[ , ]    Sayı:277  Ocak 2003

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

Editör'den


 Güncel

   Toplu sözleşmede mutlu son

   Başkan Halit Narin'in TRT-2'deki söyleşisi

   İstanbul yaklaşımı bir yaşında

   Asgari ücrette yüzde 22 artış


 Beklentiler

   2002'nin değerlendirilmesi ve 2003 yılından beklentiler

   2002 yılı kâr yılı değil, ar yılı olmuştur

   Ekonomik büyüme 2003 yılında da sürdürülebilir mi?


 Göstergeler

   2003 yılı çalışma hayatı göstergeleri

   Yeni kıdem tazminatı


 Araştırma

   İplik üreticisi, düşük fiyatlı ithal mallarla savaşıyor!


 Hukuk

   Prof. Dr, Tankut Centel

 

Güncel

İstanbul Yaklaşımı bir yaşında

57'nci Hükümefin IMF ile anlaşarak ilan ettiği sabit döviz kuruna, hedeflenmiş enflasyon yüzdelerine ve serbest faize dayalı istikrar programının; döviz fiyatlarının patlayarak bir gecede 600 bin liralardan 1 .5 milyon liraya dayanması ile Türkiye'miz tarihinin en büyük krizinin içine sürüklendi.
Hedeflenmiş enflasyon rakamlarına güvenerek TL borçlanan; sabit kura dayanarak döviz borçlanan sanayici, gecelik yüzde 1200'iere fırlayan TL faizlerini, 2.5'e katlanan döviz borçlarını ödeyemez oldu. Ayrıca herkesin dövize veya TL faizine hücum ettiği günlerde ürettiğini de satamaz oldu. Sonuçta; panik halindeki bankalann geri çağırmaya başladığı kredi alacaklannı da ödeyemez oldu. Bir yandan icra iflas dairelerinde bankaların tahsilat müteahhitliğini yükümlenen avukatlar ordusu ve aynı dairelere dadanmış mafya güruhu asalaklar ile mücadele ederken diğer yandan işyerlerini ayakta tutabilmek için Dünya Ticaret Örgütü tarafından benimsenmiş Londra Yaklaşımını bankalarımızın benimsemesini beyhude beklemeye başladı.
İşte Türkiye'mizin içine sürüklendiği tarihinin bu en büyük ekonomik krizini takiben kapanan 400 küsur bin işyeri ile işini kaybeden 1.5 milyona yakın işçinin sisteme kazandırılması amacı ile TBMM'nin yasalaştırdığı ve halkımızın İstanbul Yaklaşımı olarak tanıdığı 4743 sayılı kanun bu arada bir yaşına bastı.
Borçların yeniden yapılandırılması amaçlanmıştır
Bastı da ne oldu diyeceksiniz. Şu ana kadar sisteme kazandırılan işletme adedi birkaç yüz, işine döndürülen işsiz adedi de birkaç bin. Beklenen ne idi ne oldu bu kadar zamanda?
Kabahat kimde dersiniz?.. Kanunda mı, uygulayıcılarda mi, uygulamayı izlemekle yükümlü Bakanlar Kurulu'nda mı, yoksa onun sorumlu organlarında mı? Bu derece başarısız bir kanun; ne Türk milletine, ne TBMM'ye, ne de hükümetlerimize layık değil.
Anayasa'mızm 167'nci maddesi; "Devlet; para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır" diyor, 4743 sayılı İstanbul Yaklaşımı Kanunu'nun gerekçesinde 5'inci paragraf; "Bu kanun ile ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durum nedeni ile finansal sıkıntılar yaşayan üretici firmaların makul bir süreç içerisinde ve makul koşullar la, gerek katma değer yaratmaya devam etmeleri, gerekse öngörülen süreç içerisinde mali kesime olan geri ödeme yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri gayesi ile mali sektöre olan borçların yeniden yapılandırılması amaçlanmıştır" deniyor. Aynı kanunun genel gerekçesinin 4'üncü paragrafında da; "Reel sektörün kriz nedeni ile kaybettiği döner sermayesinin temin edilmesi ve bunun sonucu olarak üretim ve istihdamın gelişerek devam etmesi amaçlanmıştır" deniyor.
