Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Narin: İflas noktasındaki firmaların
borçları yeniden yapılandırılmalı
Yeni İş Yasası Toplantısı
Dünya hazır giyim sektörü İstanbul'da
geleceği tasarladı
Yakup Güngör: "Tekstilde
maliyetler yüzde 30 arttı"
Yeni İş Kanunu, EBSO'da düzenlenen
seminerde tartışıldı
Firma
Coats, Türkiye'de emin adımlarla
büyüyor
Hukuk
İKRAMİYELERİN KALDIRILMASINA
İTİRAZ EDİLMEMESİ
Değerlendirme
Amerikalı tekstilcilerden Bush'a
yakarış mektubu
|
Söyleşi
Sabancı
Holding Tekstil Grubu Başkanı Yakup Güngör:
"Tekstilde maliyetler yüzde 30 arttı"
Sendikamız
Yönetim Kurulu Üyesi ve Sabancı Holding Tekstil Grubu Başkanı
Yakup Güngör, tekstil sektöründe maliyetlerin yılbaşından bu
yana yüzde 30 arttığını açıkladı. Buna rağmen hala mamul fiyat
üzerinde indirme baskısının yaşandığını dile getiren Güngör,
tekstil hammaddelerinde yaşanan fiyat artışının nedenlerini
ise şu cümlelerle açıkladı: "Yünün zıplaması geçtiğimiz
Aralık ayındadır.
Tamamen
Avustralya'daki iklim koşullarına dayalı bir iştir. Ayrıca Avustralya
Doları'nın ABD Dolan karşısındaki pozisyonu çok ciddi farketti.
Yüzde 15'lere varan farklar var. Yün oradan geliyor. Pamuğa
baktığınızda, ana pamuk üreticisi ülkelerden Amerika ve Yunanistan'da
bu sene iyi pamuk yok. Pamuğun en olgunlaştığı zamanda çok yağmur
aldılar, pamuk kalitesi bozuldu. Bu da iyi pamuğun arz talep
dengesini bozdu. Bugün kötü pamuk alırsanız istemediğiniz kadar
var. Sentetik grubu da tamamen petrola bağlı. Her birinde farklı
sebepler var. Sonuçta maliyetler yüzde 30 arttı."
Güngör
"Sabancı Holding tekstilde yabancı ortaklık düşünüyor mu?"
sorusunu ise "Niyetlisi varsa varız" diyerek yanıtladı.
İşte Sabancı Holding Tekstil Grubu Başkam Yakup Güngör'le yaptığımız
kısa söyleşiden satırlara dökülenler:
Tekstil sektöründe ithal mal girişine karşı antidamping
önlemleri gündeme getiriliyor. Yünlü ve denim kumaşta da ithalatın
boyutlarının arttığı görülüyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?
GÜNGÖR: Evet, hep düşünülen şey; "çaba göstererek bu mal
girişini durdurmak." Bunun silahlarından bir tanesi antidamping.
Bu düşünce belki doğrudur ama yeterli değil. Niye? Çünkü ben
bu insanların Türkiye'ye girişini durdursam bile bu insanlar
dünyanın her yerinde benim karşımda. Rekabet etmek zorundayım,
bunu durduramam. Türkiye'ye gelmesini önlesem Almanya'da, İngiltere'de,
Japonya'da karşılaşacağım. Dolayısıyla birinci görevimiz bunlarla
rekabet etmek olmalı, sadece durdurmak çözüm değil. Aynca Türkiye
artık ucuz işçilik ülkesi değil. Türkiye artık sadece fiyatı
için yapılan malların satılacağı bir ülke değil. Türkiye ne
satacak peki? Türkiye'nin satacağı en büyük sermayesi şu anki
lojistik konumudur. Eğer bu konumu kullanarak onların veremediği
servisi verip hızlı teslimat yapabiliyorsak, bunu yakalayacağız.
Bir diğer yapacağımız şey ise farklı ligde oynamak olmalı. Yani
üçüncü ligdeki bir takım daha ucuz diye, birinci ligdeki bir
takımın ağlamaya hakkı yok. Herkes kendi liginde oynuyor. Onun
için ucuz rekabetten gelen mal grubunu yapmamalıyız. Yani sıradan
değil sıradışı mal yapmalıyız. Şayet farklı ligde oynayacaksak...
