Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Narin: Hükümet bankacılığı mutlaka reforma tabi tutmalı
Ashaboğlu;
Türkiye'de iplik yatırımlarının geleceği kalmadı
Dünyada ilk kez tekstilde deneniyor
Sektör
Koç;
Şu an iplikte kendini amorti etmiş fabrikalar bile para kazanamaz
durumda
Pamuk
DTÖ Cancun Müzakerelerinde
Pamuk
Söyleşi
Aydın;
Tekstilde güçbirlikleri ve birleşmeler artık kaçınılmaz
Firma
Topkapı İplik
Hukuk
Prof.
Dr. Tankut CENTEL: BOŞTA KALINAN
SÜRENİN ÜCRETİ
|
Güncel
Narin: Hükümet bankacılığı mutlaka reforma tabi tutmalı
Sendikamız
Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin,
hükümetin, ekonomik refah için bankacılık sektöründe mutlaka
ciddi reform yapması gerektiğini söyledi. Narin, Doç. Dr. Sadi
Uzunoğulları'nın hazırlayıp sunduğu TV8'deki "3. Seans" programına
konuk oldu. Bankacılık sektörü ile reel sektör ilişkisinin
masaya yatırıldığı TV8'deki programda Narin'le yapılan söyleşinin
özeti şöyle:
UZUNOĞLU:
Sayın Narin herkes ekonomide işler iyi gidiyor diyor. Peki
iyi gitmeyen bir şey var mı?
NARİN:
Bankacılık sisteminde yapılan hiçbir şey yok. İş alemi büyük
bir ekonomik potansiyeli yaratmaya yönelik çalışma içine girdi.
Müteşebbis kendi üretimini yapmak için büyük yatırımlar yapıyor,
bu da Türkiye'de büyük bir ekonomik potansiyeli ortaya çıkanyor.
Bizim son birkaç senede tekrar böyle canlanan bir ekonomiye
sahip olmamızın temel sebebi, müteşebbisin kendi gayretinden
dolayı ortaya çıkan hadise. Ancak Eksik olan iki şey var. Devletten
destek yok, bankalardan da hayır yok. Parasal değil ama alt
yapı için, hükümetin destek vermesi lazım. Ama destek verecek
gücü yok. Yani bankalarla olan kavga var. Sayın Dervişle başlayan
bir kavga bu. Biz o dönemde Sayın Derviş'e bir kaç defa "Bankaları kurtarmaya çalışma, ekonomiye
canlılık vermeye çalış. Müteşebbis yatırımını, üretimini artırır
iş sahası açarsa, bankalar kendi kendine zaten sisteme girer" dedik.
Ama anlatamadık. Bugünkü hükümetimiz de bu kadar batan banka
varken, bu kadar yük milletin sırtına yüklenmişken ve Hazine,
yani dolayısıyla hepimizin cüzdanı boşalmışken, halen bankacılığa
bir türlü şekil veremiyor.
Neden korkuyorlar? Bono satamamaktan, Hazine bonosu ihraç edememekten,
borçlan çevirememekten...
UZUNOĞLU:
Bankalar sadece 2000'de 50 milyar dolar kredi vermiş. Resmi
rakamlara göre bu kredilerin batıklık oranı ise yüzde 20. Sonuçta
bunları işveren almış, kendi sermayesi gibi kullanmış. Çünkü
yatırım kredisi gibi kullanmış bu kredileri; ki ticaret bankaları
yatırım kredisi vermez aslında.
NARİN:
Vermemesi lazım. Bankacılık sektöründeki bozukluğu bana siz
söylüyorsunuz. Bütün dava burada. 2000'de bankaların 50 milyar
dolar kredi verdiğine inanmak, resmi kayıtlar bile olsa mümkün
değil. Çünkü, 2000'de bankalar zaten perişandı. Bırakın kredi
vermeyi, o dönemde kendilerinin krediye ihtiyacı vardı. Ancak
bankalar o dönemde kredi operasyonu gibi, tahsil edemediği
borçlarını yeni kredi vermiş gibi faizlerinin üzerine faiz
eklemek suretiyle bunu "kredi verdim operasyonu"na
çevirmişlerdir. Yani 10 milyon dolar borç almışız, 10 milyon
dolar borcu ödüyoruz ama faizden dolayı hala 10 milyon dolar
borcumuz var. Şimdi bu sistemde bankalar kredinin devam etmesi
için faize kredi açmış gibi mütalaa ederek bu rakamlan kayda
geçmişlerdir. Başka türlü olmaz. Bu da kredi değil ama.
