[ , ]    Sayı:283 Temmuz 2003

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


Güncel

  Narin: İflas noktasındaki firmaların borçları yeniden yapılandırılmalı

  Yeni İş Yasası Toplantısı

  Dünya hazır giyim sektörü İstanbul'da geleceği tasarladı

  Yakup Güngör: "Tekstilde maliyetler yüzde 30 arttı"

  Yeni İş Kanunu, EBSO'da düzenlenen seminerde tartışıldı


 Firma

   Coats, Türkiye'de emin adımlarla büyüyor


 Hukuk

   İKRAMİYELERİN KALDIRILMASINA İTİRAZ EDİLMEMESİ


 Değerlendirme

   Amerikalı tekstilcilerden Bush'a yakarış mektubu

 

Söyleşi

Sabancı Holding Tekstil Grubu Başkanı Yakup Güngör:
"Tekstilde maliyetler yüzde 30 arttı"

 

Sendikamız Yönetim Kurulu Üyesi ve Sabancı Holding Tekstil Grubu Başkanı Yakup Güngör, tekstil sektöründe maliyetlerin yılbaşından bu yana yüzde 30 arttığını açıkladı. Buna rağmen hala mamul fiyat üzerinde indirme baskısının yaşandığını dile getiren Güngör, tekstil hammaddelerinde yaşanan fiyat artışının nedenlerini ise şu cümlelerle açıkladı: "Yünün zıplaması geçtiğimiz Aralık ayındadır.

Tamamen Avustralya'daki iklim koşullarına dayalı bir iştir. Ayrıca Avustralya Doları'nın ABD Dolan karşısındaki pozisyonu çok ciddi farketti. Yüzde 15'lere varan farklar var. Yün oradan geliyor. Pamuğa baktığınızda, ana pamuk üreticisi ülkelerden Amerika ve Yunanistan'da bu sene iyi pamuk yok. Pamuğun en olgunlaştığı zamanda çok yağmur aldılar, pamuk kalitesi bozuldu. Bu da iyi pamuğun arz talep dengesini bozdu. Bugün kötü pamuk alırsanız istemediğiniz kadar var. Sentetik grubu da tamamen petrola bağlı. Her birinde farklı sebepler var. Sonuçta maliyetler yüzde 30 arttı."

Güngör "Sabancı Holding tekstilde yabancı ortaklık düşünüyor mu?" sorusunu ise "Niyetlisi varsa varız" diyerek yanıtladı. İşte Sabancı Holding Tekstil Grubu Başkam Yakup Güngör'le yaptığımız kısa söyleşiden satırlara dökülenler:


Tekstil sektöründe ithal mal girişine karşı antidamping önlemleri gündeme getiriliyor. Yünlü ve denim kumaşta da ithalatın boyutlarının arttığı görülüyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?
GÜNGÖR: Evet, hep düşünülen şey; "çaba göstererek bu mal girişini durdurmak." Bunun silahlarından bir tanesi antidamping. Bu düşünce belki doğrudur ama yeterli değil. Niye? Çünkü ben bu insanların Türkiye'ye girişini durdursam bile bu insanlar dünyanın her yerinde benim karşımda. Rekabet etmek zorundayım, bunu durduramam. Türkiye'ye gelmesini önlesem Almanya'da, İngiltere'de, Japonya'da karşılaşacağım. Dolayısıyla birinci görevimiz bunlarla rekabet etmek olmalı, sadece durdurmak çözüm değil. Aynca Türkiye artık ucuz işçilik ülkesi değil. Türkiye artık sadece fiyatı için yapılan malların satılacağı bir ülke değil. Türkiye ne satacak peki? Türkiye'nin satacağı en büyük sermayesi şu anki lojistik konumudur. Eğer bu konumu kullanarak onların veremediği servisi verip hızlı teslimat yapabiliyorsak, bunu yakalayacağız. Bir diğer yapacağımız şey ise farklı ligde oynamak olmalı. Yani üçüncü ligdeki bir takım daha ucuz diye, birinci ligdeki bir takımın ağlamaya hakkı yok. Herkes kendi liginde oynuyor. Onun için ucuz rekabetten gelen mal grubunu yapmamalıyız. Yani sıradan değil sıradışı mal yapmalıyız. Şayet farklı ligde oynayacaksak...