Farklı yol markadan mı geçiyor?
GÜNGÖR: Farklı yol bizim için tam markadan geçmiyor. Farklı
yol bizim için diyalogdan geçiyor. Türk tekstili ile Türk hazır
giyiminin aynı teknede olduğuna inananlardanım. Onlar arada
bir çekişir gibi görünürler ama aslında bunlar kader birliği
yapan sektörler. Türk tekstili olarak dönüp baktığımızda sorunumuz
kendi markamızı yaratma sorunu değil. Özünde biz bir ara malı
üretiyoruz. Ara malının markası çok zor bir iştir. Çünkü ben
tüketiciye doğrudan doğruya ulaşmıyorum. Hazır giyim sektörümüze
bakarsanız onların çok büyük ağırlığı da bir başkası için üretim
yapılmakta. Yani üretimi kendisi için yapıp da doğrudan tüketiciye
dokunan bir mekanizma değil. O zaman bu üçgeni doğru kurmak
için, basit alıcı-satıcı ilişkisinin dışında iş ortaklıklarını
kurabilmek, beraber üretebilmek, düşünebilmek, planlayabilmek
ve beraber çözebilmek lazım. Bu da diyalogla olur.
Sonuçta markanızı da ön plana çıkarırsınız..
GÜNGÖR: Eğer firmanızın ismini bir marka olarak düşünüyorsanız
doğru. Buna mecburuz. Pozisyonumuzu, imajımızı doğru belirleyelim
derken yapmaya çalıştığımız bu. Ama o çok yoğun konuşulan, ya
da çok popüler olarak 'marka' bu anlamda konuşulmuyor. Bir şeye
etiket olarak girecek marka olarak konuşuluyor. Biz o değiliz,o
olamayız da. Ama bir Bos-sa'mızın, bir Yünsa'mızın ismini marka
yapmak, kendi hedef kitlesindeki bilinirliğini ve pozisyonunu
yükseltmek, bir amaçtır. Ben bunu söylerken sokaktaki insana
söylemiyorum. Benim malımı alıp kullanan, benim malımda tüketicinin
kullanacağı forma geçişi sağlayan insanlara hitap etmeye çalışıyorum.
Onların nezdinde en iyi isim olmaya çalışıyorum. Çok basit bir
şey söyleyeyim; tüketici gidip de ben bu pantolonu istiyorum
ama kumaşı Yünsa olsun demez.
Sabancı
Grubu'nun geçmişi oldukça eskilere, 1951'lerde kurulan bir şirketi
olan Bossa, neden ihracata bu kadar geç başladı?
GÜNGÖR: Çok basit. Bu bir Bossa ya da Sabancı Holding problemi
değil. Açıkça itiraf etmek lazım 1996 yıl'ına gelinceye kadar
Türkiye'de bir kapalı ekonomi vardı. Yani ticari olarak içeriye
mal satmak cazipti. Birinci olay bu. İkinci olay Türkiye'nin
o tarihe kadar hala arz talep dengesi bozuktu. Yani talep fazla
arz yetersiz. Satabilmek marifet değil, üretebilmek marifetti.
Ne kadar üretiyorsanız o kadar satıyorsunuz. Böyle bir ortamda
siz zaten kısardan dışarıya motive edemezsiniz. Bizim grubumuzda
ihracat yünlü tarafında 1991-92, Bossa'nın başlangıcı ise 1994-95.
Biz gümrük birliği başladığında birilerinden daha önlerdeydik.
Yurtdışındaki ilişkilerimiz çok gelişmişti. Ama o güne kadarki
cazibe çok agresif gitmeyi gerektirmiyordu. Bossa 2002 yılına
kadar 40-45 milyon dolar ihracat yaptı. Peki ne oldu da şimdi
100 milyon dolara geldi? Mecburiyetten. Çünkü iç pazar fiilen
dibe vurdu. Özellikle iyi malda iç pazar talepleri çok ciddi
boyutta zayıfladı. Aynca Sabancı Tekstil Grubu olarak baktığımızda
bugün 70 milyon metre mal üretiyoruz. Benim bunu satmam gerek.
