[ , ]    Sayı:278  Şubat 2003

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


 Güncel

   İstihdamın üstündeki yükleri kaldırın

   Sendikamız tarafından düzenlenen toplantıda "iş güvencesi" tartışıldı

   Eurocoton, "haksız ithalata" önlem istiyor


 Seminer

   Necmettin Öztemir:
"Gerçek iş güvencesinin birinci koşulu işyeri güvencesidir"

   Nihat Yüksel: Kayıtdışını cazip kılmayan bir iş mevzuatı şart


 Gündem

   Üniversite-sanayi buluşması 14 Mayıs'ta


 Sektör-Firma

   Tekstilde geleceğin teknolojisine hazırlık

   Ren Holding


 Hukuk

   Prof. Dr. Tankut Centel


 İnceleme

   Çağdaş KOBİ'lere dönüşen "Alt işverenlik"

 

Seminer

Nihat Yüksel: Kayıtdışını cazip kılmayan bir iş mevzuatı şart

TİSK Danışma Konseyi Üyesi ve H.Ö. Sabancı Holding AŞ Çalışma İlişkileri Daire Başkanı Dr. Nihat Yüksel "Çalışma Hayatında Değişim ve Türk Çalışma Mevzuatı" seminerinin sonunda yapılan değerlendirme oturumunda TİSK'İ temsilen yaptığı konuşmada kayıtdışını cazip kılmayan bir iş mevzuatı oluşturulmasını istedi. Yeni İş Kanunu 'nun değişmesi gereken yönlerini de sıralayan Yüksel'in konuşmasının geniş özeti şöyle:

1936 yılında yürürlüğe giren 3008 Sayılı İş Kanunumuz, örnek alındığı ülkelerin ve özellikle Türkiye'nin o devirdeki sanayi ticaret ve iş hayatının aktiviteleri/ge lişmişlikleri esas alınarak düzenlenmiştir.

Kanunda; yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 67 yıllık süreçte, 1967 yılında 931 sayılı kanunla ve 1971 yılında 1475 sayılı bugün yürürlükte olan kanunla değişiklikler yapılmış ise de günümüz dünyasındaki hızlı gelişmeler karşısında, dünya-AB standartlarıyla uyumlu, ülkemiz gereksinimlerini karşılayabile-cek konuma gelememiştir.

Kitlesel üretimi, iş paylaşımını ve tam günlü istihdam şeklini esas alan çalışma mevzuatımız, artan uluslararası rekabet koşulları yanında, ürün çeşitlenmesine, konjonktürel dalgalanmalara, değişen üretim ilişkilerine ve talep farklılaşmasına cevap veremez haldedir.

Dolayısıyla eskiyen üretim ve çalışma modellerinin günümüzde taşıdığı katılıkların giderilmesine ve esnek çalışma sistemlerine ilişkin düzenlemeleri içeren çağdaş ve dinamik bir iş kanununa şiddetle ihtiyaç vardır.
Son dönemlerde, ekonomik kriz vb, sebeplerle sosyal tarafların anlaşarak esnek çalışma uygulamalarını doğrudan ya da toplu iş sözleşmeleri yoluyla kısmen de olsa hayata geçirdikleri görülmektedir. Bu uygulamaların, mevzuatsınız yönünden yasal dayanağı olmaması, ciddi kaygıların yaşanmasına sebep olmakta, ayrıca belirli bir dönem ve işyerini kapsaması bakımından da bu uygulamalar arızi bir nitelik taşımaktadır. Hükümet-işçi-işveren üçlüsü'nün oluşturacağı hatta kurumsallaşarak diyalog ve işbirliği faaliyetleri, çalışma mevzuatı ve toplu iş sözleşmelerinin bütünüyle işletmelerin rekabet gücünü geliştirme hedefine yönlendirilmelerini kaçınılmaz kılmaktadır.

 

Yeni İş Kanunu'muzun;
• Çağdaş çalışma ilişkileri normları ile uyumlu, sosyal ve ekonomik gelişmeleri takip eden, bilimselliğe açık, dinamik bir hale getirilmesi,
• Esnek çalışmaya, özellikle parttime çalışma, ücretsiz izin, telafi çalışması vb. sistemlere yer verilmesi,
• Ücrette esneklik esası gereği, çalışılan sürenin ücretinin ödenmesi başta olmak üzere, performans ve üretimde verimliliği gözeten, bilimsel verilere dayalı bir yapıda olması,
• İşsizlik sigortasının yürürlüğe girmesiyle birlikte, bu sigorta dalının üstlendiği işlevi yerine getiren kıdem ve ihbar tazminatının yeniden düzenlenmesi,
• Kanun, 1930'lann ihtiyaç ve şartlarına göre hazırlanmış olduğundan içeriğinde bulunan ve güncel olarak uygulamada olmayan bazı hükümlerden arındırılması,
• Özellikle sanayi, ticaret ve hizmet sektöründe küreselleşme olgusu ve bilgisayar/e-mail'in çalışma hayatındaki yeni konumları mutlaka irdelenip, rekabet koşullarındaki etkinliklerinin gözö-nünde tutulması, öncelikli konulandır.
Bu bağlamda; uluslararası rekabeti, sosyal ve ekonomik gelişmeyi gözeten, tam istihdamı amaç edinen, kayıt dışı ekonomik faaliyetleri cazip kılmayan, dinamik ve üretim ilişkileri bakımından çağa uyumlu bir iş mevzuatının oluşturulması, sosyal kesimlerin ve hükümetimizin en öncelikli görevi olmalıdır.


