Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Narin: Hükümet bankacılığı mutlaka reforma tabi tutmalı
Ashaboğlu;
Türkiye'de iplik yatırımlarının geleceği kalmadı
Dünyada ilk kez tekstilde deneniyor
Sektör
Koç;
Şu an iplikte kendini amorti etmiş fabrikalar bile para kazanamaz
durumda
Pamuk
DTÖ Cancun Müzakerelerinde
Pamuk
Söyleşi
Aydın;
Tekstilde güçbirlikleri ve birleşmeler artık kaçınılmaz
Firma
Topkapı İplik
Hukuk
Prof.
Dr. Tankut CENTEL: BOŞTA KALINAN
SÜRENİN ÜCRETİ
|
Sektör
Sendikamız Danışma
Kurulu Üyesi Kenan Koç, iplik sektöründe fabrikaların makine
kapattıklarını, faaliyette olanlarınsa zorunlu oldukları için
üretimlerini sürdürdüklerini söyledi.
"Şu an iplikte
kendini amorti etmiş fabrikalar bile para kazanamaz durumda"
Sendikamız
Danışma Kurulu Üyesi ve iplik sektörünün yakından tanıdığı
bir isim olan Kenan Koç ile Türk iplik sektörü masaya yatırdık.
Koç, şu an iplik fabrikalarının para kazanamaz durumda olduklarını,
üretimine devam eden fabrika-lannsa zorunlu olduklan için üretim
yaptıklarını söyledi.
Koç, dövizde yaşanan düşüş nedeniyle sektörde yaşanan sıkıntılarla
ilgili olarak "Türkiye'de iki türlü fiyat var. Bir dövizli
fiyat, bir TL'li fiyat. Türk tekstilcisi de, konfeksiyoncusu
da oyunu nasıl oynaması gerektiğine karar veremedi. Türk lirasını
tamamen çöpe mi atacağız, kendimizi dövizle alıp dövizle satar
halemi getireceğiz, fasoncumuzu dövizle mi bağlayacağız? Yoksa
biz vadeli Türk lirası mal alıp, dövizle satıp, açık pozisyon
yapıp, aradaki bir krizle şunla bunla paramı kazanacağız?" değerlendirmesini
de yapan Koç, sektörün 2005 yılına ise borçlarını kapatıp,
sermayesini güçlendirerek hazırlanması gerektiğini söyledi.
Koç, 2005 sonrası için de umutlu konuştu ve "Bence Türkiye'de
100 yıl daha tekstil olacaktır" dedi. İplik ithalatına
yönelik değerlendirmelerde de bulunan Koç, konfeksiyon sektörünün,
bu ülkede tekstil sektörü var olduğu için var olabildiğini
unutmamasını istedi. Koç, "Bana diyorlar; 'Pakistan'dan
20/1 karde trikonun fiyatı bu, Türkiye'de fiyatı bu. Biz Türkiye'de
ipliği dünya fiyatlan ile alamıyoruz.' Niye alamıyorsun, alıyorsun.
Sen Pakistan fiyatı ile Türk ipliğini alamıyorsun. Ben de alamıyorum
Reno fiyatına Mercedes!" diye konuştu.
İşte, Kenan Koç ile yaptığımız söyleşiden satırlara dökülenler;
- İplikte sıkıntılı bir dönemin içindeyiz. Neler yaşanıyor
ve Eylül ayı ile birlikte iplik-çileri neler bekliyor?
