Söyleşi
İHKİB'in
yeni Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, Tekstil İşveren Dergisi'ne
konuştu:
"Sektörün başarısı birlikte yapılacak çalışmalara bağlı"
İstanbul
Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği'nde yeni yönetim
işbaşında. Hazır giyim sektörünün tanınmış markalarından Damat
Tween'i bünyesinde barındıran Orka Group'un sahibi Süleyman
Orakçıoğlu ve ekibi, İHKİB Başkanı Nuri Artok ve ekibi ile yaptıkları
zorlu bir yarışın ardından İHKİB'in yeni yönetimi oldular.
Orakçtoğlu,
başkanlık görevini devralmasının ardından kendisini oldukça
sıcak bir gündemin içinde buldu. Gerçi o bu sıcak gündemden
hiç kopmamıştı. Bir önceki İHKİB yönetiminde de görev alan Orakçıoğlu,
şimdi daha ağır bir sorumlulukla "Başkan" olarak İHKİB'de
söz sahibi.
Orakçıoglu
ile Irak Savaşı'ndan SARS hastalığına tüm sıcak gelişmelerin
Türk hazır giyim sektörüne etkilerine, yeni yönetimin gündemindeki
konulardan, tekstil sektörü ile ilişkilerde nasıl bir politika
izleneceğine kadar oldukça önemli konularda söyleştik. Biz sorduk,
o yanıtladı. İşte yoğun gündem içinde oldukça kısa bir zaman
diliminde yapılan röportajdan satırlara dökülenler:
Süleyman
Bey, yeni görevinizde başarılar. Neler yapacaksınız, yeni yönetimin
gündeminde neler olacak?
ORAKÇIOĞLU: İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon
İhracatçıları Birliği (İHKİB) yönetim kurulu olarak Türkiye
ihracatının, tekstil ve hazır giyim sanayinde gelişimini hızlandıracak,
sorunlarını by-pass edecek, model ve mecralar üretmeye devam
edeceğiz. Türk malı imajının dünya piyasalarında olumlu yönde
imaj değiştirmesi için var gücümüzle çalışacağız. Markalı ve
katma değeri yüksek ürünlerimizi dünyaya daha iyi pazarlamak
için kurum olarak bütün gücümüzü seferber edeceğiz. Her türlü
katkıya, her türlü proje önerisine ve istişareye açığız. Bunu
önemle vurgulamak istiyorum. Türkiye'nin geleceğinin kalite
üretmekten, marka üretmekten ve yüksek seviyeli iletişim ve
pazarlama yapmaktan geçtiğine inanan herkesle ittifak etmeye,
işbirliği yapmaya hazırız. Bugün mevcut şartlara ve tüm olumsuzluklara
rağmen en iyisini yapmak için bütün güçlerimizi üretim ve ihracat
ekseninde, iletişim katmadeğeri yüksek satış ve pazarlama ekseninde
birleştirmek zorundayız, önümüzdeki dönemde Türk tekstil ve
hazır giyim sektörünü dünyanın en önemli sanayi güçlerinden
biri haline getirmekte kararlıyız.
Sektörün
gündemindeki en önemli konulardan birisi Irak savaşı. Yönetime
böyle bir dönemde gelmek kötü bir tesadüf. Savaş nedeniyle korkulduğu
gibi herhangi bir sipariş iptali söz konusu mu?
ORAKÇIOĞLU: Bu çok sık gündeme getiriliyor,
Irak savaşı, doğrudur dünyada satın alıcıları tedirgin etmiştir.
Türkiye, öncelikli tehdit ya da tehlike bölgesi olmamasına rağmen
alıcı firmalar bu tür kriz anlarında aşırı hassasiyet gösterebiliyor
ama şunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz ki sipariş iptali yok aksine
siparişlerde artma yaşanıyor.
Bizim
bu konuda çok büyük avantajlarımız var. Şu anda hız, esneklik
ve değişim ön plana çıkmaya başladı. Biz de yapısal olarak bunları
ortaya koyabilecek durumdayız. Sektördeki bir çok dernekle iletişim
halindeyiz. Hepsinden bize gelen bilgiler siparişlerde artış
yaşandığı yönünde.
Özellikle
Pakistan, Hindistan gibi ülkelerden siparişler Türkiye'ye kayıyor.
