Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Toplu
sözleşmede mutlu son
Başkan Halit Narin'in TRT-2'deki söyleşisi
İstanbul yaklaşımı bir yaşında
Asgari ücrette yüzde 22 artış
Beklentiler
2002'nin değerlendirilmesi ve 2003 yılından
beklentiler
2002 yılı kâr yılı değil, ar yılı olmuştur
Ekonomik büyüme 2003 yılında da
sürdürülebilir mi?
Göstergeler
2003 yılı çalışma hayatı göstergeleri
Yeni kıdem tazminatı
Araştırma
İplik üreticisi, düşük fiyatlı ithal mallarla
savaşıyor!
Hukuk
Prof. Dr, Tankut Centel
|
Güncel
İstanbul Yaklaşımı bir yaşında
57'nci
Hükümefin IMF ile anlaşarak ilan ettiği sabit döviz kuruna, hedeflenmiş
enflasyon yüzdelerine ve serbest faize dayalı istikrar programının; döviz
fiyatlarının patlayarak bir gecede 600 bin liralardan 1 .5 milyon liraya
dayanması ile Türkiye'miz tarihinin en büyük krizinin içine sürüklendi.
Hedeflenmiş enflasyon rakamlarına güvenerek TL borçlanan; sabit kura dayanarak
döviz borçlanan sanayici, gecelik yüzde 1200'iere fırlayan TL faizlerini, 2.5'e
katlanan döviz borçlarını ödeyemez oldu. Ayrıca herkesin dövize veya TL faizine
hücum ettiği günlerde ürettiğini de satamaz oldu. Sonuçta; panik halindeki
bankalann geri çağırmaya başladığı kredi alacaklannı da ödeyemez oldu. Bir
yandan icra iflas dairelerinde bankaların tahsilat müteahhitliğini yükümlenen
avukatlar ordusu ve aynı dairelere dadanmış mafya güruhu asalaklar ile mücadele
ederken diğer yandan işyerlerini ayakta tutabilmek için Dünya Ticaret Örgütü
tarafından benimsenmiş Londra Yaklaşımını bankalarımızın benimsemesini beyhude
beklemeye başladı.
İşte Türkiye'mizin içine sürüklendiği tarihinin bu en büyük ekonomik krizini
takiben kapanan 400 küsur bin işyeri ile işini kaybeden 1.5 milyona yakın
işçinin sisteme kazandırılması amacı ile TBMM'nin yasalaştırdığı ve halkımızın
İstanbul Yaklaşımı olarak tanıdığı 4743 sayılı kanun bu arada bir yaşına bastı.
Borçların yeniden yapılandırılması amaçlanmıştır
Bastı da ne oldu diyeceksiniz. Şu ana kadar sisteme kazandırılan işletme adedi
birkaç yüz, işine döndürülen işsiz adedi de birkaç bin. Beklenen ne idi ne oldu
bu kadar zamanda?
Kabahat kimde dersiniz?.. Kanunda mı, uygulayıcılarda mi, uygulamayı izlemekle
yükümlü Bakanlar Kurulu'nda mı, yoksa onun sorumlu organlarında mı? Bu derece
başarısız bir kanun; ne Türk milletine, ne TBMM'ye, ne de hükümetlerimize layık
değil.
Anayasa'mızm 167'nci maddesi; "Devlet; para, kredi, sermaye, mal ve hizmet
piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici
tedbirleri alır" diyor, 4743 sayılı İstanbul Yaklaşımı Kanunu'nun gerekçesinde
5'inci paragraf; "Bu kanun ile ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durum nedeni
ile finansal sıkıntılar yaşayan üretici firmaların makul bir süreç içerisinde ve
makul koşullar la, gerek katma değer yaratmaya devam etmeleri, gerekse öngörülen
süreç içerisinde mali kesime olan geri ödeme yükümlülüklerini yerine
getirebilmeleri gayesi ile mali sektöre olan borçların yeniden yapılandırılması
amaçlanmıştır" deniyor. Aynı kanunun genel gerekçesinin 4'üncü paragrafında da;
"Reel sektörün kriz nedeni ile kaybettiği döner sermayesinin temin edilmesi ve
bunun sonucu olarak üretim ve istihdamın gelişerek devam etmesi amaçlanmıştır"
deniyor.
