[ , ]    Sayı:278  Şubat 2003

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


 Güncel

   İstihdamın üstündeki yükleri kaldırın

   Sendikamız tarafından düzenlenen toplantıda "iş güvencesi" tartışıldı

   Eurocoton, "haksız ithalata" önlem istiyor


 Seminer

   Necmettin Öztemir:
"Gerçek iş güvencesinin birinci koşulu işyeri güvencesidir"

   Nihat Yüksel: Kayıtdışını cazip kılmayan bir iş mevzuatı şart


 Gündem

   Üniversite-sanayi buluşması 14 Mayıs'ta


 Sektör-Firma

   Tekstilde geleceğin teknolojisine hazırlık

   Ren Holding


 Hukuk

   Prof. Dr. Tankut Centel


 İnceleme

   Çağdaş KOBİ'lere dönüşen "Alt işverenlik"

 

İnceleme

Çağdaş KOBİ'lere dönüşen "Alt işverenlik"

 

Prof. Dr. Nusret EKİN

 

1. Değişen üretim yapısı ve alt işverenlerin yükselişi

Sanayi Devrimi'yle üretim sistemine giren alt işveren uygulaması zaman içinde Fordist - Taylorist sistemin yapısında hızla gelişmiş, sanayi üretiminin çeşitlenip kalitesinin artırılması ve ucuzlaması süreçlerinde etkili bir rol oynamıştır. Özellikle, yüzyılın sonuna doğru, taşeron sisteminin Bilgi Çağı'na geçişle daha da hızlanıp çeşitlendiği gözlenmiştir.

Özellikle, bu "Yeni Çağ" ve "Yeni Ekonomi" ile birlikte, hizmet sektörlerinin ve kadın istihdamının genişlemesi, "atipik istihdam" biçimlerinin yayılması, beyaz yakalı işlerde çalışan bilgi işçilerinin artması, beraberinde sayıları en azından 30'u aşan çok değişik standart dışı, atipik çalışma ve üretim biçiminin gündeme gelmesine neden olmuştur.

Böylece işçi, işyeri, işveren kavramlarında büyük bir belirsizlik yaşanmış ve yeni yüzyılın başlarında bir çok ülke geleneksel iş yasalarını yeni oluşumların yarattığı karmaşık faktörlere dayalı yapılan ve uygulamaları öngörecek biçimde yeniden düzenleme zorunluluğunu hissetmiştir.

Gerçekten, gelişen ekonomik ve sosyal koşullar ile teknolojik değişikliklerin, toplumsal yaşamı ve daha özelde çalışma hayatını etkilemesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Artan uluslararası rekabet, iletişimde yaşanan baş döndürücü gelişmeler, küreselleşme süreçleri, söz konusu değişimleri hızlandırmıştır.

 

2. Rekabetin yaşandığı bir üretim ve çalışma dünyası
Teknolojik gelişmelerin ekonomilerin küreselleşme süreçleriyle de birleşmesi sonucu. batı toplumlarında tüm çalışma biçimleri değişirken, çalışma ilişkilerinde de köklü dönüşümler yaşanmış, sendikacılık ve toplu pazarlık süreçleri yanında, geleneksel iş yasalarının da hemen hemen tüm düzenlemelerini baştan aşağıya gözden geçirmek gereği ortaya çıkmıştır. Ne var ki, istihdamın yapısında görülen değişimlere paralel bir biçimde, hizmet akitleri ve çalışma biçimlerinin sayıları hızla artmış ve çalışma yaşamı çok daha karmaşık süreçlere dönüşmeye başlamıştır.

Bunun sonucu olarak, II. Dünya Savaşından sonra gelişen ve toplu pazarlık süreçleriyle de güçlendirilen "sosyal ortaklık" kavramının nispi bir zayıflama eğilimine girdiği ve dünyanın birçok ülkesinde çalışan işçilerin büyük bir çoğunluğunun formel emek piyasalarının ve sosyal koruma süreçlerinin dışında çalışmaya başladıkları görülmüştür. Belki de bu gelişme, bir ölçüde çalışma yaşamının tekrar bireyselleşmesi süreçlerine girmesinin başlangıcıdır.

