Bu Sayı
Editör'den
Güncel
İstihdamın üstündeki yükleri kaldırın
Sendikamız tarafından düzenlenen toplantıda
"iş güvencesi" tartışıldı
Eurocoton, "haksız ithalata" önlem
istiyor
Seminer
Necmettin Öztemir:
"Gerçek iş güvencesinin birinci koşulu işyeri güvencesidir"
Nihat Yüksel: Kayıtdışını cazip kılmayan bir
iş mevzuatı şart
Gündem
Üniversite-sanayi buluşması 14 Mayıs'ta
Sektör-Firma
Tekstilde geleceğin teknolojisine hazırlık
Ren Holding
Hukuk
Prof. Dr. Tankut Centel
İnceleme
Çağdaş KOBİ'lere dönüşen "Alt işverenlik"
|
Hukuk
SAATİ GECİKMELİ KURAN
BEKÇİYE VERİLECEK CEZA
(Karar İncelemesi)
Prof. Dr. Tankut Centel
İslanbul Hukuk Fakültesi Dekanı
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No.: 2001/15510
Karar No.: 2002/266
Tarih: 16.01.2002
Karar özeti:
İşyerinde bekçi olarak nöbetleyken birkaç kez saati kurmayarak
görevini aksatacak işçinin, hizmet sözleşmesinin feshi haksız
olup; kendisine ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenmesi gerekir.
İlgili Mevzuat: İş K. 13, 14, 17
Karar Metni:
Dava; Davacı, ihbar ve kıdem tazminatının ödetilmesine karar
verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.
Hüküm süresi İçinde, davacı avukatınca temyiz edilmiş olmakla
dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Yargıtay Kararı:
Davacı işçi davalıya ait işyerinde bekçi olarak çalışırken birer
saat ara ile saatleri kurma görevini aksattığı için kendisine
1 yevmiye ücret kesimi cezası verildiği feshe neden olan olayda
da beş gün içinde birkaç kez altı ya da on dakika gecikme ile
saati kurduğu, bir defada da hiç kurmadığı konularında uyuşmazlık
yoktur. Davacının bu görevi yerine getirmediği için sözleşmesi
feshedilmiştir. Mahkemece yukarıdaki verilere göre feshin haklılığına
karar verilmiş, ihbar ve kıdem tazminatı istekleri de reddedilmiştir.
Davacının uzun bir süreden beri işyerinde çalıştığı bu .süre
içinde birkaç kez saati kurmadığı tartışmasız İse de feshin
sonuçlarının ağır olması dikkate alınarak bu eylemin "işe
bir defa geç gelme" eylemi gibi hoşgörü .sınırları içinde
kaldığı düşünülmelidir. Eylem ile ceza arasında adil bir oranın
olması gerektiği hukuk devletinin de bir unsurudur. Bu olayda
da üçbeş dakika gecikme ile saatin kurulması nedeniyle fesih
yoluna gidilmesi ağır bir ceza niteliği taşır. Daha hafif bir
ceza ile yetinilebilirdi. Tüm bu hususlar dikkate alınarak feshin
haksız olduğu kabul edilmeli ve ihbar, kıdem tazminatları hesaplattırılarak
hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen
sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde
ilgiliye iadesine, 16.1.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Kararın incelenmesi:
I. İnceleme konusu Yargıtay kararına neden olan olayda, söz
konusu kararın metninden anlaşıldığı kadarıyla:
1. Davalı işverene ait işyerinde bekçi olarak çalışmış bulunan
davacı İşçinin hizmet sözleşmesi, beş gün içinde birkaç kez
altı ya da on dakika gecikmeyle ve bir kez de hiç saatleri kurmadığı
gerekçe gösterilerek, hakir nedenle feshedilmek istenmiştir.
Bu bağlamda, davacı işçiye daha önce de, birer saat arayla saatleri
kurma görevini aksattığı belirtilerek, bir günlük ücret kesimi
cezası uygulanmıştır, işten çıkarılması üzerine davacı işçi;
feshin haksızlığını ileri sürüp, ihbar ve kıdem tazminatı alacakları
için dava açarak, belirtilen isteklerinin hüküm altına alınmasını
talep etmiştir.
Alt mahkeme, davacı işçinin ihbar ve kıdem tazminatlarına ilişkin
davacı işçi taleplerini reddetmiştir.