Bankalarımıza; yukarıda yazılı kanun için "gerekçe" ve "amaç" maddeleri ile
milli ve tarihi bir görev verilmiş bulunuyor. Gelin görün ki, bazıları hariç,
bankalarımızın büyük bir çoğunluğu Türk devletinin onları içine düştükleri zor
durumdan kurtarmak için hazinesini büyük bir bonkörlükle açarak onlara
gösterdiği milli duyarlılığı ve alicenaplığı unutup reel sektöre destek olmamak
için adeta ayak sürüklemektedirler. Bir senelik uygulama sonucu yeniden
yapılandırılıp sisteme kazandırılan işyeri adedi ile işsizlikten kurtarılan işçi
adedi, hiç iç açıcı ve umut bahşedici bin manzara arz etmiyor.
Türkiye'mizin hala içinde bulunduğu bu elim manzara; gerek 4743 sayılı kanunda,
gerek yönetmelikte ve gerekse Çerçeve Sözleşmesinde mevcut yanlış ve eksiklikler
bahane edilerek iyileştirilemez. Durumun ciddiyeti meydandadır.
Bankalar nakit kaynaklarını müteşebbise kullandırmıyor
Standart & Poors ve benzeri kredi değerleme şirketlerinin memleket riski
tespitlerine bakarak Türkiye dışındaki bankalann memleketimiz reel sektörüne
kuşku ile yaklaşmalarını anlayışla karşılayabiliriz. Ancak, evet ancak Türk
vatandaşının tasarrufunu değerlendirerek mesleklerini icra etmekte olan milli
bankaianmız kasalanndaki nakit kaynaklarını teminat konusundaki yanlış
anlayışları nedeni ile Türk müteşebbisine kullandıramıyorlarsa bu problemin
üstünde durmak ve çözmek gerekiyor.
Merkez Bankası Başkanı'nın ifadesine göre bankalarımızın kasalannda plase
edemedikleri 7 katrilyon kaynak var. Devletimiz de artık hudutsuz iç borçlanmaya
başvurmuyor. O halde bankalarımızın büyük ve risksiz müşterisi devletin tamamen
olmasa bile büyük çapta sahneden çekileceği günlere kendilerini bugünden
hazırlamaya başlamaları gerekiyor. Reel sektöre "Hoşgeldin" demek durumundalar.
Bu arada unutmamak lazım ki üretimsiz-lik ve işsizlikten kaynaklanan sosyal
sorunları bu memleket daha fazla taşıyamayacaktır.
Hem bilinmesi gereken bir diğer husus da her işyerinin cirosunun yüzde 15-20'lik
bölümünün, devletimizin hazinesine vergi ve harç olarak aktarıldığıdır.
Yaratılan katma değerler de işin cabası.
Ne diyor malum kanun; "Yaşaması olası - katma değer üreten - ve kazanımları ile
borçlarını makul sürede ödeyebilecek üretim şirketlerine, gerekirse döner
sermaye bile sağlayarak borçlarını yeniden yapılandır" diyor. Ayrıca diyor ki;
borçlu üretim işletmeleri iş programlarını yapsınlar, fizibilite raporlarını
hazırlasınlar, nakit akım tablolarını takdim ederek borçlarını
ödeyebileceklerini ispat etsinler. Bankalar da onların borçlarını yeniden
yapılandırsın ve işlerinin başına dönmelerini sağlasın. Hatta döner sermaye
ihtiyacı varsa onu da sağlayın diyor. Hedef daha çok üretim, daha az işsizlik,
daha çok katma değer, bol ürünün getireceği rekabet ile daha az enflasyon ve top
yekun kalkınma.
Bu tabloya kim hayır diyebilir? Gel gelelim borçlarını yeniden yapılandırmak
isteyen, destek arayışı içindeki üretim şirketleri; ciddi raporlarla banka
arayışına çıktıklarında; kanunun onlara tanıdığı çerçevesi belli bir müracaat
haklan olmadığı için; bankalara ricacı durumunda lider banka arayışı içinde
davet edilmeyi bekler durumda hayal kurmakla meşguller. Niye? Çünkü kanun bu
kabil müesseselere çerçevesi ve şartlan belli bir müracaat yolu çizmiyor.