KOÇ: Döviz kurlarının düşüşü, buna rağmen elektrik fiyatlarının
o kadar düşmeyip dolar bazında pahalanması, doğalgaz fiyatlarının
yükselmesi, Türkiye'de ağırlıkla Ege pamuğunun fiyatının yu-kanya
kolay çıkıp nazlı inmesinden dolayı onun da dolar bazında pahalılanması,
Türk iplik fiyatlarının dolar bazında maliyetlerinin artmasına
neden oldu. Ama diğer taraftan dövizin düşüşü aynı zamanda
konfeksiyoncunun vadesini artırdığı için iplikteki maliyet
artışı iplik fiyatlarına yansıtilama-dı. Bir de Ağustos ayı
Avrupa'da ölü ay olduğu
için zaten geleneksel olarak talep noksanlığı yaşanıyor. Avrupa'da
ve özellikle İtalya'da Eylül'den itibaren fabrikalar çalışmaya
başlayınca hem daha önceden alınmış eylül yüklemelerinin sevkıyatına
başlanacak, hem de eylülün ilk 15 gününde son 4 aylık siparişler
alınacak. Böylece yeni pamuğun fiyatıyla alınacak ihracat siparişlerinin
devreye girmesi ile piyasadaki fiyat daha gerçek, daha derin
bir fiyat olacak. Ama tabii karlı bir fiyat mı olacak,
zararlı bir fiyat mı olacak, tam kapasite çalışmayı özendirecek
bir fiyat mı olacak, bunlan da hem pamuk fiyatının hem yurtdışındaki
iplik fiyatının oluşması sonucunda görebileceğiz. Ama benim
bildiğim kadaıı ile Avrupa'daki iplik fabrikalan da zarar ettiklerinden
dolayı çok büyük şikayetlerde bulunuyorlardı. Orada da az da
olsa fabrika ka-panmalan oluşmaya başlamıştı. Avrupa'da Ağus-tos'ta
kapatmış fabrikaların kaçta kaçı yeniden devreye girecek o
da ayn bir soru işareti. Bence yüzde 100'ü giremeyecek ve bu
ortada oluşan fiyatlara bağlı olacak. Yeni mahsûlün çıkmasına
da ha vakit var, bollaşmasına da daha vakit var. Öyle olunca
önümüzdeki bir kaç hafta içinde oturmuş fiyat değil, herkesin
birbirini tarttığı ve satabildiği, çalıştırmak için uğraş verebileceği
fiyatlar olacak. Ondan sonra piyasanın derinleşmesini ve oturmasını
bekliyorum. Ama şu belliki, iplik fabrikalan bugünkü pamuk,
elektrik fiyatlanyla, döviz fiyatıyla para kazanmazlar. Yani
devam etmek zorunda olanlar edecek, ihtiyacı olmayanlar belki
bir miktar makine kapatacaklar.
- Hep Türkiye'nin pazarlarını başka ülkelerin ele geçirmesinden,
siparişlerin diğer bölgelere yönelmesinden söz ediliyor. Böyle
bir ihtimal var mı?
KOÇ: Ben öyle bir tehlikeyi görmüyorum. Çünkü AB'nin iplik
ithalatı sayılı ülkelerden yapılıyor. Bu ülkeler arasında Türkiye
en büyük tedarikçi durumunda. Hindistan, Pakistan, Mısır, son
üç dört senedir de Suriye ve Özbekistan diğer önemli tedarikçiler.
Eğer bu pazara Suriye Özbekistan gibi yeni bir kaç ülke daha
girerse Türkiye'nin payının düşmesi söz konusu olabilir. Zaten
Türkiye'nin fiyatı Pakistan'dan daha pahalı ama mal aynı mal
değil. Ona bakarsanız İtalyan fabrikasının fiyatı da Türk fabrikasından
daha pahalı. Ama Türk fabrikasının malı İtalya'nınkinden daha
iyi. Hem daha lüks pamuk kullanıyor, hem daha modern ve daha
pahalı makinelerde yapılıyor. Ama ona rağmen İtalya'ya sattığım
zaman İtalyan fabrikasına göre eksi yüzde 10, bilemedin eksi
yüzde 5 fiyat önermelisinki satabilmelisin. Adam "Ben
senden neden alayım" diyor. "İhtiyacım var onun için
alacağım", "İtalyan fabrikasının malından yüzde 5
fazla vereceğim" denilecek günler daha gelmedi, 2005 yılına
kadar da bunun pek değişeceğini sanmıyorum. 2005'ten sonra
ne olur, onu da o zaman göreceğiz.
-İplikte yatırımlar hep devam etti Türkiye'de. Şu an hala devam
ediyor bu yatırımlar. Siz Türkiye'de iplik yatırımlarının gelecekteki
grafiğini nasıl görüyorsunuz?