UZUNOĞLU:
Şimdi böyle 2.5 ay vadeli bir ortamda, 1 yıl vadeli kredi verdiğiniz
zaman faizler yükseldiğinde ban-kalan suçlamaya başlıyoruz.
Oysa şöyle bir şey var: Sizin kullandığınız kredinin kaynağı
vatandaş. Vatandaş gelip bankaya faizler yükseldiğinde "yüksek
faiz ver" dediği zaman banka ne yapsın? Banka da size
tabi ki yüksek faizle satacak. NARİN:
Kusura bakmayın, 2.5 aylık faizli krediyi veren bankanın bir
ticari operasyonu olması ve 2.5 ayda da bunun bitmesine bir
kere yüzde yüz inanması lazım. Bunu oraya sermaye gibi verdiğini
peşinen kabul etmesi lazım. Demek ki, bizim sistemimizde sorun
var. Sorunun bir tarafı bu. İkincisi; müşteriye kredi kartı
vermişsiniz kullandırıyorsunuz, ama her ay öyle bir faiz çıkarıyorsunuz
ki adamın kullanmış olduğu kredi kartı evini, arabasını, her
şeyini sattırıyor. Aylık masrafı için yapmış olduğu kredi masrafı
bütün varlığıyla bile ödenmiyor. Şimdi buna bankacılık dediğiniz
zaman biraz ayıp oluyor. Onun için ben diyorum ki, hükümetimiz
milletin ekonomik refaha ulaşabilmesi için bankacılık sektörünü,
mutlaka ciddi reforma tabi tutmalı.
UZUNOĞLU:
Ne yapalım?
NARİN:
Bankacılık sektörünün kendi ortaklarına, kendi mensupları dahil,
ticari faaliyetlerini bir kere limite edecek olan bir kanunun
gelmesi lazım. Yani bankalar sadece bankacılık yapacak, iştirak
olmayacak. İkincisi; bankalar bir müesseseyle kontrat yaptığı
zaman "o kontratın şartlarını ben istediğim zaman
değiştiririm, istediğim zaman bu krediyi geri çağınrım" derse,
müteşebbisi ve yatırımcıyı yaratamazsınız. Demek ki, bunun
da Merkez Bankası sistemiyle bir yere bağlanması lazım. Yani
bu kontratlann bir sigortası olması şart.
UZUNOĞLU:
Ancak burada şöyle bir şey var: Eğer banka 2.5 ay vadeli mevduat
topluyorsa ve yüzde 25'ini yatırıma yönlendiriyorsa, banka
baştan ölümü kabul etmiş demektir. Sanayiciyi de öldürür, kendisini
de öldürür. Bankalardan alınan 2.5 ay vadeli mevduatla Türkiye'nin
yatırım yapması mümkün değil.
NARİN:
Tabii ki yapamazsın ama biz sanayiciler olarak ihracat yapıyoruz.
İhracat yaparken de basit krediler kullanıyoruz. Biz bu ihracatın
formalitesini bitirmek için, sanki dövizi Türkiye'ye getiren
benim sanayici arkadaşlarım değilmiş gibi muhatap olmadığımız
ceza yok. Bir de ithalat yapan arkadaşlarımız var.
Yatırım mallan haricinde 35-40 milyar dolarlık ithalat yapılıyor,
Türkiye'nin dövizi tüketiliyor. Bunlann gelir vergisini gümrükten
mal çekerken kontrol etmek, düzene bağlamak mümkün olsa, getirişi
Hazine'ye büyük katkı olur. Nasıl ki müteahhitlerimizin kanun
gereği yüzde 20'den aşağı kâr marjı beyan etmesi yasak. Aynı
sistem burada da uygulanabilir. Bizim bugün bir şansımız var.
O da hükümet mensuplarının bakanlann çoğu ticaret hayatından
gelme. Ama bu şartlar altında dahi kaçağı ve bankacılık sistemini
kontrol edemiyoruz. Enflasyonun yüzde 20'ye düştüğü yerde yüzde
37'lerle Hazine bonosu ihraç ediyorsun, dolayısıyla para çalışmayan
adamların cebine gidiyor.
UZUNOĞLU:
Bankalan bu kadar suçlamayın, bankaların yapacağı başka bir
şey yok. Hazine'nin çok ciddi bir faiz yükü var. Zaten bozulma
orada, bence bankacılıkta falan değil. Hazine'nin yapısı o
kadar bozuk ki, Hazine bonosu, devlet tahvili satamadığı anda
bu sefer borcunu çeviremeyecek.
