[ , ]    Sayı:278  Şubat 2003

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


 Güncel

   İstihdamın üstündeki yükleri kaldırın

   Sendikamız tarafından düzenlenen toplantıda "iş güvencesi" tartışıldı

   Eurocoton, "haksız ithalata" önlem istiyor


 Seminer

   Necmettin Öztemir:
"Gerçek iş güvencesinin birinci koşulu işyeri güvencesidir"

   Nihat Yüksel: Kayıtdışını cazip kılmayan bir iş mevzuatı şart


 Gündem

   Üniversite-sanayi buluşması 14 Mayıs'ta


 Sektör-Firma

   Tekstilde geleceğin teknolojisine hazırlık

   Ren Holding


 Hukuk

   Prof. Dr. Tankut Centel


 İnceleme

   Çağdaş KOBİ'lere dönüşen "Alt işverenlik"

 

Seminer

TİSK Başkan Vekili Necmettin Öztemir:
"Gerçek iş güvencesinin birinci koşulu işyeri güvencesidir"

Sendikamız İkinci Başkanı ve TİSK Başkan Vekili Necmettin Öztemir, "Çalışma Hayatında Değişim ve Türk Çalışma Mevzuatı " seminerinde "İş İlişkisinin Sona Ermesi-İş Güvencesi-Kıdem Tazminatı İlişkisi" konulu bir konuşma yaptı. "Birileri gerçek İş güvencesinin birinci koşulunun "işyeri güvencesi" olduğunu görmelidir" diyen Öztemir'in konuşmasının geniş bir özetini aşağıda sunuyoruz:


1. Çalışma hayatında değişimler:
ister hizmet, ister mal üretilen her işyerinde rekabet ortamına ayak uydurarak belli bir pazar payını elde etmek ve koruyabilmek için; bugünün sanayici ve işadamının olmazsa olmaz nitelikte tabi olduğu rejim; "toplam kalite'' yönetimidir. Müşteri odaklı üretim diye de adlandırabileceğimiz bu rejimde, müşteri temayüllerini ve beklentilerini günü gününe iakip edemeyen ve onlara ayak uyduramayan sanayicinin basan şansı yoktur. Bugün toplam kaliteye ulaşabilmek için AR-GE departmanı olmayan işyeri yoktur. Olmayanın da araştırma geliştirme merkezlerinden bu hizmeti satın almaksızın yaşama şansı olduğuna inanmıyorum.

 

Müşteri odaklı üretim demek; önce sat, sonra üret demektir. Her sanayi müessesesinin perakende satış ağı olmadığına göre ürünlerini tüketiciye satabilmesi ancak bayiler ağı kurması veya bazılan uluslararası olan zincir mağazalar sahibi müşterilerle veya çok güçlü toptancı müesseselerle çalışması gerekiyor. Yüksek teknolojilerin dev adımlarla geliştirdiği yeni makinelerin devreye girmesi ile bugün üretim kapasiteleri talebin üstünde seyretmekte, dolayısı ile her alanda arz fazlası oluşmuş bulunmaktadır. Bu olgu yeteri kadar talep yaratamayan ekonomilerde sanayicilerin toptancı müşterilerini tatmin edebilmesi için;
• Her sipariş talebine anında cevap vermesini ve
• Verilen siparişleri de tam zamanında belli bir devamlılık içinde teslim etme mecburiyetlerini getinnektedir.

Çok önemli olan bir olgu da
-'Talep oligarşisi'nin yarattığı katma değer paylaşımı ile,
- Uzak Doğu ve Çin'in maliyet hesabı tanımayan açı rekabetidir.

Sonuç; çok düşük kar marjlarına mahkumiyet. Finans çevrelerinin risk kabul etmeyen yaklaşımları da işin cabası.

 

Buyurun bu genel çerçevede bir işyerini başarılı biçimde yönetebilmek için gerekli çalışma koşullarını birlikte değerlendirelim. Size bir senaryo; Telefon çaldı veya faks geldi müşteri karşınızda.. "Kalite kontrolü yapılmış ve belgelenmiş olarak şu şu standartlarda listesi ilişik, teslim tarihleri ve teslim yerleri belirlenmiş malları sipariş etmek istiyorum. Cevabınızı derhal bildirmenizi..."

Telaş içinde kendinizi siparişi kabule odakladınız. Günde 7.5 veya 8 saatten fazla çalışmaya, fazla mesaiye, hafta sonu çalışmasına, ödünç işçi çalıştırmaya, geçici süreli isçi almaya, alt üretici dediğimiz taşerona başvurmaya vb. hakkınız yok. Siparişin tam zamanında teslimi tehlikede ve teslimde gecikmenin faturası büyük. Siparişi reddetmekten başka çareniz yok.

