Bu Sayı
Editör'den
Güncel
NARİN: AB ile dostluk kavgamız 8-10 yıl sürer
NARİN: Bizi aralarına alan kazanır
TİSK'in XXII. Genel Kurulu Toplandı
Başbakan Erdoğan: "AB sürecini elele götüreceğiz"
AB yolunda dönüşüm noktası: 3 Ekim 2005
Asgari ücrete yüzde 10 zam
Çin'den tekstile yüzde 1.3 vergi
Gündem
Çin menşeli tekstil ürünlerine kota
Hukuk
ALT İŞVEREN İŞÇİSİNİN İŞE İADE DAVASI
(Karar İncelemesi)
ENGLISH
Summaries in English
|
Güncel
AB yolunda dönüşüm noktası: 3 Ekim 2005

Brüksel'de 17 Aralık'ta yapılan AB Liderleri Zirvesi'nden Türkiye ile müzakerelere 3 Ekim 2005 tarihinde başlanması karan çıktı. Böylece Türkiye, 45 yıllık özleminde tarihi bir dönemeci de geride bırakmış oldu. Zirveye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın liderlerle yaptığı çetin pazarlıklar damgasını vurdu. Erdoğan'ın Kıbns konusundaki resti sonrası uzlaşma sağlandı ve Türkiye, Avrupa Birliği ile giriştiği diplomasi savaşından istediğini alarak çıktı. Zirve sırasında bir ay önce AB Dönem Başkanı Hollanda'nın zirve sonuç bildirgesi için hazırladığı ilk taslak 4 kez değiştirildi. Pazarlık süreci ise 16 Aralık sabahı Başbakan Erdoğan'ın, "kırmızı çizgiler"in altını çizmesi ve taviz vermeyeceğini tekrarlamasıyla başladı. 16 Aralık akşamı ise 25 ülkenin liderleri, Türkiye ile müzakerelerin başlaması konusunu masaya yatırdılar.
Ancak liderler, Rum Lideri Papadopulos'un "dayanışma" isteğini "haklı görüp", "Türkiye, tanımadığı bir ülke ile nasıl müzakere yapacak? Kıbrıs'ı tanımalı" tezini kabul ettiler. Bu karan ise
İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi açıkladı. Berlusconi, Türkiye'ye üyelik müzakere tarihi olarak 3 Ekim 2005'in verildiğini, ancak Ankara'dan bu tarihe kadar, "Kıbnslı Rumları tanımasının beklendiğini" söyledi. Bu şart, bildiri metnine de aynen girdi. Bu karar Türk heyetinin kaldığı otele iletilince Başbakan Erdoğan başkanlığında yapılan toplantıda, bu paragrafın, Türkiye'yle müzakereye başlamak için sadece Kopenhag kriterlerini gözönüne alacağını söyleyen AB'den "ekstra şart" olarak yorumlandı. Bunun üzerine Erdoğan, yanına kalabalık bir heyet alarak, AB zirvesinin yapıldığı binaya giderek AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkanende ile görüştü. Balkanende, "25'ler olarak bu karara vardık. Kabul etmenizi bekliyoruz" derken Erdoğan, Balkanende'ye, Kıbrıs şartını 3 Ekim 2005'ten sonra görüşmeyi teklif etti. Ancak Balkanende'nin isran üzerine Erdoğan'ın, "Siz, 600 bin Rum'u, 70 milyon Türk'e tercih ettiniz. Ben bunu 70 milyon vatandaşıma anlatamam" dediği öğrenildi. Sabaha kadar süren pazarlıklar sonrasında ilerleme sağlanamayınca devreye AB'nin diğer üyeleri girdi.
Bu kez Berlusconi, Schröder, Blair ve Erdoğan ile Balkanende'nin yerine dönem başkanlığı adına Dışişleri Bakanı Bot biraraya geldi. Toplantıda Erdoğan, böyle bir metni kabul etmesinin kendisini düşüreceği zor durumu anlattı. Tam bu anda, CHP lideri Baykal'ın Ankara'da karar metnini, "yerden yere vuran" ve Erdoğan'a 'müzakereleri dondur' çağrısı yapan çıkışı geldi. Erdoğan bunun üzerine "Türkiye'ye bu metinle dönemem' diye rest çekti. Avrupalı liderlere, 'Tutumumu basın toplantısı ile açıklayıp, Brüksel'den ayrılmayı planlıyorum' dedi. Başbakan bu restini, Conrad otelindeki hareketlilik ile de somut-laştırdı. Kurmayları, Erdoğan'ın Brüksel saati ile 14.00'te basın toplantısı yapacağını açıkladılar ve toplantının 'tarihi' olacağını vurguladılar. Başbakan Erdoğan'ın resti etkisini gösterdi. Daha sonra yaşanan mekik diplomasisi sırasında Başbakan Erdoğan "Hiçbir yazılı metin imzalamam. Hiçbir yazılı güvence vermem" ısrarını sürdürdü. Blair'in, "protokolü imzalamak için sözlü niyet beyanında bulunsanız" önerisini, kurmayla-nyla değerlendiren Başbakan Erdoğan, "Bu olabilir" yanıtını verdi. Ancak bu durumu Rum tarafı kabul etmeyince AB liderlerinden Rumlara "Sorunu kilitlemeyin" uyarısı geldi. Başbakan'ın sözlü taahhüt önerisi liderler tarafından da kabul edildi. Böylece Türkiye 40 yıllık Avrupa macerasında önemli bir virajı döndü.