KOÇ: Bakın, Türkiye'de ipliğe 1995'ten beri yatınm yapanlar
bekledikleri kan kazandımı? Ben hiçbirinin bunu kazandıklarını
zannetmiyorum. Ama iplikten kazanmadıklan gibi örme kumaştan
da, dokuma kumaştan da kazanmadılar. Geçtiğimiz 7-8 senelik
dönemde bir tek indigodan denimciler biraz kazandı. Onlarda
çok güzel para kazandı. Şu anda iplikte, kendini amorti etmiş
5 yaşında 6 yaşında fabrikalar bile, düzgün çalıştıkları müddetçe
bugünkü son bir iki aylık fiyatlarla para kazanmaz durumdalar.
Ama yine herkes çarkını ufaltarak bile olsa devam ettirmek
zorunda. Ben yatırımlarla ilgili kimseye 1995 yılında da yatırımı
tavsiye etmedim, bugün de tavsiye etmiyorum. Ama Türkiye'de
bugüne kadar bir yatırım indirimi, amortisman ayırma ve kur
farklarını masrafa yazma özelliğinden dolayı sanayicinin vergi
vereceğine fabrika yapmasını sağlayan bir düzenek vardı. Asıl
tehlike 2004 yılından itibaren gelecek enflasyon muhasebesi,
kur farklannı ortadan kaldırıp verginin enflasyondan arındırılmış
karın vergisi haline döndürülmesi başlıyor. Maliye iyi niyetle
buna bakıp doğruyu yapmaya çalıştığı taktirde sanayide, büyümenin
artık hesapsız büyümeden gerçekten fizibl büyümeye doğru geçeceğine
ve herkesin hesap kitabını yeniden yapmaya başlayacağını, bundan
sonra da Türkiye'de "hem kar etmiyoruz hem zarar ediyoruz
diyorsunuz, tekstil ihracatını artırıyor, bu kadar yatırım
yapılıyor nasıl zarar ediliyor" gibi argümanların ortadan
kalkacağını ve Türkiye'nin parasının, ekonomik terimi ile kıt
kay-naklannın daha doğru alanlarda kullanılmasına imkan sağlanacağına
inanıyorum. Bu nedenle 2004 yılında çok az yatırım yapılır
diye görüyorum. Ama onda da devlet ayrı bir teşvik imkanı sağlar,
bir takım şeyler yapar, onları o günkü şartlarda konuşmak lazım.
-
Devletin sağladığı yatırım desteklerini, bölgelere göre sağlanan
avantajları nasıl buluyorsunuz?
KOÇ: Bence, Türkiye'de üst düzey bürokrasinin artı politikacıların
yaptığı bir başka tercih yada yanlış, yeni yatırım diye konuşulan
konuların aslında bölgeler arasındaki faklılaşmayı artıran
ve bir bölgedeki sanayinin yok edilmesi pahasına başka bölgede
sanayi kurulmasını sağlayan düzenekler olduğu. Trakya bölgesi
fabrikalarına bakalım. 1972 yılında kurulan fabrikalar çoğu
bugün para kaybettiler, onlara Güneydoğu bölgesine verilen
teşvikler verilmedi ve o fark o kadar büyüktü ki Güneydoğu
bölgesinde, Adana, Antep, Maraş bölgesinde fabrikalar birden
beşe büyürken, Trakya bölgesindeki fabrikalar ya birden ikiye
büyüyebildi ya el değiştirdi ya sektörden çıktı ya da entegrasyona
gitmek zorunda kaldı. Ölçü kaçü. Ama şimdi artık güneydoğudaki
fabrikaların bile bu fiyatlarla karlı olma-dıklan açık. Türkiye'de
yıllık yüzde 10/12 faizi hesaplamak lazım. Bunu geri getiren,
artı çok hızlı eskiyen demodeleşen makinelerin kendini bu kadar
kısa zamanda geri ödemesini sağlayan fiyat ve teşvik mekanizması
artık yok. Onun için tekstilde ben bu sene sonuna kadar yatırım
yapanlar yapar da ondan sonra aman aman yatırım yapılacağını,
eski dönemlerdeki gibi yatırımlar yapılacağını sanmıyorum.
