Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Narin: Eğitime limitsiz katkı yapmaya hazırız
Narin; "Devlet, müteşebbisi geleceğe
hazırlamak için onun yanında olmalı"
Türk tekstilcilerinden üç kritik konu
EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY
GÜNDEMİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLER
Eğitim Projesi Gerçekleşiyor
Seminer
Dampingli ithalat
Söyleşi
Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu: "Kendimi tekstil cennetinde
buldum"
Abdülkadir Uslu
"Vergi inmeden ekonomi kayıt altına girmez"
Hukuk
TARAF SENDİKANIN ÜYESİ OLMAYAN İŞÇİLERE
İŞVERENİN TOPLU İŞ
SÖZLEŞMESİNİ UYGULAMASI
|
Güncel
Narin;
"Devlet, müteşebbisi geleceğe hazırlamak için onun yanında
olmalı"
İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin panelinde sektörün geleceğine
dönük açılımlar tartışıldı:
Sendikamız
Yönetim Kurulu Başkanı Halit Harin "Müteşebbisi, geleceğe
hazırlamak için, devletin memurları vatandaşın karşısında değil
yanında olmalı" dedi. İstanbul Ticaret Üniversitesi (İTİCÜ)
Mühendislik ve Tasarım Fakültesi'nce düzenlenen "Moda ve
Tekstil Tasarımında Çağdaş Açılımlar" konulu bir panelde
konudan Narin, Türkiye'de fikir ve sisteme devlet desteği olmadığını
belirterek, devletin vatandaşın karşısında değil yanında olması
durumunda moda ve markanın oluşabileceğini dile getirdi. Türkiye'nin
pazarlamaya ihtiyacı olduğuna da dikkat çeken Narin "Türkiye'nin
malını daha değerli satmaya ihtiyacı var. Bilen adamı var, pazarlayıcısı
yok; malını iyi satan adama ihtiyacı var. Çünkü malımızı ucuz
satıyoruz" dedi.
Açılışını Rektör Prof. Dr.Sait Sevgener'in yaptığı panelin oturum
başkanlığını da Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümü öğretim üyesi
Prof. Dr. İnci Tezcan yaptı. Prof. Sevgener, açılış konuşmasında
"İstanbul Ticaret Üniversitesinde, en geniş anlamıyla mesleğinin
pazarlamacısı olan insanları uygulama çerçevesinde yetiştirmeye
çalışıyoruz. Moda ve tekstil tasarımında da hedeflediğimiz yön,
geleneksel moda ve tekstil teknolojilerini kültür ve sanat boyutuyla
bütünleştirerek bu konuyu koşturacak kişileri yetiştirmeyi planlıyoruz"
dedi. Prof. Sevgener "Tabi biz daha yoiun çok başındayız.
Ama hu konuda, her şeyde olduğu gibi uygulama hayatının, sanayinin,
ticaretin desteğini ve yönlendirmesini her zaman hesaba alacağız
ve bu yönlendirme çerçevesinde eğitimlerimizi sürdüreceğiz"
seklinde konuştu. Prof. Sevgener'in ardından Moda Tekstil Tasarımı
Bölümü Öğretini Üyesi Prof. Dr. İnci Tezcan da bir sunum yaptı.
Dünya modası imajı üzerine Türkiye'nin yurtdışında tanınmış
markalarından Dice Kayek'in yaratıcısı kardeşlerden Ayşe Ege
ise bir dünya markası olma serüvenini özetledi. Dünya modasında
herşeyin imaj üzerine kurulu olduğunu dile getiren Ayşe Ege,
dünya modasında okullarda eğilim verildiğini ve modacıların
okullardan yetiştiğini kaydettiği konuşmasında şunları söyledi:
"Dünya kurumsallaşmış tüm moda markalarının arkalarında
iyi bir ekip ve başarılı bir modacı var. Türkiye olarak ele-le
verip sinerji yaratalım. Dünyanın en önemli merkezlerinde mağazalarımız
ve bu mağazalarımızda markalarımız olmalı. Markalarımızda parfüm,
çanta, ayakkabı, makyaj malzemesi gibi çeşitlere sahip olmalı.
Türkiye fason üretim yapan ülke imajındian kurtulmalı. Hep birlikte
tüm kurum, kuruluş ve kişiler olarak ele ele vererek bu işi
başarmalıyız."