Zorlu süreç başlıyor
Böylece Brüksel'de sona eren AB zirvesinde alınan kararla katılım müzakerelerine 3 Ekim 2005 tarihinde başlayacak olan Türkiye'yi yoğun ve zorlu geçecek bir süreç de başlamış oldu. AB'nin bundan önce karşı karşıya kaldığı 5 genişleme sürecinden çıkarılan dersler göz önünde bulundurulduğunda, aday ülkenin müzakerelere ne denli hazırlıklı olursa sürecin o kadar hızlı ve sorunsuz ilerlediği sonucu ortaya çıkıyor. Müzakerelerin ne kadar süreceğine ilişkin standart bir süreden söz etmenin mümkün olmadığına işaret eden kaynaklar, her adayın kendi koşullan ve hazırlığı sonucunda farklı sürelerde müzakereleri tamamladığını belirtiyorlar. Örneğin bu süre, Avusturya, İsveç ve Finlandiya için sadece 13 ay sürerken, İspanya ve Portekiz katılım müzakerelerini 7 yılda tamamladılar. Müzakere sürecinde aday ülke için oldukça önemli kabul edilen bir diğer nokta da kamuoyu desteği. Aday ülkede üyelik konusunda büyük ölçüde uzlaşı bulunması, sürece de olumlu etki yapıyor.
Özellikle hassas konuların müzakere masası üzerinde olduğu dönemlerde, kamuoyu desteğinin önemli rol oynadığı belirtiliyor, hem aday ülkede hem de AB içinde kamuoyu desteği olduğu durumlarda sürecin tıkanmadığına işaret ediliyor. Müzakere sürecinde aday ülkenin olduğu kadar, AB'nin de tamamlaması gereken hazırlıklar bulunuyor. Müzakerelerin hızlı ya da yavaş ilerlemesinde en önemli sorumluluk aday ülkeye düşse de AB'nin müzakerelerin yürütülmesi aşamasında mekanizmalarını hızlı ve etkin işletmesi, sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından önem taşıyor. Türkiye-AB ilişkilerinin önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilen Brüksel zirvesinde, Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim 2005 tarihinde başlaması kararının alınmasının ardından, bugüne kadar "Kopenhag kriterleri" ifadesine alışkın olan kamuoyu, artık müzakere sürecine odaklanacak.
Genel olarak "Avrupa mevzuatına uyum" olarak görülen ve Avrupa Birliği hukuk sistemiyle politikalarına uyumlaşma anlamına gelen müzakere sürecinde, müzakere edilen konu, AB'nin ortaya koyduğu kurallar bütünü değil, aday ülkenin bu sisteme hangi yöntemlerle ve ne kadar süre içinde uyum sağlayacağı oluyor. Aday ülkedeki mevcut düzenlemelerde ne ölçüde değişime gidilmesi gerektiğine bağlı olarak bugüne kadar 13 ay ile 7 yıl arasında değişen
sürelerde tamamlanan müzakereler sonucu aday ülke, birliğin tarım, iletişim ve bilgi teknolojileri, çevre, ulaşım, enerji, taşımacılık, tüketici haklan, adalet ve içişleri, işgücü ve sosyal haklar, eğitim ve gençlik, vergilendirme, istatistik, bölgesel politikalar, genel dış ve güvenlik politikası gibi alanlardaki her türlü düzenlemesiyle kendi yasalarını uyumlu hale getiriyor.
AB ile aday ülke arasındaki müzakereler iki seviyede yürütülüyor. Üye ve aday ülkelerden bakanların katılımıyla yapılan hükümetlerarası toplantılarda temel pozisyonlar ve stratejiler ortaya koyulmakta, siyasi konular ele alınmakta. Teknik düzeyde yürütülen esas müzakerelerse üye ülkelerin AB Daimi Temsilcileri ve aday ülke baş müzakerecisi başkanlığındaki müzakere heyetleri arasında yapılmakta. Müzakereler genellikle "kolay" olarak kabul edilen ve kısa sürede sonuçlandırılması beklenen konu başlıklanyla başlatılıyor. Tüm konu başlıklarında müzakerelerin tamamlanmasının ardından, Komisyon, taslak Katılım Antlaşması'nı hazırlıyor, antlaşmaya son şekli hükümetlerarası konferansta veriliyor. Antlaşma, Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi'nce onaylandıktan sonra, üye ülkeler ve ilgili aday ülke tarafından imzalanıyor. Üyelikse Katılım Antlaşması'nın tüm taraflarca onaylanmasından sonra hayata geçiyor. Müzakerelerin ne zaman tamamlanacağının belirlenmesinde AB'den çok aday ülke belirleyici oluyor. Çok fazla şart veya ayncalık isteğiyle masaya gelinmesi, AB düzenlemeleriyle aday ülke mevzuatı arasında büyük farklar olduğu durumlarda müzakereler uzun sürebiliyor. AB'nin son genişlemesinde her bir adayın masaya 140 ila 200 arasında değişen sayılarda şartla oturması süreci yavaşlatınca, aday hükümetler taleplerinin sayısını azaltma yoluna gitmişlerdi. Örneğin, sürecin başında 150 ek taleple masaya oturan Macaristan, daha sonra bu sayıyı 50 ile sınırladı. Unutulmaması gereken bir diğer nokta da, bölümler altında yürütülecek müzakerelerin, bir bütün olarak kabul edilmesi gerektiği. Başka bir deyişle AB, Topluluk müktese-batının bölümleri üzerindeki müzakereleri geçici olarak kapatsa dahi, Topluluk müktesebatının tamamı üzerinde anlaşmaya vanlmadan, bölümler üzerinde anlaşmaya varılmış olmuyor.
|