Güncel
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı
Halit Narin CNBC-e'ye konuk oldu:
"Yeni bir rüzgar
bekliyoruz"
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı
Halit Narin, CNBC-e Televizyonunda
26 Mart'ta yayınlanan "Sektör Raporu"
programında Tamer Coşkun'un sorularını yanıtladı. Narin'le yapılan söyleşinin
özetini aşağıda sunuyoruz:
Tamer Coşkun: Efendim, hemen sınırımızın ötesinde bir
savaş var ve bu savaşın bize de doğal olarak yansıması var, hem
siyasi anlamda, hem ekonomik anlamda. Bir değerlendirme almak
istiyorum.
Halit Narin: Bizim yapacağımız değerlendirme tabi sektör
bazında olur, bir de milletin bu konu ile ilgili görüşlerini
değerlendirme şeklinde olur. Şimdi iki sektör var. Biri
mütevekkil sektör, "Ne yapalım, kader böyleymiş" diyen. İkinci
bir sektör var, 21. yüzyılda, "şartlar ne olursa olsun
çalışmalıyız, başarmalıyız ve memleketi iyiye görürmeliyiz"
diyen. Bu, tabi Türkiye'de ağırlıkta olan bir sektör, yani Türk
milletinin içinde olan bir yapı.
Şimdi harp gelmiş komşumuza. Avrupa'dan insanlara bakıyorsun,
bize karşı tutumlan var. Amerika'ya bakıyorsunuz, o ise,
komşumuzda olan ve insanlık için kötü neticeler vereceğini
düşündüğü bir hadiseye karşı savaşıyor. Şimdi bizde de bir grup
var, ne diyor? "Efendim, o harpten bize ne?" ABD denizaşırı
geliyor, bir ülkedeki hadiseyi düzeltmek istiyor. İçinde başka
politik nedenler olabilir, ama komşumuzda olan harpten "bize ne"
demenin bir kere bir mantığı yok. Demek ki, Irak'la olan harple
bizim çok yakinen alakalı olmak mecburiyetimiz var.
Hükümetin ve ordumuzun birinci vazifesi bu. Bir kere burada
artık komşuda olan harbin bir an evvel bitmesini düşünmek ve
orada olabilecek katkılarda bulunmak ve Türkiye'yi bundan uzakta
tutabilmenin şartlarını geliştirmek lazım demek icap ederken
haliyle ekonomi karşımıza çıkıyor.
Ekonomik açıdan Türkiye'ye Avrupa Birliği'nden destek almadığı
bir gerçek. Bu gerçeğin de temelinde yatan şu: Avrupa bizim
problemlerimize çok uzak durmak istiyor. Bizi yegane destekleyen
ülke olarak da ABD'yi daima görüyoruz. Tabi ABD'nin sistemini de
görmek lazım. İçinde tabi politik menfaatleri olacak, petrol
olacak, şu olacak, bu olacak. Ama. Bosna-Hersek'te bu kadar
Müslüman insan katledilirken Avrupa kılını kıpırdatmadı, ama
ABD'nin müdahalesiyle oradaki çatışmalar son buldu.
İşte Güney Kore hadisesi.. Biz de bir sürü şehit verdik. Ama,
netice itibariyle Güney Kore bugün dünyanın sayılı ülkelerinden
biri haline geldi. Amerika oraya da gitti yardım etti, ama orada
kalmadı. Şimdi her şeyin iyisini ve kötüsünü bir arada alırken,
demek ki bizi destekleyen bir ülkenin bir kere dostluğunu
kaybetmemek için anlayışla hareket eden bir hükümet politikasına
ihtiyacımız var, Hükümetimiz de bunu yapıyor tahmin ederim.
Tamer Coşkun: Şu ana kadarki süren görüşmeleri,
diyalogları ve de Türkiye'nin aldığı tavrı nasıl
yorumluyorsunuz?
Halit Narin: Bu iş politika ağırlıklı olmalıdır, pazarlık
ağırlıklı, dost ağırlıklı, destek ağırlıklı olmalıdır. Ben
hükümetimizin politikasını tabi destekliyorum Türk vatandaşı
olarak. Ama ben, Amerika-Türkiye dostluk ilişkisini hiçbir şeyle
değişmem. Çünkü bizim dostluğumuz çok uzun sürmelidir.
Tamer Coşkun: Ama Amerikan dostluğu konusunda da
endişeler var Sayın Narin.
Halit Narin: Şimdi pazar- lık yaparken herkesin kendine
göre hataları olabilir. Bu hatadan dönüş noktası diye düşünmemek
lazım. Bu hatada biz dostluğumuzu devam ettireceğiz. İki tarafın
da biraz birbirine daha yaklaşmasında fayda var. Ama mühim olan,
şu anda ekonomideki gelinen durum.
Bu pazarlık bence çok yanlış bir kelime. Yani, Türkiye'de ki
medyamız hâdiseyi çok basite indirdi, kusura bakmasınlar. İki
ülkenin siyasi ve ekonomik menfaatleri ve Orta Doğu'nun siyasi
dengesini kurma işi bir para pazarlığı gibi millete lanse
edilirse ve dünya milletleri de bunu para pazarlığı görürse,
bundan yalnız yanlışlık ve yanlış değerlendirme çıkar.
Tamer Coşkun: Sayın Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da,
ABD'den gelecek kredi konusunda "alıp almayacağımızı düşünürüm"
gibi bir açıklama yaptı...
