Bu Sayı
Editör'den
Güncel
NARİN: AB ile dostluk kavgamız 8-10 yıl sürer
NARİN: Bizi aralarına alan kazanır
TİSK'in XXII. Genel Kurulu Toplandı
Başbakan Erdoğan: "AB sürecini elele götüreceğiz"
AB yolunda dönüşüm noktası: 3 Ekim 2005
Asgari ücrete yüzde 10 zam
Çin'den tekstile yüzde 1.3 vergi
Gündem
Çin menşeli tekstil ürünlerine kota
Hukuk
ALT İŞVEREN İŞÇİSİNİN İŞE İADE DAVASI
(Karar İncelemesi)
ENGLISH
Summaries in English
|
Güncel
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin CNN Türk'te soruları yanıtladı:
"AB ile dostluk kavgamız 8-10 yıl sürer"

Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, AB ile
başlayacak müzakere sürecinde tarım dışında her konuda uzlaşmanın kolay olacağını söyledi. "Bu bir süreç meselesidir" diyen Narin "Bundan sonra, 8-10 sene kavga edeceğiz, ama anlaşmak için kavga edeceğiz. Diyalog kurarak bir yere gelmek için kavga edeceğiz. Yani bu bir tür dostluk kavgası olacak" dedi. Halit Narin, 17 Aralık'taki AB Zirvesi öncesi Ahu Özyurt'un hazırlayıp sunduğu CNN Türk'teki "Gece Görüşü" programında Avrupa Birliği ile ilgili sorulan yanıtladı. Sendikamızın Avrupa'daki gazetelere verdiği ve Türkiye'nin ekonomik gücünü anlatan ilanlara da değinen Narin, ilanlarda Türkiye'nin AB için fırsat olduğunu rakamlarla ortaya koyduklarını söyledi. Narin'in sorulara yanıtları şöyle:
ÖZYURT: Avrupa'daki gazetelere AB'ye niçin üye olmamız gerektiğini anlatan ilanlar verdiniz. Neden böyle bir yol denediniz ve etkisi nedir?
NARİN: Biz 1 milyon dolara yakın kendi öz kaynaklarımızdan para ayırdık ve 400 milyon Avrupalı'ya Türkiye ile ortaklığın onlara bir külfet getirmeyeceğini, bir katkıda bulunacağını rakamlarla izah ettik. Bunu yaparken de hiçbir devlet katkısı yok, hiçbir sübvansiyonu yok. Yaratmış olduğumuz müteşebbis gücün ortaya çıkardığı rakamlan onlara tarafsız olarak anlattık. Bizim yaptığımız araştırmaya göre 70 milyon vatandaşımızın 12 bin dolar civarında satın alma gücü var. Bu satın alma gücü 850 milyar dolarlık bir rakam ortaya çıkanyor ortaya ve bu rakamın da yüzde 60-70'ini Avrupalılarla paylaşıyoruz. Ekonomi olarak da, dünya istatistiklerinde dünyanın 14'üncü en büyük ekonomisiyiz. Herkes Türkiye küçüktür, zayıftır diyor. Öyle bir şey yok. Yatırım imkanı en rahat olan, demokraside de Avrupalılardan daha önde olan bir ülkeyiz. İlanlarımızda satır satır anlattık, "verimlilik var" dedik, "satın alma gücü var" dedik, "ekonomimiz en büyük" dedik ve "yatırım için en güzel fırsat" dedik. Türkiye AB için, AB de Türkiye için bir tarihi fırsattır dedik. Bunu siyasi ifadelerle zaten hükümetimiz AB'ye anlatıyor. Bizde Türkiye'nin ekonomik gücünü ilanlarla 400 milyon Avrupalıya anlatmaya çalıştık. Tayyip Bey'in yapmış olduğu, Sayın Gül'ün yapmış olduğu çalışmayı takdir
etmeyen Türk vatandaşı varsa o onun ayıbıdır. Yani bu kadar mükemmel, gayretli ve inançlı bir çalışma yapmak hakikaten hepimizi iftihar ettiren bir hadisedir. Biz iktidarların yanında iktidar olduğu sürece kalan tiplerden değiliz. Hele benim tipim hiç ona müsait değil. Ben doğru olanın yanında, yanlış olanın daima karşısında olan bir kimseyim. Büyüyen Türkiye'nin potansiyelini hükümetimiz Avrupa'ya anlatmaya çalışırken biz de üç dört tane basit rakamlarla anlatmaya çalıştık ve Avrupa'nın bütün ülkelerinde, en büyük gazetelerde üç gün devam eden yarım sayfa ilanlar vererek 400 milyona hitap eden bir sistem yarattık. Bundan da sendika olarak iftihar ediyoruz.