Bu artışın da artarak süreceğine inanıyoruz. Uzakdoğu ülkelerinde
yaşanan SARS salgını, yabancı alıcıların bu bölgelere olan siparişlerini
Türkiye'ye kaydırmalarına yol açabilir. Turizm sektöründe böyle
bir yönelişin olduğunu görüyoruz. Tekstil ve hazır giyimde de
alıcıların Türkiye'den talebi artabilir.
Siz
alıcıların bu tedirginliklerinin azalması için ne gibi çalışmalar
yapıyorsunuz?
Sanırım alıcılar için en büyük soru işareti yüklemeler ve zamanında
teslimat konusunda yaşanıyor.
ORAKÇIOGLU:
Biz tüm alıcılara ve ticaret yapılan firmalara hiçbir şekilde
panik yaşanmaması gerektiğini sözlü ve yazılı olarak iletiyoruz.
Burada çok önemli bir nokta var. Dünyada özellikle savaş ortamında,
sigorta şirketleri hem yolcu hem mallar konusunda kritik sayılabilecek
bölgelerde sigorta yapmak istemeyebiliyorlar. Biz de bu konuda
bir proje ortaya koyduk, Türkiye'ye ticari amaçla gelen tüm
alıcıların risklerini üslenebilecek ve Türkiye'de onların yaşam,
sağlık ve kaza sigortalarını uluslararası garantiler kapsamında
yapabilecek, ayrıca Türkiye'den satın alınan tüm CIF yüklemeli
ürünlerin tamamında mal ve hizmet kategorisi ayrımı yapmaksızın
tam garanti kapsamında sigorta poliçesi işlemlerini yapabilecek
Türk sigorta şirketlerini öneriyoruz. Önerilen sigorta şirketleri,
uluslararası reasürans kurumlarının garantörü olduğu şirketler.
Bunu
sağlamak için sigorta şirketleri ile birebir görüşmeler yaptık.
Bu konuya sıcak yaklaşan sigorta şirketleri ile birlikte de
bu çalışmayı ortaya koyduk. Bu konuda sadece firmalarımızın
gelen alıcıların isimlerini sigorta şirketine bildirmeleri yeterli.
Bu bildirim sonucunda alıcılar poliçe kapsamında olacaklar.
Bu bizim alıcılara vermiş olduğumuz güven olacak. Yüklemeler
konusunda da her türlü desteği ve lojistiği vermeye hazırız.
Bunlar için de çözüm üretiyoruz. Türkiye'deki alıcılarla da
sürekli iletişim halindeyiz. Tüm iletişim kanallarını açık tutuyoruz.
Yabancıların
Türkiye'ye yönelik bakışları nasıl? Biliyorsunuz tezkere sürecinde
bir sürü para geldi gelecek, tezkere çıktı çıkacak tartışması
yaşandı.
ORAKÇIOGLU: Savaşın başında bu rahatsızlıkları,
tartışmaları hissetmek mümkündü. Biz bunu Londra basınında ve
Amerika basınında gördük. Sanki Türkiye parayla satın alınabilecek
bir ülke konumuna düşmüş, öyle görülmeye başlanmıştı. Bu son
derece rahatsız edici ve yanlış bir ifade tarzıydı. Bu yüzden
Türkiye'nin doğru bir karar verdiğine inanıyorum. Son derece
doğru bir adımdı. Türkiye, şu anda demokrasisini ortaya koyan,
prestijli, dünyada bir çok ülke tarafından kendi iradesini ortaya
koymuş bir ülke konumunda.
İhracattaki
gelişime, sektörün kendine olan güvenine rağmen bir moralsizlik
görülüyor
ORAKÇIOĞLU:
Türkiye'nin iç ve dış borç rakamları karşımıza çıkıyor, buna
üzülüyoruz. İç borç faizinin tırmanışı ekonomiyi oldukça kırılgan
hale getirdi. Dövizde inişler çıkışlar, belirsizlikler var.
Ciddi anlamda morale ihtiyaç var. Son derece sorunlu, tedirgin
edici, vicdanımızı rahatsız eden, bazen gururumuzu inciten bir
dönem yaşıyoruz.
Özgüvenimizi
yüksek tutmalıyız. Moralimizi yüksek tutmalıyız. Biz inanıyoruz
ki Türkiye Cumhuriyeti ekonomisinin içinde bulunduğu tüm problemlere
rağmen bu süreci atlatacak güçte. Eğer moralimizi yüksek tutmazsak,
zaten sığ ve zayıf olan piyasalann alt üst olmasına yol açıyor,
sonuçta kaderimiz bir avuç spekülatörün eline kalıyor. Buna
izin vermemeliyiz.