Aslında bu oluşum, temelde üç faktöre bağlı olarak ortaya çıkmış gözükmektedir. Bir yandan, gelişen dünyada geleneksel tarım sektörleri kayıtdışı yapılarda formel istihdam ilişkisine girmemişken, diğer yandan kentlerdeki marjinal sektörlerde böyle bir düzenli istihdama girmek için ümitle bekleyen milyonluk kitleler bulunmaktadır. Nihayet, ileri sanayi toplumlarında, gelişen teknolojiler, standart dışı istihdam biçimlerini hızla yaygınlaştırarak, yeni çalışma biçimleri ve çalışma ilişkilerini gündeme getirmiş bulunmaktadır.

Genelde, çağın niteliklerine uymayan veya uymakta geciken vasıfsız ve yarı vasıflı çalışanlar, sosyal koruma kavramlarına daha sıkı sarılırken. nitelikleri çağın gereklerine uyan ve meslek kademelerinde çalışma koşulları itibarıyla hızla gelişmek isteyen nitelikli bilgi işçileri, çağın dinamik fırsatlarını yakalamak istemektedirler. Şirketler için de, "ömür boyu istihdamın terk edildiği, "ya yukarı, ya dışarı" slogan larıyla sadece işyerlerinin değil, işgücünün de birbiriyle rekabet ettiği yeni bir üretim ve çalışma dünyası oluşmuştur. Bu dinamik fırsatlar işletmelerin yapılarındaki değişimle Batı toplumlannda daha ziyade kaliteye yönelik olarak, gelişen toplumlarda ise, bir ölçüde kirli rekabetin, sosyal dampingin ve maliyetleri düşürme endişesinin bir vasıtası olarak alt işveren ve benzeri uygulamalara hızla kaymıştır. Böylece, çağ kendi üretim ve çalışma biçimlerini oluşturarak, kendi iç ve dış dinamikleri ile sürüp gitmektedir.

Çok sayıda faktörde bir çelişkinin yaşandığı, küreselleşmenin, esnekliğin, özelleştirmenin, alt işveren uygulamasının değişik açılardan yüceltildiği ve şiddetle tenkit edildiği karmaşık bir dönem yaşanmaktadır. Ne var ki, kalıcı sosyal doğrular, toplumları daha zengin ve daha özgür bir yapılara dönüştüren sürdürülebilir kalkınmayı yakalama .süreçlerinden geçmekledir. Alt işveren uygulamasını da sosyal sakıncalarını elden geldiği ölçüde bertaraf ederek, kalite ve daha hıziı büyümenin bir aracı olarak değerlendirmek en gerçekçi yaklaşım olacaktır.

 

3. Gelişme süreçleri ve kaçınılmaz alt işverenlik

Aslında, Bilgi Çağı'nın getirdiği değişim, başkalaşım ve sonuçlarına karşı koymak mümkün olamayacağına göre, çalışanların ve işletmelerin de söz konusu devinime uygun çözüm yollan arayışı içine girmeleri kaçınılmazdır. "İşletmelerin söz konusu teknolojik ilerlemeleri kendilerine yansıtacak rekabet gücünü kazanabilmelerindeki başarıları, işgücünün bu yönde yeniden yapılanma içinde olup olmaması ile doğru orantılıdır. İşte bu yapının kurulabilmesi, işletmelerin önündeki klasik endüstri ilişkilerinin eskimiş kurallarıyla getirilen engellerin kaldırılması gereğini onaya çıkarmaktadır.