ÖZYURT: Aralarında Le Monde var, International Herald Tribüne de var galiba...
NARİN: Olmayan yok, Avrupa'da basılan belli başlı gazetelerin hepsi var. Fransa'da iki tane var. Avusturya, Hollanda, Belçika, Danimarka, İngiltere de var. Bütün bunlarda okuyan insanlar görecekler ki, memleketlerinin siyasetçilerinin söylediği lafların ötesinde Türkiye'nin gerçek rakamlarını tarafsız bir teşkilat olarak biz önlerine koyduk, "Gelin bu imkânlan beraber, paylaşalım, geleceğin Avrupa'sında siz Türkiye'siz, biz de Avrupa'sız bir yere gidemeyiz" dedik.
ÖZYURT: Müzakere süreci zorlu geçecek. Bu müzakere sürecinde, örneğin "siz ucuz iş gücü kullandınyorsunuz. Veya tarımda bu malları sizden almayız" diyecekler. Yani müzakere sürecinde hakikaten saç saça baş başa gireceğiz...
NARİN: Biz kavgayı severiz, ama onlar bizden daha kavgacı. Tarımın dışında her yerde anlaşırız. Tarımda anlaşmalarımız zor olur. Çünkü biz tarımı İspanya gibi, Fransa gibi ileri kademelerde yapamıyoruz daha. Bu bir süreç meselesidir; 8-10 sene zarfında da bu seviyeye mutlaka Türkiye gelecektir. Çünkü Türkiye her noktada önüne konan firsatlan en iyi değerlendiren müteşebbislere ve becerikli halkına sahip. Şimdi burada uzun süre sistemde münakaşalar olabilir, ama diğer yerlerde hiçbir zaman olmaz. Çünkü biz diğer yerlerde onlardan iyiyiz.. Onlar bir işkence diye tutturmuşlar. Peki kendi ülkelerindeki işkenceyi gazetelerine intikal ettirmiyorlarsa onlarda işkence yok manası mı çıkıyor? Bizde demokrasi var. Bizde bir yerde en ufak birşey olduğunda gazeteler feryat ediyor. İşte demokrasi bu demek.
ÖZYURT: Gümrük Birliği oylamasından bu yana Türk ekonomisi iki tane kriz atlattı. O zamandan bu yana nasıl bir yol kat ettik, nereye geldik?
NARİN: Gümrük Birliği'nde en önde gelen kavgacılardan bir tanesi de benim. Çünkü Avrupa Birliği'ne gireceğiz diye bu kavgayı yaptık. Bu Gümrük Birliği'nden en çok Avrupa istifade etti. Biz de Avrupa'dan istifade ettik, yani görgümüz, bilgimiz, onlarla diyaloglarımızda büyük mesafe aldık. Yani eski "Asyavari, Şarkvari" dediğimiz tip çalışma düzeninden Gümrük Birliği'ne, yeni bir dünyanın çalışma şartlarına girdik. Gümrük Birliği'ne girdiğimiz tarihten itibaren Türkiye'nin müteşebbisleri, büyük şirketleri anormal derecede büyüdü. Bugün Allah'a şükür Türkiye'de 100 milyonlarca dolarlık yatırımı rahatlıkla yapabilecek 100'den fazla müessese var. Bu Gümrük Birliği'nin bizden götürdüğüyle getirdiğini bir kenara bırakırsak, Gümrük Birliği geçen süreç içinde bize çok faydalı oldu. Bundan sonra nasıl olacak? Bundan sonra, 8-10 sene kavga edeceğiz, ama anlaşmak için kavga edeceğiz, diyalog kurarak bir yere gelmek için kavga edeceğiz. Yani bu bir dostluk kavgası olacak.