70 yerine 35 ürettiğim zaman ben ekonomik boyutlarımı kaybediyorum,
birim maliyetimi tutamıyorum. O zaman tek çıkış kalıyor dışanya
gitmek.
İhracatta dönem dönem Türkiye ciddi sıkıntılarla karşılaşıyor.
Son olarak da kur olayı gündeme geldi.
GÜNGÖR: Evet, ihracata yönelirken canımız da yanıyor. Mesela
kurlar bizi zorluyor. Ama başka bir seçeneğim yok. Bu kurlar
bizi iki türlü zorluyor. Her şeyimiz aynı olsa da, aynı malı
aynı dolar fiyatı ile aynı miktarda satıyorsam da TL bazında
benim hem cirom hem karlılığım küçülüyor. İkincisi ise tüm maliyetlerimiz
dövizle değil. Mayısta döviz yüzde 8 geriye gitmiş, ama personole
yüzde 2.5 zam vermişiz. Yani personel maliyeti döviz bazında
yüzde 10 artmış. Yanlış anlaşılmasın sadece bir maliyet unsuru
olduğu için söylüyorum. Döviz aşağıya giderken enerji fiyatı
yukarı çıkmış. Öyle baktığınız zaman bir küçülme geliyor.
Ya diğer maliyetler?
GÜNGÖR: İnsanların pek farkına varmadığı bir şey daha var. En
çok canımızı yakan şeyler de var. Aşağı yukan tüm tekstil maddeleri
yıl başından bu yana döviz bazında yüzde 30 arttı. Bu pamukta
da, sentetikte de, yünde de böyle ama mamul fiyatı artırmak
gibi bir şansımız yok. Mamul fiyat üzerinde hala fiyat indirme
baskısı var. Bunu bir yerlerde kompanse etmek lazım. Bunun için
de ne yapacaksınız? Kalitenize, firenize, insan kullanımınıza
daha iyi bakacaksınız. Yani sonuçta gelecekte iyi pozisyonu
yaratmak ve korumak zorundasınız. Gerek ihracat, gerek üretim
bunlar sadece bugünü düşenerek yapılacak işler değil. Bugün
biraz canımız yanacak ama vazgeçemeyiz. Biz bunu orta ve uzun
vadede değerlendirip doğru bildiğimiz yoldan devam edeceğiz.
Neden hammadde fiyatları bu kadar arttı?
GÜNGÖR: Çok farklı nedenleri var. Yünün fiyatları geçtiğimiz
Aralık ayında Avustralya'daki iklim koşullarına dayalı olarak
fırladı. Artı Avustralya dolarının dolar karşısındaki pozisyonu
çok ciddi farketti.Yüzde 15'lere varan farklar var. Yün oradan
geliyor. Pamuğa baktığınızda, ana pamuk üreticisi ülkelerden
Amerika ve Yunanistan'da bu sene iyi pamuk yok. Pamuğun en olgunlaştığı
zamanda çok yağmur aldılar, kalite bozuldu. Yani iyi pamuğun
arz talep dengesi bozuldu. Bugün kötü pamuk alırsanız istemediğiniz
kadar var. Sentetik grubu da tamamen petrola bağlı. Her birinde
farklı sebepler var ama sonuçta yüzde 30 artış oldu.
Dönem dönem işçi çıkarmalarından söz edildi. Tekstil
sektöründe yaşanan istihdam sıkıntısının daha da artmasını bekliyor
musunuz?
GÜNGÖR: İstihdamda zaten bir sorun var umarım artış olmaz. Hiç
kimse işçisini çıkarmak istemez. Birim maliyette işçilik payını
düşürmenin yolu aynı işçi üe daha fazla değer yaratabilmektir.
Hiçkimse işini, işletmesini, personelini küçültmeyi arzu ederek
yapmaz. Bu konjektürde eğer gidebiliyorsanız, hele sıradışı
mal yapacaksanız deneyim kazanmış, tecrübeli elemanlarınızdan
kolay kolay kopamazsınız. O sizin aile ferdiniz. Doğru işi yapacaksınız,
mecbur olmuyorsanız şartlar sizi o noktaya itmiyorsa sahip çıkacaksınız
ki, biz o şartlan bugün için kendi firmalarımızda görmüyoruz.
