[ , ]    Sayı:296 Ağustos 2004

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


Güncel

  NARİN: Çin'i önce Ankara masaya yatırmalı

  Türkiye sanıldığı kadar fakir bir ülke değil

  Toplu Sözleşme görüşmeleri


Ayın Konusu

  Tekstilde İbre tersine dönüyor

  İSO 500'de bu yıl tekstilin tahtı sallandı


IWTO

  IWTO 2004 - EVIAN


ITMF

  Tekstil Makineleri Sevkiyatının Odak Noktası


 Hukuk

  TAŞERON İŞÇİSİNİN MUVAZAA İDDİASI

(Karar İncelemesi)


 ENGLISH

  Summaries in English

 

 

Güncel

Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, Antalya'da düzenlenen "Ticarette Çin Tehdidi" seminerininin sonuçlarını değerlendirdi:


Çin'i önce Ankara masaya yatırmalı

Sendikamız Yönetim kurulu Başkanı Halit Narin, Çin sorununun çözümünün Ankara'dan geçtiğini belirterek "Çin'i masaya bizim değil Ankara'nın yatırması lazım" dedi. Narin, sendikamız tarafından 23-28 Nisan tarihleri arasında Antalya'da düzenlenen "Ticarette Çin Tehdidi" semineri sonrası Doç. Dr. Sadi Uzunoğhı'nun hazırlayıp sunduğu programda TV8'e konuk oldu. Seminerin sonuçlarını değerlendiren Narin'in Sadi Uzunoğlu'nun sorulan-na verdiği yanıtlar özetle şöyle:

UZUNOĞLU: Çin'i masaya yatıralım. Öncelikle Çin tehdidi var mı? Çin tehdidinin boyutu nedir?

NARİN: "Çin'i masaya yatıralım" diyerek güzel bir söz söylediniz. Eğer Çin'i hakikaten masaya yatırabilirsek, Çin'in problemi kalmayacak. Çünkü biz onu masadan kaldırmayacağız. Ama bir gerçek var ki Çin, dünya ekonomileri için her ülkenin hükümeti için büyük bir ekonomik problem. Bunu böyle kabul etmediğimiz zaman bunun altından kalkmak mümkün değil. Bizim Ankara'mızın dışında dünyanın her ülkesi Çin'in bu potansiyel ekonomik gücüne karşı vatandaşlarına olan taahhütlerini yerine getirebilmek için gümrük yönetimlerini büyük bir disiplin altında yöneterek Çin'in ithalatını frenleme yollarına gitmişlerdir. Bunu da nasıl yapmışlar?

Mesela Çin'in en büyük ticaret ortağı dört tane büyük ülke gözüküyor; Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kore ve Avrupa Birliği. Bu dört ülke aşağı yukan Çin ekonomisinin yüzde 70-80'ine yakın ithalat ve ihracatını alan ve satan ülke durumundalar. Yani, aldıklan kadar satmayı, sattıklan kadar da almayı prensip haline getirmişler. Bizim Ankara'mız böyle yapmıyor. Antalya'da yaptığımız seminerde Çin ekonomik güç olarak Türkiye'ye karşı bir önlenemez bir problem midir, yoksa başka büyük ülkelerin yaptığı gibi tedbirler alınarak hükümetler tarafından, ikili ticaret anlaşmalan sistemi içinde tutularak ekonomiye katkısı olabilir mi diye tartıştık. Bu tartışmada da gördük ki kısaca, Çin'i masaya bizim değil, Ankara'nın yatırması lazım.

UZUNOĞLU: Yatırmıyor mu efendim Ankara?

NARİN: Gücü var, fakat bunu yatıramıyor masaya. Ya da o kadar büyük masa bulamıyorlar...

UZUNOĞLU: Ama Çin'de 1.2 milyar insan yaşıyor. Yani dünya nüfusunun neredeyse yüzde 20'si. Dolayısıyla bunlan masaya yatırmak kolay değü... Hem askeri yönden hem de siyasi yönden güçleniyorlar Çinliler...

NARİN: Sİ2 rahmetli Yaşar Doğu'nun o dev gibi Ruslarla yaptığı güreşleri hatırlıyor musunuz? O koskoca devlerle güreşerek bizi 1950'li yıllarda dünya ve Avrupa şampiyonu yaptı. Demek ki büyüklük dert değil, önemli olan inanç ve teknikte.