Bankalarımıza; yukarıda yazılı kanun için "gerekçe" ve "amaç" maddeleri ile milli ve tarihi bir görev verilmiş bulunuyor. Gelin görün ki, bazıları hariç, bankalarımızın büyük bir çoğunluğu Türk devletinin onları içine düştükleri zor durumdan kurtarmak için hazinesini büyük bir bonkörlükle açarak onlara gösterdiği milli duyarlılığı ve alicenaplığı unutup reel sektöre destek olmamak için adeta ayak sürüklemektedirler. Bir senelik uygulama sonucu yeniden yapılandırılıp sisteme kazandırılan işyeri adedi ile işsizlikten kurtarılan işçi adedi, hiç iç açıcı ve umut bahşedici bin manzara arz etmiyor.
Türkiye'mizin hala içinde bulunduğu bu elim manzara; gerek 4743 sayılı kanunda, gerek yönetmelikte ve gerekse Çerçeve Sözleşmesinde mevcut yanlış ve eksiklikler bahane edilerek iyileştirilemez. Durumun ciddiyeti meydandadır.
Bankalar nakit kaynaklarını müteşebbise kullandırmıyor
Standart & Poors ve benzeri kredi değerleme şirketlerinin memleket riski tespitlerine bakarak Türkiye dışındaki bankalann memleketimiz reel sektörüne kuşku ile yaklaşmalarını anlayışla karşılayabiliriz. Ancak, evet ancak Türk vatandaşının tasarrufunu değerlendirerek mesleklerini icra etmekte olan milli bankaianmız kasalanndaki nakit kaynaklarını teminat konusundaki yanlış anlayışları nedeni ile Türk müteşebbisine kullandıramıyorlarsa bu problemin üstünde durmak ve çözmek gerekiyor.
Merkez Bankası Başkanı'nın ifadesine göre bankalarımızın kasalannda plase edemedikleri 7 katrilyon kaynak var. Devletimiz de artık hudutsuz iç borçlanmaya başvurmuyor. O halde bankalarımızın büyük ve risksiz müşterisi devletin tamamen olmasa bile büyük çapta sahneden çekileceği günlere kendilerini bugünden hazırlamaya başlamaları gerekiyor. Reel sektöre "Hoşgeldin" demek durumundalar.
Bu arada unutmamak lazım ki üretimsiz-lik ve işsizlikten kaynaklanan sosyal sorunları bu memleket daha fazla taşıyamayacaktır.
Hem bilinmesi gereken bir diğer husus da her işyerinin cirosunun yüzde 15-20'lik bölümünün, devletimizin hazinesine vergi ve harç olarak aktarıldığıdır. Yaratılan katma değerler de işin cabası.
Ne diyor malum kanun; "Yaşaması olası - katma değer üreten - ve kazanımları ile borçlarını makul sürede ödeyebilecek üretim şirketlerine, gerekirse döner sermaye bile sağlayarak borçlarını yeniden yapılandır" diyor. Ayrıca diyor ki; borçlu üretim işletmeleri iş programlarını yapsınlar, fizibilite raporlarını hazırlasınlar, nakit akım tablolarını takdim ederek borçlarını ödeyebileceklerini ispat etsinler. Bankalar da onların borçlarını yeniden yapılandırsın ve işlerinin başına dönmelerini sağlasın. Hatta döner sermaye ihtiyacı varsa onu da sağlayın diyor. Hedef daha çok üretim, daha az işsizlik, daha çok katma değer, bol ürünün getireceği rekabet ile daha az enflasyon ve top yekun kalkınma.
Bu tabloya kim hayır diyebilir? Gel gelelim borçlarını yeniden yapılandırmak isteyen, destek arayışı içindeki üretim şirketleri; ciddi raporlarla banka arayışına çıktıklarında; kanunun onlara tanıdığı çerçevesi belli bir müracaat haklan olmadığı için; bankalara ricacı durumunda lider banka arayışı içinde davet edilmeyi bekler durumda hayal kurmakla meşguller. Niye? Çünkü kanun bu kabil müesseselere çerçevesi ve şartlan belli bir müracaat yolu çizmiyor. Fizibilite raporlarına dayalı nakit akımı hazır, vergi ve finans öncesi kazananlarının her sene belli bir oranı ile borçlarını (x) sürede ödeyebilecek firmalara başvurunuzu yapın dense; daha şeffaf, aleni ve objektif bir düzen kurulamaz mı?!..