Farklı yol markadan mı geçiyor?
GÜNGÖR: Farklı yol bizim için tam markadan geçmiyor. Farklı yol bizim için diyalogdan geçiyor. Türk tekstili ile Türk hazır giyiminin aynı teknede olduğuna inananlardanım. Onlar arada bir çekişir gibi görünürler ama aslında bunlar kader birliği yapan sektörler. Türk tekstili olarak dönüp baktığımızda sorunumuz kendi markamızı yaratma sorunu değil. Özünde biz bir ara malı üretiyoruz. Ara malının markası çok zor bir iştir. Çünkü ben tüketiciye doğrudan doğruya ulaşmıyorum. Hazır giyim sektörümüze bakarsanız onların çok büyük ağırlığı da bir başkası için üretim yapılmakta. Yani üretimi kendisi için yapıp da doğrudan tüketiciye dokunan bir mekanizma değil. O zaman bu üçgeni doğru kurmak için, basit alıcı-satıcı ilişkisinin dışında iş ortaklıklarını kurabilmek, beraber üretebilmek, düşünebilmek, planlayabilmek ve beraber çözebilmek lazım. Bu da diyalogla olur.


Sonuçta markanızı da ön plana çıkarırsınız..
GÜNGÖR: Eğer firmanızın ismini bir marka olarak düşünüyorsanız doğru. Buna mecburuz. Pozisyonumuzu, imajımızı doğru belirleyelim derken yapmaya çalıştığımız bu. Ama o çok yoğun konuşulan, ya da çok popüler olarak 'marka' bu anlamda konuşulmuyor. Bir şeye etiket olarak girecek marka olarak konuşuluyor. Biz o değiliz,o olamayız da. Ama bir Bos-sa'mızın, bir Yünsa'mızın ismini marka yapmak, kendi hedef kitlesindeki bilinirliğini ve pozisyonunu yükseltmek, bir amaçtır. Ben bunu söylerken sokaktaki insana söylemiyorum. Benim malımı alıp kullanan, benim malımda tüketicinin kullanacağı forma geçişi sağlayan insanlara hitap etmeye çalışıyorum. Onların nezdinde en iyi isim olmaya çalışıyorum. Çok basit bir şey söyleyeyim; tüketici gidip de ben bu pantolonu istiyorum ama kumaşı Yünsa olsun demez.

 

Sabancı Grubu'nun geçmişi oldukça eskilere, 1951'lerde kurulan bir şirketi olan Bossa, neden ihracata bu kadar geç başladı?
GÜNGÖR: Çok basit. Bu bir Bossa ya da Sabancı Holding problemi değil. Açıkça itiraf etmek lazım 1996 yıl'ına gelinceye kadar Türkiye'de bir kapalı ekonomi vardı. Yani ticari olarak içeriye mal satmak cazipti. Birinci olay bu. İkinci olay Türkiye'nin o tarihe kadar hala arz talep dengesi bozuktu. Yani talep fazla arz yetersiz. Satabilmek marifet değil, üretebilmek marifetti. Ne kadar üretiyorsanız o kadar satıyorsunuz. Böyle bir ortamda siz zaten kısardan dışarıya motive edemezsiniz. Bizim grubumuzda ihracat yünlü tarafında 1991-92, Bossa'nın başlangıcı ise 1994-95. Biz gümrük birliği başladığında birilerinden daha önlerdeydik. Yurtdışındaki ilişkilerimiz çok gelişmişti. Ama o güne kadarki cazibe çok agresif gitmeyi gerektirmiyordu. Bossa 2002 yılına kadar 40-45 milyon dolar ihracat yaptı. Peki ne oldu da şimdi 100 milyon dolara geldi? Mecburiyetten. Çünkü iç pazar fiilen dibe vurdu. Özellikle iyi malda iç pazar talepleri çok ciddi boyutta zayıfladı. Aynca Sabancı Tekstil Grubu olarak baktığımızda bugün 70 milyon metre mal üretiyoruz. Benim bunu satmam gerek. 70 yerine 35 ürettiğim zaman ben ekonomik boyutlarımı kaybediyorum, birim maliyetimi tutamıyorum. O zaman tek çıkış kalıyor dışanya gitmek.