Sadece modernizasyon, darboğaz giderme, yenileme gibi yatırımlar
olur diye düşünüyorum.
-Döviz krizinin ardından bazı fabrikalar iplik fiyatlarında
indirime gittiler. O indirimin piyasaya olumlu etkisi oldu
mu?
KOÇ: Türkiye'de iki türlü fiyat var. Bir dövizli fiyat, bir
TL'li fiyat. Türk tekstilcisi de, konfeksiyoncusu da oyunu
nasıl oynaması gerektiğine karar veremedi. Türk lirasını tamamen
çöpe mi atacağız, kendimizi dövizle alıp dövizle satar halemi
getireceğiz, fasoncumuzu dövizle mi bağlayacağız, yoksa biz
vadeli Türk lirası mal alıp, dövizle satıp, açık pozisyon yapıp,
aradaki bir krizle şunla bunla paramı kazanacağız? Tabii döviz
bazlı yapılan bağlantılarda maliyetler satış fiyatının üstüne
çıkınca herkes kumar oynamak ihtiyacı duyuyor. Fiyat baskısı
o kadar yüksek ki verilen döviz fiyatlarıyla satış yaptığımız
zaman hesap tutmayabiliyor. O zaman hesap daha da kötü çıkacak
olduğu halde Türk lirası alıp ya dövizin açık pozisyonuna,
yada dövizin kapalı durumuna gitme zorunda kalıyorsunuz. İhracat
açısından baktığımız zaman, biz ana işimizden para kazanamadığımızdan
dolayı döviz TL parite-leriyle oynayıp oradan para kazanma
umuduna kapılıyoruz. Ama bu dövizin TL karşısında düşüp, siz
de TL fiyatıyla bir de vadeli mal aldıysanız o zaman aldığınız
maldan dövizin düşüşüyle birlik-
te yüzde 10-15-20 zarar eder hale gelirseniz -ki geldi bir
çok kişi- o zaman tabii yapacak fazla bir şey yok. Türk lirası
fiyatları düşmüş düşmemiş dövizle fiyat verenlerin bazdan döviz
fiyatlarına zam yaptı, bazılan döviz fiyatlarını indirdi. O
da arz talep dengesi. Herkes bir şekilde Türkiye'de ipliğin
dövizle de alınıp satılabileceğinin ve onun daha az riskli
olduğunu görüp, dövizle de fiyat artışı olmaz mı demek yerine
olur, yurtdışında fiyatlar hep aynı mı oluyor, hayır, inişte
oluyor çıkışta bunu görüp ayarlamaları lazım.
- Çok sık konuşulan bir konu ise dövizde yaşanan iniş çıkışlar..
KOÇ: Türkiye'de benim için de en rahatsız edici olay dövizin
aşın çıkıp aşırı inmesi. Burada tuzu kuru olanlar, "döviz
artarken iyiydi düşerken mi kötü" gibi basit yaklaşımlara
giriyorlar. Olayı basite indirgiyorlar. Halbuki gerçek şu;
döviz aşın derecede arttığı zaman ters pozisyon alanlar batıyor,
döviz aşın derecede düştüğü zaman düz pozisyon alanlar bitiyor.
Yarın döviz başka türlü davrandığı zaman başka grup batıyor
ve batanlar yeniden ayağa kalkamıyor. Kınlan tekerlekler bir
daha dönmüyor ve Türkiye'de serbest kur olayından dolayı bir
çok kişi, hem sektörümüzde olsun, hem özel parasında olsun,
yada bankacılıkta olsun bundan zarar gördü, battı. Aslında
Türkiye'deki en büyük problem serbest kur politikasının devamlı
ekonomide bir takım kişileri döven, batıran bir halde olması.
- Ben biraz da 2005 yılı sonrası dünya ticaretinde yaşanacak
değişiklikler konusunda görüşlerinizi almak istiyorum. Türk
iplik üreticileri 2005 yılına nasıl hazırlanmalı?