Özellikle, ABD ve AB ülkelerinde bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, ihraç ekonomilerin yükselişi, dünya ticaretinin ve bölgesel bütünleşmelerdeki ticari ilişkilerin hızla artışı, rekabet gücünün çok önemli bir faktör olarak işletme yaşamında ve ekonomik yapılanmada yer alması, alt işveren sistemini hem kalite, hem de maliyetlerin düşürülmesi açısından hızla yaygınlaştırmıştır. Özellikle bilgisayar teknolojilerinde ve ulaşım sektöründe alt işverenden dış kaynak kullanımına dönüşen bir biçimde çok sayıda örnekler gözlenmektedir.

Böyle bir yapı oluşturulmadığı taktirde, büyümenin ve ileri teknolojilere sahip olmanın olanaklı olamayacağı da ileri sürülmekledir, Böylece, Batı dünyası, bilgi teknolojileriyle el ele, alt işveren ve dış kaynak kullanarak ihraç ekonomilerinde göz kamaştırıcı mesafeler almakta, katma değeri yüksek üretim ve ihracatla gelirini ve istihdamını hızla katlamaktadır. Bu başarıda, çok sayıda KOBİ'leşmiş alt işveren kuruluşlarının büyük rolü vardır.

 

4. Üretimde alt işverenlik istenen bir esnekliktir

Çalışma hayatında uygulanan esneklik şekilleri belli başlı 5 grup altında toplanabilir. Bunlar sırasıyla;
• İşyerinin esnekleştirilmesi,
• İşin ve işçinin esnekleştirilmesi,
• Çalışma sürelerinin esnekleştirmesi,
• Ücretin esnekleştirilmesi,
• İş yasalannın esnekleştirilmesidir.
Bunlardan konumumla ilgisi itibarıyla sadece işyerinin es-nekleştirilmesine baktığımız zaman, işyerinin esnekleştirmesi, işlerin bölünmesi, küçülmesi, bağımsız birimlere aynlması, alt işveren veya taşeronlaşma şekillerinde karşımıza çıkmaktadır. Nitekim, bu anlamda, 'uzaklaştırma stratejileri", "alt işveren ya da taşeron uygulamaları gibi farklı adlar verilebilen uygulamalara da rastlanmaktadır.
Bir diğer ifade ile, uzaklaştırma stratejileri, yine işletmelerde yapılan işin başka işverene ait işven veya işletmelerde ya da işletme içinde başka işçiler çalıştırılarak gerçekleştirilmesidir. Uzaklaştırma stratejileri, işletmede işin bir bölümünü başka bir özel ya da tüzel kişiye ihale etmek olarak da tanımlanabilir.

Günümüzde bilgi teknolojilerinde yaşanan göz alıcı gelişmeler, uzmanlaşmayı getirmiş, bu süreç uzmanlık gerektiren işlerin başka işletmeler tarafından yapılmasını gerekli hale sokmuş, maliyetler ile idari ve bürokratik işleri de önemli oranda azaltmıştır. Bu nedenlerden ötürü, birçok ülkede alt işverenlik geniş bir uygulama alanı bulmuş, işverenler tarafından tercih edilen bir esneklik hiçimi olmuştur.


5. Yasal çerçeve: Farklı kararlar-tartışmalar-yorumlar

Ülkemizde, cumhuriyet döneminde ilk iş yasaları düzenlemeleriyle, daha ziyade istikrarsız, güvensiz işkollarında, özellikle yapı sanayiinde, esas itibarıyla sosyal boyutla, yani işçiyi koruma amacıyla, birbirine bağlı çalışan iki ayrı işveren asıl iş-reren" - "alt işveren'' arasında bir ilişkinin kurulduğu gözlenmektedir.

