Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Toplu
sözleşmede mutlu son
Başkan Halit Narin'in TRT-2'deki söyleşisi
İstanbul yaklaşımı bir yaşında
Asgari ücrette yüzde 22 artış
Beklentiler
2002'nin değerlendirilmesi ve 2003 yılından
beklentiler
2002 yılı kâr yılı değil, ar yılı olmuştur
Ekonomik büyüme 2003 yılında da
sürdürülebilir mi?
Göstergeler
2003 yılı çalışma hayatı göstergeleri
Yeni kıdem tazminatı
Araştırma
İplik üreticisi, düşük fiyatlı ithal mallarla
savaşıyor!
Hukuk
Prof. Dr, Tankut Centel
|
Hukuk
İŞİ YAVAŞLATAN VE VERİLEN
İŞİ YAPMAYAN İŞÇİNİN İŞ SÖZLEŞMESİNİN FESHİ
(Karar İncelemesi)
Prof. Dr, Tankut Centel
İstanbul Hukuk Fakültesi Dekanı
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No.: 2002/5209
Karar No.: 2002/4183
Tarih: 1403.2002
Karar özeti:
İşi yavaşlatma ve verilen işi yapmama gibi eylemlerde bulunduğu yapılmış
tespitlerle anlaşılan işçinin iş sözleşmesinin feshi, işyerinde yetki tespiti
için başvurulduktan sonra olmasına rağmen, haklı nedene dayanır.
İlgili Mevzuat:İş K. 13, 35, 41, 42; Sendikalar K, 31; TiSGLKL 25, 45
Karar Metni:
Dava: Davacı, ihbar ve sendikal tazminatları, fazla çalışma ile hafta ve
genel tatil gündeliklerinin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm akma almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya
incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Yargıtay Kararı
Dosya içeriğine göre, işyerinde işçi sendikasının 31.03.2000 tarihinde toplu iş
sözleşmesi yapmak üzere çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na çoğunluk tespiti
için başvuruda bulunduğu, Bakanlıkça yapılan incelemeye göre sendikanın
çoğunluğu olduğunun tespit edildiği, buna karşılık işverenin, sendikanın
çoğunluğu olmadığı şeklinde iş mahkemesinde itirazda bulunduğu tartışmasız ise
de; mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, bu evreleri müteakip işyerinde davacı
ve bir kısım işçilerin işi yavaşlatma, verilen işi yapmama gibi eylemlerde
bulundukları müteaddit defalar noterlik tarafından yapılan tespitlerle, işyeri
kayıtlarıyla ve tutanaklarıyla anlaşıldığı gibi, esasen bu durum Bölge çalışma
Müdürlüğünce yapılan inceleme sonucu düzenlenen ayrıntılı raporla da
belirlenmiştir. Bu durumda işveren tarafından gerçekleştirilen feshin haklı
nedene dayandığı kabul edilmeli ve dava reddedilmelidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA,
14.03.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Kararın incelenmesi:
I. İnceleme konusu yapılan Yargıtay kararma neden olan olayda, söz konusu
kararın metninden anlaşıldığı kadariyle:
1. Davacı işçinin çalıştığı işyerindeki bir işçi sendikası, toplu iş sözleşmesi
yapma yetkisinin tespiti için, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanhğı'na başvuruda
bulunmuştur. Bakanlık tespit yazısının ilgililere gönderilmesinin ardında davalı
işveren, anılan işçi sendikasının işyerinde çoğunluğunun bulunmadığı
gerekçesiyle, yetkili iş mahkemesinde gerekli yetki itirazını (TİSGLK. m, 15)
yapmıştır, itiraz aşamasını izleyen dönem içinde, davacı işçinin iş sözleşmesi,
davalı işveren tarafından feshedilmiştir. Bunun üzerine, davacı işçi, mahkemeye
başvurarak, kendisinin iş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiğini iddia
etmiş ve ihbar ile sendikacılık tazminatlarıyla birlikte, hafta tatili ve genel
tatil ücretlerinin de ödetilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Alt mahkeme, Yargıtay kararının metnine göre, davacı işçinin taleplerini "kısmen
hüküm altına almıştır. Buradaki "kısmen" hüküm altına almanın, hangi kalem
alacakları içerdiği, söz konusu karar metninden tam olarak anlaşılamamaktadır.
Çünkü, Yüksek Mahkeme, birazdan görüleceği üzere alt mahkemenin kararının
bozulmasına karar verirken, sadece açık bir biçimde, "gerçekleştirilen feshin
haklı nedene dayandığını'' belirtmektedir. Oysa, davacı işçinin talepleri
arasında, bizzat Yargıtay kararı metninde açık bir biçimde belirtildiği üzere,
davacı işçinin talepleri arasında "fazla çalışma ile hafta ve genel tatil
gündeliklerinin ödetilmesi" talebi de vardır ve bu alacakların doğumu ise, iş
sözleşmesinin belli bir hiçimde feshedilmiş bulunmasına bağlı değildir. Bu
açıdan, alt mahkemenin, anılan talepleri reddetmiş bulunduğu söylenebilir.
