu kadar yatırım yapılıyor nasıl zarar ediliyor" gibi argümanların ortadan kalkacağını ve Türkiye'nin parasının, ekonomik terimi ile kıt kay-naklannın daha doğru alanlarda kullanılmasına imkan sağlanacağına inanıyorum. Bu nedenle 2004 yılında çok az yatırım yapılır diye görüyorum. Ama onda da devlet ayrı bir teşvik imkanı sağlar, bir takım şeyler yapar, onları o günkü şartlarda konuşmak lazım.

- Devletin sağladığı yatırım desteklerini, bölgelere göre sağlanan avantajları nasıl buluyorsunuz?
KOÇ: Bence, Türkiye'de üst düzey bürokrasinin artı politikacıların yaptığı bir başka tercih yada yanlış, yeni yatırım diye konuşulan konuların aslında bölgeler arasındaki faklılaşmayı artıran ve bir bölgedeki sanayinin yok edilmesi pahasına başka bölgede sanayi kurulmasını sağlayan düzenekler olduğu. Trakya bölgesi fabrikalarına bakalım. 1972 yılında kurulan fabrikalar çoğu bugün para kaybettiler, onlara Güneydoğu bölgesine verilen teşvikler verilmedi ve o fark o kadar büyüktü ki Güneydoğu bölgesinde, Adana, Antep, Maraş bölgesinde fabrikalar birden beşe büyürken, Trakya bölgesindeki fabrikalar ya birden ikiye büyüyebildi ya el değiştirdi ya sektörden çıktı ya da entegrasyona gitmek zorunda kaldı. Ölçü kaçü. Ama şimdi artık güneydoğudaki fabrikaların bile bu fiyatlarla karlı olma-dıklan açık. Türkiye'de yıllık yüzde 10/12 faizi hesaplamak lazım. Bunu geri getiren, artı çok hızlı eskiyen demodeleşen makinelerin kendini bu kadar kısa zamanda geri ödemesini sağlayan fiyat ve teşvik mekanizması artık yok. Onun için tekstilde ben bu sene sonuna kadar yatırım yapanlar yapar da ondan sonra aman aman yatırım yapılacağını, eski dönemlerdeki gibi yatırımlar yapılacağını sanmıyorum. Sadece modernizasyon, darboğaz giderme, yenileme gibi yatırımlar olur diye düşünüyorum.
-Döviz krizinin ardından bazı fabrikalar iplik fiyatlarında indirime gittiler. O indirimin piyasaya olumlu etkisi oldu mu?
KOÇ: Türkiye'de iki türlü fiyat var. Bir dövizli fiyat, bir TL'li fiyat. Türk tekstilcisi de, konfeksiyoncusu da oyunu nasıl oynaması gerektiğine karar veremedi. Türk lirasını tamamen çöpe mi atacağız, kendimizi dövizle alıp dövizle satar halemi getireceğiz, fasoncumuzu dövizle mi bağlayacağız, yoksa biz vadeli Türk lirası mal alıp, dövizle satıp, açık pozisyon yapıp, aradaki bir krizle şunla bunla paramı kazanacağız? Tabii döviz bazlı yapılan bağlantılarda maliyetler satış fiyatının üstüne çıkınca herkes kumar oynamak ihtiyacı duyuyor. Fiyat baskısı o kadar yüksek ki verilen döviz fiyatlarıyla satış yaptığımız zaman hesap tutmayabiliyor. O zaman hesap daha da kötü çıkacak olduğu halde Türk lirası alıp ya dövizin açık pozisyonuna, yada dövizin kapalı durumuna gitme zorunda kalıyorsunuz. İhracat açısından baktığımız zaman, biz ana işimizden para kazanamadığımızdan dolayı döviz TL parite-leriyle oynayıp oradan para kazanma umuduna kapılıyoruz. Ama bu dövizin TL karşısında düşüp, siz de TL fiyatıyla bir de vadeli mal aldıysanız o zaman aldığınız maldan dövizin düşüşüyle birlik-
te yüzde 10-15-20 zarar eder hale gelirseniz -ki geldi bir çok kişi- o zaman tabii yapacak fazla bir şey yok. Türk lirası fiyatları düşmüş düşmemiş dövizle fiyat verenlerin bazdan döviz fiyatlarına zam yaptı, bazılan döviz fiyatlarını indirdi. O da arz talep dengesi. Herkes bir şekilde Türkiye'de ipliğin dövizle de alınıp satılabileceğinin ve onun daha az riskli olduğunu görüp, dövizle de fiyat artışı olmaz mı demek yerine olur, yurtdışında fiyatlar hep aynı mı oluyor, hayır, inişte oluyor çıkışta bunu görüp ayarlamaları lazım.
