Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Narin İş Güvencesi konusunda uyardı:
Kayıtlı işverene yeni yük getirerek kalkınma
olmaz
Narin CNBC-e'ye konuk oldu: Yeni bir rüzgar
bekliyoruz
Bülent Başer: AB'nin politikaları 2005'te Çin'i hazır giyim
katliamına hazırlıyor
Mart ihracatı, pamuk ipliği piyasasına bahar
getirdi
IAF Başkanı Umut Oran, Uzakdoğu ülkelerinin
devlet başkanlarına
SARS felaketi nedeniyle bir mektup gönderdi: Hazır giyim sektörü
olarak her türlü yardıma hazırız
Söyleşi
İHKİB'in
yeni Başkanı Süleyman Orakçıoğlu: Sektörün başarısı birlikte
yapılacak çalışmalara bağlı
Firma
Yünsa,
dünyada ilk beş fabrika arasına girmeyi hedefliyor
Hukuk
BELİRLİ
SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ VE İHBAR TAZMİNATI
|
Güncel
Sendika temsilcilerinin de
katıldığı TV programında Narin İş Güvencesi konusunda uyardı:
"Kayıtlı işverene
yeni yük getirerek kalkınma olmaz"
Kanal
D'de Fatih Altaylı'nın hazırlayıp sunduğu Teke Tek" programına
katılan Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, İş
Güvencesi Yasası'nın kayıtlı işverenlere yeni külfetler
getirdiğini belirtti. Narin "Bu kanunla işverenleri
işverenlikten uzaklaştırırsanız bu memleketi nasıl ekonomik
olarak kalkındıracağız?" diye sordu.
17 Mart 2003'te yayınlanan TİSK Başkanı Refik Baydur, Hak-İş
Başkanı Salim Uslu ile DİSK Başkanı Süleyman Çelebi'nin de
katıldığı programda Narin, konuşmasına, İş Güvencesi Yasasıyla
gelen yüklerin Avrupa Birliği standartlarının çok üzerinde
olduğuna dikkat çekerek başladı.
Narin, programda sendika temsilcilerine "Gelinen noktayı daha da
ağırlaştırmak suretiyle kayıtlı çalışan işverenleri yanlışa
itmeyin" uyarısı da yaptı. Narin konuşmasında "Neden işverenler
bu kadar hukuka saygılı düzenler içinde çalışırken rahatsız
değil de, yeni bir İş Güvencesi ve İş Kanunu maddeleri karşımıza
geldiği anda birdenbire böyle ayağa kalkıyorlar?" diye sordu.
Narin bu konuda şunları söyledi;
"Bunun nedenini karşılıklı ve inançlı bir şekilde paylaşmazsak
altından çıkamayız. Çünkü, bunun getirmiş olduğu külfetlerin
altından çıkılamayacağı hesaplanıyor. Bu külfetlerin çoğu bugün
Avrupa standartlarının çok çok üstünde. Burada bir iki örnek
vereyim. Biz bugünkü kanunda kıdem tazminatı ödemelerinde 10
yıllık işçiye 50 haftalık ücret tutarında bir para
ödeyebiliyoruz. İspanya'da bu 10 yıllık işçi için 28.5 hafta,
Danimarka'da 12 yıllık işçi için 4.1 hafta, Fransa'da 3-5
hafta..."

"Dörtte üçü kayıtdışı olan Türk ekonomisinde kayıtlı işçi
çalıştıran işverenlere gelen bu külfet bütün işverenleri
rahatsız etmiştir." diyen Narin işçi sendikala rının
temsilcilerine de şöyle seslendi: "Siz bu noktayı daha da
ağırlaştırmak suretiyle işverenleri yanlışlara itiyorsunuz ki
biz bundan çok rahatsızız. Bir işyerinin işçi çıkarmak için
açılmadığını hepimiz kabul ediyoruz. Bir işveren işçisini
çıkartmak için işyeri açmaz ki.
Tutturmuşsunuz senelerdir, "işçinin hakkı..." Peki, işverenin
hakkı ne oluyor? İşverenin kazanılmış olan işyeri hakkı ne
oluyor? İş Güvencesi, isçinin tarifi içine girmez. İş, işverenin
ve işçinin müşterek paylaştığı bir hadisedir. İş diyoruz, işçi
demiyoruz. Kanunun başındaki madde de işçi değil, iş; yani benim
tarafım ve sizin tarafınız, müşterek bir iş kanunu..."
