Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Toplu
sözleşmede mutlu son
Başkan Halit Narin'in TRT-2'deki söyleşisi
İstanbul yaklaşımı bir yaşında
Asgari ücrette yüzde 22 artış
Beklentiler
2002'nin değerlendirilmesi ve 2003 yılından
beklentiler
2002 yılı kâr yılı değil, ar yılı olmuştur
Ekonomik büyüme 2003 yılında da
sürdürülebilir mi?
Göstergeler
2003 yılı çalışma hayatı göstergeleri
Yeni kıdem tazminatı
Araştırma
İplik üreticisi, düşük fiyatlı ithal mallarla
savaşıyor!
Hukuk
Prof. Dr, Tankut Centel
|
Beklentiler
Ekonomik büyüme 2003 yılında
da sürdürülebilir mi?
Cumhuriyet
tarihinin en ağır ekonomik ve sosyal maliyeti ni ödediğimiz 2001 yılından sonra,
geride bıraktığımız 2002 yılına ülke olarak son derece kritik sınırlarda
girdiğimizi eminim hepimiz çok iyi hatırlıyoruz.
Sürdürülmesi mümkün olmayan bir ekonomik programdan koparak göz göre göre
uçuruma yuvarlanmak acaba bize neler öğretmişti? Krizin bedelini en acımasız
şekilde öderken, acaba fırsatlarından yararlanmayı başarabilecek miydik?
Mali sektörde ve özellikle, kontrolden tamamen çıkmış olan kamu bankalannda
ciddi düzenlemeler yapıldığını hatırlıyoruz. Kamu kaynaklan-nın kullanımında bir
dizi yeni kurul ve kurallar da oluşturuldu. Ancak bunlar yapılırken, reel
ekonomi, sanayi kendi başının çaresine bakmak üzere kaderine terkedilmiş idi.
İşte, çok ciddi bir kan kaybına uğramış sanayimizle girdiğimiz 2002 yılında,
hükümet programında öngörülen yüzde 3.5 büyüme ve yüzde 35'lik enflasyon hedefi
bizlere hiç de gerçekçi gelmiyordu. Nasıl büyüyecek idik? Kaynak, tasarruf
yoktu. Yüzde 80leri aşmış enflasyonun yüzde 50'lere düşmesi bile basan olacaktı.
200' in ikinci yansında başlayan yasal düzenlemeler, 2002'nin birinci yansında
da devam etti. İşte bu ortamda biz sanayiciler için tek çıkış yolu vardı:
İhracat. Zira, Türk halkının temel ihtiyaçlarının ötesinde talep yaratacak gücü
kalmamıştı.
Sosyal patlama olur muydu, olmaz mıydı tarüşmalan, 2002 başında hepimizi yeni
arayışlara mecbur etti. Bir taraftan kaynak bulmak, diğer taraftan da
verimliliğimizi artırmak zorunda idik.
İlk 5 ayda işler yavaş yavaş toparlanma sürecine girerken zorla dengede tutulan
siyasi istikrar bozuldu. Seçim fırtınası her yeri sarsmaya başladı. Yılın ikinci
yarısına seçim ve siyaset damgasını vururken, ihracatla büyüme devam ediyordu.
Bu defa da bir ilk yaşanıyordu. Seçime rağmen enflasyonda düşüş sürüyordu.
Sonunda beklenen sosyal patlama sandıkta oldu. Koalisyonun üç ortağı da
barajı aşamayarak Meclis dışında kaldı. AKP
yüzde 34.8 oranı ile Meclis'te yüzde 66'lık bir çoğunluk sağladı. Geçen seçimde
barajı aşamayan CHP de ikinci parti olarak Meclis'te muhalefet görevini
üstlendi.
Çok uzun yıllardan sonra Türkiye, tek partili bir hükümet ve tek partiden oluşan
bir muhalefet yapısı ile 2003'e giriyordu.
Birçok belirsizliğe, seçime, yaşanan Kıbrıs ve Irak gerginliklerine rağmen
enflasyon TEFE'de 30,8'e, TÜFE'de yüzde 29.7'ye düşerken, ihracat 36 milyar
dolan aşıyordu. Muhtemel büyüme oranının da yüzde 5,5-6 dolayında gerçekleşmesi
bekleniyor.
2002 yılı tüm güçlüklere karşın Türk özel sektörünün çaresizlik ortamındaki
yaratıcılığı ile üretkenliği ile İstanbul Sanayi Odası'nın 50. yılında yeniden
ümitleniyor ve seçim sonuçlarının da yarattığı olumlu rüzgâr ile 2003'e
giriliyordu.