Hazır
giyim İhracatının gelişimine baktığımızda...
ORAKÇIOğLU: Genel bir değerlendirme yapıldığında
Türk hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün toplam ihracattaki
payı yüzde 25,9. Yani 2002 yılında toplam 36,5 milyar dolarlık
ihracatı var Türkiye'nin, bunun 9,2 milyar dolarını hazır giyim
ve konfeksiyon sektörü gerçekleştirmiş. 2002 yılında gerçekleşen
bu rakamlar rekordu.
Buna
rağmen 2003 yılında kimsenin belki inanması mümkün değil ama
bu rekoru egale ediyoruz. 2003 yılının ilk 3 aylık rakamlarına
bakarsak toplam ihracatta yüzde 33,9 hazır giyim ve konfeksiyon
ihracatımızda ise yüzde 28,3 artış var. Bu sektörün taşıdığı
dinamiğin, ülke ekonomisindeki yerinin ve öneminin açık bir
göstergesi. Bizim istediğimiz ihracattaki artış hızının sürdürülebilir
olması. 2002 yılında yakalanan artış hızının 2003 yılında da
sürdüğünü görüyoruz.
Biz
tüm olumsuzluklara, kendi irademiz dışında gerçeklesen olaylara
rağmen bunu yapıyoruz. Savaşa rağmen ihracatımızı artırıyoruz.
Türk tekstil ve konfeksiyon sektörü her zaman olduğu gibi tüm
ihracat sektörleri içerisinde lokomotif sektör olma özelliğini
koruyor. Türkiye'nin kurtuluşu ve geleceği her zaman söyle diğimiz
gibi üretmek ve ihracattan geçiyor.
Bir
diğer tartışma konusu dahilde işleme rejimi konusu.
ORAKÇIOGLU: Bugün hazır giyim sektörünün dünya
fiyatlarından hammaddeye ulaşmasını engellemek nasıl yanlışsa,
haksız rekabete yol açmak da yanlıştır. Yasaklar ve engeller
dünya fiyatlarından hammaddeye ulaşma konusunda bir engel olmamalı
ama bunun dışında her türlü suistimal ve haksız rekabet de en
azından bir şekilde önlenmeli. Bu ikisi arasındaki denge her
zaman korunmalı. Tekstil ve hazır giyim sektörü bu konuda ülke
sanayisine ülke ekonomisine inanılmaz katkıda bulunuyorlar.
Her
iki sektörün de başanlı olması bu konuda beraberce ülke ekonomiside
yaratacakları katma değeri paylaşması her iki sektöre de inanılmaz
katkı getirir.
Geçmiş
dönemlerde kotaların dağılımı konusunda da çeşitli eleştiriler
oldu. Kotaların katma değeri yüksek ürünlere öncelikli olarak
ayrılması talep edildi. Sizin kotalar konusundaki politikanız
ne olacak?
ORAKÇIOĞLU: Bu konuda belirli esneklikler var.
Neden derseniz, geçtiğimiz dönemlerde kotalardaki
miktarlarla 2003 yılı kotaları arasın da farklılıklar var. Dünyanın
bir çok ülkesi artık kotalarda yüzde 8 ila 10 arasında artış
sağlamış durumda. Bu nedenle kotalarda sıkıntı yaşanaca ğını
sanmıyorum. Ama sıkışıklık halinde mutlaka burada belirli kriterler
ortaya koyacağız ve bu kriterlerle de katma değeri yüksek ürünlerin
önceliği olacak.
Tekstil
sektörü ile ilişkiler nasıl olacak?
ORAKÇIOĞLU: Tekstil ile hazır giyim ayrılmaz
bir bütün. Bugün tekstildeki gelişim, teknik tekstille birlikte
finishingteki bir takım iyileşmeler ve gelişmeler, hazır giyimin
moda belirleyicisi olma konusundaki gücünü inanılmaz etkiliyor,
O yüzden biz tekstil ile hazırgiyim arasında geçmişte yaşanan
problemlerin yaşanacağını sanmıyoruz. Artık her iki sektör de
dünya ile rekabet edebilir konuma geldi ve kendilerine inanılmaz
çeki düzen verdiler. Tekstil sektörünün geldiği seviye, hazır
giyim sektörünün dünya pazarlarındaki gelişimi tüm bunlar birleştiğinde
iki sektörün birlikte hareket ederek dünyadaki gelişimde söz
sahibi olabileceğine inanıyorum.
|