[ , ]    Sayı:285 Eylül 2003

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


Güncel

  Narin: Hükümet bankacılığı mutlaka reforma tabi tutmalı

  Ashaboğlu; Türkiye'de iplik yatırımlarının geleceği kalmadı

  Dünyada ilk kez tekstilde deneniyor


 Sektör

  Koç; Şu an iplikte kendini amorti etmiş fabrikalar bile para kazanamaz durumda


 Pamuk

  DTÖ Cancun Müzakerelerinde Pamuk


 Söyleşi

   Aydın; Tekstilde güçbirlikleri ve birleşmeler artık kaçınılmaz


 Firma

   Topkapı İplik


 Hukuk

   Prof. Dr. Tankut CENTEL: BOŞTA KALINAN SÜRENİN ÜCRETİ

 

Güncel


Narin: Hükümet bankacılığı mutlaka reforma tabi tutmalı

 

Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, hükümetin, ekonomik refah için bankacılık sektöründe mutlaka ciddi reform yapması gerektiğini söyledi. Narin, Doç. Dr. Sadi Uzunoğulları'nın hazırlayıp sunduğu TV8'deki "3. Seans" programına konuk oldu. Bankacılık sektörü ile reel sektör ilişkisinin masaya yatırıldığı TV8'deki programda Narin'le yapılan söyleşinin özeti şöyle:

UZUNOĞLU: Sayın Narin herkes ekonomide işler iyi gidiyor diyor. Peki iyi gitmeyen bir şey var mı?

NARİN: Bankacılık sisteminde yapılan hiçbir şey yok. İş alemi büyük bir ekonomik potansiyeli yaratmaya yönelik çalışma içine girdi. Müteşebbis kendi üretimini yapmak için büyük yatırımlar yapıyor, bu da Türkiye'de büyük bir ekonomik potansiyeli ortaya çıkanyor. Bizim son birkaç senede tekrar böyle canlanan bir ekonomiye sahip olmamızın temel sebebi, müteşebbisin kendi gayretinden dolayı ortaya çıkan hadise. Ancak Eksik olan iki şey var. Devletten destek yok, bankalardan da hayır yok. Parasal değil ama alt yapı için, hükümetin destek vermesi lazım. Ama destek verecek gücü yok. Yani bankalarla olan kavga var. Sayın Dervişle başlayan bir kavga bu. Biz o dönemde Sayın Derviş'e bir kaç defa "Bankaları kurtarmaya çalışma, ekonomiye canlılık vermeye çalış. Müteşebbis yatırımını, üretimini artırır iş sahası açarsa, bankalar kendi kendine zaten sisteme girer" dedik. Ama anlatamadık. Bugünkü hükümetimiz de bu kadar batan banka varken, bu kadar yük milletin sırtına yüklenmişken ve Hazine, yani dolayısıyla hepimizin cüzdanı boşalmışken, halen bankacılığa bir türlü şekil veremiyor.
Neden korkuyorlar? Bono satamamaktan, Hazine bonosu ihraç edememekten, borçlan çevirememekten...

UZUNOĞLU: Bankalar sadece 2000'de 50 milyar dolar kredi vermiş. Resmi rakamlara göre bu kredilerin batıklık oranı ise yüzde 20. Sonuçta bunları işveren almış, kendi sermayesi gibi kullanmış. Çünkü yatırım kredisi gibi kullanmış bu kredileri; ki ticaret bankaları yatırım kredisi vermez aslında.

NARİN: Vermemesi lazım. Bankacılık sektöründeki bozukluğu bana siz söylüyorsunuz. Bütün dava burada. 2000'de bankaların 50 milyar dolar kredi verdiğine inanmak, resmi kayıtlar bile olsa mümkün değil. Çünkü, 2000'de bankalar zaten perişandı. Bırakın kredi vermeyi, o dönemde kendilerinin krediye ihtiyacı vardı. Ancak bankalar o dönemde kredi operasyonu gibi, tahsil edemediği borçlarını yeni kredi vermiş gibi faizlerinin üzerine faiz eklemek suretiyle bunu "kredi verdim operasyonu"na çevirmişlerdir. Yani 10 milyon dolar borç almışız, 10 milyon dolar borcu ödüyoruz ama faizden dolayı hala 10 milyon dolar borcumuz var. Şimdi bu sistemde bankalar kredinin devam etmesi için faize kredi açmış gibi mütalaa ederek bu rakamlan kayda geçmişlerdir. Başka türlü olmaz. Bu da kredi değil ama.

