Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Narin: Türkiye bölgedeki emniyet
supabı konumunu muhafaza etmeli
İşletmelerde "performans
değerlendirmesi" gündemde
Araştırma
Tekstil ve giyim sanayi Irak savaşına
hazırlıksız yakalandı
Fuar
Moskova'ya fuar çıkarması
Firma
Atlas, dünyayı halıyla "düğümlüyor"
Çalışma Hayatı
İşyeri iç yönetmeliği ve hukuki niteliği
Hukuk
İSTİFA EDİP AYRILAN İŞÇİNİN İŞVERENE İHBAR
TAZMİNATI ÖDEMESİ
|
Güncel
Narin: Türkiye
bölgedeki emniyet supabı konumunu muhafaza etmeli

Sendikamız
Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, Irak savaşıyla birlikte
ortaya çıkan yeni dönemde Türkiye'nin bölgesindeki konumunu
koruyarak, bütünlüğüne mani olabilecek bir sistemi bertaraf
etmesine dönük çabalarını sürdürmesinin şart olduğuna dikkat
çekti.
İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği öğrencileri
tarafından 5-8 Mart 2003 tarihleri arasında üniversitenin
Maçka'daki kampüsünde "Uluslararası Yönetim Bilimleri Kongresi"
düzenlendi.
B u
yıl 4'üncüsü gerçekleşen kongrenin amacını, değişen yönetici
profiline katkıda bulunmak, yönetim bilimine alternatif bakış
açılan sunmak, yönetici adaylarının kendilerini geliştirmeleri
oluştururken kongrede aynı zamanda, alanında uzman yönetici
ve işadamlarının tecrübelerini ve deneyimlerini paylaştığı paneller
düzenlendi. Bu amaca katkıda bulunmak için Sendikamız Yönetim
Kurulu Başkanı Halit Narin, Hyundai Assan Yönetim
Kurulu Başkanı Ali Kibar ve İTO Başkan Yardımcısı Osman
Deveci konusu "Muhtemel Bir Irak Savaşı'nın Türkiye
Ekonomisi Üzerine Etkileri" olan panele konuşmacı olarak
katıldılar. Sayın Narin'in katılımcılar tarafından ilgi ile
izlenen konuşmasının özetini aşağıda sunuyoruz;
"Muhtemel Irak Savaşı üzerinde neler oiabilir diye düşündüğünüz
zaman, her şey olur, hiçbir şey de olmaz. Çünkü, bizim ekonomimizin
temelde dayandığı noktalar finans bakımından çok zayıftır. Maalesef
Türkiye'nin kolektif çalışma düzeni ve üreten insanlara karşı
alınmış yasal tedbirlerden dolayı Türk ekonomisi istenilen seviyede
hiçbir zaman büyümemektedir. İnsanları üretime ve yatırıma sevk
edecek politikalara ihtiyaç var. Türk ekonomisinin kayıt dışı
kısmı, resmi istatistiklere göre yüzde 50'dir, özel teşebbüse
göre aşağı yukarı dörtte üçü ile üçte ikisi kadardır. Merkez
Bankası'nın bütün sistemi likit para, emisyondaki para dediğimiz
sistem, kayıtlı ekonomi için yapılmış olan bir sistemdir. Dolayısıyla,
bunun iki misli veya üç misli daha fazla bir ekonomi için emisyondaki
para hiçbir zaman yetmemektedir. Yermediği için de, Türk ekonomisinin
istatistiki rakamlarının, gayrisafi milli hasılayla alakalı
kısımları gerçeği yansıtmamaktadır. Bu böyle olunca, finans
dünyasının bankalar sistemiyle alakalı kısımları, daima müteşebbisi,
yatırımcıyı para satan insanlann karşısında mahkûm duruma, ezik
duruma düşürmektedir. Yani, Sayın Derviş'in iki senedir uygulamış
olduğu politika, "Türkiye'deki bankacılık sisteminde likit
durumu fazla olacak ve ondan sonra ekonomi düzelecektir"
şeklindeydi. Derviş'in konuya bu mantık içinde yaklaşmış olması
ve dışarıdan gelen bu kadar finans kaynağının Türkiye'nin üretim
kaynaklarına yansımaması nedeniyle maalesef Türk ekonomisi sıkıntıdan
kurtulamadığı gibi, Türk ekonomisi, Türk mületi daha da fazla
borçlanmıştır.