- Çok sık konuşulan bir konu ise dövizde yaşanan iniş çıkışlar..
KOÇ: Türkiye'de benim için de en rahatsız edici olay dövizin aşın çıkıp aşırı inmesi. Burada tuzu kuru olanlar, "döviz artarken iyiydi düşerken mi kötü" gibi basit yaklaşımlara giriyorlar. Olayı basite indirgiyorlar. Halbuki gerçek şu; döviz aşın derecede arttığı zaman ters pozisyon alanlar batıyor, döviz aşın derecede düştüğü zaman düz pozisyon alanlar bitiyor. Yarın döviz başka türlü davrandığı zaman başka grup batıyor ve batanlar yeniden ayağa kalkamıyor. Kınlan tekerlekler bir daha dönmüyor ve Türkiye'de serbest kur olayından dolayı bir çok kişi, hem sektörümüzde olsun, hem özel parasında olsun, yada bankacılıkta olsun bundan zarar gördü, battı. Aslında Türkiye'deki en büyük problem serbest kur politikasının devamlı ekonomide bir takım kişileri döven, batıran bir halde olması.
- Ben biraz da 2005 yılı sonrası dünya ticaretinde yaşanacak değişiklikler konusunda görüşlerinizi almak istiyorum. Türk iplik üreticileri 2005 yılına nasıl hazırlanmalı?
KOÇ: Paralarını biriktirerek hazırlanmalı. 2005'in ilk altıncı ayında değil 2006'nın altıncı ayında, dönüp, ne oldu diye bakıp, ondan sonra da yatırım mı yapacak, fabrikayı mı kapatacak, makineleri mi satacak, Urfa'ya mı taşınacak, Çin'e mi taşınacak, kim haklı veya haksız teşvik veriyor, bizim ülkemiz ne yapıyor, tüm bunlara bakıp sağlamda duracak. Bizim 2005 için yapmamız gereken politika; mümkün oldukça borçlan kapatıp, paralan biriktirip, yarın öbür gün mücadele edebilecek güçte bir fabrika grupları olabilecek hale gelmek.
- Peki 2005 sonrası için bir sürü senaryo ortaya atılıyor. Çin'in tekel olmasından söz ediliyor. Türk tekstil sektörünün 2005 sonrasında rekabet şansı var mı?
KOÇ: Benim şahsi görüşüm Türkiye 100 yıl boyunca tekstil yapacak. Ben Çin'e, Hindistan'a gittim, Amerika'ya da gittim. Çin'de yenen bir tas sulu pirinç, bizde doğuda bir somun ekmek yiyiyor, bir çorba içiyor. Gerçekte bizim daha pahalıya mal ettiğimiz hiçbir şey yok. Ama onlar devlet serbest kuru uygulamaz da, Çin devleti benim 50 milyar dolara ihtiyacım var deyip, her fiyata mal satıp 50 milyar dolan toplayıp işini görecekse, o zaman dünyada kimsenin şansı yok. Ama onlar bile yapamayacaklar çünkü Çin'de de hammaddenin bir fiyatı var. Ondan daha ucuza iplik yapıp satmanın bir anlamı yok. Ne kadar hidroelektrik santralden gelse bile, sıfır maliyet görünse bile, elektriğin de maliyeti var. Biz tembeliz diyoruz ama bizim 50 yıldan bu yana gelmiş, kapitalist ortamda yetişmiş olmanın gerektirdiği bir çalışma kültürümüz var. Bu kültürümüz Almanlar'dan daha yavaş olsa bile Mısırlılar'dan da yüksek, Hintliler'den de yüksek. Ama en büyük tehlike Çin! Çünkü Çinliler'in çalışma kültürü Almanlar'dan bile yüksek. Ama bu bizim derdimiz mi diye baktığım zaman bu bizden önce Amerikalılar'ın, Almanlar'rn Fransızlar'ın derdi. Bize bir vuracaksa onlara 10 vuracak. Onlar bir şekilde kendilerini sağlama almaya çalışacaklar. Biz de bir fabrika batacaksa ABD'de 50, Avrupa'da 30 fabrika batacak. Türkiye ise bence kaybetmeyen ülkelerden biri olacak.
- Gümrük birliği anlaşması yine gündemdeki konulardan bir diğeri.. Siz bu anlaşma hakkında nasıl bir değerlendirme düşünüyorsunuz?
