Bu Sayı
Editör'den
Güncel
Narin: İflas noktasındaki firmaların
borçları yeniden yapılandırılmalı
Yeni İş Yasası Toplantısı
Dünya hazır giyim sektörü İstanbul'da
geleceği tasarladı
Yakup Güngör: "Tekstilde
maliyetler yüzde 30 arttı"
Yeni İş Kanunu, EBSO'da düzenlenen
seminerde tartışıldı
Firma
Coats, Türkiye'de emin adımlarla
büyüyor
Hukuk
İKRAMİYELERİN KALDIRILMASINA
İTİRAZ EDİLMEMESİ
Değerlendirme
Amerikalı tekstilcilerden Bush'a
yakarış mektubu
|
Güncel
Sendikamız
tarafından düzenlenen toplantıda Yeni İş Yasası tartışıldı:
"Yeni İş Yasası taşeronluk müssesesini sınırlıyor"

Sendikamız
tarafından düzenlenen toplantıda yeni İş Yasası ve İş Güvencesi
tartışıldı. 4857 sayılı yeni İş Kanunu'nun çizgilerinin, yaklaşımının
ve felsefi amacının kavranabilmesi için Hilton Otel'de düzenlenen
'İş Yasası' konulu seminerde, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dekanı Prof. Dr. Tankut Centel'in uzman görüşleri ışığında İş
Yasası'nın maddeleri tek tek ele alındı ve tartışıldı. Prof.
Dr. Tankut Centel konuşmasında, yasadaki eksikliklere dikkat
çekti. Prof. Centel özellikle kıdem tazminatının geleceği ile
ilgili bir belirsizlik oluştuğunu, taşeronluk müessesesinin
ise sınırlandırdığını söyledi.
Toplantının
açılışında konuşan Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası Genel
Sekreteri Metin Emiroğlu, yeni İş Yasası'nın dünyada var olan
çalışma yaşamındaki değişimin bir parçası olarak doğduğuna dikkat
çekti. Emiroğlu, uzun yıllar çalışma hayatımıza yön veren ilkeler
ve mesleki plandaki yeni yaklaşımların İş Kanunu ile birlikte
aylarca tartışıldığına dikkat çekerek "10 Haziran 2003'te
Sayın Cumhurbaşkanımızın onayı ile Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla
4857 sayılı İş Güvencesi Yasası yürürlüğe girdi.
Meclis'e
getirilen İş Kanunu içerisindeki hükümler yeniden ele alındı.
Ancak bazı hususlarda da değişiklikler yapıldı" dedi.
Emiroğlu
"Globalleşme olgusuyla beraber Avrupa ülkelerine, ILO'nun
gündeminde yeni istihdam şekilleri, metotları sosyal güvenlik,
insan kaynaklarının geliştirilmesi, işsizlikle mücadele gibi
konular yine gündemdeki yerini korumuştur. Bu şunu göstermektedir:
Dünya gelişiyor, çalışma hayatı gelişiyor ama yeni bakış açıları
çalışma hayatına yön veren ana ilkelerde birtakım değişikliklere
yol açıyor. İşte yeni İş Kanunu bu globalleşme olgusunun ülkemize
getirdiği birtakım esintileri de bünyesinde taşıyor. 158 sayılı
ILO sözleşmesine uyum sağlama konusunda siyasi davra-nılmıştır.
Aslında böyle bir düzenlemeyi yapma mecburiyetimiz yok. Hatta
birçok ülke böyle bir yaklaşımı kabul de etmedi ama mesele sadece
iş güvencesiyle kalmadı, doğru olan yapıldı ve İş Yasası'nın
temel yapılarında da birtakım yeni düzenlemeler ve yeni yaklaşımlar
getirildi" dedi.
Yeni
İş Kanunu'nun getirdiği yeni düzenlemelerin müesselerde nasıl
uygulanacağı konusunda sorular ve terddütler olduğuna da dikkat
çeken Emiroğlu, "Yeni İş Kanunu çıkıyor, o zaman bu toplu
sözleşmeyi yeni baştan ele alalım diye düşünen arkadaşlarımız
da oldu. Biz de zaman zaman böyle bir şey yapabilir miyiz diye
düşündük ama, sonra gördük ki bunu yapmak mümkün değil. Çünkü
bir toplu sözleşme düzeni var, bunun yürütüldüğü 40 yıllık bir
mücadele var ki iki taraf açısından bu mücadelenin, bu müzakerelerin
ortaya koyduğu bir toplu sözleşme muhtevası var. Dolayısıyla
bunu tamamen yok saymak ve bunun yerine İş Kanunu ikame etmek
mümkün olmadı. Hukuken de mümkün değil, tercih olarak da, sosyolojik
bir olgu olarak da böyle bir şey mümkün değil. Ama biz ilerlemek
istediğimiz ana çizgimizde toplu sözleşmelerimizdeki birtakım
hükümleri de elbetteki yeni İş Kanunu, özellikle çalışma hayatımıza
kazandırılan yeni müesseseleri itibariyle uygulamak ve yeni
İş Kanunu'nun getirdiği imkanlardan özellikle istifade etmek
durumundayız ve hukuken de biz bunun yolunu zaten yaptığımız
son toplu sözleşmede bir noktaya kadar açmış bulunmaktayız"
dedi.
