Bu Sayı
Editör'den
Güncel
NARİN: AB ile dostluk kavgamız 8-10 yıl sürer
NARİN: Bizi aralarına alan kazanır
TİSK'in XXII. Genel Kurulu Toplandı
Başbakan Erdoğan: "AB sürecini elele götüreceğiz"
AB yolunda dönüşüm noktası: 3 Ekim 2005
Asgari ücrete yüzde 10 zam
Çin'den tekstile yüzde 1.3 vergi
Gündem
Çin menşeli tekstil ürünlerine kota
Hukuk
ALT İŞVEREN İŞÇİSİNİN İŞE İADE DAVASI
(Karar İncelemesi)
ENGLISH
Summaries in English
|
Güncel
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Narin; 17 Aralık Zirvesi öncesinde CNBC-e'ye konuştu:
"Bizi aralarına alan kazanır"
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, 17 Aralık'taki AB Zirvesi öncesi yaptığı değerlendirmede, Türk milletinin Avrupa birliği'ne heyecan, para ve şevk getireceğini belirterek "Bizi alan kazanır" dedi. 3 Aralık'ta CNBC-e'de katıldığı "Ekonomi Dosyası" programında Tamer Coşkun'un sorularını yanıtlayan Narin, Avrupa Birliği'ne karşı alternatif ekonomilerin gözardı edilmemesi gerektiğine de dikkat çekti. Narin programda hükümete de "Vergi almanın yolu vergi verene destek vermekden geçer. Vergi sistemini değiştirin" çağrısı yaptı. Narin'in Tamer Coşkun'un sorularına yanıtları şöyle:
COŞKUN: Öncelikle kutluyoruz sizi, Uluslararası Tekstil Sanayicileri Federasyonu'nun (ITMF) Başkan Vekilliği'ne seçildiniz. Bu sektör açısından önemli bir gelişme. Çünkü uluslararası arenada sesimizin biraz daha güçlü duyurulması konusunda etkiniz olacaktır. O yüzden şanslıyız diyorum ama sektör de sıkıntılarla birlikte gidiyor. AB yolunda sektörün konumu nedir, şu anda hangi şartlardadır?
NARİN: Şimdi benim ITMF'ye ikinci başkanı olmam Türkiye'nin sesini duyurmak bakımından güzel birşey ama Türkiye'de de bir tekstil sektörü var mı yok mu diye tartışmaya açmak lazım. Şimdi AB yolunda güzel adımlar atılıyor. Hükümetin Avrupa Birliği'ne girme konusundaki temposunu her Türk vatandaşının tereddütsüz bir kere takdir etmesi lazım. Yani görülmemiş yenilikler yapılıyor ve inşallah neticesini alacağız diye ümit etmek istiyoruz...
COŞKUN: Karamsar mısınız?
NARİN: Ben karamsar değilim, karşımdakileri iyimser görmüyorum. Çünkü, bizim hükümetimizin ve Türk milletinin tabiatındaki iyi niyet, inanç ve samimiyeti karşı tarafta bugüne kadar göremedik. Ama Avrupa Birliği bizim geleceğimiz için emniyetli olan bir supaptır, rahmetli Atatürk'ümüzün de Batı'yla bütünleşme talimatıdır. Ama Avrupa Birliği alternatiflerini de düşünmeliyiz. Çin'de Şangay şehrini bundan önce 10-15 sene evvel görmüştüm hiçbir şey yoktu. Şimdi Şangay şehri şu anda New York'takinden daha fazla yüksek binalara sahip bir şehir olmuş, 5 sene sonra New York'u ikiye, üçe katlayacak. Her zaman karşısında olduğum, gelişen bir Çin ve Rusya ekonomisi var. Şu
anda ekonomisi yok ama, potansiyeli var. Yani Avrupa Birliği'nin alternatiflerini düşünmeden, AB ile bütünleşmeye hepimiz heyecanla bakıyoruz. Ama AB'de şayet bir yanlışlık olursa hükümetimizin, geleceğin ekonomik potansiyeli olan Çin ve Rusya'yla da büyük bir işbirliğine girmeyi düşünmesinde çok fayda görüyorum. Çünkü, büyüyen ekonomi küçülen ekonominin üzerine çökecektir. Yani Avrupa Birliği'nin üzerine gelecektir, onun ağırlığı altında ezecektir. Avrupa Birliği ancak bizi alarak büyüyebilir. Çünkü bizde 70 milyon müteşebbis insan var, heyecanlı, geleceğe ümitle bakan insan var. Her ülkede olmayacak kadar ciddi ve akıllı, bilinçli insan var. Bu insanları dışlamak isteyen bir AB'nin geleceğini çok karanlık görüyorum ve parlak da görmüyorum üstelik. Şayet AB yolunda bir terslik olursa, ikinci bir alternatifi kafamda düşünmek istiyorum. AB'nin basından duyduğumuz yanlışları bizden istemesine üzülüyorum. Çünkü bizi anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar...
