Bu Sayı
Editör'den
Güncel
NARİN: Türkiye'de vergi vermemek için yarış yapılıyor
Dünya çapında 30 milyon işini kaybedecek
Abdülkadir Konukoğlu
İş Kanunu'ndaki aksaklıklar izlemeye alınıyor
IMF heyeti TİSK'İ ziyaret etti
Gündem
Asgari Ücret Komisyonu toplandı
Asgari ücret 318 milyon lira
Dornbirn Kimyasal Elyaf Kongreleri
İş dünyası bir duayenini daha kaybetti
2005 için sonun başlangıcı
ILO Konferansı
92. Uluslararası Çalışma Konferansı toplandı
Söyleşi
ÖZKAN: İçimizdeki Çinliler'le de savaşıyoruz
Firma
Saray Halı hedef büyüttü
Araştırma
2003 TEKSTİL MAKİNELERİ YATIRIMLARI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Hukuk
ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNDE MUVAZAA (Karar İncelemesi)
ENGLISH
Summaries in English
|
Güncel
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, TV-8'de Murat Birsel'in sorularını yanıtladı:
"Türkiye'de vergi vermemek için yarış yapılıyor"
Sendikamız Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, devletin vergi veren mükellefin yanında olması gerektiğini belirterek "Vergi veren adama mevzuattan dolayı eziyet eder de hiç vergi vermeyen adama hesap sormazsan vergi gelirini artıramazsın. Türkiye'de vergi vermemek için yarış yapılıyor" dedi. TV-8'de Murat Birsel'in hazırlayıp sunduğu "Gündemdekiler" programına konuk olan Narin "Herkes vergi verecek. İstedikleri kadar kızsınlar bana göre ithalatçılar vergi vermiyor" diye konuştu. Narin'in Murat Birsel'in sorularına yanıtları şöyle:
BİRSEL: Şimdi, ben size bakıyorum, birtakım teorilere inanmaya başladım. Siz hiç değişmiyorsunuz. İnsanlar için ortalama ömür 120'ye 140'a çıkacak deniyor. O zaman siz orta yaştasınız?
NARİN: 120'den sonra değişeceğim inşallah. Ama siz de 150'den sonra değişeceksiniz. Bu işin gerçeği bu. Biraz spor, biraz açık hava ve tabiatla ilişki kurarsan yıpranmak için bir gerekçe yok.
BİRSEL: Peki, uzun ömürlü baktığımız zaman, önümüzde yıllan nasıl görüyorsunuz. Türkiye daha iyi bir yere mi gidiyor? Birde sizin yaptırdığınız milli gelir araştırması var.
NARİN: Türkiye'de kurumlar, Türkiye'nin büyüklüğünü küçümseyen bir mantık içinde gelişiyorlar. O da bizim devletimizin, hükümetlerimizin kabahati. Türkiye'nin gücü kişi başıan milli gelire, gayri safı milli hasıla rakamlarına tam yansımıyor...
Türkiye çok enteresan bir yer. Yani Türkiye esnaf gibi. Esnaf, hiç kazandığı parayı söylemez. Hep "İşte ne olacak, tencerede pişiriyoruz kapağında yiyoruz" falan der. Türkiye de böyle esnaf ruhlu ve kendini daima fakir görmeye alışmış. Yani "ben böyle büyük rakamların adamı değilim", "Avrupalı benden daha büyük" demeye alışmış. Bir türlü Atatürk'ün mantığını kafasına sığdıramayan bir Türkiye olmuş. Oysa Batı benden geri. Avrupa'da görüyorsunuz en son rakamları, yatırım ve büyüme hızı yüzde l'in altında. Herkez Amerika'yı zengin sanıyor oysa orda bile çok fakir var. Sosyal sigorta kapsamında sadece 50 milyon insanı var. Peki, Türkiye'de ne var? Görüyorsunuz; 5 diyorlar 6 çıkıyor, 7 diyorlar 10 çıkıyor. Yani 70 milyon insan kalkmıyor. Ama hala 1986 yının kriterleriyle Türkiye'nin 2003 yılının gay-risafi milli hasılasını hesaplıyorlar. 2003 yılı için kişi başına milli geliri 3300 dolar olarak açıklıyorlar. Avrupa'da bu rakamlara bakıp bize "çok fakir" diyor. Oysa bu 5500 doların çok üstünde. Satın alma gücünü de söyleyeyim size; 12 bin 500 dolar. Ama DİE'nin rakamlan, kullandığı kriterden dolayı bunların çok gerisinde. Böyle bir ortamda Türk vatandaşı olarak, devlet olarak hepimiz "Rakamlarımın doğruluğunu arayarak bulayım ki, bu memleket Avrupa Birliği'nde dünyada borçlanma kriterlerinde daha iyi bir platforma otursun" dememiz lazım iken biz kendimizi gücümüzün altında gösteriyoruz.
