[ , ]    Sayı:283 Temmuz 2003

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


Güncel

  Narin: İflas noktasındaki firmaların borçları yeniden yapılandırılmalı

  Yeni İş Yasası Toplantısı

  Dünya hazır giyim sektörü İstanbul'da geleceği tasarladı

  Yakup Güngör: "Tekstilde maliyetler yüzde 30 arttı"

  Yeni İş Kanunu, EBSO'da düzenlenen seminerde tartışıldı


 Firma

   Coats, Türkiye'de emin adımlarla büyüyor


 Hukuk

   İKRAMİYELERİN KALDIRILMASINA İTİRAZ EDİLMEMESİ


 Değerlendirme

   Amerikalı tekstilcilerden Bush'a yakarış mektubu

 

Güncel

Sendikamız tarafından düzenlenen toplantıda Yeni İş Yasası tartışıldı:
"Yeni İş Yasası taşeronluk müssesesini sınırlıyor"

 

 

Sendikamız tarafından düzenlenen toplantıda yeni İş Yasası ve İş Güvencesi tartışıldı. 4857 sayılı yeni İş Kanunu'nun çizgilerinin, yaklaşımının ve felsefi amacının kavranabilmesi için Hilton Otel'de düzenlenen 'İş Yasası' konulu seminerde, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tankut Centel'in uzman görüşleri ışığında İş Yasası'nın maddeleri tek tek ele alındı ve tartışıldı. Prof. Dr. Tankut Centel konuşmasında, yasadaki eksikliklere dikkat çekti. Prof. Centel özellikle kıdem tazminatının geleceği ile ilgili bir belirsizlik oluştuğunu, taşeronluk müessesesinin ise sınırlandırdığını söyledi.

Toplantının açılışında konuşan Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası Genel Sekreteri Metin Emiroğlu, yeni İş Yasası'nın dünyada var olan çalışma yaşamındaki değişimin bir parçası olarak doğduğuna dikkat çekti. Emiroğlu, uzun yıllar çalışma hayatımıza yön veren ilkeler ve mesleki plandaki yeni yaklaşımların İş Kanunu ile birlikte aylarca tartışıldığına dikkat çekerek "10 Haziran 2003'te Sayın Cumhurbaşkanımızın onayı ile Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla 4857 sayılı İş Güvencesi Yasası yürürlüğe girdi.

Meclis'e getirilen İş Kanunu içerisindeki hükümler yeniden ele alındı. Ancak bazı hususlarda da değişiklikler yapıldı" dedi.

Emiroğlu "Globalleşme olgusuyla beraber Avrupa ülkelerine, ILO'nun gündeminde yeni istihdam şekilleri, metotları sosyal güvenlik, insan kaynaklarının geliştirilmesi, işsizlikle mücadele gibi konular yine gündemdeki yerini korumuştur. Bu şunu göstermektedir: Dünya gelişiyor, çalışma hayatı gelişiyor ama yeni bakış açıları çalışma hayatına yön veren ana ilkelerde birtakım değişikliklere yol açıyor. İşte yeni İş Kanunu bu globalleşme olgusunun ülkemize getirdiği birtakım esintileri de bünyesinde taşıyor. 158 sayılı ILO sözleşmesine uyum sağlama konusunda siyasi davra-nılmıştır. Aslında böyle bir düzenlemeyi yapma mecburiyetimiz yok. Hatta birçok ülke böyle bir yaklaşımı kabul de etmedi ama mesele sadece iş güvencesiyle kalmadı, doğru olan yapıldı ve İş Yasası'nın temel yapılarında da birtakım yeni düzenlemeler ve yeni yaklaşımlar getirildi" dedi.

Yeni İş Kanunu'nun getirdiği yeni düzenlemelerin müesselerde nasıl uygulanacağı konusunda sorular ve terddütler olduğuna da dikkat çeken Emiroğlu, "Yeni İş Kanunu çıkıyor, o zaman bu toplu sözleşmeyi yeni baştan ele alalım diye düşünen arkadaşlarımız da oldu. Biz de zaman zaman böyle bir şey yapabilir miyiz diye düşündük ama, sonra gördük ki bunu yapmak mümkün değil. Çünkü bir toplu sözleşme düzeni var, bunun yürütüldüğü 40 yıllık bir mücadele var ki iki taraf açısından bu mücadelenin, bu müzakerelerin ortaya koyduğu bir toplu sözleşme muhtevası var. Dolayısıyla bunu tamamen yok saymak ve bunun yerine İş Kanunu ikame etmek mümkün olmadı. Hukuken de mümkün değil, tercih olarak da, sosyolojik bir olgu olarak da böyle bir şey mümkün değil. Ama biz ilerlemek istediğimiz ana çizgimizde toplu sözleşmelerimizdeki birtakım hükümleri de elbetteki yeni İş Kanunu, özellikle çalışma hayatımıza kazandırılan yeni müesseseleri itibariyle uygulamak ve yeni İş Kanunu'nun getirdiği imkanlardan özellikle istifade etmek durumundayız ve hukuken de biz bunun yolunu zaten yaptığımız son toplu sözleşmede bir noktaya kadar açmış bulunmaktayız" dedi.

