Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Narin: Eğitime limitsiz katkı yapmaya hazırız
Narin; "Devlet, müteşebbisi geleceğe
hazırlamak için onun yanında olmalı"
Türk tekstilcilerinden üç kritik konu
EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY
GÜNDEMİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLER
Eğitim Projesi Gerçekleşiyor
Seminer
Dampingli ithalat
Söyleşi
Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu: "Kendimi tekstil cennetinde
buldum"
Abdülkadir Uslu
"Vergi inmeden ekonomi kayıt altına girmez"
Hukuk
TARAF SENDİKANIN ÜYESİ OLMAYAN İŞÇİLERE
İŞVERENİN TOPLU İŞ
SÖZLEŞMESİNİ UYGULAMASI
|
Hukuk
TARAF SENDİKANIN ÜYESİ
OLMAYAN İŞÇİLERE İŞVERENİN TOPLU İŞ
SÖZLEŞMESİNİ UYGULAMASI (Karar
İncelemesi)
Prof.
Dr. Tankut Centel
İstanbul Hukuk Fakültesi Dekanı
Yargıtay
9. Hukuk Dairesi
Esas No.: 2002/16415
Karar No.: 2003/2828
Tarih: 4.3-2003
Karar Özeti:
Toplu iş sözleşmesinin bazı hükümlerini taraf işçi sendikasına
üye olmayan işçilere de uygulayan işverenin, kendisine başvuruda
bulunmamış işçilerin ücretlerinden dayanışma aidatı kesmesi
yükümünden söz edilemez.
İlgiIi Mevzuatı Sendikalar K. 6l; TİSGLK, 9
Kurur Metni:
Dava: Taraflar arasındaki dayanışma aidatının ödetilmesi davasının
yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen
miktarın faiziyle birlikle davalıdan alınarak davacıya verilmesine
ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi
davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin
duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.03.2003
Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kâğıdı gönderilmişti.
Duruşma günü davalı adına Avukat ... ile karşı taraf adına Avukat...
geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü
açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya
incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Yargıtay Kararı
Davacı sendika, davalı işverence sendika üyesi olmayan işçilere
toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan bazı ödemelerin yapılmış
olması sebebiyle dayanışma aidatı talebi ile bu davayı açmıştır.
Mahkemece istek doğrultusunda karar verilmiştir.
Sendika üyesi olmayan ya da üyeliği sona eren İşçilerin toplu
iş sözleşmesinden yararlandırılması için 2822 sayılı Yasanın
9. maddesi uyarınca işverene başvuruda bulunulması gerekir.
İşçinin bu yönde yazılı başvurusu mevcut değilse, işverenin
2821 sayılı Yasanın 61. maddesi uyarınca dayanışma aidatı ödeme
yükümlülüğü bulunmamaktadır.
Davalı
işverenin toplu iş sözleşmesinin bazı hükümlerini üye olmayan
ve dayanışma aidatı dilekçesi vermemiş olan işçilere de uygulaması
halinde resen dayanışma aidatı kesilerek ödenmesi gerektiği
şeklindeki görüşü benimsemek mümkün değildir. Dayanışma aidatının
işçinin ücretinden kesilmesi gerektiği dikkate alınırsa, işçinin
talebi olmaksızın işverenin böyle bir uygulamaya gidemeyeceği
de ortadadır.
Öte yandan davalı işveren toplu iş sözleşmesinin tüm hükümlerini
de uygulamış değildir. Böyle bir durumda işçilerin dayanışma
aidatı kesilmesi yönünde sözlü muvafakatından da söz edilemez.
Davacı sendikanın dayanışma aidatı ile ilgili isteğinin reddi
gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA,
davalı yararına takdir edilen 275.000.000 TL. duruşma avukatlık
parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz haranın
istek halinde ilgiliye iadesine, 4.3.2003 gününde oybirliğiyle
karar verildi.
