Bu Sayı
Editör'den
Güncel
İstihdamın üstündeki yükleri kaldırın
Sendikamız tarafından düzenlenen toplantıda
"iş güvencesi" tartışıldı
Eurocoton, "haksız ithalata" önlem
istiyor
Seminer
Necmettin Öztemir:
"Gerçek iş güvencesinin birinci koşulu işyeri güvencesidir"
Nihat Yüksel: Kayıtdışını cazip kılmayan bir
iş mevzuatı şart
Gündem
Üniversite-sanayi buluşması 14 Mayıs'ta
Sektör-Firma
Tekstilde geleceğin teknolojisine hazırlık
Ren Holding
Hukuk
Prof. Dr. Tankut Centel
İnceleme
Çağdaş KOBİ'lere dönüşen "Alt işverenlik"
|
İnceleme
Çağdaş KOBİ'lere dönüşen
"Alt işverenlik"
Prof. Dr. Nusret
EKİN
1.
Değişen üretim yapısı ve alt işverenlerin yükselişi
Sanayi
Devrimi'yle üretim sistemine giren alt işveren uygulaması zaman
içinde Fordist - Taylorist sistemin yapısında hızla gelişmiş,
sanayi üretiminin çeşitlenip kalitesinin artırılması ve ucuzlaması
süreçlerinde etkili bir rol oynamıştır. Özellikle, yüzyılın
sonuna doğru, taşeron sisteminin Bilgi Çağı'na geçişle daha
da hızlanıp çeşitlendiği gözlenmiştir.
Özellikle,
bu "Yeni Çağ" ve "Yeni Ekonomi" ile birlikte,
hizmet sektörlerinin ve kadın istihdamının genişlemesi, "atipik
istihdam" biçimlerinin yayılması, beyaz yakalı işlerde
çalışan bilgi işçilerinin artması, beraberinde sayıları en azından
30'u aşan çok değişik standart dışı, atipik çalışma ve üretim
biçiminin gündeme gelmesine neden olmuştur.
Böylece
işçi, işyeri, işveren kavramlarında büyük bir belirsizlik yaşanmış
ve yeni yüzyılın başlarında bir çok ülke geleneksel iş yasalarını
yeni oluşumların yarattığı karmaşık faktörlere dayalı yapılan
ve uygulamaları öngörecek biçimde yeniden düzenleme zorunluluğunu
hissetmiştir.
Gerçekten,
gelişen ekonomik ve sosyal koşullar ile teknolojik değişikliklerin,
toplumsal yaşamı ve daha özelde çalışma hayatını etkilemesi
kaçınılmaz bir sonuçtur. Artan uluslararası rekabet, iletişimde
yaşanan baş döndürücü gelişmeler, küreselleşme süreçleri, söz
konusu değişimleri hızlandırmıştır.
2.
Rekabetin yaşandığı bir üretim ve çalışma dünyası
Teknolojik gelişmelerin ekonomilerin küreselleşme süreçleriyle
de birleşmesi sonucu. batı toplumlarında tüm çalışma biçimleri
değişirken, çalışma ilişkilerinde de köklü dönüşümler yaşanmış,
sendikacılık ve toplu pazarlık süreçleri yanında, geleneksel
iş yasalarının da hemen hemen tüm düzenlemelerini baştan aşağıya
gözden geçirmek gereği ortaya çıkmıştır. Ne var ki, istihdamın
yapısında görülen değişimlere paralel bir biçimde, hizmet akitleri
ve çalışma biçimlerinin sayıları hızla artmış ve çalışma yaşamı
çok daha karmaşık süreçlere dönüşmeye başlamıştır.
Bunun
sonucu olarak, II. Dünya Savaşından sonra gelişen ve toplu pazarlık
süreçleriyle de güçlendirilen "sosyal ortaklık" kavramının
nispi bir zayıflama eğilimine girdiği ve dünyanın birçok ülkesinde
çalışan işçilerin büyük bir çoğunluğunun formel emek piyasalarının
ve sosyal koruma süreçlerinin dışında çalışmaya başladıkları
görülmüştür. Belki de bu gelişme, bir ölçüde çalışma yaşamının
tekrar bireyselleşmesi süreçlerine girmesinin başlangıcıdır.