ÖZYURT: "Türkiye niye Avrupa'sız yapamaz, Avrupa niye Türkiye'siz yapamaz ama bir başka seçenek, bir başka formül de var" demiştiniz. Nedir o?
NARİN: Avrupa sanayi yatırımlarını bitirdi, sanayi yatırımı yapmıyor. Avrupa artık büyük projelerin peşinde de değil; teknoloji satarak ve teknolojiyi finanse ederek bir yere gelmek istiyor. Bu da kendi ülkesini kalkındırmaya yetmiyor, işsizliğe çare bulamıyor, sosyal dengelerde gelecek ümit vermiyor. Dolayısıyla Avrupa şu anda ticaret yaparak geçinen ülkeler grubu haline geldi. Üretmeden satıyor ve sonunda üretenler ona o malı vermezse, satacak ve yapacak bir işi de kalmayacak. Oysa Avrupa'nın karşısında Çin, Rusya ve Hindistan var. Bütün bu ülkelerin en becerikli, diyalog kurarak pazarlamasını yapacak, onların köprüsünü kuracak olan ülke de Türkiye. Demek ki, "düşen yıldızı olan ülkeler topluluğu" olan Avrupa, "yükselen yıldızı olan topluluğu" ise Rusya ile Çin. Bu iki ülkenin yıldızını daha da yükseltecek olan memleket de bizim Türkiye'miz. Şimdi Avrupa bu fırsatı kaçırırsa, Türkiye'nin lehine midir aleyhine midir diye uzun vadeli tartışmalara kapı açar. Ben olsam, ikinci alternatifi ilkine tercih ederdim; ama Atatürk olmasaydı. Çünkü Atatürk "Batı'ya" demiş. Ben Atatürk çocuğuyum, onun için Batı'yla diyalogumu her şeyin önünde tutarım.
ÖZYURT: Siz gerçekten öbür seçeneğin daha kuvvetli olduğunu düşünüyorsunuz?
NARİN: Öbür seçenek yükselen yıldız. Artık onların yapmış olduğu üretim, pazarlama sistemiyle Türkiye on misli daha fazla büyüyebilir, on senede düşündüğünü dört misli daha fazla ileri götürebilir. Çünkü bizde becerikli müteşebbis, atılgan ve cesur insanlar var. Kabuğunda kalamayan bir milletiz biz. Ama biz Avrupa'ya girdiğimiz zaman da bu iki tane ülkenin bütün imkanlarını Türkiye'ye getirip, bunu Avrupa'yla bütünleştirerek Avrupa'nın yükselen yıldızı biz olacağız. Biz onlarla Avrupa'nın büyüyen yıldızı, Avrupa'yı da büyüten,
yükselten bir yıldız ülke olabiliriz. Biz Avrupa'nın içinde yer alacağız. Müzakere sürecimiz de onların dediği gibi uzun olmayacak. Bizde bu beceri, inat varken 6-8 senede bitiririz. Ama Avrupa bizimle iki misli büyür. Rusya ve Çin'i de kendimize hedef olarak beraber yürüyecek olan bir ekonomik güç yaratırsak, ben Türkiye'nin geleceğini düşünemediğimiz rakamlarda müreffeh bir Türkiye olarak görüyorum. Çünkü biz kabına sığmayan 70 milyon insanız. Bizim zengin arkadaşlarımızın hepsine bakın, geçmişi 20-30 seneden fazla değildir. Zenginlerimizin hepsi bugün birer küçük-büyük holdingler seviyesine gelmiştir. Bu nasıl olmuştur? Tasarruflarımıza bakın, resmi tasarruf geçen sene 250 milyar dolardı. Bir o kadar da yurt dışında mutlaka vardır. Biz Türk milleti olarak 250 bankaya koymuşsak 250 milyar dolarda yastığın altına koymuşuzdur. Etti 750 milyar dolar. Bu parayı yaratmış olan bir ülke çocuklarının zayıf ekonomiden zengin ekonomiye geçtiğini düşünün büyük yaşam standardı getirecektir Türkiye'ye.