Kararın İncelenmesi
I. İnceleme konusu Yargıtay kararına neden olan olayda, söz
konusu karamı metninden anlaşıldığı kadarıyla:
1. Davalı işveren, işyerinde imzalanmış bulunan toplu iş sözleşmesinden
kaynaklanan bazı ödemeleri taraf işçi sendikasına üye olmayan
işçilere yapmak suretiyle, bunları topiu iş sözleşmesinin bazı
hükümlerinden yararlandırmıştır. Bunun üzerine, toplu iş sözleşmesine
taraf işçi sendikası, davalı işverene karşı dayanışma aidatı
ödenmesi talebini içerir bir dava açmıştır.
Alt mahkeme, davacı işçi sendikasının bu talebini kabul etmiş
ve dayanışma aidatlarının faiziyle birlikte davalı işverene
ödettirilmesini hüküm altına almıştır.
2. Alt mahkeme kararının davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine
uyuşmazlık, Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nin önüne gelmiştir.
Bunun üzerine, Yüksek Mahkeme; dayanışma aidatının ödenmesi
suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanma için bu yolda işçinin
yazılı başvurusunun bulunması gerektiğini ve böyle bir başvuru
bulunmadığı takdirde işverenin aidat kesme yükümünün söz konusu
olmayacağını, dayanışma aidatı işçinin ücretinden kesileceğinden
işverenin kendiliğinden (resen) kesinti yapma yo-îuna gidemeyeceğini
ve işverence toplu iş sözleşmesinin tüm hükümleri uygulanmadığından
işçilerin aidat kesilmesi yönünden sözlü onaylarının bulunduğundan
da söz edilemeyeceğini gerekçe göstererek, dayanışma aidatıyla
ilgili davanın reddinin gerektiğini açıklamış ve giderek, alt
mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir.
II. İnceleme konusu Yargıtay kararı bakımından hukuki sorun,
görüldüğü üzere, taraf işçi sendikasına üye olmayan işçilerin
dayanışma aidatı ödemeksizin toplu iş sözleşmesinin bazı hükümlerinden
yararlanıp yararlanamayacağı noktasında toplanmakladır. Bu konuda,
Yüksek Mahkeme, yararlanacak olan işçinin iradesini esas atmakta
ve onun işverene yapacağı yazılı başvurusundan hareket etmektedir.
Buna göre, aşağıda temel olarak ilkin, toplu iş sözleşmesi hükümlerinden
yararlanma üzerinde durulacak ve sonra da, dayanışma aidatının
ödenmesi koşuflanna ilişkin esaslar ele alınıp tartışmaya açılacaktır.
1. Toplu iş sözleşmesi, kapsamına giren işyerinde çalışan işçiler
bakımındın, onların taraf sendikanın üyesi ulup olmamalarına
göre farklı etkilerde bulunur, Bu bağlamda, Sendikalar Kanunu
(Sen. K,)'nun 31 inci maddesindeki düzenlemeler dikkate alınacak
olduğunda; "ücret, ikramiye, prim ve paraya ilişkin sosyal
yardım konuları" dışındaki toplu iş sözleşmesi hükümlerinden,
işyerinde çalışan işçilerin tümünün yararlanabileceği söylenecektir
(f. 3, 4). Giderek, söz konusu esasa aykırı davranacak işveren,
Sen. K. m. 31/III hükmünü ihlâl etmiş olur ve kendisine, anılan
hükmün VI, fıkrasındaki yaptırımın uygulanması gerekecektir.
Buna karşılık, Sen. K. m. 31/IV ile Toplu İş Sözleşmesi Grev
ve Lokavt Kanunu (TİSGLK.)'nun 9 uncu maddesi hükmü çerçevesinde,
"ücret, ikramiye, prim ve paraya ilişkin sosyal yardım"
konularındaki toplu iş sözleşmesi hükümlerinden sadece taraf
işçi sendikasının üyeleri ile taraf sendikaya üye olmayıp dayanışma
ödentisi ödeyecek olanlar yararlanabilecektir Böylelikle, güçlü
sendikacılık ile işyeri gerekleri ve de olumsuz sendika özgürlüğü
görüşleri, bir anlamda dengelenmiş olmaktadır [K. Oğuzman, Hukukî
Yönden İşçi-İşveren İlişkileri, İstanbul 1987, 69-70. Ayrıca
bkz. F. Şahlanan, Toplu İş Sözleşmesi, İstanbul 1992, 138-139].