BİRSEL: Siz bunu söylüyorsunuz ama vatandaş "O para
neredeyse bize haber ver" diyebilir...
NARİN: Basit bir örnek vereyim: Devlet Türkiye'de ortalama kirayı 50-60 doların altında düşünüyor. Aynca çiftçimizin, köylümüzün, koyununu, keçisini, tavuğunu milli gelir rakamı içine koymuyorlar. Rakamlar içinde yapı inşaat sektörünün, askeri satın alma ve yatırımlarının yarattığı katma değer de yok. Oysa biz bütün bu kriterleri topladığımızda Türkiye'nin satınalrna gücü paritesiyle 12 bin 500 dolarlık fert başına milli geliri var. Ayrıca Türkiye'nin 11 milyon insanı Belçika standardının üstünde 20 bin dolarlık gelire sahip. O yüzden "Efendim ben 1986 kriterine göre hesap yaptım böyle çıktı" diyerek Türkiye'yi küçültmek doğru değil.
BİRSEL: Peki neden? Devletin bir çıkan var mı bu işten?
NARİN: Hayır. Devletin burada ihmali var. Şimdi, o ihmali bakanlarımıza, Sayın Başbakan'ımıza götüreceğiz. Sanıyorum onlar da hesap yöntemini değiştirecekler ve tahmin ederim 2005. senesinde çıkacak olan istatistik rakamlarına yansıyacak. Böylece Türkiye şu anda 5 bin 500-6 bin dolar, satınalma gücüyle 12 bin 500 dolar kimi başına milli gelir rakamıyla ve 500 milyar dolar gayrisafi milli hasıla üretimiyle Avrupa'nın ihmal edeceği bir ülke olmaktan çok uzakta potansiyeli olan bir ülke olarak ortaya çıkacak. Birde Türkler'in yurt dışında 250 milyar dolar tahmin edilen bir parası var.
BİRSEL: Yani biz bayağı zengin bir ülkeyiz. Peki niye bu haldeyiz. Yollar niye bu halde. Vergi mi vermiyoruz?
NARİN: Bu vergiye dokunma, çünkü vergi işi çok karışık iş. Ama ben bir tek şey söyleyeyim: Devletin resmi rakamına göre yurtiçinde 250 milyar dolar tasarruf var. Hazine Bono-su'nda, bankalarda, şurada burada... Ali Babacan da "bir 250 milyar dolara yakın da dışanda vardır" diye tahmin ediyor ki doğrudur. Peki, bu 500 milyar dolar neyin fazlası? Türkiye'de üretilmiş gelirin tasarruf edilmiş ve bir kenara konmuş olan fazlası. 500 milyar dolan bir ülkenin fertleri tasarruf edip bir kenara koyabiliyorsa, bu ülkeyi 3 bin dolarlık göstermek kimin hakkıdır?
BİRSEL: Vergiye girmeyeyim mi? Toplanan paralar başka yerlere mi harcanıyor, yoksa biz mi vergi kaçınyoruz?
NARİN: Tabi, vergi verene eziyet edersen, anasından doğduğuna pişman edersen böyle olur. Vergi veren bilançosunu veriyor, hata yapıyor, hatadan dolayı ceza yiyor. "Oysa Avru-pa'daki gibi vergi idaresinin "Bunlan yanlış yazmışsın, şöyle yazacaksın, bundan fazla var, bundan eksik var" diye mükellefin yanında olması lazım. Çünkü vergi veren, devletin gelirini yaratan, baş tacı olan adamdır. Türkiye'de ise yaklaşım yanlış. Diğer taraftan hiç vergi vermeyenler, vergi mükellefi olmayanlar var. Şimdi, vergi veren adama mevzuattan dolayı eziyet eder de hiç vergi vermeyen adama hesap sormazsan olmaz. Türkiye'de vergi vermemek için yanş yapılıyor. Ancak vergi veren mükellef, hepimiz dahil, zaman geliyor bazı aylar SSK bordrosunu, muhtasan ödeyemiyoruz. Çünkü biz vergi veren mükellefiz, dünya kadar vergi var üzerimizde. Biz zaten yüzde 50 vergi veriyoruz. Yüzde 60-70 faiz geldiği zaman yüzde 80'e geliyor. Oysa vergi vermeyen bunu cebine atıyor. Ben vergimi o ay ödeyemediğim için cezalandınlırsam bunu gören vergi vermeyen adam ne der? Şimdi bakın, mükellef olmak için bürokrasideki bütün zorluklan yenmeye çalışmanız lazım. Her hükümet politikasında da geçmişten beri bürokrasiyi engel olmaktan çıkaracağız lafı vardır. Şaşmaz kural olarak böyle yazılmış, fakat bir türlü çıkartamıyorsunuz. İkinci şaşmaz kural; her bürokratın yaptığının hesabını soruyorsunuz, adamı mahkemeye veriyorsunuz. Şimdi, bürokrat ne yapsın?