ÖZYURT: Şimdi siz "yatırım" diyorsunuz. Biz de hep iş adamlarına soruyoruz; hakikaten "iyi gidiyor mu" diye. Ama hala bazı tedirginlikler, soru işaretleri var?
Yani AB süreci başladığında dışarıdan doğrudan yatırım hemen gelmeyebilir, bazı şüpheler olabilir, "ucu açık" cümlesi olursa yabancı sermaye ürker, yatırım yapmaz diye konuşuluyor. Doğru mu bunlar?
NARİN: Doğru ama bunlar Türkiye'yi durdurmaz ki... Yani 1990'dan 2003'e kadar ne kadar kriz geçirdik, 1980'den sonra kaç defa kriz atlattık. 1971'den sonra kaç defa sıkıntıya girdik; hep ileriye gittik. Gitmemiz icap eden mesafeden geri kaldık, ama hep ileri gittik. Bizi kimse geri çekemedi. Güzel olan zaten bu. Bizi 5 senede bir hafif durduruyorlar, biz sonra Allah diyoruz bir daha ileri gidiyoruz, büyüyoruz.
ÖZYURT: Ama böyle arada bir yüzde 10 büyümeyelim de her sene yüzde 3 büyüyelim diye bir şikayet var.
NARİN: Hata ediyorlar.
ÖZYURT: Neden, peki?
NARİN: Her ülke yıllık büyümesini yüzde 7-8'e getirmek için kıyamet koparıyor. Ama bu şekilde büyümek için organize olmak gerekiyor. Lakin bizim başta gelen bir handikabımız var. Oda, bürokratlanmız, Sayın Başbakanın da dediği gibi müteşebbisin yanında değil. Onlar kanunlara o kadar sıkı sarılmışlar ki, o kanun çerçevesi içinde mevzuatlarla ve tefsirlerle istemeyerek frene basıyorlar; bu yanlış. Halbuki, frene basacaklan yerde mevzuatlan müteşebbisin, esnafın, halkın tercihine tefsir etseler, o mes'uliyetleri üstlerine alsalar, onun kavgasını yapsalar Türkiye yerinden fırlar gider. Ne için kanuna karşı sıkıştırılan bir müteşebbis yerine kanunla desteklenen bir müteşebbis grubunu yaratmayalım? Bütün dava bundan ibaret.
ÖZYURT: Özal döneminde öyle gitti değü mi?
NARİN: Özal döneminde öyle gitmedi, öyle söylendi. Bu iş bir mevzuat meselesidir. Bakın, bugün de yanlışlar var. Bugün her bakanlığın ceza sistemi ayndır. TEDAŞ'ta geç ödersen farklı, SSK'da geç ödersen farklı. Peki kim ödüyor bunlan. Kayıtlı ekonomi içinde çalışan namuslu müteşebbis, esnaf, çiftçi. Öbürü zaten kayıt dışında, yani esasında ahlaksız sektör. Ahlaksız sektör ceza almıyor, biz ahlaklı sektörler, ekonominin gecikmelerinden dolayı enflasyonun çok üzerinde, reel faizlerin çok üzerinde yük altına itiliyoruz. Zaten ödeyemediğimizden dolayı yük altındayken ikinci bir yük altında müteşebbis gücümüzü kaybedecek duruma geliriz. İşte bunu kanunen lehte teşvik edecek olan bürokratlanmızın müteşebbislerimize yardım etmesi lazım. Bu İnşallah olacak. Ama netice itibarıyla biz 400 milyon Avrupalı vatandaşa katkıda bulunuruz, hiçbir zaman yük olmayız. Onlar bizden alır, biz onlardan istemeyiz. Ve görüldü ki Gümrük Birliği'nde bunu yaptık, ticarette de bunu yapacağız. Biz Avrupa'nın kayan, aşağı doğru kayan yıldızını tekrar yukarıya doğru itecek olan Türkiye'nin gelecekteki fertleriyiz ve bundan da hepimizin iftihar etmesi lazım. Bence Avrupa'nın bizimle beraber yeniden bir kalkınma başlangıcı olması lazım. Tersi olursa, o onların kabahati olur.
|