NARİN:
Demek ki sorun yine bankalarda. Hazine dünya standartlarında
borçlanmayı kabul etse, bankalar bu parayı risk almamak için
ya devlete verecektir ya müteşebbise verecektir. Ama memleketin
içindeki mevduatı, milli mevduatı borçlanıp sonra da "Ben
bu fiyattan aşağı senden Hazine Bonosu almam" diyerek
hükümeti yüksek faizle borçlandırarak, milletin sırtına yük
getiriyor. O zaman hükümet de diyecek ki "Milli mevduattır
Türk milletinin parası, ben bunu bilançom bozuk olmasına rağmen
seninle dünya standardına çok yakın şartlarda alırım".
UZUNOĞLU:
O zaman anlaşması lazım. Ama o anlaşma biliyorsunuz tahkimle
veya konsolidasyonla olur.
NARİN:
Ben öyle şeye katiyen katılmam, çünkü ben Türk ekonomisini
çok sağlıklı görüyorum.
UZUNOĞLU:
Peki, bir de kurları konuşalım. Kur sizi en çok ilgilendiren
sorun. Şu andaki kurdan memnun musunuz?
NARİN:
Beni kur hiç ilgilendirmiyor, başkalarını çok ilgilendiriyor.
Şimdi devalüasyon yapılırken 600-700 bin lira olsun diye çok
münakaşa ettim; siz de hocasınız, biliyorsunuz. Sonra bunu
1 milyon 700 bine çıkardık, herkes memnun, ama ekonomi rahatsız.
Sonra büyük bankalarımız bu sene sonuna 1 doları 2 milyon liraya
fonvard aldılar. 700 binden 1 milyon 700 bine çıkarsa 2 milyona
çıkar diye düşündüler herhalde. Şimdi onların hepsi zarar yazacak.
Çünkü riskini bağlamamıştır, kendini akıllı zannetmiştir. Eğer
bağlamışsa mesele yok. 700 binden 1 milyon 700 bine çıkarken
Türk parasının lüzumsuz değer kaybettirildiğini kimse kabul
etmemiş. Bence bugün, Türk ekonomisi normal şartlar altında
Eurodaki sisteme geliyor. Yani ben şunu söylüyorum; bugün 1
milyon 400 bin çok yüksek bir seviye.
UZUNOĞLU:
Aşağı doğru insin diyorsunuz...
NARİN:
Hayır insin demiyorum. 1 milyon 200 binlere inecek ve tahminime
göre önümüzdeki şubat ve mart aylarında 1 milyon liraya yaklaşacak.
Şunu kabul edin: Türk parası değer kazandıkça, enflasyon düştükçe
bu hükümetin becerisi milletin becerisi olur. Çünkü, üretmenin,
yatırımın getirdiği bir hadisedir bu. Ama, bu hadisenin eksik
olan ayağını halledemiyoruz. Uzakdoğu'dan ithalatın halen disiplin
altına alınamadığını görüyoruz. Bugün Endonezya'da 350-400
milyon, Çin'de 1 milyar insan boğaz tokluğuna çalışıyor ve
biz bu ithalatımızı beceri olarak gösteriyoruz. Biz diyoruz
ki, "Türkiye'de üretilmiş ve Türk malını ihraç
eden insanlar yatınm sahası açar." Bugün üniversite mezunu
genç insanlann yüzde 28'inin işsiz olması bu millet için büyük
bir ayıptır. Niye artıyor bu? Çünkü, Uzakdoğu'dan getirilen
ithalat mallan biz şekillendirip Avrupa'ya yolluyoruz, yeni
yatırım sahası açmıyoruz.
UZUNOĞLU: Kuru aşağıya doğru getirince çok daha fazla ithalat
olmaz mı? - Çünkü, o fiyatlarla siz üretemeyeceksiniz içeride...
NARİN:
Olmaz. Biz o fiyatlarla rahat üretiriz. Eğer hükümet, vergi
miktarlarında ve SSK primlerinde dünya ortalamalarında bir
düzenlemeye ve Uzakdoğu'dan yapılan ithalatı kontrol edecek
duruma gelse biz rahat üretiriz. Çünkü biz üretken milletiz;
Yatırım yaparsanız, bu milletin insanlarının işsiz kalması
mümkün değil. Biz, böyle insanları okutarak, sokağa bırakarak
işsiz bırakma hakkına sahip değiliz.
|