O anda; sipariş defterinizde yeteri kadar sipariş yok, kısa süreli çalışmaya, telafi çalışmasına vb. olanağınız da yok, stoğa çalışacaksınız. Ne yapabilirsiniz? Üretmeden beklemek daha avantajlı ise işçilikleri ödeyeceksiniz. Ne kadar müddetle. Ekonomik şartlar nedeni ile SSK bölge müdüründen işyerinizi kapatmak için izin alıncaya kadar.


İstatistikler; çalışma yasalarında esnek çalışma modellerine yer veren ülkelerde işsizliğin azaldığını göstermektedir. Örneğin kısmi süreli çalışmaya. belirli süreli çalışmaya, çalışma saatlerinde esnekliğe yer veren ülkelerin işsizlik oranı, bu düzenlemelere kısmen imkan tanıyan ya da bizim gibi hiç imkan tanımayan ülkelere göre son derece düşüktür. Çünkü işgücü piyasasındaki esneklik iş bulma imkanını son derece kolaylaştırmaktadır.

Bugün kısmi süreli çalışanlar, toplam çalışanlar içinde; Hollanda 'da % 40'a, İngiltere'de % 25'e, Almanya'da % 20'lere ulaşmış olup, bu konuda daha tutucu olan Fransa'da % 17'ler, İspanya'da % 10'lar, İtalya'da ise % 8'ler düzeyindedir.

Buna karşılık belirli süreli hizmet akitleri ile çalışanlar açısından daha farklı bir tablo karşımıza çıkmaktadır. Belirli süreli hizmet akdi ile çalışanların toplam istihdama oranı: İspanya'da % 35'ler. Fransa'da % 14, Hollanda ve Almanya'da % 12, İngiltere'de % 8'ler civarında seyretmektedir.
Bu konudaki bir diğer istatiki sonuç da; esnek çalışma mevzuatına sahip ülkelerde görülen verimlilik artışıdır.


Ülkemizin temel sorunlarının başında işsizlik ve düşük verimliIiğin geldiği ve istatistiklerin bunlar üzerindeki etkisi dikkate alındığında ''çağdaş ve esnek bir çalışma mevzuatının bu sorunlarımızın çözümüne kalkısı inkar edilemez.

 

2. İş ilişkisinin sona ermesi:
İş güvencesi konusunun her gündeme gelişinde gerekçe olarak "İşverenlerin keyfi işten çıkarmalannı önlemek amacıyla" ifadesine yer verilmiştir. Oysa hiçbir işçi çıkarma keyfi değildir, olamazda.
Nedenine gelince gözlerimi kaparım, vazifemi yapar 8 saat sonra günlük mesaim biter, işyerimin sipariş taahhütleri beni ilgilendirmez denmeyen yerlerde işçi; işyerini ve işini sahiplendiğinde o işçiyi işyerinden koparmayı düşünen işveren, ya akılsızdır ya da çok kısa vadeli düşünen insandır. Zira istikrarlı, kaliteli ve deneyimli emek; o işyerinin müşterilerine teslim etmeyi düşündüğü ürünleri süresinde, taahhüt edilen kalitede ve devamlılık içinde teslimat yapabilmesinin en önemli güvencesidir. Tecrübeli müşteriler raflarına koydukları koleksiyon malların çeşitlerinin; devamlılık içinde ikmaline çok önem verirler, Bu konuda sorulan sual o işyerinde işçi sirkülasyonu yüzdeleridir. Bana göre kalite çemberlerini kurmuş ahenkli bir üretim düzeni ile çalışılan bir işyerinde işçi çıkarma olayı çok istisnai bir durumdur.
Nitekim önümüzdeki günlerde uygulamaya girecek olan İş Güvencesi Yasası'nda da "işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanılarak iş ilişkisinin işverence sona erdirilebileceği" düzenlenmektedir.

Diğer taraftan "İş Güvencesi Kanunu" veya rejimi olmayan ABD'de işçi sirkülasyonu da işsizlik de en düşük oranlarda seyretmektedir. Bana göre iş güvencesinin teminatı işyerinin sağlıklı çalışmasını temin eden ekonomik şartlardır, iş güvencesi istisnai şartlarda sadece kötü niyete bağlı uygulamalara karşı bir tedbirdir. Biz de TİSK olarak buna karsı değiliz. Kötü niyeti himaye bahis konusu edilemez. Ancak bu kanunu yaygın bir hastalığa karşı bir tedbir gibi, Türk işverenini itham eden bir üslup içinde ele almak da çok ama çok zararlıdır Sanayici olmayı tasarlayan girişimcileri kaybetmek için bundan tehlikeli bir suçlama düşünemiyorum.