Bankalarımız her işletmeyi arsa ve binadan ibaret varlıklar olarak görüyor
Uluslararası literatürde "EBIT" denen bu müesseseyi rehber edinebilirsek bu yoldan teminat ve ekspertiz konularındaki kaos da çözülecek. Bu asırda fabrikaları, (arsa+bina)'dan ibaret farz ve kabul eden anlayış tarihe karıştı. Evet maalesef bankalarımız işletme rehni yolunu açamadıkları için onlar nezdinde her işletme arsa ve binadan ibaret bir varlıktır. Makinelerin bile nakdi anlamı yoktur. Üretim ve istihdam yaratmak heyecanı ile satın alınan büyük paralar ve döviz harcanan, teknolojik değeri yadsınan makine parklarının hiç mi kıymeti yoktur? İşletmesini borcuna karşılık teminat olarak gösteremez duruma düşen müesseselerin bankalara terk etmek istedikleri gayrimenkulieri de ekspertiz kuyusuna itilmekte. Peki reel faiz bir ölçek olsa ve bir işletmenin yüîık EBITi ile değer takdiri yapılabilse, aynı borçlunun gayrimenkullerinin değeri de kira gelirlerinden harekede tespit edüebilse çözümler hızlanmaz mı? Bu fikre yanaşan yok. Bu arada alacaklı bankalarla ayrı ayrı veya toplu biçimde yapılan ön görüşmelerde; borçlunun getirdiği fizibilite raporu üzerinde müzakere açmak yerine bankalarımız satılabilir değerlerin paylaşımına öncelik veriyorlar. Havuz anlayışına da yanaşmadan teminatlı-teminatsız, az teminatlı-çok teminatlı değerlerin paylaşımına dönük çekişmeler ile zaman harcıyorlar.
Borçlunun fizibilite raporlarına ve büançolarına duyulan güven eksikliği de üzerinde durulması gereken ayn bir konu. Ancak tecrübeli banka yöneticilerinin birikimleri ve her meslek dalındaki piyasa bilgileri ile kendilerine sunulan EBIT, bilanço ve fizibilite raporlarını ve hatta nakit tablolarını isabetle değerlendirmelerini beklemek hakkımız olmalı. Bankacılık mesleği fildişi kuleden yönetilen bir faaliyet değildir. O halde; açsınlar üretim firmalarının önünü, katma değer üretilsin, istihdam yaratılsın.
Bu arada faaliyetini tatil eden üretim şirketlerinden alacaklı bazı bankaların bu konuya; "Ben alacağımı bilançomun zarar hanesine kaydettim, bundan sonra peşin ne tahsil edersem kârdır..." şeklinde bigane davranışlar sergilemeleri de üzücü oluyor. Bu memleketin kanun ve yönetmeliği kendisine bir görev ver-mişse her vatandaş gibi her banka yöneticisi de o kanunun uygulamasında rol almayı milli bir görev saymalıdır.
Bu memleketin yer altı, yer üstü, maddi ve insani her türlü kaynağına güvenerek Türkiye'yi muasır medeniyet seviyesine ulaştırıp fert başı gayrisafi milli hasılayı 20.000 dolar seviyesine yükseltmeyi görev bilerek yolumuza devam edelim.

