Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Toplu
sözleşmede mutlu son
Başkan Halit Narin'in TRT-2'deki söyleşisi
İstanbul yaklaşımı bir yaşında
Asgari ücrette yüzde 22 artış
Beklentiler
2002'nin değerlendirilmesi ve 2003 yılından
beklentiler
2002 yılı kâr yılı değil, ar yılı olmuştur
Ekonomik büyüme 2003 yılında da
sürdürülebilir mi?
Göstergeler
2003 yılı çalışma hayatı göstergeleri
Yeni kıdem tazminatı
Araştırma
İplik üreticisi, düşük fiyatlı ithal mallarla
savaşıyor!
Hukuk
Prof. Dr, Tankut Centel
|
Beklentiler
2002'nin değerlendirilmesi ve 2003
yılından beklentiler
Ekonominin
rekor bir düzeyde küçüldüğü 2001 yılını takiben, 2002 yılı daha önceki yılların
aksine, ekonomik programda hedeflenen temel büyüklüklerin gerçekleştiği nispeten
olumlu bir yıl olmuştur. 2002 yılı için hazırlanan ekonomik programda, 2001
yılında tekrar yükselme eğilimine giren enflasyonun düşürülmesi, hızia artan
borç stokunun sürdürülebilir bir seviyeye çekilmesi ve daralan ekonominin büyüme
ortamına getirilmesi hedeflenmişti.
2002 yılının üçüncü çeyreğinde elde edilen yüzde 7.8lik büyümeden sonra, yılın
ilk dokuz ayında GSMH'deki büyüme, yüzde 6.2 olarak gerçekleşmiştir. Bu rakam,
2002 ydı sonundaki büyüme oranının hedeflenenin oldukça üzerinde olacağını
göstermektedir. 2002, enflasyonla mücadele açısından da başarılı bir yıl
olmuştur. Yıllık enflasyon öngörülen yüzde 35 oranının altında kalarak yüzde 30
civarında gerçekleşmiştir. İhracatta da programda hedeflenenin 4 milyar dolar
üzerinde bir artış görülmüştür.
2002 yılında Türkiye, 2001'deki kayıplarını az da olsa telafi etmeyi
başarmıştır. Ancak, ekonomide gerçek ve kalıcı bir büyüme dönemine girildiğini
söylemek için henüz erkendir. 2002 yılına ait ekonomik göstergelerin çok ağır
bir krizin yaşandığı 2001 yılına kıyasla elde edüdiği unutulmamalıdır. Ekonomi
kırılganlığını hala korumaktadır.
Yakalanan olumlu gidişin sürdürülmesi ve kalıcı kılınmasında 2003 yılında
izlenecek politikalar büyük önem taşımaktadır. 2002'de, enflasyonla mücadelede,
son çeyrek yüzyılda neredeyse ilk defa, hedef alınanın altında bir oranın
yakalanması gibi önemli bir basan elde edilmiştir. Ancak basan olarak
tanımladığımız yüzde 30 enflasyon, dünya ortalamalanyla karşılaştırıldığında
hala çok yüksek bir fiyat artış düzeyidir. Türkiye'nin; önünde kat edilmesi
gereken uzun bir yol vardır. Bu noktadan sonra yapılması gereken, enflasyonla
mücadeleye kararlılıkla devam edilerek, enflasyonun tek haneli rakamlara
çekilmesinin sağlanmasıdır.
Türkiye ekonomisindeki olumsuzlukların başında, reeî faiz oranlarının yıl
boyunca yüksekliğini koruması gelmektedir. Düşen enflasyona rağmen, reel faiz
oran lan düşmemiştir. Tıpkı enflasyon gibi, ülkemizdeki reei faiz oranları da
uluslararası ölçülerle bakıldığında hâlâ çok yüksek düzeydedir. Enflasyon ve
reel faiz oranlan kabul edilebilir seviyelere çekilmediği sürece, sağlıklı ve
sürdürülebilir büyümenin yakalanması ve dolayısıyla refah artışı mümkün
değildir.
2002 yılındaki başarılı performansın arkasında, ekonomi yönetiminde tutarlı bir
işbirliğinin sağlanması, seçimlere rağmen mali disiplinin korunabilmesi,
politikaların popülist kaygılardan çok ekonominin gerçeklerine göre
belirlenmesi, ekonomik büyüklüklerde gerçekçi hedefler saptanarak bu hedeflerin
kararlılıkla takip edilmesi yatmaktadır, 2003 yılında da, ekonomi yönetimi
benzer bir tutum içinde olmalıdır.