UZUNOĞLU: Şimdi böyle 2.5 ay vadeli bir ortamda, 1 yıl vadeli kredi verdiğiniz zaman faizler yükseldiğinde ban-kalan suçlamaya başlıyoruz. Oysa şöyle bir şey var: Sizin kullandığınız kredinin kaynağı vatandaş. Vatandaş gelip bankaya faizler yükseldiğinde "yüksek faiz ver" dediği zaman banka ne yapsın? Banka da size tabi ki yüksek faizle satacak.

NARİN: Kusura bakmayın, 2.5 aylık faizli krediyi veren bankanın bir ticari operasyonu olması ve 2.5 ayda da bunun bitmesine bir kere yüzde yüz inanması lazım. Bunu oraya sermaye gibi verdiğini peşinen kabul etmesi lazım. Demek ki, bizim sistemimizde sorun var. Sorunun bir tarafı bu. İkincisi; müşteriye kredi kartı vermişsiniz kullandırıyorsunuz, ama her ay öyle bir faiz çıkarıyorsunuz ki adamın kullanmış olduğu kredi kartı evini, arabasını, her şeyini sattırıyor. Aylık masrafı için yapmış olduğu kredi masrafı bütün varlığıyla bile ödenmiyor. Şimdi buna bankacılık dediğiniz zaman biraz ayıp oluyor. Onun için ben diyorum ki, hükümetimiz milletin ekonomik refaha ulaşabilmesi için bankacılık sektörünü, mutlaka ciddi reforma tabi tutmalı.

UZUNOĞLU: Ne yapalım?

NARİN: Bankacılık sektörünün kendi ortaklarına, kendi mensupları dahil, ticari faaliyetlerini bir kere limite edecek olan bir kanunun gelmesi lazım. Yani bankalar sadece bankacılık yapacak, iştirak olmayacak. İkincisi; bankalar bir müesseseyle kontrat yaptığı zaman "o kontratın şartlarını ben istediğim zaman değiştiririm, istediğim zaman bu krediyi geri çağınrım" derse, müteşebbisi ve yatırımcıyı yaratamazsınız. Demek ki, bunun da Merkez Bankası sistemiyle bir yere bağlanması lazım. Yani bu kontratlann bir sigortası olması şart.

UZUNOĞLU: Ancak burada şöyle bir şey var: Eğer banka 2.5 ay vadeli mevduat topluyorsa ve yüzde 25'ini yatırıma yönlendiriyorsa, banka baştan ölümü kabul etmiş demektir. Sanayiciyi de öldürür, kendisini de öldürür. Bankalardan alınan 2.5 ay vadeli mevduatla Türkiye'nin yatırım yapması mümkün değil.

NARİN: Tabii ki yapamazsın ama biz sanayiciler olarak ihracat yapıyoruz. İhracat yaparken de basit krediler kullanıyoruz. Biz bu ihracatın formalitesini bitirmek için, sanki dövizi Türkiye'ye getiren benim sanayici arkadaşlarım değilmiş gibi muhatap olmadığımız ceza yok. Bir de ithalat yapan arkadaşlarımız var.
Yatırım mallan haricinde 35-40 milyar dolarlık ithalat yapılıyor, Türkiye'nin dövizi tüketiliyor. Bunlann gelir vergisini gümrükten mal çekerken kontrol etmek, düzene bağlamak mümkün olsa, getirişi Hazine'ye büyük katkı olur. Nasıl ki müteahhitlerimizin kanun gereği yüzde 20'den aşağı kâr marjı beyan etmesi yasak. Aynı sistem burada da uygulanabilir. Bizim bugün bir şansımız var. O da hükümet mensuplarının bakanlann çoğu ticaret hayatından gelme. Ama bu şartlar altında dahi kaçağı ve bankacılık sistemini kontrol edemiyoruz. Enflasyonun yüzde 20'ye düştüğü yerde yüzde 37'lerle Hazine bonosu ihraç ediyorsun, dolayısıyla para çalışmayan adamların cebine gidiyor.

UZUNOĞLU: Bankalan bu kadar suçlamayın, bankaların yapacağı başka bir şey yok. Hazine'nin çok ciddi bir faiz yükü var. Zaten bozulma orada, bence bankacılıkta falan değil. Hazine'nin yapısı o kadar bozuk ki, Hazine bonosu, devlet tahvili satamadığı anda bu sefer borcunu çeviremeyecek.