Haliç Narin: Şöyle açıklığa kavuşturmak lazım. Yani biz
Irak'la savaşmıyoruz, İrak'la savaşa gireriz diye de para
pazarlığı yapmıyoruz. Bu bir ekonomik ve politik dengeler kurma
meselesi. Bizim onların dostluğuna, onların da bizim
dostluğumuza Orta Doğu'da ihtiyaçları var ve bizim de en çok
onlara ihtiyacımız var.
Sayın Unakılan tabi doğru söylüyor Çünkü paranın maliyeti çok
mühim. Ama, Türkiye'de paranın nereden yaratılacağını, yalnız
kredi ve hibelerle değil de ekonominin kendi üretken gücünde
aramak lâzım. Yani insanlar denizin içindedir, nimetin
içindedir, nimetin ne olduğunun farkına varamazlar, Türkiye'nin
durumu da buna benziyor. Türk müteşebbisinin devreye girmesi
zamanı zaten kaç senedir ihmal edilmiştir. Şimdi gelecek olan
paralardan çok daha fazla para yaratacak, müteşebbisi devreye
koyarak ekonomiyi canlandıracak, iş sahası açacak olan üreten
ekonomi şu anda bankaların baskısı altında ezilmiş ve durmuş
durumdadır.
Bankalar akıllarına gelen faizi tatbik ederek işyerlerini finans
darboğazına sokmuşlardır. Bu arada hükümetimizin yapmış olduğu
bana göre en iyi icraatlardan bir tanesi, kredi kartlarında
yapılan hatayı düzeltmek olmuştur. Binlerce, yüzbinlerce insanı
yeniden heyecanla yaşama şevkine sokmuştur. Hükümet bunu
yaparken Bankalar Birliği'nin ve bankaların baskısı altında bunu
yapmamış, halkın menfaati açısından ele almıştır.
Peki, bankaların baskısıyla, yüksek enflasyon politikasından
dolayı keyfi faizlerle kapanan müesseseleri ve orada işsiz kalan
binlerce insanı, tekrar işlerine kavuşturmak için. işyerleri
almış ol- dukları orijin borçlarını -bankacılık borcunu değil-
bir sisteme bağlasalar, müteşebbisi ve işçilerini bu
müesseselerin başına geçirseler, Türk ekonomisini büyütseler,
dış hibelere ve kredilere hiç ihtiyacımız olmaz. Bu bir kanun
meselesi, bir çalışma meseledir ve kısa sürede yapılabilir.
Tamer Coşkun: Bu kolay yapılabilinir mi?
Halit Narin: Kredi kartında yaptıktan sonra bunu yapmamak
mümkün değil. Çünkü, bankaların faizleri, orijinden alınan
borcu, sanayicinin esas orijinal borcunun kaydı var. O borcun
muayyen bir sistemde dünya faizleriyle bir yerde ödeme sistemini
geliştirdiğiniz zaman 200 milyar dolardan fazla yatırımı devreye
sokarsınız. Bunun yaratacağı değerse 100 milyarlarca dolar katma
değerdir, artı milyonlarca insana da iş sahası açılacaktır.
Tamer Coşkun: Peki, şunu soracağım: Bir de bizde atıl
duran, piyasanın tedirginliğinden dolayı yastık altı yatırımları
var. Bunlar harekete geçirilemez mi ya da bir model uygulanamaz
mı?
Halit Narin: Şimdi yastık altında duran paranın yüzde
90'ı kara paradır, yani kayıtsız paradır. Bu kayıtsız ve kötü
paranın kayıt içine girmesini kimse istemez. Düşünün, kayıtsız
ve kötü paranın da yüksek faiz bulduğu yeryüzündeki yegâne ülke
maalesef Türkiye' mizdir.
Halbuki, Türkiye'mizin istikrarlı bir enflasyon seyri var.
Türkiye' deki kayıt dışı tasarruf edilmiş, bu parayı (60 milyar
dolar olduğu söyleniyor) Türkiye' den alıp da yurtdışında
herhangi bir ülkeye götürmeniz mümkün değildir. Çünkü
yurtdışındaki paranın getirişi yüzde 0.5 - 1.5'tur. Ama
bankacılık sektörü, yüksek faizle net getirilerini yüzde 30-40'
lar bazında bir sisteme dönüştürmüştür.
Şimdi bu sistemi bir hükümet politikasıyla geliştirebilirseniz,
duran müesseselerin orijin borçlarını ödemek için uzun vadede
bir dünya standardı faizine bağlayabilirseniz, bunun yanına da
dış finans desteğini eklerseniz Türkiye'nin gayrisafi milli
hasılasını belki bir-iki senede iki mislinden fazlaya çıkarma
imkânımız olabilir. Bence hükümetimizin yaptığı çalışmaları
belki başka açılardan ele alarak yapmasında fayda var. Hükümetin
alacağı kararların hepsi heyecanla bekleniyor. Çünkü, tek başına
iktidar olan bir hükümetin ekonomiye canlılık verecek
mesajlarında biraz eksiklik var.
Sayın Unakıtan'ın söylemiş olduğu vergi barışı ve kredi kartı
borç ödeme kolaylığı sistemi çok güzel bir rüzgâr getirdi. Ama,
yelkene bir rüzgâr üflemesiyle tekneyi bir yerden bir yere
götüremeyeceğimize göre, biraz daha rüzgâra ihtiyacımız var. |