KOÇ: Türkiye'nin yaptığı anlaşma aslına bakarsan tam üyelik anlaşması ve biz malların serbest dolaşımı, insanların serbest dolaşımı, kapitalin, fikri hakların ondan sonra da tarım ürünlerinin serbest dolaşımını sağlayacaktık. Bir de biz gümrük birliğindeyiz derken yanlış konuşuyoruz. Biz sanayi ürünleri gümrük birliğindeyiz. Tarım ürünlerinde böyle bir şey yok. Özal'ın döneminde insanların, emeğin serbest dolaşımı tarihi geldi. O zaman otomatik olarak onun devreye girmesi gerekiyordu. Ama büyük ihtimalle Almanya'nın baskısı ile bizim tarafımızdan tek taraflı süresiz bir şekilde ertelendi. Bizim AB'ye üyeliğimizin süresi vardı. Bu takvim Ecevit'in bir kere dondurması ve sonraki gelişmelerden dolayı olması gereken takvimden saptı. Biz önce AB'nin tam üyesi olacaktık sonra gümrüklerimizi AB'ye açacaktık. Bir de Tansu Çiller'in Türkiye'ye verdiği en büyük zarar, Türkiye'deki o dönemin sivil toplum kuruluşlarında bulunan kişilerin en büyük kusuru bizim gümrük birliğine girdiğimizi lanse etmiş olmalan. Avrupa Birliği bizle gümrük birliğine 1968'lerde girdi. Biz zaten yıllardan beri gümrüksüz mal ihraç ediyorduk. Arabayı da ihraç etsek, yine gümrüksüz ihraç edebiliyorduk ama beceremiyorlardı. Biz tekstili yıllardan beri gümrüksüz ihraç ettiğimiz için kocaman bir tekstil sektörü oluştu. Kotalar gümrük birliği ile kalkmadı, kotalar ilk anlaşmayı yaptığımız tarihte kalktı. 1970'li yıllarda kurulan fabrikalar mallan-nı ihraç ederken herhangi bir sorun yoktu. Daha sonra Avrupalıların baskısı sonucunda Türk tarafı tek taraflı kendi ihracatına kota uygulamaya başladı. Biz ne yaptıysak kendimize yaptık. Biz AB'ye 196O'lı yıllarda girdik, AB bizle gümrük birliğine 1995'te girdi. Ve aradaki bu 20-25 senelik fark Türk ekonomisinin Avrupa ekonomisi karşısında ezilmesini sağlamak için verilmiş bir farktı. 1995 yılında Avrupa bizle gümrük birliğine girdi ve hem bizim gümrük gelirlerimiz yok oldu hemde vadeli ithalat yolu ile de Türkiye'de bir cennet yaratıldı. Türkiye ithal cenneti oldu ve bir buçuk iki senede bizi bitirdiler.
- İthalat sektörün gündemindeki bir diğer konu. Yurtdışından yapılan iplik ve mensucat ithalatındaki artıştan söz ediliyor. Konfeksiyoncular ise Türkiye'de dünya fiyatlarından iplik ve kumaş alamamaktan şikayetçi Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?
KOÇ: Bir kere Türk konfeksiyoncusu şunu bilmeli; bugün Türk konfeksiyon sanayi varsa tekstil olduğu için var. Bana diyorlar; "Pakistan'dan 20/1 karde trikonun fiyatı bu, Türkiye'de fiyatı bu. Biz Türkiye'de dünya fiyatları ile alamıyoruz." Niye alamıyorsun, alıyorsun. Sen Pakistan fiyatı ile Türk ipliğini alamıyorsun. Ben de alamıyorum Reno fiyatına Mercedes!" Şimdi baktığınız zaman Türkiye'nin ithalata çok büyük ihtiyacı yok. Türkiye'de ithalat serbest olmalı ama hiç kimse ithalat yapmaya meraklı olmamalı. Çünkü Türkiye işçisi, Cezayir işçisinden, Fas işçisinden, Malezya işçisinden daha ucuz bir işçi değil. Niye gelip adam burada üretim yapsın, yapmaz, yapmıyor. Türkiye'deki tekstilin kıymetlendirilerek konfeksiyon yapılarak satılması lazım. Çünkü adam Türk kumaşını Pakistan'a gönderip orada konfeksiyon yapıp almayı zul görecek. Şimdi bakıyoruz kumaş ihalatı yapılıyor, Türk kumaşçısı boş mu duracak, o da kumaş ihracatı yapıyor. Kime yapıyor Almanya'ya yapıyor Fransa'ya gönderiyor. O da kumaşı nereye gönderiyor? Romanya'ya