Aslında
bu oluşum, temelde üç faktöre bağlı olarak ortaya çıkmış gözükmektedir.
Bir yandan, gelişen dünyada geleneksel tarım sektörleri kayıtdışı
yapılarda formel istihdam ilişkisine girmemişken, diğer yandan
kentlerdeki marjinal sektörlerde böyle bir düzenli istihdama
girmek için ümitle bekleyen milyonluk kitleler bulunmaktadır.
Nihayet, ileri sanayi toplumlarında, gelişen teknolojiler, standart
dışı istihdam biçimlerini hızla yaygınlaştırarak, yeni çalışma
biçimleri ve çalışma ilişkilerini gündeme getirmiş bulunmaktadır.
Genelde,
çağın niteliklerine uymayan veya uymakta geciken vasıfsız ve
yarı vasıflı çalışanlar, sosyal koruma kavramlarına daha sıkı
sarılırken. nitelikleri çağın gereklerine uyan ve meslek kademelerinde
çalışma koşulları itibarıyla hızla gelişmek isteyen nitelikli
bilgi işçileri, çağın dinamik fırsatlarını yakalamak istemektedirler.
Şirketler için de, "ömür boyu istihdamın terk edildiği,
"ya yukarı, ya dışarı" slogan larıyla sadece işyerlerinin
değil, işgücünün de birbiriyle rekabet ettiği yeni bir üretim
ve çalışma dünyası oluşmuştur. Bu dinamik fırsatlar işletmelerin
yapılarındaki değişimle Batı toplumlannda daha ziyade kaliteye
yönelik olarak, gelişen toplumlarda ise, bir ölçüde kirli rekabetin,
sosyal dampingin ve maliyetleri düşürme endişesinin bir vasıtası
olarak alt işveren ve benzeri uygulamalara hızla kaymıştır.
Böylece, çağ kendi üretim ve çalışma biçimlerini oluşturarak,
kendi iç ve dış dinamikleri ile sürüp gitmektedir.
Çok
sayıda faktörde bir çelişkinin yaşandığı, küreselleşmenin, esnekliğin,
özelleştirmenin, alt işveren uygulamasının değişik açılardan
yüceltildiği ve şiddetle tenkit edildiği karmaşık bir dönem
yaşanmaktadır. Ne var ki, kalıcı sosyal doğrular, toplumları
daha zengin ve daha özgür bir yapılara dönüştüren sürdürülebilir
kalkınmayı yakalama .süreçlerinden geçmekledir. Alt işveren
uygulamasını da sosyal sakıncalarını elden geldiği ölçüde bertaraf
ederek, kalite ve daha hıziı büyümenin bir aracı olarak değerlendirmek
en gerçekçi yaklaşım olacaktır.
3.
Gelişme süreçleri ve kaçınılmaz alt işverenlik
Aslında,
Bilgi Çağı'nın getirdiği değişim, başkalaşım ve sonuçlarına
karşı koymak mümkün olamayacağına göre, çalışanların ve işletmelerin
de söz konusu devinime uygun çözüm yollan arayışı içine girmeleri
kaçınılmazdır. "İşletmelerin söz konusu teknolojik ilerlemeleri
kendilerine yansıtacak rekabet gücünü kazanabilmelerindeki başarıları,
işgücünün bu yönde yeniden yapılanma içinde olup olmaması ile
doğru orantılıdır. İşte bu yapının kurulabilmesi, işletmelerin
önündeki klasik endüstri ilişkilerinin eskimiş kurallarıyla
getirilen engellerin kaldırılması gereğini onaya çıkarmaktadır.