2. İmzalanmış olan toplu iş söyleşmesinden, öncelikle, taraf
işçi sendikasının üyeleri yararlanacaktır (TİSGLK. m. 9/1).
Ancak, inceleme konusu Yargıtay kararı bakımından, bizleri taraf
sendikaya üye olanlar yerine, taraf sendika üyesi olmayan ya
da üyeliği sona ermiş işçilerin toplu iş sözleşmesinden yararlandırılmaları
ilgilendirmektedir. Bu tür işçiler için ise, dayanışma aidatı
ödemek suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanma (TİSGLK.
m, 9/III cümle 1) söz konusudur.
Gerçekten, mevcut düzenleme karşısında, "toplu iş sözleşmesinin
imzası sırasında taraf işçi sendikasına üye bulunmayanlar, sonradan
işyerine girip de üye olmayanlar veya imza tarihinde taraf isçi
sendikasına üye bulunup da aynlanlar veya çıkarılanların toplu
iş sözleşmesinden yararlanabilmeleri, toplu iş sözleşmesinin
tarafı işçi sendikasına dayanışma aidatı ödeleri-ne bağlıdır.
Bu hususta işçi sendikasının muvafakati aranmaz. Dayanışma aidatı
ödemek suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanma talep tarihinden
geçerlidir (TİSGLK, m. 9/IIl).
a.) Dayanışma ödentisi ödeyerek toplu iş sözleşmesinden yararlanma,
öncelikle, ilgili işçinin bunu kendisinin talep etmesi koşuluna
bağlıdır (TİSGLK. m. 9/III cümle 3). Nitekim, buna ilişkin esas;
incelenen karardaki".. Sendika üyesi olmayan ya da üyeliği
sona eren işçilerin toplu iş sözleşmesinden yararlandırılması
için 2822 sayılı yasanın 9. maddesi uyarınca işverene başvuruda
bulunulması gerekir. İşçinin bu yönde yazılı başvurusu mevcut
değilse, işverenin 2821 sayılı yasanın 61. maddesi uyarınca
dayanışma aidatı ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır ,,"
anlatımında da, isabetle vurgulanmaktadır.
Dayanışma aidatı yoluyla yararlanmaya ilişkin talep, yazılı
veya sözle yapılabildiği gibi, işverenin dayanışma ödentisi
kesmesine muvafakat etmek suretiyle de gerçekleştirilebilir.
Buna göre, işveren; kendiliğinden (re'sen) toplu iş sözleşmesini
uygulayıp, işçiden dayanışma ödentisi kesemeyecektir [bkz. Ü.
Narmanlıoğlu, İş Hukuku II - Toplu İş İlişkileri, İzmir 2001,
421 ve aynı yer, dn. 401; Oğuzman, 74 ve aynı yer, dn, 73'de
belirtilen Yargıtay kararları]. Bu bağlamda, inceleme konusu
Yargıtay kararındaki"., Davalı işverenin toplu iş sözleşmesinin
bazı hükümlerini üye olmayan ve dayanışma aidatı dilekçesi vermemiş
olan işçilere de uygulaması halinde resen dayanışma aidatı kesilerek
ödenmesi gerektiği şeklindeki görüşü benimsemek mümkün değildir.
Dayanışma aidatının işçinin ücretinden kesilmesi gerektiği dikkate
alınırsa, işçinin talebi olmaksızın işverenin böyle bir uygulamaya
gidemeyeceği de ortadadır .." anlatımı da, belirtilen esas
doğrultusundaki görüşlerin devamı olarak görmek gerekecektir.
b.) Dayanışma ödentisi uygulamasında, işverenin işçiyi toplu
iş sözleşmesinden yararlandırdığını kabul edebilmek için, esas
itibariyle ona toplu iş sözleşmesindeki ücret, prim, ikramiye
ve paraya ilişkin sosyal yardımlar hakkındaki hükümlerden yararlandırması
gerekir. Ancak, bu yararlandırmanın hangi kapsamda olacağı konusunda,
öğretide tam bir görüş birliğinin varolduğu söylenememektedir.
