[ , ]    Sayı:299 Kasım 2004

TÜTSİS     Künye     Geçmiş Sayılar

Bu Sayı

 

Editör'den


Güncel

  Halit Narin'in en mutlu günü

  Devletin verimliliğini gençler yukarıya taşıyacak

  Bürokrasi yanımızda olsun Türkiye uçar

  Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplandı


Değerlendirme

  Türk tekstili için Çin bir tehlike midir?


Araştırma

  TEKSTİL SANAYİİ GELECEKTE NEREDE ÜRETECEK?


 ENGLISH

  Summaries in English

 

Araştırma


TEKSTİL SANAYİİ GELECEKTE NEREDE ÜRETECEK?

 

Prof.Dr.Işık TARAKÇIOGLU
TÜBİTAK Tekstil Araştırma Merkezi

 

İlkini 1986 yılında aynı salonda sunduğum "Tekstil Sanayii Gelecekte Nerede Üretecek" başlıklı tebliğlerimin herhalde en kısası bu olacak. Zira soru şeklindeki başlığın cevabı, son 5-10 yıl içerisinde çok basitleşti ve nihayet bir cümleye indirgendi: "Tekstil sanayii gelecekte ÇİN'de üretecek."

Şimdi bu çok büyük hakikat payı içeren soğuk, daha doğrusu tüyler ürpertici espiriyle ilgili bir iki hususu belirterek başlamak istiyorum bugünki tebliğime.

Tekstil ve konfeksiyon sanayiinde 2005 sonrasında beklenilen gelişmeler ve bunun bize etkisi bildiğiniz gibi öğleden sonraki panelimizin konusu. Yani bu konuyu bu işin gerçek uzmanları, yetkilileri öğleden sonra ayrıntılı bir şekilde açıklayacaklar, tartışacaklar. O nedenle ben sadece DTÖ'nün (Dünya Ticaret Örgütü'nün) konuyla ilgili olarak Hildegunn Kyvik Nordas'a hazırlattığı Rapor'a kısaca değindikten sonra, Türkiye'nin durumuyla ilgili şahsi görüşümü belirtmekle yetineceğim.

DTÖ'nün hazırlattığı raporun bana göre en ilginç yanı, yapılan projeksiyonlarda, 1 Ocak 2002'de bir grup kotanın serbest bırakılmasından sonra, Çin'in bu kategorilerdeki ürünlerinin fiyatlarını % 75'lere kadar varan oranlarda düşürerek yarattığı haksız ticaret uygulamasının hemen hemen hiç göz önüne alınmamış olmasıdır. Yani 2005 sonrası için yapılan tahminler, eğer Çin de kurallara uygun ticaret yaparsa ortaya çıkacak durumu yansıtmaktadır.


Tablo 1. Kotalar varken (önce) ve kaldırıldığında (sonra) AB ve ABD/ Kanada'nın tekstil ve hazır giyim iç tüketimi içerisinde ithalatın payı

Tablo 1 incelendiğinde kotaların kaldırılmasından sonra, eğer Çin'in haksız rekabeti olmazsa, ABD'de tekstil ithalatının toplam iç tüketim içerisindeki payının sadece % 0,6, AB'de de % 0,5 ; hazır giyim ithalatının payının da ABD'de % 11,2, AB'nde % 2,5 artacağı ortaya çıkmaktadır. Yani kotaların kalkmasının bu ülkelerin tekstil sanayileri üzerinde iç piyasada hiçbir olumsuz etkisinin olmayacağı; hazır giyimde ise, ABD hazırgiyim sanayiinin biraz olumsuz etkileneceği görülmektedir.

Şekil 1 incelendiğinde, kotalar kalktığında ABD'nin tekstil ithalatı içerisinde Çin'in % 11 olan payının % 18'e çıkacağı; buna karşılık AB, Meksika ve Diğer Amerikan Ülkelerinin paylarının 2'şer puan düşeceği görülmektedir.

Şekil 2 incelendiğinde, kotalar kalktığında AB'nin tekstil ithalatı içerisinde Çin, Endonezya ve Bangladeş'in paylan artarken; Türkiye, ABD ve G.Kore'nin paylarının düşecekleri görülmektedir.

Şekil 3 incelendiğinde, kotaların kaldırılmasının, Çin'in haksız ticaret uygulamalan olmasa da, en büyük etkiyi göstereceği pazarın ABD hazır giyim pazan olduğu görülmektedir. Bu Dün-ya'nın en büyük hazır giyim pazarında kotalar kalkmadan önce Çin'in % 16 olan payı % 50'ye, Hindistan'ın % 4 olan payı da % 15'e çıkacaktır. Bu iki ülke ile Tayland ve Sri Lanka dışında ise herkes kaybedecektir.

Şekil 4 incelendiğinde kotaların kaldırılmasının, Çin'in haksız ticaret uygulamalan olmasa da, AB hazır giyim pazarında da ciddi değişikliklere yol açacağı görülmektedir. AB 15'in hazır giyim ithalatı içerisinde Çin'in % 18 olan payı, kotaların kaldırılmasından sonra % 29'a çıkacaktır. Kotaların kaldırılmasından Çin'in yanında kârlı çıkacak diğer iki ülke Hindistan ve Bangladeş'tir. Geri kalan ülkeler ise, başta Türkiye olmak üzere olumsuz etkileneceklerdir.