Daha sonra söz alan Sendikamız Yönelim Kurulu Başkanı Halit
Narin. Türkiye'de fikir ve sisteme devlet desleği olmadığını
belirttiği konuşmasında, devletin vatandaşın karşısında değil
yanında olması durumunda moda ve markanın oluşabileceğini dile
gelirdi,
Konuşmasına "Türkiye'nin problemleri nerede yatıyor diye
herkes birbirine soruyor" diyerek başlayan Narin, "Bugün
Türkiye'yi ayakta tutan siyasetçiler değil. Maalesef siyasetçiler,
her 10 senenin 8'inde ekonomik kaosu yaratan bir tempoyu 30
yıldır devam ettiriyorlar" dedi. Narin "Devlet Uzak
Doğu'dan ucuz mallar ithal ederek kendi sanayisini durdurma
noktasına getirdi. 4 Nisan kararlarından sonra girişimci, hükümetten
umudunu kesti ve bir musibet bin hayır getirdi" şeklinde
konuştu. "Bütün bunlara rağmen, Türk ekonomisi inancından
dolayı devamlı atılım yapıyor" diyen Narin surdan söyledi:
Müteşebbisi, modayı geleceğe ayarlamak için, devletin memurlarının
vatandasın karşısında değil yanında, onun haklarını müdafa eden
mantığın geliştirilmesi lâzım. Bir vatandaş hükümetine, memuruna
sığınabilmek. "Benim derdim var, benim derdimi hallet"
diyebilmeli. Yani hükümet barışık olmalı. Biz sanayici olarak
bu barışı bulamadık ve bulamıyoruz da. Çünkü inşaat yapsanız
Belediye'den ruhsat alınacak. İnşaatı tamamlasanız, "burası
sit alanı" deniliyor. Yakında imar affı çıkacak ve vergi
barısından çok daha fazla para toplanacak. Niye? Çünkü oturulan
evlerin yüzde 90'ının iskânı yoktur. Şimdi böyle bir ortamda
neyi geliştireceğimizi düşündüğümüz zaman akla Türkiye'nin iki
tane lokomotif sektörü tekstil ve konfeksiyon geliyor. Tekstil
o kadar büyük bir potansiyele sahip ki, 150-200 milyar dolar
yatırım yapılmış, bu büyük beceri. Bunun yansı duruyor, o da
ikinci büyük beceri. Bunları ithalat yapıp kapattırmışız. Yani
her gelen gemi bir fabrika kapattırmış, Şimdi çalışan fabrikaların
da yansı imalat yapıyor, yansı da ithalat yapıyor. Halbuki bizim
kalkınmamız ve AB'a girmemiz için 500 milyar dolar ticaret hacmine
erişmemiz lâzım. Ama biz bugün kayıtlı-kayıtsız 200 milyar dolara
yaklaşamadık. Türkiye'nin pazarlamaya, milim satmaya ihtiyacı
var. Bilen adamı var, pazarlayıcısı yok; malını iyi satan adama
ihtiyacı var. Üniversite mezunu olması şart değil. Bir modacının
aynı kumaştan büyük bir moda yaratması ne kadar beceri ise,
bir malı pazarlamak da o kadar büyük beceri. Böyle bir sistem
kurmamız lazım. Yani elinden kuş uçmayan pazarlamacılarla yeniden
dünyada büyük bir pazar yaratan ortamı getirebilirsek, Türkiye'yi
ekonomik modelde büyütebiliriz. Başka formülümüz yok. Çünkü
biz malımızı ucuz satıyoruz. Böyle bir sistemi modanın yanında
geliştirmeliyiz. Bizim en büyük eksiğimiz pazarlama. Tekstil
sektörü bunun finansmanını karşılar. Eğitime destek için paramız
var kullanamıyoruz. Eğitimde milyonlarca dolan sarf edecek sistem
atıyoruz, bulamıyoruz. İşverenler olarak proje bazında her sene
15-20 milyon dolar para verebiliriz. Biz bunun 1-2 milyon dolarını
dahi pazarlayamıyoruz. Paramızı pazarlayamıyoruz, malımızı nasıl
pazarlayacağız?"
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği ve Dünya Hazır Giyim Federasyonu
Başkanı Umut Oran da konuşmasında, marka kavramının dünyada
tam olarak tarif edilememiş olduğuna dikkat çekerek "Türkiye
için hepimizin bir şey yapması gerekiyor. Yoksa çok fazla İleri
gidemeyiz" dedi. Markanın ülke ekonomisi, ülke imajı ile
birlikte düşünülmesi gerektiğini ve markanın bir bütün olduğunun
dikkate alınması gerektiğini kaydeden Oran, şunları söyledi:
"Türkiye'de tekstil ve hazır giyim yan sanayileri ile bir
bütün. Birbirinden beslenen,iyi çalışan bir sistem içinde iyi
bir birlikteliğe sahipler. Bu birliktelik bir çok ülkenin model
aldığı bir noktada. Türkiye'de sosyal patlamalar yaşanır, etik
yozlaşma devam ederse başarılı olamayız. Türk hazır giyimi 30
yıl gibi az bir zamanda çok yol aldı. 1970'li yıllarda fasoncu
olan Türkiye, 19801i yıllarda organizatör oldu. 1990'lı yıllarda
dünya stan-dartlarında üretime başlayan ülkemiz 2000'li yılların
başında da tasarım, markalaşma ve marka yönetimini başardı.
Dünya Ticaret örgütü içinde 145 ülke arasında Türkiye 3'üncü
sırada. Türkiye Avrupa Birliği'ne üye olamadı ama biz Avrupa
Birliği Hazır Giyim Federasyonu'nda söz sahibi olduk. Liderlik
yaptığımız sektör, gelişmiş ülkelerin ve dünyanın en önemli
sektörü. Türkiye'nin çok zengin bir kültürü var. Çin ile rekabet
edebilecek Anadolumuz var. Sektör yaşadığı gelişmelerle ters
göçü de sağlamayı hedefliyor"
İHKİB Yönetim Kurulu Üyesi Ruşen Çetin de nitelikli üretimin
yanısıra tasan-mın da çok önemli olduğunu vurguladı. Çetin,
sektörün özgün, yeni. çağdaş ürünler yaratmak zorunda olduğunu
vurgulayarak "Eğitim kurumlarına, eğitimcilere, sanayicilere,
tasarımcılara önemli görevler düşüyor. Moda ürünün en önemli
özelliği tasarımdır. Pazar değişimlerini takip eden, yaratıcı,
adaptasyon gücü yüksek teyinlere ihtiyaç var. Rakiplerimize
karşı avantajlı olabilmek için üretim gücüne, hıziı teslimata,
imaja ve tanıtıma gereken önemi vermek zorundayız" dedi.
İstanbul'un dünya moda merkezi olması gerektiğini kaydeden Çetin,
Türk Quality hareketinden de söz ederek, koleksiyonlarını kendi
markalan ile yurtdışına satan, katma değeri yüksek ürünler üreten
firmalarımızın bu sistemin içinde yer aldığını dile getirdi.
|