Bu mali politikadan dolayı rahatsız olmayacak hiçbir sektörü
düşünmek mümkün değildir. Anneniz, babanız, kardeşiniz,
akrabalarınız, öğretmenleriniz, müteşebbisler, yatırımcılar
herkes bundan rahatsız olmuştur. Halbuki müteşebbisi ve reel
ekonomiyi rahatlatacak olan , uzun vadede ucuz kredi sistemiyle
finans dünyasının eksiğini tamamlamak, ama bu finansı ekonomiye
enjekte ederek yatırım yaptıracak ve dolayısıyla kalkınmayı
hızlandıracak bir sistem olmalıdır. Dolayısıyla da borçlanmayı
süratle ödeyecek olan bir ekonomik modeli seçmektir. Devlet
giderlerini sistem içinde küçültmek, müteşebbisi ve özel
teşebbüsü, yani sizlerin geleceğini, şahsi becerilerinizle
müteşebbisin büyük katkılarıyla ekonomiyi canlandırmaya
yöneltmektir.

Ama maalesef, takdim edilmiş olan yeni bütçemizde gördüğümüz
rakamların iki tanesini vereyim. Türkiye'nin bu seneki döviz
cinsinden borç ödemesi 40 küsur milyar dolar, Türkiye'nin bütün
yatırımı için bütçede ayrılmış olan rakam İse, 9 milyar
civarında olduğu söylenmektedir. Bunun tamamen tersi dahi olsa,
70 milyon Türk vatandaşının geleceğini canlandıracak miktarın
biîe, 40 küsur milyar dolarda kalmaması icap ederken, bu miktar
Türkiye'nin kalkınması, sosyal dengesinin kurulması yerine, borç
ve faiz giderleri gibi yurt içi ve yurtdışı kaynaklarına
aktarılmaktadır. Dolayısıyla, yatınmcı gücüne darbe vuran ama
bunun yanında yatırım yapmayan müteşebbislere de katkı sağlayan
bir sisteme yönelmiştir.
Faiz politikasından vazgeçilmeli
Bu sistemin ortadan kalkabilmesi, devletin faiz politikasıyla
bir paralellik gösterir. Çünkü, devlet yüksek faizle borçlandığı
zaman bundan istifade eden grupları herkes biliyor. Hükümetin
faiz politikasının enflâsyonla paralellik göstermesi İcap
ederken, son senelerin hepsinde enflasyonla hükümet politikası
ve faiz politikası arasında bir denge İsteyerek veya istemeyerek
kurulamamıştır. Bu sene de hükümetin yüzde 20 veya daha az
enflasyon politikasına uygun bir faiz politikası halen
yapılamamaktadır. Türkiye'nin enflasyon beklentisinin iki misli
üzerinde olan bir faiz politikasından süratle vazgeçmesi ve
ciddi adımlar atması lazım. Çünkü, Türkiye'nin parasının yurt
dışına gitme şansı yoktur. Türkiye'nin kayıt dışı ekonomisinin
yaratmış olduğu ve bugün bankalarda yatan miktar ise, resmi
kayıtlara göre 64 milyar dolardır. Bunun yarısı kadar olan bir
miktarı da yastık altı, yorgan altı olduğunu hesap edecek
olursanız, Türk milletinin gerçekte dünyaya lanse edilmiş olduğu
gibi fakir bîr ülke olmadığım, ciddi tasarrufları oian,
potansiyeli o!an ve üretim becerisi olan bir millet yapısına
sahip olduğumuzu da hemen görürsünüz. Dolayısıyla, bu bir
güvence meselesidir, bir imkân meselesi değildir.
Türkiye'de, istikrarlı ve disiplinli bir hükümet politikasıyla
bütün bu gizli ve açık tasarrufların üretime yönelmesi
sağlanabilir. Türkiye'nin çalışmayan insanların repodan para
kazanmasına mâni olacak, insanları üretime ve yatırıma sevk
edecek bir politikaya ihtiyacı vardır.
Şimdi, bankacılık sisteminden borç alan bütün firmaların
sıkıntılı durumunu görün. Netice itibarıyla, uzun vadeli veya
orta vadeli dış borç aldığınız zamanda yapılan hadise budur. Bu
dış borçlanmalar 1986 senelerinde başlamıştır, başta çok küçük
rakamlarla borçlanılmıştır; ama bugün yıllık vergilerin yüzde
87'si iç ve dış borç ödemelerine gitmektedir.
Bu kadar borçlanma sistemi içinde oian devlet bütçesinin bundan
sonra hangi şartlar altında olursa olsun, borç paraya karşı anık
kapısını kapamaiıdır. Kendi bünyesi içinde yaratiığı kaynaklarla
bunu takviye ederken sistemini kendi içinde büyü te bilmelidir.