DTÖ'nün son olarak hazırlattığı, bu Çin'in haksız ticaret uygulamalarını göz önüne almayan raporuna göre bile, kotaların kaldırılmasından en olumsuz etkilenecek ülkelerin başında Meksika, diğer Amerikan ülkeleri ve Türkiye gelmektedir. Türkiye 10 milyar $'ı geçen hazır giyim ihracatının % 70 kadarını AB'ye yapmaktadır ve kotaların kalkmasından sonra bu en önemli ihracat pazarındaki payı % 9'dan % 6'ya düşerek % 33'lük bir küçülme gösterecektir. Bana göre ise, Türk Tekstil ve Konfeksiyon Sanayii'nin yaşayacağı zarar bunun da çok üstünde olacaktır. Zira Çin 2001 yılı başında liberalize edilen kategorilerde korkunç bir haksız ticaret uygulamıştır ve ekonomisi müsaade ettiği, gücü yettiği sürece 2005 yılbaşında liberalize edilecek kategorilerde de aynı uygulamayı sürdürecektir.

Çin'in 2002 yılbaşında liberalize edilen kategorilerde ihracat birim fiyatlarını % 75'e kadar çıkabilen oranlarda kırarak, ihracatını % 360'a kadar çıkabilen oranlarda artırmasıyla ortaya çıkan endişelerle ilgili olarak bakınız AB Komisyonu Üyeleri Iükanen ve Lamy tarafından ortak olarak hazırlanıp tam bir yıl önce 29 Ekim 2003'te Komisyon tarafından kabul edilen "Genişlemiş Bir Avrupa'da Tekstil ve Hazır Giyim Sektörünün Geleceği" başlıklı Komünikasyon'da harfiyen ne deniliyor:

"Bu endişeler inkar edilemez, ancak AB'nin muhtemel herhangibir cevabının, AB ile Çin arasındaki ticari ilişkiler genel çerçevesi içerisinde düşünülmesi gerekir ve AB bu ilişkileri uyumlu bir şekilde geliştirmek istemektedir. Bu nedenle ticarette ortaya çıkabilecek herhangibir problemin, diyalog ve görüşmeler yoluyla halline öncelik verilmelidir. Böylece Çin'in, hızla büyüyen pazarlarını, AB ve kalkınmakta olan ülkeler ürünlerine açmaya devam etmesinin güvenceye alınması amaçlanmaktadır."

Gittikçe zenginleşen 2,5 milyarlık nüfusu ile Çin ve Hindistan, AB ülkeleri için son derece cazip ve önemli pazarlardır. AB, bu pazarlara girebilmesinin kolaylaşması için her türlü tavizi vermeye hazırdır. Zira verilecek tavizler, AB tekstil sanayilerinden ziyade, başta Türkiye olmak üzere, AB ile ticarette özel statüye sahip ülkeler tekstil sanayilerini ilgilendirirken, bu tavizlerin karşılığı olarak 2,5 milyar nüfuslu büyüyen Çin ve Hindistan pazarına girişin kolaylaşmasının meyvelerini toplayacak olanlar ise, sadece AB tekstil sanayileridir. Ne yazık ki pazara giriş kolaylaşsa da, Türkiye veya diğer özel statülü ülkelerin Çin'e satabilecekleri pek fazla moda-marka ve teknik tekstil ürünleri yoktur.

Peki bu durumda ne yapmamız gerekiyor ? Acil ve kısa vadeli önlemleri panelistlerimize bırakarak, izin verirseniz ben buradan tebliğimin asıl konusuna geçmek istiyorum. Üç yıl önce sunduğum VI. tebliğimin son kısmında aynen şunlan söylemiştim:

"Bana göre, Türkiye için durum açık, seçik meydanda. Ya Çin'le, Hindistan'la, Endonezya'yla, Pakistan'la vs. ile aynı kategoride, aynı kulvarda yarışmaya devam ederiz. O zaman kaybetmeye mahkumuz. Veyahutta, biz de üyesi olmaya çalıştığımız, gümrük birliğine gittiğimiz AB tekstil sanayilerinin gerçekleştirdiklerine benzer yapısal değişiklikleri yapmayı ve yeni rekabet üstünlükleri kazanmayı başarırız ve rakip olarak değil, birbirlerini tamamlayıcı ortaklar olarak onlarla birlikte aynı kategoride, aynı kulvarda koşarız. O zaman da, onlar hep kazanan taraf olduğuna göre, biz de kazanırız."

1986 yılında sunduğum ilk tebliğimden itibaren hep "1970'li yıllarda bir ara yoğun bir şekilde öne sürülen Sanayileşmiş Ülkelerin tekstil sanayiini uluslararası bir işbirliği ve iş bölümü çerçevesinde kalkınmakta olan ülkelere terk edeceği iddiasının, inanılmaması gereken bir masal olduğunu" savundum.