Bu işin tekniği de basit, dünya ne yapmış? "Arkadaş, dünya fiyatlarından mal alırım" demiş. Yani, "çocuk işçi çalıştırmazsan, elektriğini benim aldığım fiyatlarla alırsan, sosyal şartların benim kriterlerimde olursa, hammadden böyle olursa senin fiyatın dünya fiyatıdır" demiş. Bu fiyatlarla sen gelip benimle rekabet edersen senin malını alırım demiş. Liberal ekonominin tarifide budur. Biz, bunu yapmayan bir ülke durumundayız. Bakın, Türkiye'ye suiistimal edilerek kanun dışı ithalat yapılıyor. Bir ATR belgesi var, mal Avrupa'ya gidiyor, ATR belgesi veriyorlar gümrükte. Hemen altına da basit bir belge ilave ediyorlar, Avrupa'da serbest dolaşım hakkı elde ediyor bu mal. Çünkü, Avrupa mal kendisine gelmediği için bunu vermekte sakınca görmüyor. Üstelik biraz da para alıyor. Bu ATR Belgesi ile Türkiye'ye giren maldan ise biz ne gümrük alıyoruz, ne denetliyoruz. Bir kere bu çok büyük bir yanlış. Bunun için en son toplantımızda da Ankara'da yöneticilerle, Sayın Bakan Kürşad Tüzmen'le mutabık kaldık. Bu malların menşe faturalarının ilave edilmesini istiyoruz. Yani Hollanda ya da İtalya eğer ATR belgesi veriyorsa, Hollanda fabrikasının faturasını istiyoruz. Bundan daha tabi bir hakkımız olabilir mi? Ama bu isteğimize karşı Ankara'daki lobiciler ve kanun dışı çalışanlar neler söylüyorlar. Yani kanun dışı çalışan bir ekonominin lobicileri, "efendim, bunu niye soruyorsun, anlaşmalara aykındır?" diyorlar. Bir vatandaşın, bir milletin menfaatine olan bir hadiseyi sen nasıl ikinci plana iterek ve o insanların haklarını ayak altına alarak çiğnersin.

Aynı şeyi Türki devletlerindeki ülkelere de yapıyoruz. Tür-ki devletleri bizim kardeşimizdir. Benim de köküm Altay'dan gelmiş. Altay'dan gelmiş ama, ben Türkiye'de doğan, Kayserili olan, İstanbul'da yaşayan, fabrikalan olan bir vatandaşım. Bu cumhuriyetlerde yaşayan kişiler, benim vatandaşımdan evvel gelebilir mi? Hayır. Oysa oralardan gelen mallara Türkiye'deki insanlardan öncelik tanınıyor bu da yanlış. Bir de dahilde işleme rejimiyle Almanya'da birkaç bin tane belge verilirken, biz senede 65 bin tane belge veriyoruz. Kime veriyoruz? Önüne gelene, 3 ay sonra bürosunu kapayana. Bütün bu mallar Türkiye'de kayboluyor. Bunu hükümetimiz de biliyor. Yeni disiplinler getirildi üç sene sonra, ne oldu? Yine her sene 1.5-2 milyar dolardan fazla herkes cebine kanunsuz parayı attı. Şimdi bütün bunların yanında bir de ilave hayali ihracat çıktı. Bu hayali ihracatı Sayın Başbakan'a arzettik, "doğrudur" dedi, Sayın Unakıtan'a söyledik "yapacağız" dedi, sayın Tüzmen'e dedik, "doğrudur" dedi. Herkes "doğrudur" dedi...

UZUNOĞLU: Ama icraat?

NARİN: İcraat yok. Herkes cebine yüzde 18'lik hayali ihracattan KDVyi koyuyor, benim sanayicim yatırım yapamıyor. Çünkü benim yapacağım malı ithal ediyorsun... Son üç senedir üretim artmadan ihracat artıyor; böyle bir kepazelik olur mu? Sonuçta insanlarına iş sahası açamıyorsun... Çin'dekiler ise yeni fabrika kuruyor. Kaç tane arkadaşım var, Türki devletlerine gidiyor fabrika kuruyor.

UZUNOĞLU: Maliyet avantajı sağlıyorsun çünkü.

NARİN: Benim Türkiye'deki vatandaşım vatandaş değil mi; neden bunu yapıyorsun'.. Bizim istediğimiz basit. Türk vatandaşını öne çıkarın... Herşeyde anlaşmalar önde olmaz. Onu imzalarken ben Türk vatandaşını öne almazsam neyin anlaşmasını yapıyorum? Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlan-nın menfaatini korumak için o anlaşmaya imza atıyorum. Menfaatimizi korumazsa o anlaşma geçerli olabilir mi? O yüzden biz diyoruz ki bizim problemimiz Çin ya da Türki devletler değil. Bizim problemimiz Ankara... Türk vatandaşının menfaatini, ekonomisini, yatırımcısını öne koyan kararlan Sayın Başbakan'ın talimatıyla bürokratlar mükemmel surette alırlar. Bunu diyoruz, fakat yapılmıyor. Yapılmamasının sebebi de, maalesef menfaat lobileri yapan ve kanunsuz çalışan insanlar.