AKP iktidarı 2003 yılında yüzde 5 büyüme yanında yüzde 20'lik bir enflasyon
hedefi belirlemiş bulunuyor. Acaba bu hedefler gerçekçi mi? Bu hedefleri
gerçekleştirebilir miyiz? Daha ötesinde neleri yapar, neleri yapmaz isek bu
hedefler gerçekleştirilebilir? Siyasi istikrar, ekonomik istikrara nasıl
dönüşebilir? Zannedersem, başta hükümetimizin, ancak esas da hepimizin cevap
araması gereken soru bu.
Geçmiş tecrübelerimiz, bize, bir taraftan, parlamento çoğunluğunun çok önemli
bir güç olduğunu hatırlatırken, diğer taraftan da, hükümetlerin basan şansının,
projelere toplumun tüm kesimlerinin ortak edilebildiği oranda arttığını
söylüyor.
Son derece hassas bir süreçten geçiyoruz. Irak çok ciddi bir belirsizlik olarak
önümüzde dururken, hükümetin bazı uygulamalarda acele etmesi, daha 2003 yılı
bütçesi oluşturulmamış iken, tasarruf yerine önce harcamaya yönelmesi, yüzde
50'lerîn altına düşmesi beklenen faizleri tekrar yüzde 60'lara çekti.
Enflasyonun yüzde 30 olduğu yerde yüzde 60 faiz olmaz. Doğru olan, enflasyondaki
düşüş doğrultusunda, faizlerin de yüzde 40'lara inmesinin zorlanmasıdır. Burada
en önemli unsur 2003 yılı bütçesinin bugüne dek uygulandığı üzere, harcamalara
değil, gelirlere endeksli oluşturulmasındadır. Bu anlayış borçlanma ihtiyacını
azaltacak ve tasar-ruflan artıracaktır. Ancak bu tasarrufların üretken ekonomiye
kaynak olduğu bir süreçte enflasyon düşer, reel ve nominal faizler düşer ve
sağlıklı bir büyüme gerçekleşebilir.
Kamuda harcamaları azaltmak hiç de kolay değildir. Çok ciddi bir kararlılık ve
koordineli çalışmayı gerektirir. Türkiye artık kamuda verimliliği
gerçekleştirmek zorundadır. Enflasyonla yaşamak artık tarihte kalmalıdır.
Enflasyon yüzde 30'larda hatta 20'lerde kalsa bile geleceğe güvenle bakamayız.
Enflasyonla mücadeleyi başarabilmek bizim elimizdedir. Bunun biraz daha maliyeti
vardır. Ancak enflasyonla mücadeledeki başarı ve bilahare gerçekleştirilecek
olan sürdürülebilir büyüme ile, yarınlara güvenle bakma ve geleceği planlama
fırsatını bulabiliriz.
2002 yılında Türkiye üretti, ihraç etti, tasarruf etti. Yüzde 5-5-6 büyüdü,
Doğru İş yaptı. Sağlam bir zeminde, borçlarını kontrol ederek, sanayi kendi
özkaynakları ile büyüdü. Şimdi sıra, bunu kamuda da sürdürerek verimliliği
artırmakta. Borçlanma ihtiyaçlarımızı azaltarak, ekonomide istikran
sağlayabiliriz. Hele bir de vergide adaleti sağlayabilir, vergi oranlarını
düşürebilir, sosyal güvenlik sisteminin özel sektör üzerindeki yükü
azaltılabilir ise bu Türk sanayicisinin rekabet gücünü iyileştirir. Üretim,
ihracat ve istihdamda kalıcı iyileştirmeler gerçekleştirilebilir.
Herşey bizim elimizde. Bulunduğumuz yer bizleri aldatmamak. İstikrarla
işletmelerimizde verimliliği artırabilmeli-yiz. AKP hükümeti Türk toplumundan
büyük bir güç almıştır. Ancak bu aynı zamanda son derecede ağır bir
sorumluluktur.
Türk toplumunun krizler yaşamışını istemiyor isek, yaşam kalitemizi iyileştirmek
istiyorsak, bunu, borçla değil, daha çok çalışarak, dünyaya satılabilir mal
üreterek, teknolojiyi daha yoğun kullanarak, ölçek ekonomisini gerçekleştirerek
başarabileceğimize inanalım. Bu inanç, akılcılık, kararlılık ve ben yerine biz
diyeceğimiz bir anlayışı uygulamaya koymak Türkiye'yi hedeflerine taşıyabilecek
en önemli güçtür.
|