İhracatta dönem dönem Türkiye ciddi sıkıntılarla karşılaşıyor. Son olarak da kur olayı gündeme geldi.
GÜNGÖR: Evet, ihracata yönelirken canımız da yanıyor. Mesela kurlar bizi zorluyor. Ama başka bir seçeneğim yok. Bu kurlar bizi iki türlü zorluyor. Her şeyimiz aynı olsa da, aynı malı aynı dolar fiyatı ile aynı miktarda satıyorsam da TL bazında benim hem cirom hem karlılığım küçülüyor. İkincisi ise tüm maliyetlerimiz dövizle değil. Mayısta döviz yüzde 8 geriye gitmiş, ama personole yüzde 2.5 zam vermişiz. Yani personel maliyeti döviz bazında yüzde 10 artmış. Yanlış anlaşılmasın sadece bir maliyet unsuru olduğu için söylüyorum. Döviz aşağıya giderken enerji fiyatı yukarı çıkmış. Öyle baktığınız zaman bir küçülme geliyor.


Ya diğer maliyetler?
GÜNGÖR: İnsanların pek farkına varmadığı bir şey daha var. En çok canımızı yakan şeyler de var. Aşağı yukan tüm tekstil maddeleri yıl başından bu yana döviz bazında yüzde 30 arttı. Bu pamukta da, sentetikte de, yünde de böyle ama mamul fiyatı artırmak gibi bir şansımız yok. Mamul fiyat üzerinde hala fiyat indirme baskısı var. Bunu bir yerlerde kompanse etmek lazım. Bunun için de ne yapacaksınız? Kalitenize, firenize, insan kullanımınıza daha iyi bakacaksınız. Yani sonuçta gelecekte iyi pozisyonu yaratmak ve korumak zorundasınız. Gerek ihracat, gerek üretim bunlar sadece bugünü düşenerek yapılacak işler değil. Bugün biraz canımız yanacak ama vazgeçemeyiz. Biz bunu orta ve uzun vadede değerlendirip doğru bildiğimiz yoldan devam edeceğiz.


Neden hammadde fiyatları bu kadar arttı?
GÜNGÖR: Çok farklı nedenleri var. Yünün fiyatları geçtiğimiz Aralık ayında Avustralya'daki iklim koşullarına dayalı olarak fırladı. Artı Avustralya dolarının dolar karşısındaki pozisyonu çok ciddi farketti.Yüzde 15'lere varan farklar var. Yün oradan geliyor. Pamuğa baktığınızda, ana pamuk üreticisi ülkelerden Amerika ve Yunanistan'da bu sene iyi pamuk yok. Pamuğun en olgunlaştığı zamanda çok yağmur aldılar, kalite bozuldu. Yani iyi pamuğun arz talep dengesi bozuldu. Bugün kötü pamuk alırsanız istemediğiniz kadar var. Sentetik grubu da tamamen petrola bağlı. Her birinde farklı sebepler var ama sonuçta yüzde 30 artış oldu.


Dönem dönem işçi çıkarmalarından söz edildi. Tekstil sektöründe yaşanan istihdam sıkıntısının daha da artmasını bekliyor musunuz?
GÜNGÖR: İstihdamda zaten bir sorun var umarım artış olmaz. Hiç kimse işçisini çıkarmak istemez. Birim maliyette işçilik payını düşürmenin yolu aynı işçi üe daha fazla değer yaratabilmektir. Hiçkimse işini, işletmesini, personelini küçültmeyi arzu ederek yapmaz. Bu konjektürde eğer gidebiliyorsanız, hele sıradışı mal yapacaksanız deneyim kazanmış, tecrübeli elemanlarınızdan kolay kolay kopamazsınız. O sizin aile ferdiniz. Doğru işi yapacaksınız, mecbur olmuyorsanız şartlar sizi o noktaya itmiyorsa sahip çıkacaksınız ki, biz o şartlan bugün için kendi firmalarımızda görmüyoruz.