COŞKUN: Peki biz anlatabiliyor muyuz?
NARİN: Şimdi, mektepteyken "biz akıllıydık, hocamız aptaldı" diye bir laf söyleyemezsiniz. İkili diyaloglar içinde iki tarafın birbirine yakınlaşma mecburiyeti var. İtici değil, dine dayalı, geçmişe dayalı değil, geleceğe dayalı mantık olması lazım. Avrupa Birliği'nden, geleceğe dayalı 70 milyon vatandaşın müteşebbis gücünü ikinci plana ittiği ve bunu dinin arkasına sakladığı ve Batılılaşmayı bize layık görmediği bir mantık çıkmaya başlıyor. AB bize "Siz Avrupalı değilsiniz" diyor. Avrupalı de-ğilsek o zaman Asyalıyız, biz de Asya'da yerimizi alırız. Ama bizim güvencemiz, medeniyet olarak daha ileride olduğunu şu gün kabul ettiğimiz Avrupa'yla bütünleşmektir. Olmazsa alternatif bulunur. Netice itibariyle dünyanın sonu değildir. Avrupa bizi kabul etmezse -ki çok ayıp bir şey, yanlış bir şey yaparlar- Türk milletinin becerisiyle biz lüzumlu olan şeyi yaparız.
COŞKUN: Alternatif modeller gündeme geliyor. Şartlı kabul gibi...
NARİN: Kopenhag kriterlerini aynen yerine getiren bir Türkiye'nin karşısına yeni kurallar çıkmaması gerektiğini Sayın Başbakan da durmadan söylüyor. AB'nin "Siz vazifenizi yaptınız, bundan sonra siz üyelik müzakereleri sırasında çıkacak olan şartları da geliştirmeniz şartıyla tarih veriyoruz" demesi lazım. Ama ""Hayır, ayın 17'sinde yeniden bakacağız" deniyor. Kriterleri yerine getirmiş bir insanın nesine bakacaksınız? Bütün millet olarak vazifemizi yapmışız, hatta daha evvel de Gümrük Birliği anlaşmasını yaparak tam üyelik yolunda olmayacak fedakarlık göstermişiz.
AB halen Gümrük Birliği'nden sonra, "Kıbrıs'ı tanıyın, ondan sonra müzakere yapalım" diyor, "Kıbrıs'ı tanımanız da sizin üye olmanız manasına gelmez" diye de şart koyuyor. Bu Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni, milletini siz ne zannediyorsunuz? Hükümetimiz burada yüzde yüz haklı. Hükümet milletin de yanında olduğundan emin bir adımla bu işi rahatlıkla yerine getirmelidir.
Ama bu yeryüzünün de mutlak surette bir ekonomi politikası var. Türk milleti olarak Avrupa Birliği'ne heyecan, para ve şevk getiririz. Ama bu şevki fazlasıyla ve ihtiyacı olan Rusya'ya ve Çin'e de getirebiliriz. Çünkü orada olmayan hasletler bizde var. Bizim becerilerimizle onlar daha hızlı büyürler, daha güçlü olurlar. Tabi onların gücünden de biz farklı şekilde istifade ederiz. Bu Avrupa'nın tercihidir, ya bizimle büyüyecekler, ya biz iki büyük ülkeyle büyüyeceğiz. Ama biz her halükarda Türkiye olarak büyüyeceğiz. Türk devleti büyüyecek, insanları güçlenecek, ekonomik gücü artacak; ama bizi alan da kazanacak.