Metin
Emiroğlu'nun konuşmasının ardından söz alan İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tankut Centel,
İş Yasası'nın tümünü değerlendirerek, yasadaki eksikliklere
dikkat çekti.
"4857
sayılı yeni İş Kanunu ile birlikte yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz"
diyen Centel, "Daha önceki yasanın kıdem tazminatı ile
ilgili bölümü dışında 1475 sayılı yasanın yürürlükten kaldırıldığını
ve yerine yeni yasanın geçtiğini görüyoruz. Ancak, burada gelecekte
ne olacağı konusunda belirsizlikler var" diye konuştu.
Daha önceki yasadan sadece kıdem tazminatı ile ilgili 14'üncü
maddenin yürürlükte olduğuna dikkat çeken Centel "Yasa
kıdem tazminatı fonu kurulmasını öngörüyor. 1975'te yapılan
değişiklikte de yine bir fon kurulacağı öngörülmüştü. Ancak
28 yılda fona işlerlik kazandırılmadığına şahit olduk. Fonla
ilgili tasarı Başbakanlık'ta, çıkarılıp çıkarılmayacağım hep
beraber göreceğiz" dedi. Centel, kıdem tazminatının fon
tarafından mı ödeneceği, yoksa işverenin omuzlarına yük mü olacağı
konularının Bakanlar Kurulu'ndan çıkacak kararla belli olacağının
da altını çizdi.
Centel,
yasada kıdem tazminatının geleceğine dönük belirsizliklerin
yanında, bazı çelişkiler olduğuna da dikkat çekerek "Yeni
yasada 14'üncü madde yürürlükte bırakılırken, maddeyle bağlantılı
maddeler kaldırılmıştır. Özellikle istifa halinde kıdem tazminatının
ödenmeyeceğine ilişkin düzenleme ve kıdem tazminatına ilişkin
tavanın aşılamayacağına ilişkin düzenleme kaldırılmıştır. Önceki
yasada, tavanı aşarak ödeme yaparsanız bunun yaptırımı yasanın
98'inci maddesinin c bendinde 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve
para cezası olarak uygulanıyordu. Yeni döneme baktığımızda 14'üncü
madde yürürlükte, fakat bu maddeye aykırı düzenmelere ilişkin
yaptırım maddesi yürürlükte değil. Bu noktadan hareketle şunu
söyleyebiliriz. Eğer bugün işveren ödemeye hazırsa, işveren
istifa halinde dahi işçiye kıdem tazminatı ödeyebilir. Yine
kıdem tazminatı tavanını aşarak ödeme yapabilir. Çünkü buna
aykırı herhangi bir yaptırım söz konusu değil" diye konuştu.
Centel
yasada var olan bu tür noktaların önümüzdeki günlerde yargının
vereceği kararlar ve içtihatlarla açıklığa kavuşacağını söyledi.
Yasada
bazı yeni tanımlamalar olduğuna da dikkat çeken Centel, yasanın
asıl işverenin alt işverene, iş vermesini de sınırlandırdığını
belirterek şunları söyledi:
"Taşeronluk
konusu her işvereni yakından ilgilendiriyor. Önümüze karmaşık
bir metin ve hukuki olmayan çelişkiler ortaya çıktı. Önümüzdeki
dönemde bu konuda bazı tehlikeler var. Yasa, taşeronluk müessesesini
"teknoloji ve uzmanlık gerektiren işler" tanımıyla
son derece sınırlandırıyor. Asıl işveren ile taşeron arasındaki
ilişilerle ilgili yaptırım da aynı yasada belirlenmiştir. Buna
göre taşeron işçileri, asıl işverenin işçileri sayılacak ve
toplu sözleşmelerden yararlanacaktır. Bu son derece ağır bir
yaptırımdır. Yeni dönemde, taşerron-işveren ilişkisi ile ilgili
daha önce verilmiş Yargıtay kararları yasa haline gelmiştir.
Yasa, asıl işveren, 'teknoloi ve uzmanlık gerektiren işler dışında
iş veremez' diyor. Bu tanım, işçiye göre de işverene göre de
değişmektedir. Bu konuda önümüzdeki dönemde yargıya birçok dava
intikal edecektir. Yargı, ortada muvazalı bir durum var mı yok
mu? diye karar verecek."
Centel,
yasada yer alan tarım ve orman işçileri ile ilgili maddeyi de
eleştirerek, 50 işçi kriterinin getirilmesine bilimadamlarının
bile sıcak bakmadığım belirtti. Tarım ve orman işçileri ile
ilgili düzenlemelerin ayrı bir yasada ele alınması gerektiğini
belirten Prof. Dr. Tankut Centel, dönemin siyasileri tarafından
bilinçli olarak maddenin 4857 sayılı yasa içerisinde yer almasını
sağladıklarını söyledi.
Centel,
yeni yasa ile AB ülkelerinin mevzuatlarında yer alan "eşit
davranma" ilkesinin de hedeflendiğini belirterek "Ancak
tüm alanlarda eşitlik getirilmedi. Hala açık olmayan noktalar
var" dedi.
|