UZUNOĞLU: Şimdi gayet güzel siz kendi derdinizi söylediniz. Çin'den 2.6 milyar dolarlık bir ithalatımız var. Kayıtdışını da katıp buna 5 milyar dolar diyelim isterseniz. Türkiye'nin ithalatı şu anda 65 milyar dolarların üzerine çıktı, ama bir konuyu da gündeme getirmek istiyorum. Gazeteleri açıp baktığımızda 4-5 sayfa yurt dışı tur ilanlan var. Şimdi 5 bin dolarlık bir ülkede eğer yurt dışı tur üanlan bu kadar yer tutuyorsa demek ki sizin paranızda bir sorun var demektir. Bir ülkede eğer dövizi olduğu noktanın altında tutarsanız, bu ithalatçıyı teşvik demektir. Dolayısıyla, bugün sizin başınıza Çin değil yarın başka bir ülke de dert olacaktır. O yüzden sadece ATR belgesi değil Ankara'ya dönüp maliyetleri de düe getirmemiz lazım. İsterseniz şu maliyetleri bir anlatın önce. Hem bu kur, hem de bu maliyetlerle; biz dünya ile rekabet edebilir miyiz?

NARİN: Şimdi, siz doların değerini nasıl hesap edeceksiniz; yurt dışına giden insanlann adediyle mi? Hayır. O olamaz tabi. Elektrik fiyatına bakarak da bu maliyet yüksektir de diyemezsin. Şimdi elektrik fiyatındaki yanlışlık geçmiş hükümetlerden kaynaklanıyor. Bir de SSK bordroları var. Efendim "onu bir puan daha artırın, bunu bir puan daha artırın" diye diye.

Türkiye'de hukuki istihdamı, hukuksuz sahaya kaydırma operasyonu meydana gelmiştir. Bu yüzden ben, Türkiye'de yapılan işlerin maalesef tamamında yanlış parmaklar olduğuna inanıyorum. Bilinmeden yapılan yanlışlıklar olarak görmüyorum. Çünkü bizim gelişmemizi istemeyen kim var? Türk vatandaşı olamaz. Bizim gelişmemizi istemeyen yurtdışındaki diğer güçler var... Atatürk Barajı yapılırken bir kuruş dış yardım alınamamıştır ve bütçe ile tasarruf edile edile, santim santim yapılmıştır. Demek ki Türkiye'yi psikolojik olarak baskı altında tutan kesimler var. Şimdi maliyetlerdeki hikaye de bu. Bize rekabet için kapıyı açtılar. "Elektriği 9 sentten al" diyorlar. Sen hükümet olarak 9 sentten alabilirsin, ama ihracatçı, sanayiciye 9 sentten satabilir misin diye düşünen bürokratın olması lazım. Bu memleketin yatırımda devlet politikası yok. Her dakika değişen vergileri var, inen çıkan kararlan var. İstikrarlı olmayan programlar var. Dolayısıyla, "dış yatırımcı niye gelmiyor?" dediğiniz zaman, Türkiye'ye dış yatırımcının gelmemesi için deli olması lazım. Dış yatırımcı deli mi? Hayır. Başka ülkeye gidiyor, niye bize gelmiyor? İşte bu zikzaklardan dolayı gelmiyor. Bunu düzeltecek olan nedir? Nasıl enflasyon yüksekken kimse maliyetlerin girdisini çıktısını konuşmuyordu, ama şimdi yüzde 10'lara düşmeye başlayınca herkes konuşmaya başladı. Neden? Çünkü artık dikkat çekecek yüzdeler çı-kmaya başladı. Faizi bir gecede yüzde 25O'ye çıkarırsan, ama şimdi 10'a 9'a düşürdüğünde daha fazla tesir yapmaz. Şimdi bizim maliyet girdilerimizde elektrik kadar SSK bordrolan var... Hammaddelerimizin tamamı dünya fiyatlarında değil... Pamuğu Türkiye'de Amerika'nın ithalatından daha pahalıya alıyoruz... Böyle bir şey olabilir mi? Buna karşın bazı arkadaşlarım menfaat elde ettikleri için Türk ipliği yerine gidip Çin'den iplik getiriyor. Daha ucuz; böyle kepazelik olur mu?

UZUNOĞLU: Daha ucuz, hiç fark etmez; bu kurla bu Çin'den alınmaz, gider Bulgaristan'dan alır, başka bir yerden alır?

NARİN: Çünkü elektrik fiyatı dünya standardında olan, işçilik maliyetleri, sosyal şartlan dünya standardında olan hiçbir yerde Türkiye'den daha ucuz bir şey elde edemezsin. Çünkü biz, hakikaten müteşebbis olarak aklın alamayacağı kadar becerikliyiz...