COŞKUN: Gücü artacak diyorsunuz ama baktığımızda,
vergi gelirlerinin büyük bir bölümü yatırıma gitmiyor. Yani yatırım anlamında büyüme yok. Bu şekilde büyüme nasıl sağlanacak?
NARİN: Şimdi, Başbakan Yardımcımız, ekonomiden sorumlu iki bakanımız üç yıllık ekonomik planı açıkladı. Ama yeni bir sual sormadılar kendilerine... Yani, Türkiye gümrüklerini kontrol edemediği için, AB'den Gümrük Birliği dolayısıyla sahte belgelerle Uzak Doğu'dan gelen kaçak malları Türkiye'ye geliyor. Sonra da bu mallar ihraç ediliyor. Türkiye'nin ihracat rakamlarının bu şekilde büyüdüğünü niye görmüyorlar? Neden bu kaçakçılığın temelinde yatan KDV rakamını indirmiyorlar?
COŞKUN: Daha önce yüzde sekize indirilmesi konusunda bir mutabakat vardı...
NARİN: Sayın Unakıtan mutabık, ekonomiden sorumlu bütün bakanlar mutabık. Hangi kuvvet bu 18'i indirmeyin diyor? IMF de "Bizim böyle bir tavsiyemiz yok" diyor. Yatırıma paranın gitmemesinin sebebini KDV'de aramak gerekir. Çünkü, fiilen yapılmayan bir kazanç rakamı Türkiye'de konuşuluyor; bir kere bu çok yanlıştır. Bence Başbakan'ın buna bir yumruğunu vurması lazım. Ama maalesef, bizim birkaç tane teşkilat başkanımız bunun tersini söyleyerek bazı grupların menfaatini desteklediğini de zaman zaman kendi içimizden duyuyoruz ve çok üzülüyoruz. Yatırımı teşvik etmenin, 1 milyon 600 bin insanın işsizliğine çare bulmanın yolu sanayiciyi kalkındırmaktan geçer. Türkiye'de 80'e yakın banka vardı, şimdi 10-15 tanesi kaldı. Bunların yaptıkları bütün suiistimaller, yolsuzluklar bizim halen hayat mücadelesi, yatırım mücadelesi yapan sanayicilerimizin, bizlerin üzerinde kaldı. Bunlar ceza görmüyor, bizim sanayicilerimiz bu parayı öderken eziyet çekiyor, becerisini sıfırlara indiriyorlar. Bunlara da bir çare bulmak lazım. BDDK'nın yapmış olduğu bazı atılımlarla sanayiciyi kalkındırmak mümkün değil. Bazıları için geçerli, doğru; ama biz 70 küsur bankanın, devlet denetimini istismar eden bankaların idarecilerinin hesaplarını verdirmedikten sonra, devletin murakıpları bu hesabı sormadıktan sonra, bütün bunun mali külfetini benim müteşebbis arkadaşlarımın ödemesine yöneldikten sonra bu memlekette işsiz 1 milyon 600 bin kişiye istihdam yaratacak yatırımın oluşması mümkün gibi gözükmüyor. Ayrıca vergi almanın yolu vergi verene destek vermekden geçer. Vergi vereni sıkıp da onu boğmaktan geçmez. Vergi vereni besleyin. Saksıda çiçeğiniz varsa, su vermezseniz çiçek açar mı, ağacınız meyve verir mi? Şimdi bu sistemi değiştirmek lazım. Bizim müteşebbisimiz, milletimiz yatırım yapar, ama yeter ki o ortamı sağlasınlar ve saksıya da su vermeyi ihmal etmesinler.
|