Bu tespit ve değerlendirmeden sonra sunuşumu Yeni İş Kanunu Ön Tasarısı'nda yoğunlaşurarak tamamlamak istiyorum.
Daha önce de belirtildiği gibi, İş Güvencesi Kanunu içerik bakımından iş Kanununun bir bölümünü oluşturmaktadır. 2-3 maddesi 2821-2822 sayılı Kanunlarla ilgilidir. Yeri olmadığı halde kanunda tarım işleri işçileri ile ilgili hüküm bulunmaktadır.
9 kişiden oluşan Bilim Kurulu'nun hazırladığı İş Kanunu Ön Tasarısı'nda İş Güvencesi Kanunu hükümlerine hem de daha bir açıklık getirilerek yer verilmiş olup, işçi kesiminin kaygı duymasına gerek kalmamaktadır. Bu bağlamda sadece İş Güvencesi Kanunu'nun yürürlüğe girmesinde bir çok sorunları ve uygulamada ikileşimleri beraberinde getireceğinden, yasayı bütünüyle değiştiren yeni iş kanunu olarak yürürlüğe girmesinin en doğru/akılcı çözüm olacağı görüşümü yineliyorum. Aksinde dayatma yanlış, zaman kaybı ve ülke gerekleri ile bağdaşmayacaktır.

İş Güvencesi Kanunu'nun yürürlükten kaldırılması imkansız bir yöntem olmayıp, örnekleri olduğu gibi geçici hükümlerle vs. 2 kanun eşgüdümlü ve tek bir kanun seklinde yürürlüğe girmesi gerçekleştirilebilir.
Bilim Kurulu özverili bir çalışmayla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlı-ğı'na ve sosyal taraflara hazırladığı ön tasarıyı sunmuştur. Aradan geçen süreçte de sayın öğreti mensupları ve meslek örgütleri görüş ve önerilerini belirterek, konunun toparlanmasına katkıda bulunmuşlardır.
Bu bağlamda Bilim Kurulu'nun hazırladığı İş Kanunu Ön Tasarısı'nı esas itibanyla kabul ettiğimizi bu vesileyle ve özellikle belirtmek istiyorum. Bir uygulama uzmanı olarak, İş Kanunu Ön Tasarısı'rıa olmazsa olmaz demiyor, olumlu ve gerekli görüyorum. Ancak bu aşamada düzeltilmesi ve açıklık getirilmesi şeklinde aşağıda iki grup halindeki önerimizin irdelenmesi hususunu bu vesileyle ve özellikle temenni etmekteyim.

 

Düzeltilmesi önerilenler:


Madde l- Tanımlar: Maddenin (ç) bendinde; alt işveren tanımı, asıl işverenin yükümlülükleri ve alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden asıl işverenin de sorumluluğu vb. yükümlülükler bulunmaktadır,
"Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulumaz" şeklindeki, asıl işverenin kadrosunda olan işçilerin alt işveren tarafından istihdamını imkansız kılan bu düzenleme, Anayasa'nın "Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti" başlıklı 48. maddesi ile de aykırı düşmektedir.

Madde 23- Çalışma koşulların da değişiklik ve sözleşmenin feshi: Maddenin birinci fıkrasında; çalışma koşullarında değişiklik ve sözleşmenin feshine ilişkin "İşçi bu süre içinde değişiklik önerisini kabul etmezse işveren değişiklik isteğinin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak bildirmek ve bildirim sürelerine uymak kaydıyla iş sözleşmesini feshedebilir" hükmü yer almaktadır.

İş şartlarının değiştirilmesini işçi kabul etmediği takdirde yürürlükteki kanunun 16/II-maddesindeki mevcut düzenlemeye göre "işçinin hizmet aktini feshederek kıdem tazminatı talep etme hakkı" sözkonusu iken, yeni düzenlemede, işverenin bildirimli yani ihbarlı fesih yükümlülüğü getirmiştir. İşverenin hizmet akdinin feshine ilişkin herhangi bir iradesi bulunmamasına rağmen yeni düzenlemeye göre yapılacak fesih işlemi sonucu, işçiye ihbar kullandırılması veya ücretini ödenmesi gibi ağır yükümlülük sözkonusu olacaktır.