KOÇ: Paralarını biriktirerek hazırlanmalı. 2005'in ilk altıncı
ayında değil 2006'nın altıncı ayında, dönüp, ne oldu diye bakıp,
ondan sonra da yatırım mı yapacak, fabrikayı mı kapatacak,
makineleri mi satacak, Urfa'ya mı taşınacak, Çin'e mi taşınacak,
kim haklı veya haksız teşvik veriyor, bizim ülkemiz ne yapıyor,
tüm bunlara bakıp sağlamda duracak. Bizim 2005 için yapmamız
gereken politika; mümkün oldukça borçlan kapatıp, paralan biriktirip,
yarın öbür gün mücadele edebilecek güçte bir fabrika grupları
olabilecek hale gelmek.
- Peki 2005 sonrası için bir sürü
senaryo ortaya atılıyor. Çin'in tekel olmasından söz ediliyor.
Türk tekstil sektörünün 2005 sonrasında rekabet şansı var mı?
KOÇ: Benim şahsi görüşüm Türkiye 100 yıl boyunca tekstil yapacak.
Ben Çin'e, Hindistan'a gittim, Amerika'ya da gittim. Çin'de
yenen bir tas sulu pirinç, bizde doğuda bir somun ekmek yiyiyor,
bir çorba içiyor. Gerçekte bizim daha pahalıya mal ettiğimiz
hiçbir şey yok. Ama onlar devlet serbest kuru uygulamaz da,
Çin devleti benim 50 milyar dolara ihtiyacım var deyip, her
fiyata mal satıp 50 milyar dolan toplayıp işini görecekse,
o zaman dünyada kimsenin şansı yok. Ama onlar bile yapamayacaklar
çünkü Çin'de de hammaddenin bir fiyatı var. Ondan daha ucuza
iplik yapıp satmanın bir anlamı yok. Ne kadar hidroelektrik
santralden gelse bile, sıfır maliyet görünse bile, elektriğin
de maliyeti var. Biz tembeliz diyoruz ama bizim 50 yıldan bu
yana gelmiş, kapitalist ortamda yetişmiş olmanın gerektirdiği
bir çalışma kültürümüz var. Bu kültürümüz Almanlar'dan daha
yavaş olsa bile Mısırlılar'dan da yüksek, Hintliler'den de
yüksek. Ama en büyük tehlike Çin! Çünkü Çinliler'in çalışma
kültürü Almanlar'dan bile yüksek. Ama bu bizim derdimiz mi
diye baktığım zaman bu bizden önce Amerikalılar'ın, Almanlar'rn
Fransızlar'ın derdi. Bize bir vuracaksa onlara 10 vuracak.
Onlar bir şekilde kendilerini sağlama almaya çalışacaklar.
Biz de bir fabrika batacaksa ABD'de 50, Avrupa'da 30 fabrika
batacak. Türkiye ise bence kaybetmeyen ülkelerden biri olacak.
- Gümrük birliği anlaşması yine gündemdeki konulardan bir diğeri..
Siz bu anlaşma hakkında nasıl bir değerlendirme düşünüyorsunuz?
KOÇ: Türkiye'nin yaptığı anlaşma aslına bakarsan tam üyelik
anlaşması ve biz malların serbest dolaşımı, insanların serbest
dolaşımı, kapitalin, fikri hakların ondan sonra da tarım ürünlerinin
serbest dolaşımını sağlayacaktık. Bir de biz gümrük birliğindeyiz
derken yanlış konuşuyoruz. Biz sanayi ürünleri gümrük birliğindeyiz.