Sabancı Grubu gelecekte tekstilin diğer kollarına girmeyi düşünüyor mu?
GÜNGÖR: Hazır giyim gibi mi tekstil gibi mi bunlar günün koşullarında değerlendirilecek. Tekstilde üretimin yer değiştirmesi gibi bir olay var. Bunu takip etmeniz gerek. Avrupa dün bir tekstil üreticisi idi, bu Doğu'ya kaydı. İleride daha da Doğu'ya kayacak. Önce sıra malı kaldı arkasından sıradışı mal kaydı. Bugün bakıldığında tekstilin daha yürüyeceği çok yol var. Öncelikle tekstilin kendi içerisinde yaratılacak çok fazla teknolojik gelişme var. İş oraya doğaı gidiyor. Elektronik kumaşlar mı olacak, piller ip halini mi alacak? Yani teknik tekstil ağırlık kazanıyor. Bu konu hala Türkiye'de zayıf. Dünyada tıp tekstili, organik tekstil ağırlık kazanıyor. Türkiye'de hala bunu yapan ciddi firmalar yok. Bunların hepsi çalışmalarımız içinde. Dolayısıyla biz çizgimizi çok fazla değiştirmeyi çok arzu etmiyoruz. Biz tekstilciyiz. Bu çizgiyi değiştirip hem tekstilci hem hazır giyimci hem de pare-kandeciyim demek bugünden yarına olacak şey değil.


Sabancı Holding içinde tekstilin payı nedir?
GÜNGÖR: Sabancı Holding'in sanayi grubunda yüzde 8 paya sahip.


Konuşmanızda hep farklılaşmadan söz ettiniz. Bunun yolu Ar-Ge'den geçiyor. Siz tekstil grubu olarak Ar-Ge için ne kadar pay ayırıyorsunuz?
GÜNGÖR: Bütçe üzerinden yüzde 3.5 pay ayrılıyor.


Sabancı Holding tekstilde yabancı ortaklık düşünüyor mu?
GÜNGÖR: Niyetlisi varsa varız.

 

Bossa, dünya markalarını İstanbul'da ağırladı


Bossa Denim ve Spor Giyim işletmeleri, dünyanın en ünlü markalarından oluşan müşterilerini İstanbul'da ağırladı. Bossa Denim ve Spor Giyim İşletmeleri'nin bu yıl ikincisini gerçekleştirdiği Diyalog Toplantısı'na yurtdışından Diesel, Carpera, Versace, Mustang, Esprit, Calvin Klein, Tommy Hilfiger, GAP, Mexx, Levis, yurtiçindense Mavi Jeans, Colins, Lee Cooper, Roman gibi markalann temsilcileri katıldı.

 

Bossa, konuklarına Çırağan Sarayı'nda 2004 koleksiyonunu tanıttı ve tekstil sanayinin durumu, denim ve spor giyim kumaşlarındaki trendler hakkında bilgi verdi. Bossa aynca konuklan için 1986 yılında çıkan yangından bu tarihe atıl halde bulunan Şan Tiyatrosu'nda gala yemeği verdi ve bir defile sundu.


Bossa Genel Müdür Yardımcısı Murat Karadul düzenledikleri Diyalog Toplantısı'na 15 ülkeden 130 civarında, yurtiçindense 200 civarında misafirin katıldığını açıkladı.


Bossa'nın son beş yılda önemli bir ihracat hamlesi gerçekleştirdiğini, üretiminin yüzde 70'ini ihraç ettiğini belirten Karadul, geçen yıl 107 milyon dolarlık ihracat ve 30 milyon dolarlık yatırım yaptıklarını kaydetti.


Bu yıl 15 milyon dolarlık yatırımı bütçelendirdiklerini bildiren Karadut, "Bossa, 2004 yılına kadarlık süreç içerisinde üretiminin yüzde 100'ünü ihracat yapmak isteyen bir şirkettir" dedi.

 

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2003 TÜTSİS      -      boratur.net