2. Alt mahkeme kararının davacı işçi avukatın-ca temyiz edilmesi
üzerine uyuşmazlık, Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nin önüne
gelmiştir. Bunun üzerine, Yüksek Mahkeme; uzun bir süreden beri
işyerinde çalışmış bulunan davacı işçinin birkaç kez saati kurmamasının
hoşgörü sınırları içinde kaldığını ve gecikmeyle saatin kurulması
yüzünden feshe gidilmesinin ise ağır bir ceza niteliğini taşıdığım
belirtip, daha hafif bir cezayla yeti-nîlmesi gerektiğini ileri
sürerek, feshin haksız ol-duğunu açıklamış ve giderek, alt mahkeme
kararının bozulmasına karar vermiştir.
II. İnceleme konusu Yargıtay kararı bakımından, görüldüğü üzere,
işçinin eylemi ile buna verilecek ceza arasında adil bir oranın
kurulmasına ilişkin düşünce ağır basmaktadır. Hatta, Yüksek
Mahkeme, söz konusu orandaki adaleti hukuk devleti ilkesinin
bir gereği olmaya dayandırmaktadır. Bu nedenle, aşağıda esas
olarak, isçinin görevini aksatmasının hizmet sözleşmesi üzerindeki
sonuçları üzerinde durulacak ve işverenin hoşgörü sınırının
genişliği tartışmaya açılacaktır.
1. Genel olarak verilecek cezanın, işlenecek suçun ağırlığıyla
oranh olması, çağdaş ceza hukukunun benimsediği bir ilkedir.
Bu anlamda, suça karşılık öngörülecek cezanın, suçla oranlı
olması gerekir [ayrıntılı bilgi için bak. İçel/Sokullu-Akın-cı/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver,
Yaptırım Teorisi, İstanbul 2002], Bunun gibi, temel hak ve özgürlükler
konusunda başvurulacak koruma önlemlerinde de; başvurulacak
önlemle işin önemi ve olası ceza arasında bir orantı ve dengenin
bulunması, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak karşımıza
çıkar. Buradaki oranlılık; araç ile amaç, yani yöntem ile hedef
arasında bir orantının bulunması anlamını taşımakladır (bak.
N, Centel/H. Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2003, 206-2071.)
Temel hak ve özgürlükler için söylenen bu esasların, sosyai
bir hak olarak çalışma hakkı ve giderek, iş güvencesi konusu
için de geçerli olduğunu belirtmek mümkündür. Bu durum, somut
olarak, isten çıkarmalar sırasında kendisini göstermektedir.
Gerçekten, işçiye gerçekleştirdiği eylem nedeniyle uygulanacak
yaptırımda, bunun ücret kesme cezası mı yoksa hizmet sözleşmesinin
feshi rni olacağı noktası, orantıiılık ilkesinde somutlaşmaktadır.
Belirtilen esasa anılan Yargıtay kararında yer verilmesi ve
bunun hukuk devleti ilkesiyle iliş-kilendiriimesi, bu açıdan
son derece yerindedir.
2. Yüksek Mahkeme'nin, hizmet sözleşmesinin feshinde orantıiılık
ilkesini gözetmesi yerinde olmasına karşılık, uyuşmazlık konusu
somut olayda daha hafif bîr cezayla yetinilmesi gerektiğini
öngörmesi İsabetsizdir. Gerçekten, anılan Yargıtay kararına
neden olan olayda, hizmet sözleşmesi işveren tarafından feshedilmiş
bulunan davacı, "bekçilik" görevini ifa etmekledir.
Söz konusu görevin özelliği gereği işçinin, işyerinde ve de
"uyanık" bulunması zorunludur. Bu konudaki gerekli
özeni gösterdiğini işçi, belirli aralıklarla, sözgelimi her
saat başı saati kurarak kanıtlamak durumundadır. Bu bakımdan,
bekçilik görevini yürüten bir işçinin, gerekli özen derecesi,
diğer işçilerinkinden farklıdır, çünkü, aksi takdirde, işyerinin
güvenliği tehlikeye düşecek ve çok büyük zararlarla karşılaşılması
riski belirecektir.
Yüksek Mahkeme, bekçilik yapan davacı işçinin gecikmeli saat
kurma eylemini "işe bir defa geç gelme" eylemiyle
karşılaştırmakta ve ikisinin de hoşgörü sınırları içinde ele
alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Oysa, gecikmeli saat kuran
bekçinin eylemi, işvereni işe geç gelecek işçininkiyle karşılaştırılamayacak
derecede büyük riske uğratmaktadır. Bu açıdan, işverenin hoşgörü
sınırının genişliği, her iki eylem bakımından farklı biçimde
değerlendirilmek gerekir. Yüksek Mahkeme, bunu ayırdetrnediği
için de, hukuken yerinde görülemeyecek sonuçlara ulaşmaktadır.