Borçlanma sistemini terk edip, milletin kendisine güven verecek
sisteme geçmemiz lazım. Borçlanarak "bütçeleri bu sene de
geçirdim" demek değil, borçlanarak "müteşebbise bu sene de
katkıda bulundum" senelerini yaşamak lâzım. Milletçe
kalkınmalıyız ki zararı az olsun. Milletçe kalkınmalıyız ki
dostlarımız, komşularımız bize saygılı olsun. Milletçe
kalkınmalıyız ki hakkımızı korumakla elimizde güç olsun.
Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok
Irak savaşı dedikleri harp Türkiye'nin harbi değildir. Bu harp,
ABD'nin Irak ve Orta Doğu'daki siyasi politikasının bir
kavgasıdır. Bizim konumumuz, Kürdistan problemini ortaya
çıkarmış olan hadiselerde, kuzeyden girecek olan Amerikan
ordusuyla oradaki Kürt gruplarının Irak içindeki savaşının
arkasında, bizim sınırda Türkiye'ye gelebilecek olan hadiseleri
durduracak ve Türkiye'ye sıçramasına mani olacak olan beceri
içinde emniyet supabıdır. Yarın öbür gün de oradaki Türkmenlerle
ve Kürt gruplarıyla yapılacak olan müzakerede, söz sahibi
olmaktır, Türkiye'nin kendi sınırlarına sıçramayacak olan ve
Türkiye'nin bütünlüğüne mâni olacak bir sistemi ortadan
kaldıracak olan bir disiplin meselesidir. Bizim millet olarak
Irak'ta, bir fiili savaşa girmeyeceğimiz açık bir şekilde
bellidir. Ama gelin görün ki, herkes, biz savaşa giriyormusuz
gibi konuşmalar yaparak sistemi başka bir tarafa itiyorlar.
Şimdi bu sistemin içinde bizim, ABD ile yapılan müzakerelerde
beklentimiz olan, gerek hibe sistemiyle, gerekse kredi
sistemiyle alacağımız para, Türk milletinin kendi
tasarruflarıyla yapabileceği beceri içinde çok küçük bir
rakamdır. Mühim olan bu parayı almak değil, dünya
standartlarıyla faiz politikasını Türkiye'nin içine getirerek,
Türk'ün kendi becerisiyle kalkınmasını sağlayacak olan
politikaya yönelmek, ama öbür taraftan da zararlarımızı telafi
edecek ofan sisteme hiç olmazsa bir katkıda bulunması için de
müzakere etmektir. Bizim kimsenin toprağında gözümüz olmadığını
ulu önder Atatürk hepimize söylemiş, hepimize öğretmiş, bizim
kimsenin toprağında gözümüz yok. Ama, bizim topraklarımıza göz
dikenin de gözü çıksın. Şimdi bu sistemi muhafaza edebilmek
için, bizim güçlü devlet otoritesine ihtiyacımız oiduğu gibi,
birük, beraberlik içinde hareket etmemiz mecburiyeti de ortadır.
Başkalarının kavgasında, kavga bize sıçramasın diye yer almak
başka bir iştir, başkalarının kavgasına ben de gireyim diye
ortaya çıkmak başka bir iştir.
Şimdi bütün bunun yanında, memleketçe hepimizin rahatsız
olmayacağı ortanı, Türk ekonomisinin yeniden bir hastalığa,
yeniden bir krize girmesine mani olacak bütünlüğü ve beraberliği
sağlayıp, ne yapılacaksa hükümet politikasının yanında
ciddiyetle durmamıza bağlıdır.
Demokraside tabii çok ses olacaktır, demokraside tabiî insanlar
çok konuşacak, demokraside tabiî insanlar fikirlerini
söyleyecektir, ama bu memleketin büyük menfaatlerine, milli
menfaat çizgisine zarar vermeyecek şekilde olmak
mecburiyetindedir.
Ankara'dan gelen seslere baktığınız zaman, bir Irak üzerinde
yapılacak olan politikalarda, Türkiye'nin komşularından dolayı
söz sahibi olması mecburidir, ihtiyari değildir. Türkiye'nin
hemen sınırında oluşan bir hadisenin çözümünde Türkiye'nin de
hakkı olduğu bir ortamda müzakere masasında olması mecburidir.
Bu mecburiyetin içinde kiminle beraber olacaksak onunla beraber
olmakla gecikmemeliyiz.
Öncelik ekonomi olmalı
Bizim Irak harbinin sonunda bir zarar görmemiz muhtemeldir. Ama
irak hâdisesinin içinde bizim yer almamış olmamız, ekonomik
olarak da, kalkınmamız için de bize ters düşebilir diye
düşünüyorum. Benim şahsi kanaatim bu.