Tarım ürünlerinde böyle bir şey yok. Özal'ın döneminde insanların,
emeğin serbest dolaşımı tarihi geldi. O zaman otomatik olarak
onun devreye girmesi gerekiyordu. Ama büyük ihtimalle Almanya'nın
baskısı ile bizim tarafımızdan tek taraflı süresiz bir şekilde
ertelendi. Bizim AB'ye üyeliğimizin süresi vardı. Bu takvim
Ecevit'in bir kere dondurması ve sonraki gelişmelerden dolayı
olması gereken takvimden saptı. Biz önce AB'nin tam üyesi olacaktık
sonra gümrüklerimizi AB'ye açacaktık. Bir de Tansu Çiller'in
Türkiye'ye verdiği en büyük zarar, Türkiye'deki o dönemin sivil
toplum kuruluşlarında bulunan kişilerin en büyük kusuru bizim
gümrük birliğine girdiğimizi lanse etmiş olmalan. Avrupa Birliği
bizle gümrük birliğine 1968'lerde girdi. Biz zaten yıllardan
beri gümrüksüz mal ihraç ediyorduk. Arabayı da ihraç etsek,
yine gümrüksüz ihraç edebiliyorduk ama beceremiyorlardı. Biz
tekstili yıllardan beri gümrüksüz ihraç ettiğimiz için kocaman
bir tekstil sektörü oluştu. Kotalar gümrük birliği ile kalkmadı,
kotalar ilk anlaşmayı yaptığımız tarihte kalktı. 1970'li yıllarda
kurulan fabrikalar mallan-nı ihraç ederken herhangi bir sorun
yoktu. Daha sonra Avrupalıların baskısı sonucunda Türk tarafı
tek taraflı kendi ihracatına kota uygulamaya başladı. Biz ne
yaptıysak kendimize yaptık. Biz AB'ye 196O'lı yıllarda girdik,
AB bizle gümrük birliğine 1995'te girdi. Ve aradaki bu 20-25
senelik fark Türk ekonomisinin Avrupa ekonomisi karşısında
ezilmesini sağlamak için verilmiş bir farktı. 1995 yılında
Avrupa bizle gümrük birliğine girdi ve hem bizim gümrük gelirlerimiz
yok oldu hemde vadeli ithalat yolu ile de Türkiye'de bir cennet
yaratıldı. Türkiye ithal cenneti oldu ve bir buçuk iki senede
bizi bitirdiler.
- İthalat sektörün gündemindeki bir diğer konu. Yurtdışından
yapılan iplik ve mensucat ithalatındaki artıştan söz ediliyor.
Konfeksiyoncular ise Türkiye'de dünya fiyatlarından iplik ve
kumaş alamamaktan şikayetçi Siz nasıl değerlendiriyorsunuz
bu durumu?
KOÇ: Bir kere Türk konfeksiyoncusu şunu bilmeli; bugün Türk
konfeksiyon sanayi varsa tekstil olduğu için var. Bana diyorlar; "Pakistan'dan
20/1 karde trikonun fiyatı bu, Türkiye'de fiyatı bu. Biz Türkiye'de
dünya fiyatları ile alamıyoruz." Niye alamıyorsun, alıyorsun.
Sen Pakistan fiyatı ile Türk ipliğini alamıyorsun. Ben de alamıyorum
Reno fiyatına Mercedes!" Şimdi baktığınız zaman Türkiye'nin
ithalata çok büyük ihtiyacı yok. Türkiye'de ithalat serbest
olmalı ama hiç kimse ithalat yapmaya meraklı olmamalı. Çünkü
Türkiye işçisi, Cezayir işçisinden, Fas işçisinden, Malezya
işçisinden daha ucuz bir işçi değil. Niye gelip adam burada
üretim yapsın, yapmaz, yapmıyor. Türkiye'deki tekstilin kıymetlendirilerek
konfeksiyon yapılarak satılması lazım. Çünkü adam Türk kumaşını
Pakistan'a gönderip orada konfeksiyon yapıp almayı zul görecek.
Şimdi bakıyoruz kumaş ihalatı yapılıyor, Türk kumaşçısı boş
mu duracak, o da kumaş ihracatı yapıyor. Kime yapıyor Almanya'ya
yapıyor Fransa'ya gönderiyor. O da kumaşı nereye gönderiyor?
Romanya'ya Bulgaristan'a, Cezayir'e Fas'a. Ne oluyor? Türk
kumaşı ile Cezayir, Fas'ta dikilmiş pantolon etek ceket, Türk
kumaşı ile Türkiye'de dikilmiş pantolon ceket eteğe rakip oluyor.
Ben şunu görür, şunu söylerimki ithalat, hammaddelerde önemli
bir şey değil, arz talepten dolayı eksiklik varsa ithalat yapılır.