Fizibilite raporlarına dayalı nakit akımı hazır, vergi ve finans öncesi
kazananlarının her sene belli bir oranı ile borçlarını (x) sürede ödeyebilecek
firmalara başvurunuzu yapın dense; daha şeffaf, aleni ve objektif bir düzen
kurulamaz mı?!..
Bankalarımız her işletmeyi arsa ve binadan
ibaret varlıklar olarak görüyor
Uluslararası literatürde "EBIT" denen bu müesseseyi rehber edinebilirsek bu
yoldan teminat ve ekspertiz konularındaki kaos da çözülecek. Bu asırda
fabrikaları, (arsa+bina)'dan ibaret farz ve kabul eden anlayış tarihe karıştı.
Evet maalesef bankalarımız işletme rehni yolunu açamadıkları için onlar nezdinde
her işletme arsa ve binadan ibaret bir varlıktır. Makinelerin bile nakdi anlamı
yoktur. Üretim ve istihdam yaratmak heyecanı ile satın alınan büyük paralar ve
döviz harcanan, teknolojik değeri yadsınan makine parklarının hiç mi kıymeti
yoktur? İşletmesini borcuna karşılık teminat olarak gösteremez duruma düşen
müesseselerin bankalara terk etmek istedikleri gayrimenkulieri de ekspertiz
kuyusuna itilmekte. Peki reel faiz bir ölçek olsa ve bir işletmenin yüîık EBITi
ile değer takdiri yapılabilse, aynı borçlunun gayrimenkullerinin değeri de kira
gelirlerinden harekede tespit edüebilse çözümler hızlanmaz mı? Bu fikre yanaşan
yok. Bu arada alacaklı bankalarla ayrı ayrı veya toplu biçimde yapılan ön
görüşmelerde; borçlunun getirdiği fizibilite raporu üzerinde müzakere açmak
yerine bankalarımız satılabilir değerlerin paylaşımına öncelik veriyorlar. Havuz
anlayışına da yanaşmadan teminatlı-teminatsız, az teminatlı-çok teminatlı
değerlerin paylaşımına dönük çekişmeler ile zaman harcıyorlar.
Borçlunun fizibilite raporlarına ve büançolarına duyulan güven eksikliği de
üzerinde durulması gereken ayn bir konu. Ancak tecrübeli banka yöneticilerinin
birikimleri ve her meslek dalındaki piyasa bilgileri ile kendilerine sunulan
EBIT, bilanço ve fizibilite raporlarını ve hatta nakit tablolarını isabetle
değerlendirmelerini beklemek hakkımız olmalı. Bankacılık mesleği fildişi kuleden
yönetilen bir faaliyet değildir. O halde; açsınlar üretim firmalarının önünü,
katma değer üretilsin, istihdam yaratılsın.
Bu arada faaliyetini tatil eden üretim şirketlerinden alacaklı bazı bankaların
bu konuya; "Ben alacağımı bilançomun zarar hanesine kaydettim, bundan sonra
peşin ne tahsil edersem kârdır..." şeklinde bigane davranışlar sergilemeleri de
üzücü oluyor. Bu memleketin kanun ve yönetmeliği kendisine bir görev ver-mişse
her vatandaş gibi her banka yöneticisi de o kanunun uygulamasında rol almayı
milli bir görev saymalıdır.
Bu memleketin yer altı, yer üstü, maddi ve insani her türlü kaynağına güvenerek
Türkiye'yi muasır medeniyet seviyesine ulaştırıp fert başı gayrisafi milli
hasılayı 20.000 dolar seviyesine yükseltmeyi görev bilerek yolumuza devam
edelim. Hükümete "istihdamı artırıcı
öneriler"
Sendikamız İkinci Başkanı ve Türkiye İşveren Sendikaları
Konfederasyonu (TİSK) Başkan Vekil Necmettin Öztemir tarafından hükümete
"İstihdamı Artıcı Önlemler"! içeren mektup sunuldu. Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır'a sunulan mektupta istihdamı artırmak için
İstanbul Yaklaşımı'na işlerlik kazandırılması, kaynak temini ve teminat
sorununun çözümü ile kayıtdışı istihdamla mücadele istendi.
