[ , ]    Sayı:279  Mart 2003

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


 Güncel

   Narin: Türkiye bölgedeki emniyet supabı konumunu muhafaza etmeli

   İşletmelerde "performans değerlendirmesi" gündemde


 Araştırma

   Tekstil ve giyim sanayi Irak savaşına hazırlıksız yakalandı


 Fuar

   Moskova'ya fuar çıkarması


 Firma

   Atlas, dünyayı halıyla "düğümlüyor"


 Çalışma Hayatı

   İşyeri iç yönetmeliği ve hukuki niteliği


 Hukuk

   İSTİFA EDİP AYRILAN İŞÇİNİN İŞVERENE İHBAR TAZMİNATI ÖDEMESİ

Güncel

Narin: Türkiye bölgedeki emniyet supabı konumunu muhafaza etmeli

 

Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, Irak savaşıyla birlikte ortaya çıkan yeni dönemde Türkiye'nin bölgesindeki konumunu koruyarak, bütünlüğüne mani olabilecek bir sistemi bertaraf etmesine dönük çabalarını sürdürmesinin şart olduğuna dikkat çekti.


İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği öğrencileri tarafından 5-8 Mart 2003 tarihleri arasında üniversitenin Maçka'daki kampüsünde "Uluslararası Yönetim Bilimleri Kongresi" düzenlendi.

Bu yıl 4'üncüsü gerçekleşen kongrenin amacını, değişen yönetici profiline katkıda bulunmak, yönetim bilimine alternatif bakış açılan sunmak, yönetici adaylarının kendilerini geliştirmeleri oluştururken kongrede aynı zamanda, alanında uzman yönetici ve işadamlarının tecrübelerini ve deneyimlerini paylaştığı paneller düzenlendi. Bu amaca katkıda bulunmak için Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, Hyundai Assan Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar ve İTO Başkan Yardımcısı Osman Deveci konusu "Muhtemel Bir Irak Savaşı'nın Türkiye Ekonomisi Üzerine Etkileri" olan panele konuşmacı olarak katıldılar. Sayın Narin'in katılımcılar tarafından ilgi ile izlenen konuşmasının özetini aşağıda sunuyoruz;


"Muhtemel Irak Savaşı üzerinde neler oiabilir diye düşündüğünüz zaman, her şey olur, hiçbir şey de olmaz. Çünkü, bizim ekonomimizin temelde dayandığı noktalar finans bakımından çok zayıftır. Maalesef Türkiye'nin kolektif çalışma düzeni ve üreten insanlara karşı alınmış yasal tedbirlerden dolayı Türk ekonomisi istenilen seviyede hiçbir zaman büyümemektedir. İnsanları üretime ve yatırıma sevk edecek politikalara ihtiyaç var. Türk ekonomisinin kayıt dışı kısmı, resmi istatistiklere göre yüzde 50'dir, özel teşebbüse göre aşağı yukarı dörtte üçü ile üçte ikisi kadardır. Merkez Bankası'nın bütün sistemi likit para, emisyondaki para dediğimiz sistem, kayıtlı ekonomi için yapılmış olan bir sistemdir. Dolayısıyla, bunun iki misli veya üç misli daha fazla bir ekonomi için emisyondaki para hiçbir zaman yetmemektedir. Yermediği için de, Türk ekonomisinin istatistiki rakamlarının, gayrisafi milli hasılayla alakalı kısımları gerçeği yansıtmamaktadır. Bu böyle olunca, finans dünyasının bankalar sistemiyle alakalı kısımları, daima müteşebbisi, yatırımcıyı para satan insanlann karşısında mahkûm duruma, ezik duruma düşürmektedir. Yani, Sayın Derviş'in iki senedir uygulamış olduğu politika, "Türkiye'deki bankacılık sisteminde likit durumu fazla olacak ve ondan sonra ekonomi düzelecektir" şeklindeydi. Derviş'in konuya bu mantık içinde yaklaşmış olması ve dışarıdan gelen bu kadar finans kaynağının Türkiye'nin üretim kaynaklarına yansımaması nedeniyle maalesef Türk ekonomisi sıkıntıdan kurtulamadığı gibi, Türk ekonomisi, Türk mületi daha da fazla borçlanmıştır.


