[ , ]    Sayı:277  Ocak 2003

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

Editör'den


 Güncel

   Toplu sözleşmede mutlu son

   Başkan Halit Narin'in TRT-2'deki söyleşisi

   İstanbul yaklaşımı bir yaşında

   Asgari ücrette yüzde 22 artış


 Beklentiler

   2002'nin değerlendirilmesi ve 2003 yılından beklentiler

   2002 yılı kâr yılı değil, ar yılı olmuştur

   Ekonomik büyüme 2003 yılında da sürdürülebilir mi?


 Göstergeler

   2003 yılı çalışma hayatı göstergeleri

   Yeni kıdem tazminatı


 Araştırma

   İplik üreticisi, düşük fiyatlı ithal mallarla savaşıyor!


 Hukuk

   Prof. Dr, Tankut Centel

Beklentiler

Ekonomik büyüme 2003 yılında da sürdürülebilir mi?

Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik ve sosyal maliyeti ni ödediğimiz 2001 yılından sonra, geride bıraktığımız 2002 yılına ülke olarak son derece kritik sınırlarda girdiğimizi eminim hepimiz çok iyi hatırlıyoruz.
Sürdürülmesi mümkün olmayan bir ekonomik programdan koparak göz göre göre uçuruma yuvarlanmak acaba bize neler öğretmişti? Krizin bedelini en acımasız şekilde öderken, acaba fırsatlarından yararlanmayı başarabilecek miydik?
Mali sektörde ve özellikle, kontrolden tamamen çıkmış olan kamu bankalannda ciddi düzenlemeler yapıldığını hatırlıyoruz. Kamu kaynaklan-nın kullanımında bir dizi yeni kurul ve kurallar da oluşturuldu. Ancak bunlar yapılırken, reel ekonomi, sanayi kendi başının çaresine bakmak üzere kaderine terkedilmiş idi.
İşte, çok ciddi bir kan kaybına uğramış sanayimizle girdiğimiz 2002 yılında, hükümet programında öngörülen yüzde 3.5 büyüme ve yüzde 35'lik enflasyon hedefi bizlere hiç de gerçekçi gelmiyordu. Nasıl büyüyecek idik? Kaynak, tasarruf yoktu. Yüzde 80leri aşmış enflasyonun yüzde 50'lere düşmesi bile basan olacaktı.
200' in ikinci yansında başlayan yasal düzenlemeler, 2002'nin birinci yansında da devam etti. İşte bu ortamda biz sanayiciler için tek çıkış yolu vardı: İhracat. Zira, Türk halkının temel ihtiyaçlarının ötesinde talep yaratacak gücü kalmamıştı.
Sosyal patlama olur muydu, olmaz mıydı tarüşmalan, 2002 başında hepimizi yeni arayışlara mecbur etti. Bir taraftan kaynak bulmak, diğer taraftan da verimliliğimizi artırmak zorunda idik.
İlk 5 ayda işler yavaş yavaş toparlanma sürecine girerken zorla dengede tutulan siyasi istikrar bozuldu. Seçim fırtınası her yeri sarsmaya başladı. Yılın ikinci yarısına seçim ve siyaset damgasını vururken, ihracatla büyüme devam ediyordu. Bu defa da bir ilk yaşanıyordu. Seçime rağmen enflasyonda düşüş sürüyordu. Sonunda beklenen sosyal patlama sandıkta  oldu. Koalisyonun üç ortağı da barajı aşamayarak Meclis dışında kaldı. AKP
yüzde 34.8 oranı ile Meclis'te yüzde 66'lık bir çoğunluk sağladı. Geçen seçimde barajı aşamayan CHP de ikinci parti olarak Meclis'te muhalefet görevini üstlendi.
Çok uzun yıllardan sonra Türkiye, tek partili bir hükümet ve tek partiden oluşan bir muhalefet yapısı ile 2003'e giriyordu.
Birçok belirsizliğe, seçime, yaşanan Kıbrıs ve Irak gerginliklerine rağmen enflasyon TEFE'de 30,8'e, TÜFE'de yüzde 29.7'ye düşerken, ihracat 36 milyar dolan aşıyordu. Muhtemel büyüme oranının da yüzde 5,5-6 dolayında gerçekleşmesi bekleniyor.
2002 yılı tüm güçlüklere karşın Türk özel sektörünün çaresizlik ortamındaki yaratıcılığı ile üretkenliği ile İstanbul Sanayi Odası'nın 50. yılında yeniden ümitleniyor ve seçim sonuçlarının da yarattığı olumlu rüzgâr ile 2003'e giriliyordu.