Öztemir'in Yalçınbayır'a sunduğu mektubun tam metni şöyle:
27.12.2002
"Sayın Ertuğrul YALÇINBAYIR
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Sayın Başbakan Yardımcım,
Hükümetimizin, birikmiş ekonomik ve sosyal sorunları çözümlemek; hızlı ve
istikrarlı bir kalkınma süreci sağlamak doğrultusunda yürüttüğü çeşitli hazırlık
çalışmalarına, ulusal menfaatler çerçevesinde her toplum kesimince yapıcı
katkılarda bulunulması gerektiği inancındayım.
Bu bağlamda, Acil Eylem Planı'nda ifade edildiği gibi, Türkiyemiz'in en önemli
sorunu olan "istihdam" alanındaki bazı önerileri değerlendirmenize arz etmek
isterim.
Malumları olduğu üzere, istihdam, talep ve üretim, birbirlerine bağlı olarak
gelişen süreçlerdir. Bu çarkı çevirecek yerli maddi ve nakdi kaynaklar
Türkiye'de mevcuttur. Ek kaynağa ihtiyaç bulunmamaktadır.
Söz konusu yerli kaynakları harekete geçirmek için ilk planda kurulu
kapasitelerin azami randımanla kullanılmasının yolunu açmalı; ardından da yeni
yatırımları özendirici önlemleri oluşturmalıyız.
Sayın Başbakan Yardımcım,
İşletmelerimiz çoğu kurulu kapasitelerinin çok aitında faaliyet göstermekte,
bazıları da kapalı olduğu için hiç çalışamamaktadır. Bu kategoriye giren
işletmelerin tam kapasite ile çalıştırılmalarını sağlayabilecek, aşağıda sunulan
önlemler devreye sokulmalıdır:
1- Döner sermaye ihtiyaçlarını karşılayacak nakdi kaynak temin edilmelidir.
Merkez Bankası Başkanı'mızın ifadesine göre bankalarımızın plase edemedikleri 7
katrilyon TL kasalarında beklemektedir. Üstelik "teminat" sorunu halledilemediği
için bu önemli kaynak nemasız kalmaktadır. İşletme rehni bir çözüm
olabilmelidir.
2- İstanbul Yaklaşımı'nın uygulamadaki tıkanıklıkları aşılmalı, sürece hız ve
etkinlik kazandırılmalıdır.
3- Cumartesi-pazar dahil durmaksızın çalışmak isteyen işletmelere zaman zaman
işçi sendikaları tarafından yaratılan sorunların önlenmesi için gerekli adımlar
atılmalı; 1/3 veya 1/6 fazla istihdam anlamına gelen 4 veya 7 posta sisteminde
çalışmak isteyen işyerlerine SSK ve muhtasar ödemelerinde indirim tanınarak
desteklenmeleri sağlanmalıdır.
4- Faturasız satışlar ve kayıtdışı istihdam ile mücadele kampanyası başlatılarak
hasıl olacak gelir fazlası; KDV ve SSK ödemelerinde ucuzlatıcı bir fon olarak
kullanılmalıdır. Ayrıca bu yoldan adedi artacak şeffaf bilançolu şirketlerin
İMKB'ye katılımı ile, döner sermaye arayışı içinde olan hatta büyümek isteyen
sanayi şirketlerinin ihtiyacı olan fonlar yaratılmış olacaktır.
5- Sanayici için "önce üret-sonra sat" devri kapanmıştır. Şimdi müşteriye hızlı
cevap ve tam zamanında teslim taahhüdü vermeden sipariş alma şansımız
bulunmamaktadır. Bu sebeple "esnek çalışma", "geçici hizmet akitleri" ve "alt
üretici"den takviye imkanlarını düzenleyen Çağdaş İş Yasası'na sanayicinin
behemehal ihtiyacı vardır.
Dolayısıyla, işçi, işveren ve Hükümet kesimlerince imzalanan protokol gereğince
Bilim Kurulu tarafından hazırlanan İş Yasası Tasarısı 15 Mart 2003 tarihine
kadar TBMM'nce yasalaştırılmalıdır.
Görüş ve değerlendirmenize arz ederim."
|