Bu mali politikadan dolayı rahatsız olmayacak hiçbir sektörü düşünmek mümkün değildir. Anneniz, babanız, kardeşiniz, akrabalarınız, öğretmenleriniz, müteşebbisler, yatırımcılar herkes bundan rahatsız olmuştur. Halbuki müteşebbisi ve reel ekonomiyi rahatlatacak olan , uzun vadede ucuz kredi sistemiyle finans dünyasının eksiğini tamamlamak, ama bu finansı ekonomiye enjekte ederek yatırım yaptıracak ve dolayısıyla kalkınmayı hızlandıracak bir sistem olmalıdır. Dolayısıyla da borçlanmayı süratle ödeyecek olan bir ekonomik modeli seçmektir. Devlet giderlerini sistem içinde küçültmek, müteşebbisi ve özel teşebbüsü, yani sizlerin geleceğini, şahsi becerilerinizle müteşebbisin büyük katkılarıyla ekonomiyi canlandırmaya yöneltmektir.


Ama maalesef, takdim edilmiş olan yeni bütçemizde gördüğümüz rakamların iki tanesini vereyim. Türkiye'nin bu seneki döviz cinsinden borç ödemesi 40 küsur milyar dolar, Türkiye'nin bütün yatırımı için bütçede ayrılmış olan rakam İse, 9 milyar civarında olduğu söylenmektedir. Bunun tamamen tersi dahi olsa, 70 milyon Türk vatandaşının geleceğini canlandıracak miktarın biîe, 40 küsur milyar dolarda kalmaması icap ederken, bu miktar Türkiye'nin kalkınması, sosyal dengesinin kurulması yerine, borç ve faiz giderleri gibi yurt içi ve yurtdışı kaynaklarına aktarılmaktadır. Dolayısıyla, yatınmcı gücüne darbe vuran ama bunun yanında yatırım yapmayan müteşebbislere de katkı sağlayan bir sisteme yönelmiştir.


Faiz politikasından vazgeçilmeli
Bu sistemin ortadan kalkabilmesi, devletin faiz politikasıyla bir paralellik gösterir. Çünkü, devlet yüksek faizle borçlandığı zaman bundan istifade eden grupları herkes biliyor. Hükümetin faiz politikasının enflâsyonla paralellik göstermesi İcap ederken, son senelerin hepsinde enflasyonla hükümet politikası ve faiz politikası arasında bir denge İsteyerek veya istemeyerek kurulamamıştır. Bu sene de hükümetin yüzde 20 veya daha az enflasyon politikasına uygun bir faiz politikası halen yapılamamaktadır. Türkiye'nin enflasyon beklentisinin iki misli üzerinde olan bir faiz politikasından süratle vazgeçmesi ve ciddi adımlar atması lazım. Çünkü, Türkiye'nin parasının yurt dışına gitme şansı yoktur. Türkiye'nin kayıt dışı ekonomisinin yaratmış olduğu ve bugün bankalarda yatan miktar ise, resmi kayıtlara göre 64 milyar dolardır. Bunun yarısı kadar olan bir miktarı da yastık altı, yorgan altı olduğunu hesap edecek olursanız, Türk milletinin gerçekte dünyaya lanse edilmiş olduğu gibi fakir bîr ülke olmadığım, ciddi tasarrufları oian, potansiyeli o!an ve üretim becerisi olan bir millet yapısına sahip olduğumuzu da hemen görürsünüz. Dolayısıyla, bu bir güvence meselesidir, bir imkân meselesi değildir.


Türkiye'de, istikrarlı ve disiplinli bir hükümet politikasıyla bütün bu gizli ve açık tasarrufların üretime yönelmesi sağlanabilir. Türkiye'nin çalışmayan insanların repodan para kazanmasına mâni olacak, insanları üretime ve yatırıma sevk edecek bir politikaya ihtiyacı vardır.


Şimdi, bankacılık sisteminden borç alan bütün firmaların sıkıntılı durumunu görün. Netice itibarıyla, uzun vadeli veya orta vadeli dış borç aldığınız zamanda yapılan hadise budur. Bu dış borçlanmalar 1986 senelerinde başlamıştır, başta çok küçük rakamlarla borçlanılmıştır; ama bugün yıllık vergilerin yüzde 87'si iç ve dış borç ödemelerine gitmektedir.


Bu kadar borçlanma sistemi içinde oian devlet bütçesinin bundan sonra hangi şartlar altında olursa olsun, borç paraya karşı anık kapısını kapamaiıdır. Kendi bünyesi içinde yaratiığı kaynaklarla bunu takviye ederken sistemini kendi içinde büyü te bilmelidir.
Borçlanma sistemini terk edip, milletin kendisine güven verecek sisteme geçmemiz lazım. Borçlanarak "bütçeleri bu sene de geçirdim" demek değil, borçlanarak "müteşebbise bu sene de katkıda bulundum" senelerini yaşamak lâzım. Milletçe kalkınmalıyız ki zararı az olsun. Milletçe kalkınmalıyız ki dostlarımız, komşularımız bize saygılı olsun. Milletçe kalkınmalıyız ki hakkımızı korumakla elimizde güç olsun.


Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok
Irak savaşı dedikleri harp Türkiye'nin harbi değildir. Bu harp, ABD'nin Irak ve Orta Doğu'daki siyasi politikasının bir kavgasıdır. Bizim konumumuz, Kürdistan problemini ortaya çıkarmış olan hadiselerde, kuzeyden girecek olan Amerikan ordusuyla oradaki Kürt gruplarının Irak içindeki savaşının arkasında, bizim sınırda Türkiye'ye gelebilecek olan hadiseleri durduracak ve Türkiye'ye sıçramasına mani olacak olan beceri içinde emniyet supabıdır. Yarın öbür gün de oradaki Türkmenlerle ve Kürt gruplarıyla yapılacak olan müzakerede, söz sahibi olmaktır, Türkiye'nin kendi sınırlarına sıçramayacak olan ve Türkiye'nin bütünlüğüne mâni olacak bir sistemi ortadan kaldıracak olan bir disiplin meselesidir. Bizim millet olarak Irak'ta, bir fiili savaşa girmeyeceğimiz açık bir şekilde bellidir. Ama gelin görün ki, herkes, biz savaşa giriyormusuz gibi konuşmalar yaparak sistemi başka bir tarafa itiyorlar.


Şimdi bu sistemin içinde bizim, ABD ile yapılan müzakerelerde beklentimiz olan, gerek hibe sistemiyle, gerekse kredi sistemiyle alacağımız para, Türk milletinin kendi tasarruflarıyla yapabileceği beceri içinde çok küçük bir rakamdır. Mühim olan bu parayı almak değil, dünya standartlarıyla faiz politikasını Türkiye'nin içine getirerek, Türk'ün kendi becerisiyle kalkınmasını sağlayacak olan politikaya yönelmek, ama öbür taraftan da zararlarımızı telafi edecek ofan sisteme hiç olmazsa bir katkıda bulunması için de müzakere etmektir. Bizim kimsenin toprağında gözümüz olmadığını ulu önder Atatürk hepimize söylemiş, hepimize öğretmiş, bizim kimsenin toprağında gözümüz yok. Ama, bizim topraklarımıza göz dikenin de gözü çıksın. Şimdi bu sistemi muhafaza edebilmek için, bizim güçlü devlet otoritesine ihtiyacımız oiduğu gibi, birük, beraberlik içinde hareket etmemiz mecburiyeti de ortadır.


Başkalarının kavgasında, kavga bize sıçramasın diye yer almak başka bir iştir, başkalarının kavgasına ben de gireyim diye ortaya çıkmak başka bir iştir.
Şimdi bütün bunun yanında, memleketçe hepimizin rahatsız olmayacağı ortanı, Türk ekonomisinin yeniden bir hastalığa, yeniden bir krize girmesine mani olacak bütünlüğü ve beraberliği sağlayıp, ne yapılacaksa hükümet politikasının yanında ciddiyetle durmamıza bağlıdır.

Demokraside tabii çok ses olacaktır, demokraside tabiî insanlar çok konuşacak, demokraside tabiî insanlar fikirlerini söyleyecektir, ama bu memleketin büyük menfaatlerine, milli menfaat çizgisine zarar vermeyecek şekilde olmak mecburiyetindedir.
Ankara'dan gelen seslere baktığınız zaman, bir Irak üzerinde yapılacak olan politikalarda, Türkiye'nin komşularından dolayı söz sahibi olması mecburidir, ihtiyari değildir. Türkiye'nin hemen sınırında oluşan bir hadisenin çözümünde Türkiye'nin de hakkı olduğu bir ortamda müzakere masasında olması mecburidir. Bu mecburiyetin içinde kiminle beraber olacaksak onunla beraber olmakla gecikmemeliyiz.