Türkiye yatırım yaptırmayan bir ülke oldu. İthalat yapan bir ülke durumuna geldi. Bu, dövizin ucuz olduğunu göstermez. İki tane kriter var burada. Hiç kimse yatırım yapamıyor;
para yok ki. Bütün bankaların parası devletin Hazine Bonolarına ve tüketici kredilerine gitmiş. Hiç bir bankanın kredisi yatırımcıya gitmemiş. Peki, bu memleketin vatandaşı nasıl para kazanacak? Yatırım yapamıyor, iş sahası yaratamıyor. O zaman dövize dayanıyor içeride mal satayım diye. Mal satarken de, yüzde 98'i getirmiş olduğu malın zaten Gelir Vergisi beyannamesini vermiyor. Hep zarar gösteriyorlar. Bundan daha iyi bir yaşama cenneti olur mu? Arkasında işçisi yok, elektrik faturasını ödeyip ödemedin diye problemi yok. Ödemediği zaman arkadan gelen müfettişi yok. Çünkü yüzde 60'ı kaçak ekonomide bütün müfettişler, yüzde 30'u da bizler gibi namuslu olan vatandaşların hesabını denetliyor. Bu müfettişler, her sektörde olan müfettişler, gidip de kaçak çalışan insanlan yakalamıyorlar, Bizlerle muhatap oluyorlar. Şimdi sistemin temelinde bu var. Yoksa "döviz ucuz, ondan ithalat yapılıyor", sözü yanlış. İkinci olarak bir tekstil fabrikasının yatırım maliyeti 50 milyon dolardan başlar. Kim 50 milyon dolar yatınp da bu parayı faizle alacak, krediyi alacak, bunu senelerce geliştirecek. Ondan sonra da Çin ile rekabet edecek, kapılan açık bir yerde. Biz diyoruz ki, sistemin temelinde dünya kurallan var. Dünya kurallan ile rekabet edemeyen herkes batmaya mahkumdur; bunu hiç kimse müdafaa edemez. Ama dünya kurallan ile mal ithal etmez de dünya kuralı dışında Çin'den gelen mala kapıyı açarsan o zaman da çökersin.
UZUNOĞLU: Ben onlara katılıyorum. NARİN: Bugün ithalatın artmasının sebebi bu. Her zaman turizm dövizi, ithalat ihracat dengesinin hesabı olarak başında girmez. Hep sonlarda girer. İkincisi, görülmeyen kalemler vardır her ülkenin, o kalemler zaten bu hesaplara girmez. Bizim basınımız o iki rakamı alıyor. Ama bir üçüncüsü de, kayıt dışı ekonominin yapmış olduğu, elde ettiği bir gelir vardır. Eğer o gelir olmasıydı zaten bu kadar tasarrufta para olmazdı. Sizin dediğiniz hesabın içine ben giremem. Benim o şekildeki bir teknik çalışmaya imkanım yok. Ama benim bildiğim şu: Yatırım yaptıramazsanız, yatırım yapma imkanlan memlekete veremezseniz, bankalarınıza hakim olamazsanız... Demek ki bu hesabı bütçenin içinde başka bir yerde mütalaa edip bankacılık sistemine yeni ekonomiye yapısal desteği olan bir sisteme getirmek lazım. Onu getirdikten sonra yatırım yaptırabilen ülke kazanır, yatırım yaptırmayan -Almanya'da olduğu gibi- ülke kaybeder. Almanya Çin'den mal alıyor, ambalaj yapıyor, satıyor ve batıyor.

UZUNOĞLU: Doğru. Ama biz Avrupa Birliği'ne giriyoruz.

NARİN: Biz Avrupa Birliği'ne girmeyeceğiz. Onlar bizi almayacaklar; almalan da mümkün değil. Hükümet AB konusunda görülmemiş bir performans içinde ama Avrupa Birliği bize gün verebilir. Ama bizi alması manasına gelmez. AB bizi neden almaz? Yunanistan'ın Makedonya ile Türkiye ile problemi vardır, eski Yugoslavya ile problemi vardı, Yunanistan'ı aldı; ona bir şey demedi. İspanya'nın Bask'larla problemi var, İngiltere'nin İrlanda ile problemi var. Onlara bir şey demiyor. Bir Malta, İstanbul'un dörtte biri bile değil. Devlet diye karşımıza çıkanyorlar. Şimdi bizim ne yapmamız icap eder? Avrupa standartlarını alıp, dünya standartlarına yakın bir düzen içinde Türkiye'mizin bürokrasisini, politikacısını, iş adamını ve maliyesini çalıştırmak hedefi olmalıdır. Bizin için kazanç budur.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2004 TÜTSİS      -      boratur.net