Ancak, her halde alt mahkemenin, iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene
dayanmadığını kabul ettiği açıktır. Çünkü, Yargıtay bozma kararı; doğrudan
doğruya, feshin haklı nedene dayandığı gerekçesine dayanmaktadır. Muhtemelen,
alt mahkemenin bu konudaki gerekçesi de; inceleme konusu Yargıtay kararının
metninin anlatımı bakımından, feshin yetki işlemlerine bağlanmasından sonra
gerçekleştirilmesine dayanmaktadır.
2. Alt mahkeme kararının davalı işveren tarafından temyiz edilmesi üzerine
uyuşmazlık, Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nin önüne gelmiştir. Bu bağlamda,
Yüksek Mahkeme; söz konusu feshin yetki işlemlerine başlanmasından sonra
gerçekleştirildiğini gözönünde bulundurmakla birlikte, yetki itirazı üzerine
davacı işçi ile arkadaşlarının giriştikleri "işi yavaşlatma" ve "verilen işi
yapmama" eylemlerini dikkate alarak, gerçekleştirilen feshin haklı nedene
dayandığını kabul etmiş ve davacı işçi tarafından açılmış "davanın reddine'1
karar verilmesini öngörüp, alt mahkeme kararını bozmuştur.
II. İnceleme konusu Yargıtay kararı bakımından, incelenmesi gereken hukuki
sorun; görüldüğü üzere, salt yetki işlemine bağlandıktan sonra feshin
gerçekleştirilmiş olmasının, feshin sendikal nedenle yapılmış sayılmasına yetip
yetmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Buna göre, aşağıda önce, bireysel sendika
özgürlüğünün güvencesi üzerinde durulacak ve daha sonra da, yasa dışı
eylemlerin, söz konusu güvenceye olan etkisine açıklık kazandırılmaya
çalışılacaktır.
1. Gerek Anayasa ve gerekse Sendikalar Kanunu tarafından sendikal özgürlükler
tanınmış ve güvence altına alınmaya çalışılmış olmakla birlikte; söz konusu
koruma, anayasal ve yasal sınırlar içinde kalan faaliyetlere hasredilmektedir.
inceleme konusu Yargıtay kararında da, davacı işçinin sendikaya üyeliğinden
sonra bu sendikanın toplu iş sözleşmesi yapmak üzere yetki işlemlerine başlaması
ve ardından işveren tarafından sendikanın yetkisine itiraz edilip, giderek feshin gerçekleştirilmiş bulunması olguları, gözönünde bulundurulmaktadır.
Ancak, Yüksek Mahkeme; önceki kararlarından daha öteye giderek inceleme konusu
kararda, salt yetki işlemlerine başlanmış olmasının, feshin sendikal nedenle
yapıldığını kabule yeterli olmadığını görmektedir.
Gerçekten, toplu pazarlık dönemlerinde işverenlerin, işçilerin iş sözleşmelerini
feshetmeleri sırasında, ister istemez akla sendikal nedenle yapılmış fesihler
gelir. Özellikle sendikalı işçilerin iş sözleşmelerinin feshinde ise, her olayın
kendi özellikleri içinde ele alınması ve buna göre, sendikal nedenlerin feshi
etkilemiş olup olmadığının araştırılması gerekir. Bu bağlamda, toplu iş
sözleşmesi yapma yetkisini almak amacıyla yetki işlemlerine başlanmış bulunması,
daha önceki Yargıtay kararlarında da ele alındığı üzere, işten çıkarmalardaki
kritik aşamalardan birini oluşturur. Nitekim, belli bir sendika tarafından
işyerinde toplu iş sözleşmesi yapmak amacıyla yetki tespiti aşamasında
kaydolunan üyelerin sendika üyelikleri işveren tarafından öğrenildiği takdirde,
uygulamada iş sözleşmelerinin feshi durumuyla karşılaşılmaktadır. Bu yüzden,
işverenin sendikal ayrım yaparak yetki tespit aşamasında veya hemen sonrasında
gerçekleştireceği feshin, sendikal amaçlı olduğunun kabulü gerektiği [hak. C. İ.
Günay, Sendikalar Kanunu Şerhi, Ankara 1999, 576] ve işverenin belirli bir
sendikanın toplu iş sözleşmesi çağrısına engel olmak amacıyla sendikalı işçileri
işten çıkarmasının sendikal nedenlerle fesih sayılacağı [bak. S. Süzek, iş
Akdini Fesih Hakkının Kötüye Kullanılması, Ankara 1976, 137] görüşleri ileri
sürülmektedir.
Oysa, yetki işlemleri sırasında gerçekleştirilecek fesihlerle ilgili durum, bu
kadar basit olmayıp, karmaşık bir görünüme sahiptir. Buna göre de, bu konuda
genelleme yapmak yerine, her somut olayı kendi özellikleri içinde
değerlendirmek, daha doğru ve yerinde sonuçlara ulaşılmasını mümkün kılacaktır.