Öncelik ekonomi olmalı
Bizim Irak harbinin sonunda bir zarar görmemiz muhtemeldir. Ama irak hâdisesinin içinde bizim yer almamış olmamız, ekonomik olarak da, kalkınmamız için de bize ters düşebilir diye düşünüyorum. Benim şahsi kanaatim bu.
Demek ki birinci işimiz, ekonomiyi büyütmek, ekonomiyi Avrupa'nın gıpta edeceği seviye çıkarmak, ithalât ve ihracat rakamlarım büyütecek seviyeye gelmek mecburiyeti olmalıdır. Bunun birinci adımı da, müteşebbise güç verecek ve kayıt içine bütün ekonomiyi alacak olan düzenlemeyi becermekten geçer. Bunun başka hiçbir çaresi yoktur. Eğer zenginseniz, itibar, Nasrettin Hoca'nın dediği gibi, kürkedir. Eğer zengin değil de içindeki adam aynıysa, sırtınızda kürkünüz yoksa, yani alacak paranız yoksa, o zaman size itibar etmezler.


Kıbrıs'ta bizi sıkıştırıyorlar
Kıbrıs politikası nedir? Kıbrıs politikasında yapılanlara bir bakın. Bir kısım insanlar "Kıbrıs'ı verelim", bir kısım insanlar "referandum yapalım" diyorlar. Bakın, eğer şu kalemi bir anlaşmayla, ben size verirsem , bu kalemi siz aldıktan sonra, ben sizden o anlaşmayla bu kalemi geri almak için senelerle hukuken mücadele ederim, ama kalem sizin elinizdedir. Malınızı verdikten sonra malı olmayan adanı durumuna düşersiniz. Borcunuz da olsa malınız varsa, borcu olan ve malı olan adam durumundasınızdır. Borcu ve malı oian adam ticaret hayalında daima güçlüdür, borcu olup da malı olmayan adamın hiçbir gücü yoktur. Bugün Kıbrıs politikası, eğer orada iki ayrı devlet kurulmazsa, yapılan anlaşmalar altına ne yazılırsa yazılsın, 10 seneye kalmaz orada hiçbir Türkün ismi bile okunmaz. Bundan evvel Girit'i aldılar, almadıktan yer katmadı, şimdi en son alacakları yer Kıbrıs. Eğer bir referandumla Kıbrıs'ı alırlarsa, ondan sonra aynı işi 50 sene zarfında yeniden Güneydoğu vilayetlerine getirmenin yollarım arayacaklardır.


Onun için, Türkiye'nin bir yandan ekonomisine ve Hükümetine sahip olurken, bir yandan da hiç kimseye hiçbir şart altında taviz vermeyerek, kendi elindeki malım, toprağını başkasına vermemek prensibini elde etmelidir. Çünkü biz herkese saygılıyız. Bize herkesin saygılı olmasını beklemek için de güçlü olmak mecburiyetindeyiz. Güçlüyseniz saygıyı hak edersiniz, güçsüzseniz karşınızdakinin hükmü altına girersiniz.


Bizim nesil ekmeğin karneyle dağıtıldığı, yoklukların içinde milletin kalkınma kavgasını yaptığı, hiçbir şeyin olmadığı dönemlerde bu sanayinin kurulduğu günlerden gelen insanlarız. Hiçbir imkânı olmayan bir Türkiye'den mükemmel bir Türkiye çıkmıştır. Türkiye'nin bütün ekonomisi yoktan var edilmiş becerikli insanların elinde bu duruma gelmiştir. Sizler bizim 10 misli fazlamızı yapamazsanız yazık olur. Çünkü, sizin dünyanız bizim yokluktan geldiğimiz dünyadan çok farklıdır. Bu farklı dünyanın İmkânlarıyla konuşmaktan ziyade yapmayı ve üretmeyi becermelisiniz.


İşinizin basma, problemin içine girmediğiniz sürece beceri mümkün değildir. Masadan idare edeceğiniz seviyeye gelene kadar işinizin içinde elinizle, kafanızla, vücudunuzla, her şeyinizle ve yanınızdaki takımla çalışmak mecburiyetindesiniz. Fikir, insanın yapacağı şeyler için önemlidir; düşünce bunun içindir. Yalnız düşünerek, yalnız fikirle bir şeyi yapmak İmkânı yoktur, Çünkü, herkes onu yaparsa o zaman üretim olmaz. Üretim yapmak için mutlaka üretimin içine girmek, bir değere değer katmak mecburiyetindeyiz, Türkiye'nin kalkınması, bu kadar İnsanı olduğu için, mutlaka değere değer katmak veya olmayan değerleri değerli hâle getirmek için, bizleri gelecekte sizlerin eline emanet edeceği bir Türkiye ekonomisini yaratmaktır."

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2003 TÜTSİS      -      boratur.net