NARİN: Demek ki sorun yine bankalarda. Hazine dünya standartlarında borçlanmayı kabul etse, bankalar bu parayı risk almamak için ya devlete verecektir ya müteşebbise verecektir. Ama memleketin içindeki mevduatı, milli mevduatı borçlanıp sonra da "Ben bu fiyattan aşağı senden Hazine Bonosu almam" diyerek hükümeti yüksek faizle borçlandırarak, milletin sırtına yük getiriyor. O zaman hükümet de diyecek ki "Milli mevduattır Türk milletinin parası, ben bunu bilançom bozuk olmasına rağmen seninle dünya standardına çok yakın şartlarda alırım".

UZUNOĞLU: O zaman anlaşması lazım. Ama o anlaşma biliyorsunuz tahkimle veya konsolidasyonla olur.

NARİN: Ben öyle şeye katiyen katılmam, çünkü ben Türk ekonomisini çok sağlıklı görüyorum.

UZUNOĞLU: Peki, bir de kurları konuşalım. Kur sizi en çok ilgilendiren sorun. Şu andaki kurdan memnun musunuz?

NARİN: Beni kur hiç ilgilendirmiyor, başkalarını çok ilgilendiriyor. Şimdi devalüasyon yapılırken 600-700 bin lira olsun diye çok münakaşa ettim; siz de hocasınız, biliyorsunuz. Sonra bunu 1 milyon 700 bine çıkardık, herkes memnun, ama ekonomi rahatsız. Sonra büyük bankalarımız bu sene sonuna 1 doları 2 milyon liraya fonvard aldılar. 700 binden 1 milyon 700 bine çıkarsa 2 milyona çıkar diye düşündüler herhalde. Şimdi onların hepsi zarar yazacak. Çünkü riskini bağlamamıştır, kendini akıllı zannetmiştir. Eğer bağlamışsa mesele yok. 700 binden 1 milyon 700 bine çıkarken Türk parasının lüzumsuz değer kaybettirildiğini kimse kabul etmemiş. Bence bugün, Türk ekonomisi normal şartlar altında Eurodaki sisteme geliyor. Yani ben şunu söylüyorum; bugün 1 milyon 400 bin çok yüksek bir seviye.

UZUNOĞLU: Aşağı doğru insin diyorsunuz...

NARİN: Hayır insin demiyorum. 1 milyon 200 binlere inecek ve tahminime göre önümüzdeki şubat ve mart aylarında 1 milyon liraya yaklaşacak. Şunu kabul edin: Türk parası değer kazandıkça, enflasyon düştükçe bu hükümetin becerisi milletin becerisi olur. Çünkü, üretmenin, yatırımın getirdiği bir hadisedir bu. Ama, bu hadisenin eksik olan ayağını halledemiyoruz. Uzakdoğu'dan ithalatın halen disiplin altına alınamadığını görüyoruz. Bugün Endonezya'da 350-400 milyon, Çin'de 1 milyar insan boğaz tokluğuna çalışıyor ve biz bu ithalatımızı beceri olarak gösteriyoruz. Biz diyoruz ki, "Türkiye'de üretilmiş ve Türk malını ihraç eden insanlar yatınm sahası açar." Bugün üniversite mezunu genç insanlann yüzde 28'inin işsiz olması bu millet için büyük bir ayıptır. Niye artıyor bu? Çünkü, Uzakdoğu'dan getirilen ithalat mallan biz şekillendirip Avrupa'ya yolluyoruz, yeni yatırım sahası açmıyoruz.
UZUNOĞLU: Kuru aşağıya doğru getirince çok daha fazla ithalat olmaz mı? - Çünkü, o fiyatlarla siz üretemeyeceksiniz içeride...

NARİN: Olmaz. Biz o fiyatlarla rahat üretiriz. Eğer hükümet, vergi miktarlarında ve SSK primlerinde dünya ortalamalarında bir düzenlemeye ve Uzakdoğu'dan yapılan ithalatı kontrol edecek duruma gelse biz rahat üretiriz. Çünkü biz üretken milletiz; Yatırım yaparsanız, bu milletin insanlarının işsiz kalması mümkün değil. Biz, böyle insanları okutarak, sokağa bırakarak işsiz bırakma hakkına sahip değiliz.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2003 TÜTSİS      -      boratur.net