Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Toplu
sözleşmede mutlu son
Başkan Halit Narin'in TRT-2'deki söyleşisi
İstanbul yaklaşımı bir yaşında
Asgari ücrette yüzde 22 artış
Beklentiler
2002'nin değerlendirilmesi ve 2003 yılından
beklentiler
2002 yılı kâr yılı değil, ar yılı olmuştur
Ekonomik büyüme 2003 yılında da
sürdürülebilir mi?
Göstergeler
2003 yılı çalışma hayatı göstergeleri
Yeni kıdem tazminatı
Araştırma
İplik üreticisi, düşük fiyatlı ithal mallarla
savaşıyor!
Hukuk
Prof. Dr, Tankut Centel
|
Güncel
Sendikamız Başkanı Halit Narin TRT-2'deki
"Ekonomi Dosyası" programında sektörün sorunlarını anlattı:
"Biz lokomotifiz ama yataklı vagonlarda gidenler neler
çektiğimizi bilmiyor"
Sendikamız
Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, Nazmi Kal'ın hazırlayıp sunduğu TRT2'deki
"Ekonomi Dosyası" isimli programa katılarak sektörün sorunlarını ve çözüm
yollarını anlattı. Türkiye Ev Tekstili Sanayicileri Derneği Başkanı Yılmaz
Ulusoy'un da konuk olduğu programda konuşan Sendikamız Başkanı Narin, tektilin
ülke sanayiinin lokomotifi olduğuna dikkat çekerek "Biz lokomotifiz, ama yataklı
vagonlarda gidenler lokomotifin çektiğini bilmiyor. Bütün hastalık oradan
çıkıyor. Yani, biz koskoca bir treni alıp götürüyoruz, arkada oturanlar bunun
keyfini çıkartıyor, öndekilerin ne eziyet çektiğini bilmedikleri için de onlara
katkıda bulunmuyor" dedi. TRT-2'de 13 Ocak 2003'te gerçekleşen programda Halit
Narin'in Nazmi Kal'ın sorularına yanıtları özetle şöyle:
KAL: Sayın Narin, sizinle yıllardır program yapıyoruz. Tekstil sektörü,
ülkemizin çok çok önemli bir sektörü. Ama, hâlâ bu sektörün inkâr edilemez
katkısına rağmen sorunları çözü-lerniyor, Neden çözülemiyor tekstilin sorunları?
NARİN: Biz sektör olarak lokomotifiz, ama yataklı vagonlarda gidenler
lokomotifin neler çektiğini bilmiyor. Bütün hastalık oradan çıkıyor. Yani, biz
koskoca bir treni alıp götürüyoruz, arkada oturanlar bunun keyfini çıkartıyor,
öndekilerin ne eziyet çektiğini bilmedikleri için de onlara katkıda bulunmuyor.
Problem, lokomotifin lüzumlu olan yakıtını verirseniz, sistemi de kontrol
ederseniz bu raylar üzerinde akar, hem aşındırmadan, hem süratle, hem de
gecikmeden daima hedefine ulaşır. Fakat biz öyle yapamıyoruz. Biz Türkiye'de
öyle bir sistem geliştirmişiz ki. Bu bürokrasi her oturduğunda bir karar alıyor,
her aldığı kararın arkasından yeniden bir toplantı, yeniden bir karar alıyor.
Her bakanlık her toplantıda bir karar alıyor, ihracatçıların karşılaşmış olduğu
problemleri aşması mümkün olmuyor. Şimdi tekstil ne yapacak?
Tekstil, konfeksiyonuyla beraber hakikaten lokomotif olmasaydı son 20 senedir
Türkiye hakikaten çok daha büyük sıkıntılara girebilirdi. Şimdi ithalâtçının
şartlarını ihracatçıya da tatbik edin diyoruz, kimseye anlatamıyoruz.
İthalatçının cebinde para var, gidiyor diyor ki, ben bir tır dolusu mal
getireceğim diyor. Parayı basıyor bankaya, açıyor akreditifini, getiriyor, işi
bitiyor.