Madde 35- Ücretin gününde ödenmemesi: Maddedeki "Ücretini ödeme gününden itibaren on gün içinde alamayan işçi iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak işçilerin iş görme borcunu yerine getirmemeleri sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemez ve işçiler çalışmadıkları sürece ücrete hak kazanırlar" şeklindeki düzenleme ile "Ücretli Hak Grevi" yolu açılmaktadır.

Oysa ücretin zamanında ödenmemesi halinde üretimin aksaması/durması yerine yapılabilecek daha uygun uygulamalar sözkonusudur.
Madde 70- Ara dinlenmesi: Yürürlükteki kanunun nöbetleşe ara dinlenmesi hükmü madde metninden çıkartılmış, postalar halinde non-stop çalışmalarda son derece gerekli alan yürürlükteki yasadaki hükmünün, devam etmesi gerekmektedir.

Madde 79- İşverinin ve işçilerin yükümlülükleri: Maddenin l'nci fıkrasındaki "İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, bu konuda bilim ve teknolojideki gelişmeleri izlemek ve uygulamak zorundadırlar" şeklindeki düzenleme, uygulamada en son teknolojinin takip edilip edilmediği yönünde ciddi sorun ve uyuşmazlıklar yaratır. Esasen dünya normları bakımından işverenin böyle bir yükümlülüğü de olamaz. Fıkradaki düzenlemeye Kanun gerekçesinde bir tavsiye/temenni şeklinde yer verilebilir.

 

Açıklık getirilmesi önerilenler:

 

Madde 5- Eşit davranma ilkesi ve cinsiyet ayrımı yasağı: Maddenin (b) bendindeki "İşveren esaslı sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmi süreli çalışan işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye farklı işlem yapamaz" şeklindeki düzenleme uygulamada sorun yaratıp, uyuşmazlıklara neden olabilir.

Öte yandan (d) bendindeki "iş ilişkilerinde" yani "çalışan işçiye" de maddenin (a), (b) ve (c) fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında 4 aylık ücret tutarında tazminat ödemesi hükmü yerinde değildir. Bu hallerde kanuna muhalefetten idari Para Cezası uygulanması daha doğru olacaktır.
Ayrıca bentteki "Sendikalar Kanununun 31 nci maddesi hükümleri saklıdır" ile bu maddenin uygulanmasında mükerrerlikler yaşanacaktır.
Madde 32- Özürlü ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu: Maddenin (b) bendindeki "Bir işyerinden maluliyet sebebi ile aynlıp, sonradan iş isteyen işçiyi, ...aranan şartlar bulunduğu halde işveren iş sözleşmesi yapma yükümlülüğünü yerine getirmezse, işe alma isteğinde bulunan eski işçiye altı aylık ücret tutarında tazminat öder" şeklindeki hüküm aylık gelir bağlamış bir kimseye çalışmadığı halde ayrıca 6 aylık ücret tutarında tazminat verilmesi çok ağır bir yükümlülük ve haksız kazançtır. Bu işçilerin işe alınmasında öncelik tanınacağı şeklinde bir düzenleme daha uygun olur.

Madde 34- Ücret ve ücretin ödenmesi: Maddenin son fıkrasındaki; "Ücret alacaklarındaki zaman aşımı 10 yıldır" şeklindeki, yürürlükteki mevzuattaki 5 yılın bu denli artırılması uygun değildir. Borçlar Kanunu madde 126 ile iki-leşim yaratmayıp, uyum sağlayarak mevcut mevzuattaki gibi 5 yıl olan zaman aşımının muhafazası adil ve yerinde olur.
Madde 43 Fazla çalışma ücreti: Haftalık 45 saati aşan fazla çalışmaların % 50 zamlı ödenmesi, uluslararası rekabet koşullan bakımından ağır bir maliyet nedeni olup, bu oranın ayrımsız % 25 oranında tutulmasının yerinde olacağı görüşündeyiz.


Öte yandan fazla çalışmanın yıllık süresi yukarıda belirtilen rekabet koşullan vs. gerekçelerle, ile mevcut yasada-kinden daha uzun olması gerekirken, sürenin kısaltılması ve fazla çalışmaya getirilen kısıtlamalar işyerlerinde sıkıntıların doğmasına neden olacaktır. Bu sebeple en azından yıllık fazla çalışma süresinde yasadaki mevcutla yetinilmelidir.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2003 TÜTSİS      -      boratur.net