Narin sözlerine şöyle devam etti: "Bankalardaki 64 milyar
dolarlık döviz mevduatına baktığınızda Türkiye'nin insanlarının
işyeri kurmakta, müteşebbis gücünü devreye koymakla ne kadar
çekinceli bir durumda olduğunu anlarsınız. Biz, herkesin yatırım
ve üretim sahasına para yatırmasını arzu eden bir milletin
çocuklarıyız. Mevcut düzenle çalışan insanlara daha da külfet
getirerek onları da işverenlikten uzaklaştırırsanız, bu
memleketi nasıl ekonomik olarak kalkındıracağız? Bütün milleti
yatırım ve üretim seferberliğine itmek mecburiyetindeyiz. Onun
için İş Kanunu hepimizin kanunudur, işçinin kanunu değildir.
Şimdi bizim geldiğimiz noktada, şartlara bağlı bir düzenlemeyi
beraber yapmamız lazım. Dünyanın bu kadar geliştiği ve
Türkiye'nin de bu kadar geri kaldığı bir ortamda işçi-işveren
kavgasını ortaya koyarsak bence büyük yanlış yapmış oluruz. Siz,
bizleri müteşebbis yapmadığınız sürece huzurlu olamazsınız. Onun
için be- nim düşüncem, hükümetin almış olduğu karara hepimizin
yaklaşımı biraz daha değişik olmalı.
Yani, uzlaşarak, kanunları geleceğin Türkiye'sine, işçisine ve
işverenine uygun bir şekilde bağlayıp bunu bera ber çıkarmalıyız
Kavga edecek ortamlar çok uzaklarda kalmıştır. Düşünün, bugün
iyi veya kötü, Avrupa Birliği'ne giren bütün ülkeler fert başına
ortalama 10 bin doların üzerinde mil- li gelir rakamı konuşurken
biz halen 2 bin küsur dolarları konuşuyoruz. Neyin kavgasını
yapıyoruz, neyi paylaşamıyoruz ki?
Bence artık 80'li seneleri hatırlamaktan vazgeçmemiz lazım.
Geçerli şartlara bağlı bir iş güvencesini, işçinin ve işverenin
güvencesini tartışalım. Siz eksiğinizi söyleyin biz
tamamlayalım, biz eksiğimizi söyleyelim siz tamamlayın,
çekişmeyelim. Siyasi partilerin arenasında bizi lokma diye
yemesinler. Bizler hepimizin sendikalı olmasını amaçlayan bir
kanunun peşinde olmalıyız, hepimizin SSK kapsamına giren bir
düzenleme peşinde olmalıyız, herkesin mutlaka vergisini veren
bir düzenin peşinde olmamız icap ederken, 4'te biri kayıtlı olan
ekonomideki işverenlere yeni yük getiren kanunun peşinde
olmamızda bir yanlışlık var.
Burada Avrupa Birliği'ni mi alırız, başka kriterler mi alırız,
ne yaparsak yapalım ama, bizi son 20 senedir aynı seviyede tutan
3 bin doların altında fert başına düşen Milli Ge- lir rakamını
bir adım ileri götüremezsek bundan sonraki adım artık bir
uçurumdur. Onun için, ben seni seviyorum, sen de beni sev. Ben
zaten işçime saygılıyım; İşçime saygılı olmasam müteşebbis
olmam. Bunun başka formülü yok. birbirimizle kaynaşalım.
Popülist politikalardan kimseye bir yarar gelmez, eğer gelecek
olsa idi 3 tane parti bugün iktidarda olurdu, 3'ü de yok oldu
gitti. Popülist politika bize bir şey getirmez."
Narin "Bu kanun çıkabilir. Bu kanun çıktıktan sonra işyerleri bu
kanuna karşı örgütlenir, sistemi ve formülleri geliştirir. Ama
bu Türk ekonomisine ve Türkiye'nin milli menfaatlerine ters
düşer. Çıkan kanunu, milletin bütün fertlerine kabul ettirecek
mantığı yarattığımız zaman, o kanun benimsenir ve bir yarar
sağlar. Sizden istediğimiz, biz işverenleri zorlamayın. Bu kanun
limitini aşmıştır. Önce işin güvencesini koyalım; bunun ardından
işin güvencesinde müşterek işimizin güvencesini sağlayalım"
şeklinde konuştu.
Çalışma Bakanlığı'nın çalışan ve çalıştıranların bakanlığı
olduğuna da dikkat çeken Narin sözlerini şöyle tamamladı: "Ancak
bugüne kadar oraya gelen bakanların hepsi bu vazifelerini ihmal
etmişlerdir. Çıkan kanunların hepsi, Anayasa'ya göre eşitlik
ilkesi içinde çıkmak mecburiyetindedir. Bir tarafa verilen hak,
öbür tarafa da eşit olarak, dengeyi kurmak için verilmek
mecburiyetindedir, İş Kanunu'nda yapılan son değişikliklerin
hepsi işçi lehine yapılmıştır, bir tane işveren lehine yoktur.
Normal olarak bu bir anayasal suçtur ve Anayasa'nın
bunları iptal etmiş olması icap ederdi. Ama biz bu kavgalara hiç
girmedik." |