BİRSEL: O yüzden onlar da imza atmıyorlar.
NARİN: Yapmasa, o zaman da biz şikayet ediyoruz. Yani, bir insana bence yetki veriyorsanız, yetkisini kullandığı sürece onu ondan mesul tutmamanız lazım. Hele mevkisi değiştikten sonra ona geriye dönük sual sormamamız lazım. Şimdi biz mükellef olmuşuz, dışandaki arkadaşlar bizle alay edip "Sen niye mükellef oldun" diyorlar. Demek ki bizden delisi yok. Şimdi, Sayın Unakıtan da bize bakıyor, "Ben bu kara tavuklan bir sayayım. Bunun içinde kaçanlar varsa onlan yakalayayım" diyor. Ama burada da bir tane, iki tane kaçan tavuk yok, memleketin yüzde 9O'ı kaçıyor. Biz içeride kalmışız. Bize bakacağına kaçanlarla ilgilen. O yüzden sistemi değiştirmek lazım.
BİRSEL: Yapacaklar galiba, biliyorlar bunlan, farkındalar herhalde.
NARİN: Yapıyorlar ama bir dahilde işleme rejimi ile Çin'den ithal edilen mallar var. Ama biz üç senedir, dahilde işleme rejimi vergi kaçakçılığı yaratıyor, mükellef vergi vermiyor diyoruz. Dahilde işleme rejimini kullanan insanlar elektrik faturası olmayan, SSK bordrosuyla işçi çalıştırmayan, kapasite raporu olmayan insanlar. Bunlar gelir vergisini kaçınyor. Bir de hayali ihracat yapıyor, yüzde 18 vergi iadesi alıyor. Şimdi, buna "hakkı müktesap" demek mümkün değildir. Vergi kaçakçılığının hakkı müktesebi olmaz. Bir hırsız yakalandığı zaman "Benim bu mahallede hırsızlık yapma hakkımdır" diyebilir mi? Neyse şimdi bu kararlar çıkıyor. Peki, kim durduruyor? Vergi vermeyen insanlar... Vergi veren insanla vergi vermeyen insanı aynı kefede, aynı mantıkla dinlersen, o zaman vergi mükellefi olan yatınmcı sayısını nasıl artıracaksın? Hükümet, hayali ihracattan dolayı vergi kaybımız var diyor. O zaman eski verilen dahilde işleme belgeleri de dahil inceleyerek bunu o gün kesmeniz lazım. Yani bir yandan da politikacıların baskıdan kendini vatandaş lehine arındırması lazım. Herkes vergi verecek. İstedikleri kadar kızsınlar bana göre ithalatçılar vergi vermiyor. İthalattan mahsup edilmek üzere her ithalatın değeri üzerinden yüzde 20 vergi alsam ve bunu da onun gelir vergisi yahut şirket bilançosunda verdiği zaman mahsup etme hakkını elde etsem sistemi kontrol ederim. Bunda bir ayıp yok ki. Ama ithalatçı 30-40 milyar dolar ithalat yapar ve vergi vermeyecek -istisnaları hariç- bir sistem içinde Türkiye'nin bu kadar hayati yatırımlarla ihracattan elde ettiği dövizi çarçur ederek, beyanname vermeden yok ederse, ben de vergi mükellefi Halit Narin olarak tabi itiraz ederim. Şimdi biz bunu hükümetlerimizin dikkatine çekiyoruz. Hükümetler politikalarında vergi kaçakçılığını, kayıt dışı ekonomiyi içine almayı prensip edinmişlerdir. Biz de kayıt dışı ekonominin küçük trib'lerini onlara söyleriz. Örneğin adamı SSK bordrosuna mahkum edip benden yüzde 50 vergi alıyorsun. Bunu benden alırken, kayıt dışında kalan adam bu yüzde 50'nin yarısını kazansa bordro içine girer mi. Enayi mi? Bir gerçek var ki bu SSK bordrosu üzerinde yapılacak vergi indirimi bütçe açığı yaratmaz aksine, bütçeyi kapatır. KDV'yi yüzde 8'e düşürmüyorlar. Niye? Çünkü kaçakçılar "ekonomi bozulur" diye tazyik ediyorlar. Niye ekonomi bozulsun? Vergi düştükçe ekonomi düzelir, vergi çıktıkça bozulur.
|