1930'lu yılların izlerini ve katı kurallarını içeren İş Kanunumuzu bir bütün halinde ele alarak -İş güvencesini de içerecek şekilde- tüm eksik ve fazlalarıyla yeniden düzenlemek varken, bu hususla atılan imzalar, oluşturulun Bilim Komisyonu ve onların hazırladığı tasarı dururken, seçim ortamını firsat bilerek bir gece yarısı operasyonu ile iş akdini sona erdirmeyi düzenleyen hükümlerin müstakilen özel bir kanunla hem de "iş güvencesi" adı verilerek yasalaştırılması yanlış olmuştur. Neden diyeceksiniz? Çünkü bu başlık sanki işyerinden işçi çıkarmayı yasaklayan bir hava estiriyor. Aynca işvereni zalim, işçiyi mazlum ve mağdur, devleti de koruyucu melek konumuna yerleştiren popülist bir yaklaşımdır.

Çağdaş iş kanunlarında iş akdinin içeriği, tarifi, işleyişi ve .sona erdirilmesi ayrı ayrı fasıllarda düzenlendiği halde bizde alelacele iş güvencesi adı altında neden bir özef kanun çıkarıldı anlaşılmaz. Madem öyle Medeni Kanun'da da boşanmaya ait düzenlemeleri aile hukuku faslından çıkarıp "kadınların evlilik bağlarının güvencesi adı altında özel bir kanuna bağlayalım!"

 

3. İş güvencesi-kıdem tazminatı ilişkisi:
Gelelim iş akdinin sona erdirilmesi ile ilgili düzenlemelere. İşçi, işveren ilişkilerini geren ne kadar yanlışlar yapıldı bu İş Güvencesi Kanunu ile kısaca bir göz atalım:

• Bu Kanun, bir seçim tavizi olarak çıkartıl mıştır.
• İmzalanan Protokol yok sayılmıştır.
• Bakanlığı sunulun İş Kanunu Tasarısı görmezden gelinmiştir.

• İş Kanunu'nda mevcut güvenceler dikkate alınmadan, yeni güvenceler getirilmiştir, AB ve ILO normlarının çok üzerinde ağır yükümlülüikler yaratılmıştır.
• "4" üzerinden "3.8" olan mevzuatımızın katılık oranı, bu yasa ile "4 üzerinden 4'ün de üzerine" çıkmış. ülkemiz yeni bir dünya birinciliğine kavuşmuştur.

• İşletmeyi sevk ve idarede yetkili müdür, müdür yardımcısı gibi işveren vekillerine dahi iş güvencesi getirilmiştir.
• 10 işçi çalıştıran işyeri de 10 bin işçi çalıştıran işyeri de aynı kefeye konulmuş, bir defada en az 10 veya bir ay içinde 10 işçi çıkartma toplu işçi çıkarma olarak nitelendirilmiştir.

 

İş Güvencesi Yasası 'nın neler getirdiğine ayrıntılı olarak girmek istemiyorum, çünkü hepimiz biliyoruz. Ancak oturumumuzun başlığını dikkate alarak iş güvencesi-kıdem tazminatı ilişkisi üzerinde durmak istiyorum.

 

İş Güvencesi Yasası; İş Kanunu'muzda mevcut kıdem tazminatı müessesesi ve bu müessesenin üstlendiği fonksiyonları hiç dikkate almamıştır.
İş kanunlarımızda yapılan değişikliklerin aşağıdaki gerekçelerine baktığımızda, kıdem tazminatının; mevzuatımıza girdiği ve geliştiği görülmektedir. Bunlar şöyledir:
• 1950 ve 1952 yılında yapılan değişikliklerle (5518 ve 5868 sayılı kanunlar) kıdem tazminatının yaşlılık ve ihtiyarlık sigortası ile bağlanası kurulmuş.
• 1967 yılında yürürlüğe giren 931 sayılı Kanun gerekçesinde 'Kıdem tazminatı müessesesinin henüz işsizlik sigortasının da kurulmadığı gözönünde tutularak bu konunun sözü geçen sigortanın kuruluşu sırasında tekrar ele alınması uygun görülmüştür" ifadesine yer verilerek kıdem tazminatı muhafaza edilmiş.