İlk önce 1926 tarihli Borçlar Yasasındaki düzenlemelerle, işverenle müteahhit arasında ve takiben müteahhitle alt işveren arasındaki ilişkiler kurulmuş, daha sonra, günümüz İş Yasası'nın 1 ve 29'uncu maddesindeki düzenlemeler, 1936, 1967, 1971 aşamalarıyla günümüzdeki düzenlemesine ulaşmıştır. Buna paralel gelişmeler içinde, 506 sayılı SS Yasası'nın 87'nci maddesi ve 1960'ta kabul edilen 94 sayılı UÇÖ Sözleşmesi, bu tartışmaları kamu sektörü istihdamı ve sosyal güvenlik açısından tamamlayan parçaları oluşturmuştur.

Gerçekte, yasal düzenleme, bireysel seviyede ve bir işverenle diğer bir işveren arasındaki ilişkileri düzenler nitelikte gözükmektedir. Özellikle sistemin, dar anlamda yapı sanayiinde sağlamaya çalıştığı güvenceler, hızla tüm sanayi sektörüne yayılmış, toplu iş hukukunda özel bir düzenleme olmamasına rağmen, Yargıtay kararlarıyla toplu iş hukuku boyutu da hızla gelişmiştir. Ne var ki, farklı aşamalardan geçerken zaman zaman birbirine zıt yönde gelişen yorumlarla günümüze kadar gelen alt işveren uygulaması, bireysel iş hukuku, sendikacılık ve toplu pazarlık boyutlarıyla üzerinde yogun tartışmaların oluşturulduğu bir hukuksal alan olmuştur, Böylece, taşerondan alt işverene, alt işverenden dış kaynak kullanımına ve buradan da çok sayıda yeni kavrama açılan bir yapı ile karşılaşıyoruz. Türkiye'de konu, bir ölçüde temel amacından saparak küreselleşme, sendikasızlaştırma, endüstri ilişkilerinden kaçış, kayıtdışı istihdam, kirli rekabet ve benzeri tartışmaların odağı haline gelmiştir. Bir yandan sendikalar, bu uygulamanın sınırlandırılması amacıyla toplu sözleşmelere hükümler koymaya çalışırken ve uygulamayı sınırlamaya gayret ederken, diğer yandan ulusal işçi örgütleri ve konfederasyonlar, konuyu daha ziyade kamu sektörü uygulamalarıyla UÇÖ'ye taşımıştır.

Bu arada, alt işveren uygulaması yoğun bir biçimde esnekliğin ve özelleştirmenin de bir aracı olarak da ele alınmıştır. İşyerinde farklı ücret ve çalışma koşullarında iki tip işçinin çalışması da işyeri barışı, düzeni ve disiplini bakımından uyuşmazlıkları artıran dikkat çekici bir uygulama olarak ortaya çıkmıştır.

Özellikle işyerinde çalışan farklı işkollarındaki taşeronların sendikalaşmaları ve toplu sözleşme yapmaları halinde, bir ölçüde Amerika'daki "meslek sendikacılığını" andıran, bir işyerinde çok sayıda sendikanın toplu pazarlık yaptığı bir yapının oluşması ve bu yapı içinde her sendikayla yürütülen toplu pazarlıkların ve grev uygulamalarının işyerinde sürekli huzursuzluk doğurması olanağı da kuşkusuz vardır. Ne var ki, taşeron işçilerinin önemli bir kısmının aynı işkolunda olma olasılığı güçlü bulunduğundan ve büyük bir kısmı sendikalaşma gereğini duymadığından, bu faktörün Türk endüstri ilişkileri sisteminde büyük bir olumsuzluklar ortaya çıkarmayacağı da aşikardır.

Burada karşımıza çıkan temel sorunlar arasında; alt işveren işçilerinin yetki tespitinde ve grev oylamasında dikkate alınıp alınmayacağı, bunlann greve katılıp katılmayacağı, bu işçilerin toplu sözleşmenin tarafı olan sendikaya üye olup olamayacakları, bunlann dayanışma aidatı ile sözleşmeden yararlanıp yararlanamayacağı, bu işçilerin bir veya birden fazla işverene hizmet vermesi, devamlı veya geçici işte çalışmasının toplu sözleşmeden yararlanmaya nasıl etkileyeceği ve benzeri çok sayıda sorun sayılabilir.
Ne var ki, Yargıtay kararlarındaki gelişmeler, doktrindeki tartışmalar, bu sorunlara günümüzdr büyük ölçüde çözüm getirmiş gözükmektedir.