2003 yılında yüzde 5 büyüme ve yüzde 20 enflasyon hedeflenmektedir, Bu
hedeflerin gerçekleşmesi için, mali disiplinin korunması, kamu sektörünün
finansmanında gevşekliğe izin verilmemesi, reformlardan geri adım atılmaması ve
yeniden yapılanma sürecinin devam etmesi şarttır. Enflasyonla mücadelenin asıl
şimdi başladığı gerçeği göz ardı edilirse, çekilen bunca sıkıntı ve ödenen bedel
boşa gidecektir. Kamuda verimliliğin sağlanması, vergi reformunun
gerçekleştirilmesi ve faiz dışı fazla hedefinin kararlılıkla takip edilmesi
kamumun borçlanma ihtiyacının azaltılması açısından büyük önem taşımaktadır.
Türkiye giderlerine göre değil, gelirlerine göre bütçe yapmayı artık öğrenmek
zorundadır.
Ekonominin yansı kayıt dışında iken, vergi sisteminin çalışması ve ekonomideki
dengelerin oturtulması çok zordur. Özelleştirme son hızla tekrar harekete
geçirilmeli ve kaynak bulma arayışlarında bu imkan kullanılmalıdır.
2002 yılında elde edilen büyümede, sanayide, özellikle de imalat sanayiinde elde
edilen büyümenin büyük rolü vardır. Sanayicimiz, finansman sıkıntısına, kaynak
kıtlığına, yüksek vergi ve prim oranlarına, yüksek enerji maliyetlerine,
kısacası türlü olumsuzluğa rağmen canını dişine takarak üretimi ve ihracatı
artırmayı başarmıştır. Ancak ihracatçı sanayicimiz uluslararası pazarlarda var
olabilmek adına ürün fiyatlarında büyük indirimlere gitmek zorunda kalmıştır.
Bunun sonucu olarak, 2002'nin ilk dokuz ayında ihracat, dolar bazında yüzde 8.4
artarken, miktar olarak yüzde 17,3 oranında artmıştır. Bu durum nereye kadar
devam edebilir? 2003 yılında, başta üretim faktörü maliyetlerinin uluslararası
ölçülere çekilmesi olmak üzere, reel sektörün önünü açacak ve sanayimizin
rekabet gücünü artıracak uygulamalar gecikmeksizin hayata geçirilmelidir.
Bankacılık sistemindeki sorunların çözülmesi ve finans sektörünün reel sektöre
uygun koşullarda kaynak sağlar hale gelmesi 2003'e yönelik bir diğer hedef
olmalıdır.
AKP Hükümeti, Irak'a yönelik belirsizlik başta olmak üzere, gelişmeleri kontrol
etmeyi başarır, ekonomide istikrar, politikada güven ortamı sağlanır, kamuda
yapısal değişim gerçekleştirilirse, piyasa ekonomisi gerisini halledecek ve 2003
öngörülen hedeflerin gerçekleştiği bir yıl olacaktır.
2002
yılı kâr yılı değil, ar yılı olmuştur
2002
yılının olumlu yanlarına baktığımızda, ekonominin yüzde 6.2 büyümesi,
enflasyonun son 19-20 yılın en düşük seviyelerinde gerçekleşerek yüzde 30'lann
altına indirilmiş olması, faiz dışı beklentinin yakalanması, siyasi açıdan
bakıldığında çok karmaşık bir yıl olmasına rağmen ihracat hedefinin aşarak 36.2
milyar dolar gerçekleşmesi, genel olarak hedefleri yakalamış başarılı bir yıl
olduğunu söyleyebiliriz.