Nitekim, inceleme konusu Yargıtay kararına konu olan olayda da, feshin yetki
işlemlerine başlandıktan sonra gerçekleştirildiği gözönünde bulundurulmakla
birlikte; son derece isabetli olarak, davacı işçi ile arkadaşlarının yetkiye
işverence yapılan itiraz üzerine, davacı işçi ile arkadaşlarının giriştikleri
yasa dışı eylemler de dikkate alınıp bir sonuca varılmaktadır.
Yetki aşamasına yönelen geçmişteki yargı kararlarına bakılacak olduğunda; bunlar
arasında bir birliğin olduğunu söylemek, oldukça güçtür. Nitekim, Yüksek
Mahkeme; iş sözleşmelerinin işveren tarafından işçi sendikasının yetkiyi almış
bulunması nedeniyle feshedildiğini saptayan bir kararında, sendikal tazminat
yerine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini kabul etmiştir [bak.
Y9HD., 22,6.1989-2846/5844-Tekstil İşveren, 140 (Kasım 1989), 20-21], Yüksek
Mahkeme'nin bu karan ise, öğreti tarafından onaylanmamıştır [hak. M. P. Soyer,
"Sendikal İlişkiler Açısından 1989 Yilı Kararlarının Değerlendirilmesi" iş
Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Türk Millî Komitesi (yay.), Yargıtayın 1989
Yılı İş Hukukuna İlişkin Kararlarının Değerlendirilmesi Semineri 1989, İstanbul
1989, 116; H. H. Sümer, işçinin Sendikal Nedenlerle Feshe Karşı Korunması, Konya
1997, 120 dn. 428], Buna karşılık, Yüksek Mahkeme; işçi sendikasının çoğunluğa
sahip olmadığının anlaşılması üzerine işverence sendikadan istifa eden işçileri
tekrar işe almış olmasını dikkate alarak, sendika üyesi bir işçinin iş
sözleşmesinin feshini sendikal kapsamda görmüştür [bak. Günay, 583-584 dn. 77 ve
593 dn. 113'deki Yargıtay kararları]. Bütün bu yargı kararlarındaki çeşitliliğin
kaynağı ise, münferit olayların somut özelliklerinde aranılmak gerekir.
2. İnceleme konusu Yargıtay kararına konu olan olayda, davacı ile arkadaşları,
işverence yapılan yetki itirazı üzerine işi yavaşlatma ve verilen işi yapmama
gibi eylemlere girişmişlerdir. Tüm bu eylemler, işyerinde notere tespit
ettirilmiştir. Yine, söz konusu eylemler, ilgili bölge müdürlüğü müfettişlerince
kaleme alınan ayrıntılı bir raporla da belirlenmiştir. Buna ilişkin belgeleri
davalı işveren; uyuşmazlık konusu olay hakkındaki dava dosyasına sunmak
suretiyle, gerçekleştirdiği feshin, sendikal neden yerine, haklı nedene
dayandığını kanıtlamak istemiştir. Belirtilen türdeki kayıt ve belgeler, Yüksek
Mahkeme'ye göre, işverenin bu yoldaki savunmasını kanıtlayabilecek niteliktedir.
Diğer yandan, TİSGLK. m. 25/111 cümle 2, işi yavaşlatma hakkında yasa dışı greve
ilişkin yaptırımların uygulanacağını belirtmiştir. Buna göre, işveren; işi
yavaşlatan işçi hakkında, söz konusu yollama uyarınca, TİSGLK. m. 45/I'deki
haklı nedenle fesih hakkını kullanabilecektir. Buna karşılık, "verilen işi
yapmama1', iş K. m. 17/bent II f. g'de "işçinin yapmakla ödevli bulunduğu
görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmaması" biçiminde kaleme alınmış ve
"hatırlatma"yı, yani bir ihtarı zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, Yüksek
Mahkeme, karar metninde feshin pozitif hukuka ait dayanağından sözetmediği için,
ya bu ihtarın yapıldığını varsaymış ya da bu tür bir eylemi TİSGLK. m. 25/111
cümle 2'deki "direniş" kavramı içinde görmüş olabilir.
Böylelikle, Yargıtay, sendikal özgürlüklerin kullanılmasını, yasal çerçeve
içinde kalınması kaydiyle meşru kılmakta; işi yavaşlatma gibi yasa dışı bir
eyleme girişîldiğinde ise, bu tür eylemleri yapanlara herhangi bir sendikal
güvence tanımamaktadır.
III. Sonuç itibariyle; inceleme konusu yapılan Yargıtay kararı, gerek taşıdığı
gerekçesi ve gerekse varmış bulunduğu sonucu bakımından, hukuken doğru ve
yerinde bir karar olarak görülmelidir. Gerçekten, söz konusu kararla Yargıtay,
yetki prosedürü sırasında işyerlerinin uygulamada yaşadığı, taşkın nitelikteki
birtakım yasa dışı eylemlere yaptırım öngörmektedir Böylece, Yüksek Mahkeme;
toplu vizite örneğinde olduğu gibi, bu kez de işi yavaşlatma gibi kanunsuz
sayılan birtakım eylemlere set çekmiş olmaktadır. |