Peki, biz yatırım yapıyoruz, işçimizi angaje ediyoruz, üretimle becerimizi,
fikirlerimizi değerlendiriyoruz, ihracat yapıyoruz ve bu yaptığımız ihracatın
bütün prosedürlerinin hepsinden de, her türlü mesuliyeti üzerimizde sonuna kadar
taşıyarak işimizi götürüyoruz.
Merkez Bankası'ndan döviz alan bir ithalâtçının kuralları bu kadar basitken,
neden memleketi ayakta tutan, işsizliğe mani olan, yatırımlar yaparak ekonomiyi
kalkındıran üretici ihracatçı, yatırımcıya bu kadar formalite neden yükleniyor
diye düşündüğünüz zaman şu netice ortaya çıkıyor "Yatırım yapmayın, istihdam
yaratmayın, siz de ithalatçı olun." Şimditekstilci buna fevkalâde karşı olan bir
karaktere sahip.
KAL: Sayın Narin, Türkiye 80 sonrasında sanayileşme modelini benimsedi
gibi görünüyorsa da aslında ticareti benimsedi diyebilir miyiz? Yani tüccar ülke
olmaya başladı...
NARİN: Bakın, ben biraz uzun giriyorum konuya ama, mevzuyu anlamak lazım.
Şimdi, Sayın Özal zamanında, yurt dışında ihracatın bir kısmını bırakma hakkına
sahiptiniz, döviz olarak, şu veya bu şartlar için. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin
her bir ferdi, 50 bin doları geçmemek üzere istediği kadar parayı istediği
adrese transfer edebilir. Bunun hiçbir limiti yok. Kanun böyle... Ama
Türkiye'nin ihracatçısı, yatırımcısı, bütün yapmış olduğu prosedürlerden,
Eximbank kredisinden, almış olduğu Ankara'daki teşviklerden, şundan bundan
dolayı her dakika boynunda bir ip, "onu niye yapmadın, niye bunu yanlış yaptın,
niye bunu geç yaptın" gibi sorgu sual karşısında kalıyor.
Şimdi tekstilin problemlerini aşması için basit olan formülün cevabı şudur:
Bürokrasi ve hükümet tarafından ihracatçıyla İthalâtçı aynı kurallara tâbi olan
basit sistem içinde ele alınmalıdır bürokrasi ve hükümet tarafından. Bunu
yaptığımız zaman tekstilin getireceği, bugünkü getirmiş olduğundan en az dört
misli fazla olacaktır.
KAL: Sayın Narin sektörün de hataları hiç yok mu?
NARİN: Yatırımların daha detaylı, incelenerek yapılması manasında
olabilir. Ama mektebe binler alırsınız, sadece yüzü mezun olur. Bu böyledir.
Sektöre de birçok insan girer, ama bu binlerle olmaz, o so,rrunda kaian yüzlerle
yapılır. Şimdi bizim sektörün problemi o değil. Sandalyeye oturmak marifet
değil, sandalyeye herkes oturur. Ama, sandalyeye bir şey kazandırmak mühim.
Sandalyeye nasıl bir şey kazandıracaksınız? Sandalyeye oturduğunuz zaman,
karşınıza aldığınız problemlere hükmedecek bilgi ve beceriyi ya
yanınızdakilerden alarak, ya kendi tecrübenizle bularak ona hükmedeceksiniz,
Türkiye'de bürokrasiye hükmedecek olan idareci tipi çok az; çekingen. "Efendim
bundan mesul oluruz" lafının karşısında bütün siyasiler geri adım atıyor. Niye
mesul oluruz diye sorup da hükmedecek olan idareci lâzım. 57. Hükümet, 58.