Sabancı Grubu gelecekte tekstilin diğer kollarına girmeyi
düşünüyor mu?
GÜNGÖR: Hazır giyim gibi mi tekstil gibi mi bunlar günün koşullarında
değerlendirilecek. Tekstilde üretimin yer değiştirmesi gibi
bir olay var. Bunu takip etmeniz gerek. Avrupa dün bir tekstil
üreticisi idi, bu Doğu'ya kaydı. İleride daha da Doğu'ya kayacak.
Önce sıra malı kaldı arkasından sıradışı mal kaydı. Bugün bakıldığında
tekstilin daha yürüyeceği çok yol var. Öncelikle tekstilin kendi
içerisinde yaratılacak çok fazla teknolojik gelişme var. İş
oraya doğaı gidiyor. Elektronik kumaşlar mı olacak, piller ip
halini mi alacak? Yani teknik tekstil ağırlık kazanıyor. Bu
konu hala Türkiye'de zayıf. Dünyada tıp tekstili, organik tekstil
ağırlık kazanıyor. Türkiye'de hala bunu yapan ciddi firmalar
yok. Bunların hepsi çalışmalarımız içinde. Dolayısıyla biz çizgimizi
çok fazla değiştirmeyi çok arzu etmiyoruz. Biz tekstilciyiz.
Bu çizgiyi değiştirip hem tekstilci hem hazır giyimci hem de
pare-kandeciyim demek bugünden yarına olacak şey değil.
Sabancı Holding içinde tekstilin payı nedir?
GÜNGÖR: Sabancı Holding'in sanayi grubunda yüzde 8 paya sahip.
Konuşmanızda hep farklılaşmadan söz ettiniz. Bunun yolu
Ar-Ge'den geçiyor. Siz tekstil grubu olarak Ar-Ge için ne kadar
pay ayırıyorsunuz?
GÜNGÖR: Bütçe üzerinden yüzde 3.5 pay ayrılıyor.
Sabancı Holding tekstilde yabancı ortaklık düşünüyor
mu?
GÜNGÖR: Niyetlisi varsa varız.
Bossa, dünya
markalarını İstanbul'da ağırladı
Bossa Denim ve Spor Giyim işletmeleri, dünyanın en ünlü
markalarından oluşan müşterilerini İstanbul'da ağırladı.
Bossa Denim ve Spor Giyim İşletmeleri'nin bu yıl ikincisini
gerçekleştirdiği Diyalog Toplantısı'na yurtdışından Diesel,
Carpera, Versace, Mustang, Esprit, Calvin Klein, Tommy
Hilfiger, GAP, Mexx, Levis, yurtiçindense Mavi Jeans,
Colins, Lee Cooper, Roman gibi markalann temsilcileri
katıldı.
Bossa, konuklarına Çırağan Sarayı'nda
2004 koleksiyonunu tanıttı ve tekstil sanayinin durumu,
denim ve spor giyim kumaşlarındaki trendler hakkında bilgi
verdi. Bossa aynca konuklan için 1986 yılında çıkan yangından
bu tarihe atıl halde bulunan Şan Tiyatrosu'nda gala yemeği
verdi ve bir defile sundu.
Bossa Genel Müdür Yardımcısı Murat Karadul düzenledikleri
Diyalog Toplantısı'na 15 ülkeden 130 civarında, yurtiçindense
200 civarında misafirin katıldığını açıkladı.
Bossa'nın son beş yılda önemli bir ihracat hamlesi gerçekleştirdiğini,
üretiminin yüzde 70'ini ihraç ettiğini belirten Karadul,
geçen yıl 107 milyon dolarlık ihracat ve 30 milyon dolarlık
yatırım yaptıklarını kaydetti.
Bu yıl 15 milyon dolarlık yatırımı bütçelendirdiklerini
bildiren Karadut, "Bossa, 2004 yılına kadarlık süreç
içerisinde üretiminin yüzde 100'ünü ihracat yapmak isteyen
bir şirkettir" dedi.
|
|