 

Hükümete "istihdamı artırıcı öneriler"

Sendikamız İkinci Başkanı ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkan Vekil Necmettin Öztemir tarafından hükümete "İstihdamı Artıcı Önlemler"! içeren mektup sunuldu. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır'a sunulan mektupta istihdamı artırmak için İstanbul Yaklaşımı'na işlerlik kazandırılması, kaynak temini ve teminat sorununun çözümü ile kayıtdışı istihdamla mücadele istendi.
Öztemir'in Yalçınbayır'a sunduğu mektubun tam metni şöyle:

 

27.12.2002
"Sayın Ertuğrul YALÇINBAYIR
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı


Sayın Başbakan Yardımcım,
Hükümetimizin, birikmiş ekonomik ve sosyal sorunları çözümlemek; hızlı ve istikrarlı bir kalkınma süreci sağlamak doğrultusunda yürüttüğü çeşitli hazırlık çalışmalarına, ulusal menfaatler çerçevesinde her toplum kesimince yapıcı katkılarda bulunulması gerektiği inancındayım.
Bu bağlamda, Acil Eylem Planı'nda ifade edildiği gibi, Türkiyemiz'in en önemli sorunu olan "istihdam" alanındaki bazı önerileri değerlendirmenize arz etmek isterim.
Malumları olduğu üzere, istihdam, talep ve üretim, birbirlerine bağlı olarak gelişen süreçlerdir. Bu çarkı çevirecek yerli maddi ve nakdi kaynaklar Türkiye'de mevcuttur. Ek kaynağa ihtiyaç bulunmamaktadır.
Söz konusu yerli kaynakları harekete geçirmek için ilk planda kurulu kapasitelerin azami randımanla kullanılmasının yolunu açmalı; ardından da yeni yatırımları özendirici önlemleri oluşturmalıyız.
Sayın Başbakan Yardımcım,
İşletmelerimiz çoğu kurulu kapasitelerinin çok aitında faaliyet göstermekte, bazıları da kapalı olduğu için hiç çalışamamaktadır. Bu kategoriye giren işletmelerin tam kapasite ile çalıştırılmalarını sağlayabilecek, aşağıda sunulan önlemler devreye sokulmalıdır:
1- Döner sermaye ihtiyaçlarını karşılayacak nakdi kaynak temin edilmelidir. Merkez Bankası Başkanı'mızın ifadesine göre bankalarımızın plase edemedikleri 7 katrilyon TL kasalarında beklemektedir. Üstelik "teminat" sorunu halledilemediği için bu önemli kaynak nemasız kalmaktadır. İşletme rehni bir çözüm olabilmelidir.
2- İstanbul Yaklaşımı'nın uygulamadaki tıkanıklıkları aşılmalı, sürece hız ve etkinlik kazandırılmalıdır.
3- Cumartesi-pazar dahil durmaksızın çalışmak isteyen işletmelere zaman zaman işçi sendikaları tarafından yaratılan sorunların önlenmesi için gerekli adımlar atılmalı; 1/3 veya 1/6 fazla istihdam anlamına gelen 4 veya 7 posta sisteminde çalışmak isteyen işyerlerine SSK ve muhtasar ödemelerinde indirim tanınarak desteklenmeleri sağlanmalıdır.
4- Faturasız satışlar ve kayıtdışı istihdam ile mücadele kampanyası başlatılarak hasıl olacak gelir fazlası; KDV ve SSK ödemelerinde ucuzlatıcı bir fon olarak kullanılmalıdır. Ayrıca bu yoldan adedi artacak şeffaf bilançolu şirketlerin İMKB'ye katılımı ile, döner sermaye arayışı içinde olan hatta büyümek isteyen sanayi şirketlerinin ihtiyacı olan fonlar yaratılmış olacaktır.
5- Sanayici için "önce üret-sonra sat" devri kapanmıştır. Şimdi müşteriye hızlı cevap ve tam zamanında teslim taahhüdü vermeden sipariş alma şansımız bulunmamaktadır. Bu sebeple "esnek çalışma", "geçici hizmet akitleri" ve "alt üretici"den takviye imkanlarını düzenleyen Çağdaş İş Yasası'na sanayicinin behemehal ihtiyacı vardır.
Dolayısıyla, işçi, işveren ve Hükümet kesimlerince imzalanan protokol gereğince Bilim Kurulu tarafından hazırlanan İş Yasası Tasarısı 15 Mart 2003 tarihine kadar TBMM'nce yasalaştırılmalıdır.
Görüş ve değerlendirmenize arz ederim."

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2003 TÜTSİS      -      boratur.net