Hükümet, bundan sonra olacak belki 70. hükümetler, herkes gelip geçiyor, bizler
de gelip geçiyoruz. Ama bütün hikâye şu: "Bensiz olmaz" diyen herkes gelip
geçiyor. Demek ki, sizinle olduğu dönemi iyi değerlendirecek olan bürokrasiye
yeni şekil verecek ve yeni politik yaklaşımlarla hadiseye dinamizm kazandıracak
idareye ihtiyaç var. Bu bir felsefe meselesi. Şimdi ben kitapları alırım,
okurum, "bunlar güzelmiş" derim kaparım, ben bu kitapları okurum, bunlardan bir
özet çıkarırım, "bunların fikirleri buymuş, ben o fikirlere göre bir çizgi
çizerim" derim, bu da bir yaklaşımdır.
Biz tekstilde bunu istiyoruz. Tekstil, eksik, hatalı kuruluşlarını tartışmak
için değil, yapması icap eden hedeften 4-5 misli geri kalmış bir tekstil
sektörü, Çünkü Türkiye'nin ekonomisi geri kalmış. Neden geri kalmış?
Bürokrasisinden dolayı. Onun için, bizim tekstildeki derdimiz tek bakanlık, tek
müsteşarlık. Ama bu ithalat ve ihracatla alâkalı tek bakanlık.
KAL: Çözüme geleceğiz. Ne yapılmalı bu sektörün sorunlarının çözümü,
ülkeye daha çok döviz getirmesi ve daha çok istihdam sağlaması için?
NARİN: Felsefesi basit. Türkiye, bir tek şeyi kabul etse bütün
problemlerini hâlledecek. Çalışan insanın ve çalıştıran insanın değerini. Bu
siyasetçi için de geçerli, bürokrasi için de geçerli, özel teşebbüsteki insanlar
için de geçerli. Tekstil sanayii, ister ev tekstili diyelim ister konfeksiyon
diyelim ister deri, ne olursa olsun, Türkiye'nin o kadar çok içine yayılmış
ki...Şimdi bu insanların hepsi, ne ister? Çalışan insanlarımızın daha iyi
şartlarda, hayat standartlarının garanti altına alınmasını ister. Ama gelin
görünki yüksek SSK primini ödemek, bir müessesenin batmasına sebep oluyor.
KAL: Ama, sosyal güvenlik olmadan da olmaz...
NARİN: Peki, SSK primlerinin bu kadar yüksek olması, kayıt dışını
yarattığına göre, kayıt dışından kayıt içine alınacak olan İnsanları özendirmek
için ilk defa ne yapmak lazım? Vergisini ve SSK primini ödeyerek işçi çalıştıran
ve dürüst olan insanların bir kere değerini bilip ona göre bir yaklaşım yapmak
lazım. Bunların ödeyeceği elektrik parasında, bunların vereceği vergide,
bunların vereceği her şeyde hükümetin destek olması lâzım. Gel arkadaş, 100
insan mı çalıştırıyorsun, ne istiyorsan vereyim diyebilmek lâzım. Kaydın
dışındaki insanların hiçbirinin mes'uliyeti yok. Kayıt içinde olan insanların
hepsinin mes'uliyeti var. Yani, insan değeri olursa Türkiye'yi biz bütün millet
olarak uçururuz.
Bankalardaki mevduatlara bakın. Yalnız döviz mevduatı 60 küsur milyar dolar
olmuş. Halkın mevduatı bu. Biz fakir millet değiliz ki. Bizi fakir yapan
Ankara'nın istatistik rakamlarının yanlışlığı, kayıt dışında olan ekonomimizin
kayıt içinde olandan çok daha fazla olması.
Bakın, İstanbul'a, izmir'e bakın, Adana'ya Konya'ya, Kayseri'ye gidin;
şehirlerde refah var, köylerde çalışan insanların da işe ihtiyacı var. Peki,
madem refah var, işe ihtiyaç var, neden bunun ikisini birleştirmiyorsunuz?
Birleştirmenin yolu, iş yapacak olan insana hükümetin sırt vermesi, güç
vermesinden kaynaklanır.
Bizim tekstil sektörü olarak beklentimiz de budur. Sırtımızdaki yükleri azaltın.