 

6. Temel sorun; Alt işverenliği çağdaş KOBİ'lere dönüştürmektir
Kuşkusuz, günümüzde özellikle AB'de bilgi alanındaki teknolojik gelişmeleri alt işveren ve dış kaynak kullanımı uygulamalarının dışında görmek mümkün değildir. Bu niteliğiyle, eğer Türkiye bir ihraç ekonomisi olarak rekabet gücünü artırıp dış dünyaya açılacaksa, hiç kuşkusuz karmaşık üretim süreçlerini benimseyip, kaliteli ve ucuz üretimde bulunabilmek için, çağdaş üretim ve yönetim biçimlerinden yararlanma yoluna gitmelidir.

Bilgi, ulaşım ve iletişim teknolojileri başta olmak üzere, uzmanlığa dayanan bütün üretim sektörlerinde bu yolla kalitenin artırılması ve ürünün ucuza mal edilmesi, sosyal istismarlara ve sendikasızlaşmaya neden olmaşacak bir yasal düzenleme içinde yoğun bir ait işveren kullanımını söz konusudur.

Böylece, bir yandan sendikalar toplu sözleşme ücret politikalarını değiştirerek rasyonel sistemlere doğru kayarken, diğer yandan çağdaş iş yasası reformları günümüzdeki gelişmelere uygun bir yasal düzenlemeyi bireysel ve toplu iş hukukumuza, esnekleşmenin bir parçası olarak yerleştirmeli, nihayet KOBİ'lere sağlanan ayrıcalıklar çerçevesinde, alt işveren şirketlerini koruyup geliştirecek ulusal ve uluslararası birlikler yoluyla teşvikler sağlanmalıdır. Hiç kuşkusuz, dünün yapı sanayinin taşeronlarından, günümüzün sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren alt işverenliğe ulaşan gelişmeleri, çağımızın üretim süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmek ve gözden uzak tutmamak gerekir.

"Bugün taşeronluk hizmetini kayıtlı ekonomide veren, çalışanlarını koruyan ve tüm yasal yükümlülüklerini yerine getiren birçok firma ülkemizde mevcuttur. Bunların birçoğu da yabancı sermayeli şirketlerdir." Ülkemizde, alt işverenlerin daha yoğun ve etkin şekilde faaliyette bulunması arzu edilen bir durumdur. Ancak, aşağıda belirtilen koşullara azami dikkat edilmesi de son derece gereklidir:

• Kayıtdışı ekonomiyi daha fazla büyütmemek, çalışma barışını korumak, hatta yabancı işçi çalıştırmayı önlemek, taşeron işçilerine de insana yaraşır bir çalışma ortamı sunmak için, asıl işverenler mutlaka taşeronun bu tür olumsuzluklarına karşı tedbir almalıdır.

• Asıl işveren esas faaliyeti dışındaki işleri taşeron firmaya vererek, işçilik maliyetlerinde önemli tasarruf sağlamalı ve hizmeti daha kaliteli almalıdır. Dünyadaki teknolojik gelişmeler ve uluslararası rekabetin gerekleri bunu zorunlu kılmaktadır.

• Dünyada rekabet eden, bütünsel kalite felsefesini benimseyen şirketler, ilişki içinde olduğu tüm taraflara karşı kendini sorumlu hissetmekte ve bu yönde çalışmalar yapmaktadır.
• Alt işverenleşmede, daha kaliteli uzmanlık isteyen, karmaşık ürünleri üretip ihraç etmek hedefi hiçbir zaman gözardı edilmemelidir.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2003 TÜTSİS      -      boratur.net