Ama Türkiye'de tekstil sektörü 4-5 sene önce yüzde 65 kapasite
ile çalışırken Türkiye'de bir gram iplik gelmezdi. Ama Türkiye'nin
pamuğu yetmiyorsa pamuk ithalatı normaldir. Çünkü Türkiye pamuk
ihraç etmiyor. Türkiye'ye kumaş ihracatı varsa kumaş ithalatı
yapmak gereksizdir. Ama bunlar ufak miktarlarda olduğu müddetçe
gelsin. Ama şu anda Türkiye'de yapılan sistem, dampingli fiyatla
yüzde 5-6 olan gümrük vergisinden bile, teşvik belgesi ile
getirip, KDV'den satılmak bile kar yolu olmaya gidiyordu. Şimdi
onlan engellemeye çalışıyorlar. Onlar engellendikten sonra
Türkiye'ye Uzakdoğu'dan hangi mal, neden gelsin? Boyalı bir
mal o kadar yolu alıp da modanın o kadar sık değiştiği, kalitenin
o kadar hızlı değiştiği bir ortamda nasıl sürekli kalsın bunlar
hepsi ayrı zor hikayeler.
- Türkiye'de pamuğun geleceğini nasıl görüyorsunuz?
KOÇ: Baktığın zaman dünyada pamuk ABD'de dampingli, üreticiye
destek ödeniyor, fiyat karlı olmasa bile üretim teşvik ediliyor.
AB'de de teşvik veriliyor. Türkiye gümrük birliğine dahil,
çırçırlan-mış pamuk sanayi ürünü Ege denizinin sol tarafında
Yunanistan'da bulunan tarladaki pamuk kiloda 50-60 sent pirim
alıyor, diğer taraftaki almıyor yada bir iki sent pirim alıyor.
Böyle bir ortamda pamuğun Türkiye'de geleceğini nasıl görebiliriz?
Türk pamuğunun fiyatı Yunan pamuğundan daha pahalı olmak zorunda
kalıyor. Çünkü adam teşvik almış. Maraş'ta Urfa pamuğu kullamlmıyorda
Yunan pamuğu kullanıyor. Bunların hepsi bir yerde trafik sapması.
Haksız büyüklerde maliyet farkı değil de, kar farkı büyüklüklerinde
teşvikler verildiği zaman Yunanistan'da Batı Trakya'da pamuk
ekiliyor, Türkiye'de o bölgede pamuk ekilmiyor. Orada verimli
olmayan yerde bile pamuk verimli hale geliyor. Pamuk, Türkiye'de
ne olur. Ben bunu anlamak için şuna bakarım; Adana bölgesi
hem pamuğun fiyatı çok düşük olan, hem de çok gübre kullanmak
zorunda kaldığı için pamuğunu da en pahalıya mal eden bölge.
Buna rağmen yıllardır Adana bölgesinde pamuk ekiliyor. Bunun
da sebebi pamuk sanayi. İstendiği zaman mutlaka ürünü ertesi
gün satabiliyorlar ve tarlalarda da sürekli değişik ürüne ihtiyaç
var. Onun içinde Türkiye, pamuk ekmiyorum dese bile 500-600
ton ekeceği pamuk var. Türkiye'de her zaman pamuk ekilecek.
GAP bölgesinde sulama devam ettikçe o bölgede pamuk üretimi
de -aslına bakarsanız narenciye yapsalar daha iyi- artarak
devam edecek Tarlalarda ancak mecbur kaldıkça, tuzlanma, kireçlenme
ortaya çıktıkça başka ürünlere geçmeye başlayacaklar. Ama pamuk
ekimine ayrılan saha sulama arttıkça artacak.
- Son sorum, şu an iplikte ne yapılırsa para ediyor, gelecekte
ne yapılırsa para edecek?
KOÇ: Trendler ne yaparsan yap para kazanmayacaksına ve daha
düşük maliyetli ama daha kaliteli iplikleri yapmalısına doğru
gidiyor. Yeni yatırım yapılmadan yapılabilecek işlerle uğraşmak
olabilir. Bizde fabrikaların bir kısmı büyüyecek, genel gideri
düşürmeye çalışacaktır ama çok büyük fabrika olunca da çok
karlı olacak diye birşey yok.
|