Özellikle,
ABD ve AB ülkelerinde bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı
gelişmeler, ihraç ekonomilerin yükselişi, dünya ticaretinin
ve bölgesel bütünleşmelerdeki ticari ilişkilerin hızla artışı,
rekabet gücünün çok önemli bir faktör olarak işletme yaşamında
ve ekonomik yapılanmada yer alması, alt işveren sistemini hem
kalite, hem de maliyetlerin düşürülmesi açısından hızla yaygınlaştırmıştır.
Özellikle bilgisayar teknolojilerinde ve ulaşım sektöründe alt
işverenden dış kaynak kullanımına dönüşen bir biçimde çok sayıda
örnekler gözlenmektedir.
Böyle
bir yapı oluşturulmadığı taktirde, büyümenin ve ileri teknolojilere
sahip olmanın olanaklı olamayacağı da ileri sürülmekledir, Böylece,
Batı dünyası, bilgi teknolojileriyle el ele, alt işveren ve
dış kaynak kullanarak ihraç ekonomilerinde göz kamaştırıcı mesafeler
almakta, katma değeri yüksek üretim ve ihracatla gelirini ve
istihdamını hızla katlamaktadır. Bu başarıda, çok sayıda KOBİ'leşmiş
alt işveren kuruluşlarının büyük rolü vardır.
4.
Üretimde alt işverenlik istenen bir esnekliktir
Çalışma
hayatında uygulanan esneklik şekilleri belli başlı 5 grup altında
toplanabilir. Bunlar sırasıyla;
• İşyerinin esnekleştirilmesi,
• İşin ve işçinin esnekleştirilmesi,
• Çalışma sürelerinin esnekleştirmesi,
• Ücretin esnekleştirilmesi,
• İş yasalannın esnekleştirilmesidir.
Bunlardan konumumla ilgisi itibarıyla sadece işyerinin es-nekleştirilmesine
baktığımız zaman, işyerinin esnekleştirmesi, işlerin bölünmesi,
küçülmesi, bağımsız birimlere aynlması, alt işveren veya taşeronlaşma
şekillerinde karşımıza çıkmaktadır. Nitekim, bu anlamda, 'uzaklaştırma
stratejileri", "alt işveren ya da taşeron uygulamaları
gibi farklı adlar verilebilen uygulamalara da rastlanmaktadır.
Bir diğer ifade ile, uzaklaştırma stratejileri, yine işletmelerde
yapılan işin başka işverene ait işven veya işletmelerde ya da
işletme içinde başka işçiler çalıştırılarak gerçekleştirilmesidir.
Uzaklaştırma stratejileri, işletmede işin bir bölümünü başka
bir özel ya da tüzel kişiye ihale etmek olarak da tanımlanabilir.
Günümüzde
bilgi teknolojilerinde yaşanan göz alıcı gelişmeler, uzmanlaşmayı
getirmiş, bu süreç uzmanlık gerektiren işlerin başka işletmeler
tarafından yapılmasını gerekli hale sokmuş, maliyetler ile idari
ve bürokratik işleri de önemli oranda azaltmıştır. Bu nedenlerden
ötürü, birçok ülkede alt işverenlik geniş bir uygulama alanı
bulmuş, işverenler tarafından tercih edilen bir esneklik hiçimi
olmuştur.
5. Yasal çerçeve: Farklı kararlar-tartışmalar-yorumlar
Ülkemizde,
cumhuriyet döneminde ilk iş yasaları düzenlemeleriyle, daha
ziyade istikrarsız, güvensiz işkollarında, özellikle yapı sanayiinde,
esas itibarıyla sosyal boyutla, yani işçiyi koruma amacıyla,
birbirine bağlı çalışan iki ayrı işveren asıl iş-reren"
- "alt işveren'' arasında bir ilişkinin kurulduğu gözlenmektedir.