Demek ki birinci işimiz, ekonomiyi büyütmek, ekonomiyi
Avrupa'nın gıpta edeceği seviye çıkarmak, ithalât ve ihracat
rakamlarım büyütecek seviyeye gelmek mecburiyeti olmalıdır.
Bunun birinci adımı da, müteşebbise güç verecek ve kayıt içine
bütün ekonomiyi alacak olan düzenlemeyi becermekten geçer. Bunun
başka hiçbir çaresi yoktur. Eğer zenginseniz, itibar, Nasrettin
Hoca'nın dediği gibi, kürkedir. Eğer zengin değil de içindeki
adam aynıysa, sırtınızda kürkünüz yoksa, yani alacak paranız
yoksa, o zaman size itibar etmezler.
Kıbrıs'ta bizi sıkıştırıyorlar
Kıbrıs politikası nedir? Kıbrıs politikasında yapılanlara bir
bakın. Bir kısım insanlar "Kıbrıs'ı verelim", bir kısım insanlar
"referandum yapalım" diyorlar. Bakın, eğer şu kalemi bir
anlaşmayla, ben size verirsem , bu kalemi siz aldıktan sonra,
ben sizden o anlaşmayla bu kalemi geri almak için senelerle
hukuken mücadele ederim, ama kalem sizin elinizdedir. Malınızı
verdikten sonra malı olmayan adanı durumuna düşersiniz. Borcunuz
da olsa malınız varsa, borcu olan ve malı olan adam
durumundasınızdır. Borcu ve malı oian adam ticaret hayalında
daima güçlüdür, borcu olup da malı olmayan adamın hiçbir gücü
yoktur. Bugün Kıbrıs politikası, eğer orada iki ayrı devlet
kurulmazsa, yapılan anlaşmalar altına ne yazılırsa yazılsın, 10
seneye kalmaz orada hiçbir Türkün ismi bile okunmaz. Bundan
evvel Girit'i aldılar, almadıktan yer katmadı, şimdi en son
alacakları yer Kıbrıs. Eğer bir referandumla Kıbrıs'ı alırlarsa,
ondan sonra aynı işi 50 sene zarfında yeniden Güneydoğu
vilayetlerine getirmenin yollarım arayacaklardır.
Onun için, Türkiye'nin bir yandan ekonomisine ve Hükümetine
sahip olurken, bir yandan da hiç kimseye hiçbir şart altında
taviz vermeyerek, kendi elindeki malım, toprağını başkasına
vermemek prensibini elde etmelidir. Çünkü biz herkese
saygılıyız. Bize herkesin saygılı olmasını beklemek için de
güçlü olmak mecburiyetindeyiz. Güçlüyseniz saygıyı hak
edersiniz, güçsüzseniz karşınızdakinin hükmü altına girersiniz.
Bizim nesil ekmeğin karneyle dağıtıldığı, yoklukların içinde
milletin kalkınma kavgasını yaptığı, hiçbir şeyin olmadığı
dönemlerde bu sanayinin kurulduğu günlerden gelen insanlarız.
Hiçbir imkânı olmayan bir Türkiye'den mükemmel bir Türkiye
çıkmıştır. Türkiye'nin bütün ekonomisi yoktan var edilmiş
becerikli insanların elinde bu duruma gelmiştir. Sizler bizim 10
misli fazlamızı yapamazsanız yazık olur. Çünkü, sizin dünyanız
bizim yokluktan geldiğimiz dünyadan çok farklıdır. Bu farklı
dünyanın İmkânlarıyla konuşmaktan ziyade yapmayı ve üretmeyi
becermelisiniz.
İşinizin basma, problemin içine girmediğiniz sürece beceri
mümkün değildir. Masadan idare edeceğiniz seviyeye gelene kadar
işinizin içinde elinizle, kafanızla, vücudunuzla, her şeyinizle
ve yanınızdaki takımla çalışmak mecburiyetindesiniz. Fikir,
insanın yapacağı şeyler için önemlidir; düşünce bunun içindir.
Yalnız düşünerek, yalnız fikirle bir şeyi yapmak İmkânı yoktur,
Çünkü, herkes onu yaparsa o zaman üretim olmaz. Üretim yapmak
için mutlaka üretimin içine girmek, bir değere değer katmak
mecburiyetindeyiz, Türkiye'nin kalkınması, bu kadar İnsanı
olduğu için, mutlaka değere değer katmak veya olmayan değerleri
değerli hâle getirmek için, bizleri gelecekte sizlerin eline
emanet edeceği bir Türkiye ekonomisini yaratmaktır."
|