AKP iktidarı 2003 yılında yüzde 5 büyüme yanında yüzde 20'lik bir enflasyon hedefi belirlemiş bulunuyor. Acaba bu hedefler gerçekçi mi? Bu hedefleri gerçekleştirebilir miyiz? Daha ötesinde neleri yapar, neleri yapmaz isek bu hedefler gerçekleştirilebilir? Siyasi istikrar, ekonomik istikrara nasıl dönüşebilir? Zannedersem, başta hükümetimizin, ancak esas da hepimizin cevap araması gereken soru bu.
Geçmiş tecrübelerimiz, bize, bir taraftan, parlamento çoğunluğunun çok önemli bir güç olduğunu hatırlatırken, diğer taraftan da, hükümetlerin basan şansının, projelere toplumun tüm kesimlerinin ortak edilebildiği oranda arttığını söylüyor.
Son derece hassas bir süreçten geçiyoruz. Irak çok ciddi bir belirsizlik olarak önümüzde dururken, hükümetin bazı uygulamalarda acele etmesi, daha 2003 yılı bütçesi oluşturulmamış iken, tasarruf yerine önce harcamaya yönelmesi, yüzde 50'lerîn altına düşmesi beklenen faizleri tekrar yüzde 60'lara çekti.
Enflasyonun yüzde 30 olduğu yerde yüzde 60 faiz olmaz. Doğru olan, enflasyondaki düşüş doğrultusunda, faizlerin de yüzde 40'lara inmesinin zorlanmasıdır. Burada en önemli unsur 2003 yılı bütçesinin bugüne dek uygulandığı üzere, harcamalara değil, gelirlere endeksli oluşturulmasındadır. Bu anlayış borçlanma ihtiyacını azaltacak ve tasar-ruflan artıracaktır. Ancak bu tasarrufların üretken ekonomiye kaynak olduğu bir süreçte enflasyon düşer, reel ve nominal faizler düşer ve sağlıklı bir büyüme gerçekleşebilir.
Kamuda harcamaları azaltmak hiç de kolay değildir. Çok ciddi bir kararlılık ve koordineli çalışmayı gerektirir. Türkiye artık kamuda verimliliği gerçekleştirmek zorundadır. Enflasyonla yaşamak artık tarihte kalmalıdır. Enflasyon yüzde 30'larda hatta 20'lerde kalsa bile geleceğe güvenle bakamayız.
Enflasyonla mücadeleyi başarabilmek bizim elimizdedir. Bunun biraz daha maliyeti vardır. Ancak enflasyonla mücadeledeki başarı ve bilahare gerçekleştirilecek olan sürdürülebilir büyüme ile, yarınlara güvenle bakma ve geleceği planlama fırsatını bulabiliriz.
2002 yılında Türkiye üretti, ihraç etti, tasarruf etti. Yüzde 5-5-6 büyüdü, Doğru İş yaptı. Sağlam bir zeminde, borçlarını kontrol ederek, sanayi kendi özkaynakları ile büyüdü. Şimdi sıra, bunu kamuda da sürdürerek verimliliği artırmakta. Borçlanma ihtiyaçlarımızı azaltarak, ekonomide istikran sağlayabiliriz. Hele bir de vergide adaleti sağlayabilir, vergi oranlarını düşürebilir, sosyal güvenlik sisteminin özel sektör üzerindeki yükü azaltılabilir ise bu Türk sanayicisinin rekabet gücünü iyileştirir. Üretim, ihracat ve istihdamda kalıcı iyileştirmeler gerçekleştirilebilir.
Herşey bizim elimizde. Bulunduğumuz yer bizleri aldatmamak. İstikrarla işletmelerimizde verimliliği artırabilmeli-yiz. AKP hükümeti Türk toplumundan büyük bir güç almıştır. Ancak bu aynı zamanda son derecede ağır bir sorumluluktur.
Türk toplumunun krizler yaşamışını istemiyor isek, yaşam kalitemizi iyileştirmek istiyorsak, bunu, borçla değil, daha çok çalışarak, dünyaya satılabilir mal üreterek, teknolojiyi daha yoğun kullanarak, ölçek ekonomisini gerçekleştirerek başarabileceğimize inanalım. Bu inanç, akılcılık, kararlılık ve ben yerine biz diyeceğimiz bir anlayışı uygulamaya koymak Türkiye'yi hedeflerine taşıyabilecek en önemli güçtür.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2003 TÜTSİS      -      boratur.net