İlk
önce 1926 tarihli Borçlar Yasasındaki düzenlemelerle, işverenle
müteahhit arasında ve takiben müteahhitle alt işveren arasındaki
ilişkiler kurulmuş, daha sonra, günümüz İş Yasası'nın 1 ve 29'uncu
maddesindeki düzenlemeler, 1936, 1967, 1971 aşamalarıyla günümüzdeki
düzenlemesine ulaşmıştır. Buna paralel gelişmeler içinde, 506
sayılı SS Yasası'nın 87'nci maddesi ve 1960'ta kabul edilen
94 sayılı UÇÖ Sözleşmesi, bu tartışmaları kamu sektörü istihdamı
ve sosyal güvenlik açısından tamamlayan parçaları oluşturmuştur.
Gerçekte,
yasal düzenleme, bireysel seviyede ve bir işverenle diğer bir
işveren arasındaki ilişkileri düzenler nitelikte gözükmektedir.
Özellikle sistemin, dar anlamda yapı sanayiinde sağlamaya çalıştığı
güvenceler, hızla tüm sanayi sektörüne yayılmış, toplu iş hukukunda
özel bir düzenleme olmamasına rağmen, Yargıtay kararlarıyla
toplu iş hukuku boyutu da hızla gelişmiştir. Ne var ki, farklı
aşamalardan geçerken zaman zaman birbirine zıt yönde gelişen
yorumlarla günümüze kadar gelen alt işveren uygulaması, bireysel
iş hukuku, sendikacılık ve toplu pazarlık boyutlarıyla üzerinde
yogun tartışmaların oluşturulduğu bir hukuksal alan olmuştur,
Böylece, taşerondan alt işverene, alt işverenden dış kaynak
kullanımına ve buradan da çok sayıda yeni kavrama açılan bir
yapı ile karşılaşıyoruz. Türkiye'de konu, bir ölçüde temel amacından
saparak küreselleşme, sendikasızlaştırma, endüstri ilişkilerinden
kaçış, kayıtdışı istihdam, kirli rekabet ve benzeri tartışmaların
odağı haline gelmiştir. Bir yandan sendikalar, bu uygulamanın
sınırlandırılması amacıyla toplu sözleşmelere hükümler koymaya
çalışırken ve uygulamayı sınırlamaya gayret ederken, diğer yandan
ulusal işçi örgütleri ve konfederasyonlar, konuyu daha ziyade
kamu sektörü uygulamalarıyla UÇÖ'ye taşımıştır.
Bu
arada, alt işveren uygulaması yoğun bir biçimde esnekliğin ve
özelleştirmenin de bir aracı olarak da ele alınmıştır. İşyerinde
farklı ücret ve çalışma koşullarında iki tip işçinin çalışması
da işyeri barışı, düzeni ve disiplini bakımından uyuşmazlıkları
artıran dikkat çekici bir uygulama olarak ortaya çıkmıştır.
Özellikle
işyerinde çalışan farklı işkollarındaki taşeronların sendikalaşmaları
ve toplu sözleşme yapmaları halinde, bir ölçüde Amerika'daki
"meslek sendikacılığını" andıran, bir işyerinde çok
sayıda sendikanın toplu pazarlık yaptığı bir yapının oluşması
ve bu yapı içinde her sendikayla yürütülen toplu pazarlıkların
ve grev uygulamalarının işyerinde sürekli huzursuzluk doğurması
olanağı da kuşkusuz vardır. Ne var ki, taşeron işçilerinin önemli
bir kısmının aynı işkolunda olma olasılığı güçlü bulunduğundan
ve büyük bir kısmı sendikalaşma gereğini duymadığından, bu faktörün
Türk endüstri ilişkileri sisteminde büyük bir olumsuzluklar
ortaya çıkarmayacağı da aşikardır.
Burada
karşımıza çıkan temel sorunlar arasında; alt işveren işçilerinin
yetki tespitinde ve grev oylamasında dikkate alınıp alınmayacağı,
bunlann greve katılıp katılmayacağı, bu işçilerin toplu sözleşmenin
tarafı olan sendikaya üye olup olamayacakları, bunlann dayanışma
aidatı ile sözleşmeden yararlanıp yararlanamayacağı, bu işçilerin
bir veya birden fazla işverene hizmet vermesi, devamlı veya
geçici işte çalışmasının toplu sözleşmeden yararlanmaya nasıl
etkileyeceği ve benzeri çok sayıda sorun sayılabilir.