Bulgaristan'a, Cezayir'e Fas'a. Ne oluyor? Türk kumaşı ile Cezayir, Fas'ta dikilmiş pantolon etek ceket, Türk kumaşı ile Türkiye'de dikilmiş pantolon ceket eteğe rakip oluyor. Ben şunu görür, şunu söylerimki ithalat, hammaddelerde önemli bir şey değil, arz talepten dolayı eksiklik varsa ithalat yapılır. Ama Türkiye'de tekstil sektörü 4-5 sene önce yüzde 65 kapasite ile çalışırken Türkiye'de bir gram iplik gelmezdi. Ama Türkiye'nin pamuğu yetmiyorsa pamuk ithalatı normaldir. Çünkü Türkiye pamuk ihraç etmiyor. Türkiye'ye kumaş ihracatı varsa kumaş ithalatı yapmak gereksizdir. Ama bunlar ufak miktarlarda olduğu müddetçe gelsin. Ama şu anda Türkiye'de yapılan sistem, dampingli fiyatla yüzde 5-6 olan gümrük vergisinden bile, teşvik belgesi ile getirip, KDV'den satılmak bile kar yolu olmaya gidiyordu. Şimdi onlan engellemeye çalışıyorlar. Onlar engellendikten sonra Türkiye'ye Uzakdoğu'dan hangi mal, neden gelsin? Boyalı bir mal o kadar yolu alıp da modanın o kadar sık değiştiği, kalitenin o kadar hızlı değiştiği bir ortamda nasıl sürekli kalsın bunlar hepsi ayrı zor hikayeler.
- Türkiye'de pamuğun geleceğini nasıl görüyorsunuz?
KOÇ: Baktığın zaman dünyada pamuk ABD'de dampingli, üreticiye destek ödeniyor, fiyat karlı olmasa bile üretim teşvik ediliyor. AB'de de teşvik veriliyor. Türkiye gümrük birliğine dahil, çırçırlan-mış pamuk sanayi ürünü Ege denizinin sol tarafında Yunanistan'da bulunan tarladaki pamuk kiloda 50-60 sent pirim alıyor, diğer taraftaki almıyor yada bir iki sent pirim alıyor. Böyle bir ortamda pamuğun Türkiye'de geleceğini nasıl görebiliriz? Türk pamuğunun fiyatı Yunan pamuğundan daha pahalı olmak zorunda kalıyor. Çünkü adam teşvik almış. Maraş'ta Urfa pamuğu kullamlmıyorda Yunan pamuğu kullanıyor. Bunların hepsi bir yerde trafik sapması. Haksız büyüklerde maliyet farkı değil de, kar farkı büyüklüklerinde teşvikler verildiği zaman Yunanistan'da Batı Trakya'da pamuk ekiliyor, Türkiye'de o bölgede pamuk ekilmiyor. Orada verimli olmayan yerde bile pamuk verimli hale geliyor. Pamuk, Türkiye'de ne olur. Ben bunu anlamak için şuna bakarım; Adana bölgesi hem pamuğun fiyatı çok düşük olan, hem de çok gübre kullanmak zorunda kaldığı için pamuğunu da en pahalıya mal eden bölge. Buna rağmen yıllardır Adana bölgesinde pamuk ekiliyor. Bunun da sebebi pamuk sanayi. İstendiği zaman mutlaka ürünü ertesi gün satabiliyorlar ve tarlalarda da sürekli değişik ürüne ihtiyaç var. Onun içinde Türkiye, pamuk ekmiyorum dese bile 500-600 ton ekeceği pamuk var. Türkiye'de her zaman pamuk ekilecek. GAP bölgesinde sulama devam ettikçe o bölgede pamuk üretimi de -aslına bakarsanız narenciye yapsalar daha iyi- artarak devam edecek Tarlalarda ancak mecbur kaldıkça, tuzlanma, kireçlenme ortaya çıktıkça başka ürünlere geçmeye başlayacaklar. Ama pamuk ekimine ayrılan saha sulama arttıkça artacak.
- Son sorum, şu an iplikte ne yapılırsa para ediyor, gelecekte ne yapılırsa para edecek?
KOÇ: Trendler ne yaparsan yap para kazanmayacaksına ve daha düşük maliyetli ama daha kaliteli iplikleri yapmalısına doğru gidiyor. Yeni yatırım yapılmadan yapılabilecek işlerle uğraşmak olabilir. Bizde fabrikaların bir kısmı büyüyecek, genel gideri düşürmeye çalışacaktır ama çok büyük fabrika olunca da çok karlı olacak diye birşey yok.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2003 TÜTSİS      -      boratur.net