Metin Emiroğlu'nun konuşmasının ardından söz alan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tankut Centel, İş Yasası'nın tümünü değerlendirerek, yasadaki eksikliklere dikkat çekti.

"4857 sayılı yeni İş Kanunu ile birlikte yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz" diyen Centel, "Daha önceki yasanın kıdem tazminatı ile ilgili bölümü dışında 1475 sayılı yasanın yürürlükten kaldırıldığını ve yerine yeni yasanın geçtiğini görüyoruz. Ancak, burada gelecekte ne olacağı konusunda belirsizlikler var" diye konuştu.
Daha önceki yasadan sadece kıdem tazminatı ile ilgili 14'üncü maddenin yürürlükte olduğuna dikkat çeken Centel "Yasa kıdem tazminatı fonu kurulmasını öngörüyor. 1975'te yapılan değişiklikte de yine bir fon kurulacağı öngörülmüştü. Ancak 28 yılda fona işlerlik kazandırılmadığına şahit olduk. Fonla ilgili tasarı Başbakanlık'ta, çıkarılıp çıkarılmayacağım hep beraber göreceğiz" dedi. Centel, kıdem tazminatının fon tarafından mı ödeneceği, yoksa işverenin omuzlarına yük mü olacağı konularının Bakanlar Kurulu'ndan çıkacak kararla belli olacağının da altını çizdi.

Centel, yasada kıdem tazminatının geleceğine dönük belirsizliklerin yanında, bazı çelişkiler olduğuna da dikkat çekerek "Yeni yasada 14'üncü madde yürürlükte bırakılırken, maddeyle bağlantılı maddeler kaldırılmıştır. Özellikle istifa halinde kıdem tazminatının ödenmeyeceğine ilişkin düzenleme ve kıdem tazminatına ilişkin tavanın aşılamayacağına ilişkin düzenleme kaldırılmıştır. Önceki yasada, tavanı aşarak ödeme yaparsanız bunun yaptırımı yasanın 98'inci maddesinin c bendinde 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve para cezası olarak uygulanıyordu. Yeni döneme baktığımızda 14'üncü madde yürürlükte, fakat bu maddeye aykırı düzenmelere ilişkin yaptırım maddesi yürürlükte değil. Bu noktadan hareketle şunu söyleyebiliriz. Eğer bugün işveren ödemeye hazırsa, işveren istifa halinde dahi işçiye kıdem tazminatı ödeyebilir. Yine kıdem tazminatı tavanını aşarak ödeme yapabilir. Çünkü buna aykırı herhangi bir yaptırım söz konusu değil" diye konuştu.

Centel yasada var olan bu tür noktaların önümüzdeki günlerde yargının vereceği kararlar ve içtihatlarla açıklığa kavuşacağını söyledi.

Yasada bazı yeni tanımlamalar olduğuna da dikkat çeken Centel, yasanın asıl işverenin alt işverene, iş vermesini de sınırlandırdığını belirterek şunları söyledi:

"Taşeronluk konusu her işvereni yakından ilgilendiriyor. Önümüze karmaşık bir metin ve hukuki olmayan çelişkiler ortaya çıktı. Önümüzdeki dönemde bu konuda bazı tehlikeler var. Yasa, taşeronluk müessesesini "teknoloji ve uzmanlık gerektiren işler" tanımıyla son derece sınırlandırıyor. Asıl işveren ile taşeron arasındaki ilişilerle ilgili yaptırım da aynı yasada belirlenmiştir. Buna göre taşeron işçileri, asıl işverenin işçileri sayılacak ve toplu sözleşmelerden yararlanacaktır. Bu son derece ağır bir yaptırımdır. Yeni dönemde, taşerron-işveren ilişkisi ile ilgili daha önce verilmiş Yargıtay kararları yasa haline gelmiştir. Yasa, asıl işveren, 'teknoloi ve uzmanlık gerektiren işler dışında iş veremez' diyor. Bu tanım, işçiye göre de işverene göre de değişmektedir. Bu konuda önümüzdeki dönemde yargıya birçok dava intikal edecektir. Yargı, ortada muvazalı bir durum var mı yok mu? diye karar verecek."

Centel, yasada yer alan tarım ve orman işçileri ile ilgili maddeyi de eleştirerek, 50 işçi kriterinin getirilmesine bilimadamlarının bile sıcak bakmadığım belirtti. Tarım ve orman işçileri ile ilgili düzenlemelerin ayrı bir yasada ele alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tankut Centel, dönemin siyasileri tarafından bilinçli olarak maddenin 4857 sayılı yasa içerisinde yer almasını sağladıklarını söyledi.

Centel, yeni yasa ile AB ülkelerinin mevzuatlarında yer alan "eşit davranma" ilkesinin de hedeflendiğini belirterek "Ancak tüm alanlarda eşitlik getirilmedi. Hala açık olmayan noktalar var" dedi.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2003 TÜTSİS      -      boratur.net