Nitekim, yakın geçmişte güvenlik hizmetleriyle ilgili olarak
Yüksek Mahkeme, bir güvenlik görevlisinin izleme ve gözetleme
görevini eksik yerine getirmesini haklı nedenle fesih kapsamında
görmüştür [bak- Yarg. 9. HD., 23.12.1997-16236/22238-C. İ. Günay,
Şerhli İş Kanunu I. Ankara 1998, 1053-1054]. Buna karşılık,
inceleme konusu kararda Yüksek Mahkeme, hoşgörü sınırlarını
geniş tutmayı öngörmektedir. Her iki karara konu olan olayda
da güvenlik hizmetinin verilmesi söz konusu olduğuna göre, değişik
sonuçlara ulaşmayı haklı kılacak bir neden görünmemektedir.
3. Uyuşmazlık konusu karara yol açan olay. 15 Mart 2003 tarihinden
itibaren yürürlüğe girecek olan 4773 Sayılı Yasa'yla getirilen
"geçerli neden" esaslarını yakından ilgilendirmektedir.
Gerçekten, hizmet sözleşmesinin feshinde "geçerli neden";
iş Kanunu'nun 17 ncî maddesinde sayılan "haklı neden"
derecesine ulaşmayıp o ölçüde ağır olmayan, ama feshi ihbarı
meşru (geçerli) kılacak nedendir [bak. S. Süzek, İş Hukuku,
İstanbul 2002, 610-611]. Bu bağlamda, sık sık işe geç kalmak
da; 4773 Sayılı Yasa'ya ilişkin Gerekçe'de, "işçinin davranışlarından
kaynaklanan nedenler"e örnek olarak belirtilmektedir. Muhtemelen,
önümüzdeki dönemde Yüksek Mahkeme, bugünkü kararıyla uyumlu
olarak, saati gecikmeli kuran bekçinin hizmet sözleşmesinin
işveren tarafından feshini, haklı değilse de, geçerli fesih
içinde görebilecektir.
Ancak, tekrar bugüne dönecek olursak; bekçilik görevinin yukarıda
belirtilen özelliğini ve bekçinin göstermesi gereken özeni dikkate
aldığımızda, somut olayda feshin haksız olduğu görüşüne katılmak
güç görünmektedir. Bu açıdan, alt mahkemenin kararı, daha yerinde
görünmektedir. Üstelik, somut olayda davacı işçiye, daha önce
saatleri kurma görevini aksattığı için ücret kesintisi cezası
verilmiştir. Sonra, uyuşmazlık konusu olay, karar metninde masumane
gösterildiği gibi "üçbeş dakika gecikme ile saatin kurul-ması"ndan
ibaret değildir. Nitekim, beş günlük zaman süreci içinde davacı
işçi, "birkaç kez saati gecikmeli kurmuş" ve "bir
defasında da hiç kurmamıştır. Bu bağlamda, Yüksek Mahkeme; "gecikmeli
saat kurma"nın işyerinin güvenliği açısından taşıdığı önemi
gözden kaçırdığı gibi, davacı işçiye ait "gecikme"nin
haklı bir nedene dayanıp dayanmadığını araştırma gereğinden
de hiç söz etmemektedir.
Davacı işçinin uzun bir süreden beri işyerinde çalışmış bulunması,
"gecikme"yi meşru kılıcı bir neden olarak gösterilemez.
Çünkü, kıdemli işçiliğin, işyerine oian bağlılığı artırmış olması
gerekir. Haklı bir neden olmaksızın gecikmeli saat kuran kıdemli
bir bekçide ise, böyle bir bağlılık söz konusu değildir.
III. Sonuç itibariyle; inceleme konusu Yargıtay kararını, olumlu
biçimde değerlendirmek mümkün değildir. Bu kararıyla Yüksek
Mahkeme, özen gerektiren bir işin özenle görülmemesine uygulanacak
yaptırımı hafifleterek, meşru görülemeyecek işçi davranışlarına
hoşgörü kazandırmak istemektedir. Aynı hoşgörünün, Yüksek Mahkeme
bakımından 4773 sayılı Yasa sonrasında da aynı şekilde devam
edip etmeyeceğini şimdiden söylemek ise, varsayımdan öteye gitmemektedir.
|