Nitekim, bu konuda toplu iş sözleşmesinden yararlandırılıyor
olma için, toplu iş sözleşmesinin bütün hükümlerinin [bkz. Oğuzman,
77] veya hiç değilse önemli hükümlerinin [bkz. K. Tunçomağ/T.
Centel, İş Hukukunun Esasları, İstanbul 1999, 370] arayan görüşlere
karşılık; yasalarda "kısmen - tamamen yararlanma"
ayırımı yapılmadığı ileri sürülerek [bkz, N. Çelik, İş Hukuku
Dersleri, İstanbul 2000, 470-471], bazı avantajlı hükümlerin
uygulanmış bulunmasını yeterli gören [bkz. Narmanlıoğlu, 440]
düşüncelere de rastlanmaktadır. Yüksek Mahkeme; incelenen kararındaki
".. davalı işveren toplu iş sözleşmesinin tüm hükümlerini
de uygulamış değildir." anlatımıyla, söz konusu görüşlerden
ilkine katılmış görünmektedir.
Ancak, öğreti görüşleri, herhalükârda işverenin, taraf sendika
üyesi olmayan işçiye toplu iş sözleşmesinin altında veya üstünde
dilediği hakları dilediği gibi veremeyeceği konusunda birleşmektedir.
Nitekim, herhangi bir özelliğin söz konusu bulunmamasına rağmen
işverence yapılacak bir ücret zammı, öğretide hukuken caiz görülmemektedir
[bkz. Çelik, 471; Narmanhoğlu, 440-441; Oğuzman, 77-78. Aynca
bkz. ve krş. Tunçomağ/Centel, 370]. Yüksek Mahkeme ise, inceleme
konusu kararında, herhangi bir ayınma gitmemekte ve yukarıda
belirtildiği üzere, "toplu iş sözleşmesinin tüm hükümlerinin
uygulanmamış olması" noktasını vurgulamaktadır. Oysa, Yüksek
Mahkeme, daha önceki bazı kararlarında, ücret zammını ancak
işçilerin özel niteliklerine bağlı olarak verildiği takdirde
geçerli saymıştır [bkz. Oğuzman, 78 dn. 82],
III. Sonuç itibariyle; inceleme konusu Yargıtay kararını, farklı
öğreti görüşlerine tşık tutması ve geçmiş tartışmaları güncelleştirmesi
bakımından, olumlu biçimde değerlendirmek mümkündür.
Ancak, söz konusu karar, önceki Yüksek Mahkeme kararları açısından,
yanlış algılamalara yol açabilecek nitelikte görünmektedir.
Çünkü, anılan kararında Yüksek Mahkeme, taraf sendika üyesi
bulunmayan işçilerin yararlandırılacakları toplu iş sözleşmesi
hükümleri arasında herhangi bir ayınma gitmemektedir. Oysa,
Yüksek Mahkeme; karara konu olan olaydaki toplu iş sözleşmesi
hükümlerinin nitelikleri üzerinde durabilir ve bunların özelliklerine
göre de, somut olayla sınırlı bir sonuca varabilirdi.
Buna göre, işçi ve işveren kesimleri anılan karan kendi çıkarları
açısından değerlendirecek olduklarında; işverenin dayanışma
aidatı kesmeksizin toplu iş sözleşmesi hükümlerini istediği
gibi uygulayabileceği yönündeki yanlış bir algılamayla, bu kararı
işçi sendikaları sanki aleyhlerinde ve işveren kesimi de lehlerinde
verilmiş bir karar olarak ele alabileceklerdir. Bu tür yerinde
olmayan algılamalara ise, TİSGLK. m. 9/111 hükmünün kapalı olduğu
açıktır.
|