• Nitekim 1968 yılında hazırlanan "İşsizlik Sigortası Kanun Tasarısı "nda kıdem tazminatının kaldırılması öngörülmüş,
" 931 Sayılı Kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine 1971 yılında 1475 sayılı iş Kanunu yürürlüğe girmiş,
• 1475 sayılı Kanunda 1974 yılında 1927 sayılı Kanunla yapılan kıdem tazminatı ile ilgili değişiklik gerekçesinde kıdem tazminatı müessesesinin işçilerin gelir ve iş güvenliği sağlayıcı ve keyfi işten çıkartma işlemlerinin işçi aleyhine doğurduğu sonuçlan giderici niteliği vurgulanmış,
• 1980 yılında 2320 sayılı Kanunla yapılan değişiklik gerekçesinde ise kıdem tazminatının işten ayrılın işçinin yoksulluğa düşmesini önleyen bir ek güvence olduğu ifade edilmiştir.


Bu noktalardan harekede devletimiz, kıdem tazminatının iş güvencesi ve işsizlik sigortası karşılığı olduğunu açıkça belirtmiştir.

Buna karşılık; kıdem tazminatına hiç dokunulmadan, 1999 yılında "işsizlik sigortası" yürürlüğe girmiştir.
İşsizlik sigortasının ardından. eski gerekçelere 2000, 2001, 2002 yıllarına ilişkin hükümet programlarında da yer verilmiş, hatta 2001 yılı programında; "İşsizlik sigortasının tesis edilmesi ve iş güvencesine ilişkin mevzuat düzenleme çalışmaları nedeniyle bütünlük içinde değerlendirilmesi gereken kıdem ve ihbar tazminatı müesseselerinde gereken düzenlemelere ilişkin hazırlık çalışmaları tamamlanacaktır" ifadesi kullanılmıştır. Ardından 8 Ağustos 2002 gece yarısı "İş Güvencesi Yasası" kabul edilmiş, 15 Mart 2003'de de uygulanmaya başlayacaktır.

Ancak "kıdem tazminatı" aynen durmaktadır. İhbar tazminatlarına da dokunulmamıştır. Bunlann üzerine bir de "işten çıkarma tazminatı" eklenecektir. Karşımıza çıkacak tablo vahimdir.
Hep "Batı" diyoruz, "AB" diyoruz. "ILO" diyoruz; acaba dönüp bu konuda onlar ne yapıyor hiç. bakıyor muyuz?


Çok basit birkaç örnek;
• Almanya'da, ABD'de. Danimarka. Finlandiya, İrlanda, Norveç, isviçre, Polonya'da kıdem tazminatı müessesesinin olmadığını,
• En yüksek ihbar ve kıdem tazminatının İş Güvencesi Yasası dikkate alınmaksızın dahi Türkiye'de bulunduğunu,
• Batı ülkelerinin geçersiz sebeple fesih halinde ödediği tazminatların, mevcut ihbar ve kıdem tazminatlarımızın ancak yansı kadar olduğunu, 15 Mart 2003 tarihinden itibaren bugün ödenen tazminatlara yenilerinin ekleneceğini, biliyor muyuz?

 

Bir taraftan yatırımların önündeki engelleri nasıl kaldırabiliriz diye kurullar oluşturur, çalışmalar yaparken, diğer taraftan bu tür düzenlemelerle yatırımların nasıl engellendiğini, sermayenin nasıl kaçırıldığını, istihdamın baltalandığını hala göremiyorsak gözlüklerimizi değiştirmemiz gerekir, Ekonomi ile çalışma yasalarımız arasında uyum sağlayamazsak rekabeti, istihdamı, çalışma barışını unutmamız gerekir.
Yatırım yapan, üretimi yaratan, istihdamı sağlayan, vergiyi, sigortayı ödeyen, ihracatı sırtlayan işyerlerimiz artık yüklerin altında ezilmektedir. Birileri gerçek iş güvencesinin birinci koşulunun "işyeri güvencesi" olduğunu görmelidir.
Bizler bu gerçeği gördüğümüz içindir ki; bunu bir ölçüde de olsa sağlayacak olan, ancak iş güvencesini de içeren "İş Kanunu Tasarısı'nın bir an önce yasalaşmasını, işsizlik sigortası ve işgüvencesinin uygulanmaya başlaması nedeniyle kıdem tazminatının üstlendiği bu fonksiyonlardan arındırılmasını ve İş Güvencesi Yasası ile birlikte uygulamaya konulmasını isliyoruz.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2003 TÜTSİS      -      boratur.net