Madem ki Gümrük Birliği'nde hedefimiz AB'a girmekti, o halde Avrupa Birliği
içindeki normları Türkiye'ye getirin. Türk müteşebbisine, Türk işçisine, Türk
insanına onları tatbik ettirin. Bir yere gidecek halimiz yok ki. Gidecek
olsaydık 50-60 sene evvel giderdik bir yere. Ama, Türkiye'deki potansiyel çok
büyük, Türkiye'yi gidin dışarıdan görün. Türkiye'nin, Türk işadamının dışarıdaki
itibarı Türkiye'nin içerideki itibarından 10 misli fazla...Peki eksiği nedir?
Eksiği, Ankara'nın ona güç vermemesinde. Şimdi madem yeni hükümet meydana çıktı.
Geçmiş hükümeti ve muhalefeti, Parlâmentoyu cezalandırdık, yeni yapısal bir
sisteme dönmek istedik. Şimdi bu hükümet de halkın bu reaksiyonunu iyi anlamalı.
Halk, "beni eski sistemde idare edersen senden de memnun kalmam" diyor.
KAL: Seni de gönderirim, sana da kırmızı kart gösteririm...
NARİN: Halk; "bize yeni bir şey geliştir ki biz çalışabilelim,
yapabilelim, sen de ekonomide yaratılan ilave katkılarla memleketin sorunlarını
hallet. Yoksa dışarıdan borç alarak bunu halledemezsin" diyor. Bu arada Sayın
Ulusoy "Türkiye'de dünyanın en pahalı elektriğini kullanıyoruz" dedi. Bu konuya
ben de girmek istiyorum.
Şimdi doğalgazla çalışan elektrik türbinleri var. Bu elektrik fabrikaları, aşağı
yukarı 4-5 milyon dolara kuruluyor ve 1.5 senede bütün parasını amorti ediyor.
Bu Türkiye'de devlete elektrik satan firmalar, bunu devletin satmış olduğu
fiyatın yüzde 10-15 eksiğine satıyorlar. Yani o demektir ki, maliyetlerinin
yüzde 100'ünü kuruldukları günden itibaren kâr ederek satıyorlar. Şimdi böyle
bir hadiseye hükümetlerin senelerce eğilmemesi tabiî çok tuhaf oluyor.
KAL: Beni bir kişi aradı; bir hidrolik santrallerinin olduğunu ve şu
günde türbinlerin çalışmadığını, suların boşa aktığını, kendilerinin 3.3 cente
devlete elektrik vermelerine rağmen 6.3 sente enerji veren bahsettiğiniz
doğalgaza dayalı enerji santrallerinden enerji alınıp kendilerinin enerjisinin
alınmadığını söylediler.
NARİN: Doğrudur. Hiçbir mukavele, hiçbir anlaşmanın devlet tarafından
halkının aleyhine yapılamaması icap eder. Doğalgaz problemini hükümet ele aldı,
hepsini yeniden masaya yatıracağım diyor; çok güzel bir girişim. Ama, ben
basitini söylüyorum: Bir basit doğalgaz sistemiyle 1.5 senede kendini amorti
eden ve enerjiyi 10-12 cente satan firmalarla hükümetler anlaşma yapar da bize
satarsa, bu ekonomiyi kalkındırmak için biz müteşebbisler ne yapmalıyız? Yeni
hükümetin, üzerine eğileceği iki nokta var. Bir, insanına değer veren,
müteşebbislere destek verecek sistem... İkincisi, girdilerin başında olan enerji
yükünün üzerine eğilmek. Yani biz basit, pratik insanlarız. Bizim becerimiz
yapmaktan geçer; bütün davamız orada. Şunu herkesin bilmesi lâzım ki, Türkiye'de
eksik hiçbir şey yok; inanç yerinde, beceri yerinde. Eksiğimiz yok, para
eksiğimiz de yok. Türkiye'nin inancını teşvik edecek hükümete ve muhalefete
ihtiyacımız var. Bizim becerimizden bütün dünya memnun, biz de memnunuz.
İşçimizden memnunuz, ama bürokrasiyi önümüzde görmek istemiyoruz, yanımızda
istiyoruz. |