2002'nin olumsuz taraflarına baktığımız zaman maalesef siyasilerin ülke
çıkarlarını bir tarafa bırakarak şahsi ve parti menfaatlerini ön planda
tuttukları bir yıl olmuştur. Hepimizin bildiği gibi bu haksızlığın karşılığı
olarak da gerek merkez sağ, gerekse merkez sol partiler bunun bedelini ağır bir
şekilde ödemek zorunda kalmışlardır. Hatta genel başkanian da silinip
gitmişlerdir. Burada dikkat çeken husus, halkın hür iradesi bunun cevabını
sandıkta vermiştir. Bunun yanında özellikle birkaç yıldır artan borç stoklan 150
milyar dolan bulmuş, halk daha çok fakirleşmiş, maalesef işsizlik-tabiî ki bu
resmi kayıtlar-yüzde 11.81er seviyesine ulaşmış, milli gelirimiz kişi başı 2500
dolara gerilemiş, daha çarpıcı bir örnek; eğitimli gençlerimizin nerede ise
yüzde 40'ı işsiz bırakılmıştır. Bu olumsuzluklar yanında dış ticaretimizin,
ihracatımızın başarısını iyi tahlil etmek gerekir diye düşünüyorum. Ne yapmış
ihracatçımız: Canı pahasına, pazar ve müşterisini kaybetmemek için kârından
fedakârlık etmiş, hatta zararına çalışmış, geleceğin umutlarını dikkate alarak
inanılmaz bir mücadele sergilemiştir. Bu gelişmeler özellikle kendi sektörümüzde
bu şekilde olmuştur. Açık bir ifade ile 2002 yılı kâr yılı değil, ar yılı
olmuştur Burada sektörümüzün 2002 yılının performansına dikkat çekmek istiyorum
ve özellikle Ankara'nın bu sektöre biraz daha ilgi duymalarının doğru olacağı
kanısındayım. İstihdamda ve ihracatta öncü en çok katma değer yaratan emek yoğun
bu sektörün önündeki engellerin kaldırılarak, dünya ile rekabet edebilir
koşullar oluşturulmalıdır. Eğer bu fırsatlar yaratılır ise bu sektör ihracat
rakamlarını 2002'de olduğu gibi 2003'te yüzde 25'lerin üzerine taşıyabileceği
kanaatindeyim.
2003 yılının iyi taraftan ve kötü taraflarının tespitinden sonra 3 KasınYda
yapılan genel seçimden tek partili bir hükümetin iş başına gelmesi Türkiye için
yeni bir fırsat olduğu kanaatindeyim. Bunun ülke meselelerinin daha ivedi
çözümlenme ve uygulama için bir şans olduğunu düşünüyorum. Maalesef ülkemiz
bugüne kadar sürekli deneme yanılma metodu ile yönetildi. Bu bakımdan hükümetin
tek parti olarak görev başında olması onlar için de bir şans olduğu
kanaatindeyim. Bu fırsatı iyi değerlendirirler ise ülke sorunlan çözülür. Adalet
ve Kalkınma Partisi seçim öncesi hükümet programlarını açık bir şekilde
kamuoyuna sundular. Bugün aynı parti hükümet oldu ve acil eylem planlarını da
sunarak hatta tarih vererek, bu vermiş olduklan taahhütleri tescil etmiş
oldular. İste şimdi icraat zamanı. Laf üretmek yerine, popülist politikalar
hiçbir zaman tercih edilmeden iş üretmek zorundalar. Çünkü ülkenin önünde çok
büyük sorunlar duruyor, zamanın değeri paradan daha kıymetli olduğu bir yıla hep
birlikte girdik. Zaman kaybetmeden tercihler belirlenmelidir. Ekonomi birinci
sıraya oturmalı, yakalanan bu iyimser hava kaybolmadan taahhüt edilen reformlar
gerçekleştirilmelidir. İşsizlik, yoksulluk, eşitsizlik üretim üe
ödüllendirilerek bir genç nesle fırsatlar yaratılmalıdır. Unutulmamalıdır ki,
ülke ekonomisinin ba-şanya ulaşması, yatırımların önünün açılması, reel kesimin
içinde bulunduğu olumsuz rekabet koşullarının iyileştirilmesini, ihracatımızın
ulusal ve kalıcı bir statüye ulaştırılarak değişmez dış ticaret politikalarıyla
yeni pazarlarda ihracatçımıza eşit şartlarda rekabet yaratılmalıdır. İnanıyorum
ki, Türkiye ihracat odaklı bir büyüme modelini dikkate alır, geliştirir ise yeni
pazarlarda kalıcı ve en önemlisi 2005 yılı dünya ticaret örgütünün kurallarının
devreye girmesinden önce şansını ve bu pazarlarda kalıcılığını yakalayabilme
şansına kavuşacaktır.
Umutların başlangıcı olarak adlandırdığım 2003 yumul, ülkemiz insanına esenlik
getirmesi, sağlık, mutluluk getirmesi dileği ile...
|