Ne var ki, Yargıtay kararlarındaki gelişmeler, doktrindeki tartışmalar,
bu sorunlara günümüzdr büyük ölçüde çözüm getirmiş gözükmektedir.
6.
Temel sorun; Alt işverenliği çağdaş KOBİ'lere dönüştürmektir
Kuşkusuz, günümüzde özellikle AB'de bilgi alanındaki teknolojik
gelişmeleri alt işveren ve dış kaynak kullanımı uygulamalarının
dışında görmek mümkün değildir. Bu niteliğiyle, eğer Türkiye
bir ihraç ekonomisi olarak rekabet gücünü artırıp dış dünyaya
açılacaksa, hiç kuşkusuz karmaşık üretim süreçlerini benimseyip,
kaliteli ve ucuz üretimde bulunabilmek için, çağdaş üretim ve
yönetim biçimlerinden yararlanma yoluna gitmelidir.
Bilgi,
ulaşım ve iletişim teknolojileri başta olmak üzere, uzmanlığa
dayanan bütün üretim sektörlerinde bu yolla kalitenin artırılması
ve ürünün ucuza mal edilmesi, sosyal istismarlara ve sendikasızlaşmaya
neden olmaşacak bir yasal düzenleme içinde yoğun bir ait işveren
kullanımını söz konusudur.
Böylece,
bir yandan sendikalar toplu sözleşme ücret politikalarını değiştirerek
rasyonel sistemlere doğru kayarken, diğer yandan çağdaş iş yasası
reformları günümüzdeki gelişmelere uygun bir yasal düzenlemeyi
bireysel ve toplu iş hukukumuza, esnekleşmenin bir parçası olarak
yerleştirmeli, nihayet KOBİ'lere sağlanan ayrıcalıklar çerçevesinde,
alt işveren şirketlerini koruyup geliştirecek ulusal ve uluslararası
birlikler yoluyla teşvikler sağlanmalıdır. Hiç kuşkusuz, dünün
yapı sanayinin taşeronlarından, günümüzün sanayi ve hizmet sektörlerinde
faaliyet gösteren alt işverenliğe ulaşan gelişmeleri, çağımızın
üretim süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmek
ve gözden uzak tutmamak gerekir.
"Bugün
taşeronluk hizmetini kayıtlı ekonomide veren, çalışanlarını
koruyan ve tüm yasal yükümlülüklerini yerine getiren birçok
firma ülkemizde mevcuttur. Bunların birçoğu da yabancı sermayeli
şirketlerdir." Ülkemizde, alt işverenlerin daha yoğun ve
etkin şekilde faaliyette bulunması arzu edilen bir durumdur.
Ancak, aşağıda belirtilen koşullara azami dikkat edilmesi de
son derece gereklidir:
• Kayıtdışı
ekonomiyi daha fazla büyütmemek, çalışma barışını korumak, hatta
yabancı işçi çalıştırmayı önlemek, taşeron işçilerine de insana
yaraşır bir çalışma ortamı sunmak için, asıl işverenler mutlaka
taşeronun bu tür olumsuzluklarına karşı tedbir almalıdır.
• Asıl
işveren esas faaliyeti dışındaki işleri taşeron firmaya vererek,
işçilik maliyetlerinde önemli tasarruf sağlamalı ve hizmeti
daha kaliteli almalıdır. Dünyadaki teknolojik gelişmeler ve
uluslararası rekabetin gerekleri bunu zorunlu kılmaktadır.
• Dünyada
rekabet eden, bütünsel kalite felsefesini benimseyen şirketler,
ilişki içinde olduğu tüm taraflara karşı kendini sorumlu hissetmekte
ve bu yönde çalışmalar yapmaktadır.
• Alt işverenleşmede, daha kaliteli uzmanlık isteyen, karmaşık
ürünleri üretip ihraç etmek hedefi hiçbir zaman gözardı edilmemelidir.
|