Daha ilk tebliğimde, Sanayileşmiş Ülkelerin, tekstil sanayilerinin rekabet gücünü artırmak için aldıklan önlemleri şu şekilde belirttim :

1. DEVLET MÜDAHALELERİ
1.1. İthalat Sınırlamalan
1.2. Sübvansiyonlar
1.3. Yerli Malı Kullanımını Teşvik Kampanya-lan
2. YAPISAL DEĞİŞİKLİKLER
2.1. Tekstil Sanayiinin Sermaye-Yoğun Bir Sanayi Dalı Haline Dönüştürülmesi
2.2. İşletme Büyüklüklerinin Değişimi (Belirli ürünler konusunda en yüksek teknolojik düzeyde ihtisaslaşan, fleksibilitesi yüksek, küçük ve orta büyüklükte işletmelerin önem kazanması)
2.3. Üretim Paletinin Değişimi (Modaya çok bağımlı, üretimi özel know-how gerektiren ve yüksek derecede kalite isteyen mamullerle, teknik tekstil ürünleri üretimlerine ağırlık verme)
2.4. Dışanda İşleme Tabi Tutma (OPT) Uygulamasının Yaygınlaştırılması
Bu uygulamaların sonucu olarak, son 20-25 yılda AB'de tekstil sanayii ölmemiş, hatta gerilememiş sadece yapı değiştirerek Dünya'nın en güçlü tekstil sanayii haline gelmiştir. 2003 yılında 23,1 milyar Euro'luk Birlik Dışı tekstil ihracatı ile AB, Çin'in önünde Dünya'nın en büyük tekstil ihracatçısıdır. Tablo 2'de AB tekstil dış ticaret fazlalığının son 16 yılda 1,2 Milyar Euro'dan 5,7 Milyar Euro'ya nasıl arttığı görülmektedir.

 

Tablo 2. AB tekstil (hazır giyim ve örme mamuller hariç) Birlik dışı dış ticareti (2004 yılında revize edilmiş rakamlar; Milyar Euro)

Alınan önlemlerden YAPISAL DEĞİŞİKLİKLER içerisinde 1 numara "Tekstil Sanayiinin Sermaye-Yoğun Bir Sanayi Dalı Haline Dönüştürülmesi"dir. Emek-yoğun klasik tekstil teknolojisi ile üretim yaptıklarında, el emeğinin ucuz olduğu ülkelerle rekabet etmekte zorlanacaklarını anlayan sanayileşmiş ülkeler, tekstil teknolojisini geliştiren ve üreten ülkeler olma avantajını en iyi şekilde kullanarak, teknolojide sağladıkları gelişmeler sayesinde 1960'lann sonlan ile 1980lerin sonlan arasındaki 20 yıl içerisinde, tekstil sanayiini Dünya'nın 4. ser-maye-yoğun sanayi dalı haline getirmeyi başarmışlardır.

Tekstil sanayiinin sermaye-yoğun bir sanayi dalı haline dönüştürülmesinde sağladıklan bu büyük başanya karşılık, sanayileşmiş ülkeler Allah'tan konfeksiyon sanayiinde aynı başarıyı sağlayamamışlardır. Bu hususla ilgili olarak 1992 yılında sunduğum III. tebliğde aynen şunlan söylemiştim :

"Konfeksiyon sanayiinde, model ve kalıp hazırlama, seri-leme, kesim resmi hazırlama, kesim... gibi dikim öncesi işlemlerle, taşıma, ütüleme ve ambalajlama... gibi dikim sonrası işlemler, bugün büyük ölçüde bilgisayar destekli (CAD), hatta bilgisayar entegre üretim (CİM) olarak yapılabilmektedir. Ancak özellikle dikim öncesi işlemlerde sağlanan bu gelişmeler el emeğinden tasarruftan ziyade, sürelerin kısalması, firelerin azalması ve kalitenin artması konularında faydalı olmuştur. Konfeksiyon sanayiinde en emek-yoğun işlem olan dikim işlemlerinde ise, dikiş makinelerinin hızlarının artması önemli bir avantaj sağlamamıştır. Zira dikim işlemlerinin sürece ancak % 10-30 gibi düşük bir kısmını gerçek dikiş işlemleri, yani iğne ve ipliğin kumaş içerisindeki hareketi oluştururken, esas zamanı "handling" olarak nitelendirilen, kumaş parçalarının ve aksesuarlarının düzgün ve doğru bir şekilde dikişe hazır pozisyona getirilmesi işlemleri almaktadırlar.

Kumaşların, metal, tahta, plastik, cam, seramik... gibi malzemelerden farklı olarak, şekil stabilitesine sahip olmamaları nedeniyle, dikim sırasında "handling" işlemlerini gerekli düzgünlük ve güvenirlikte yapabilecek robot veya benzeri sistemlerin geliştirilmesi, , başlangıçta ümit edilenden daha uzun bir zaman alacaktır. Yani dikim işlemleri emek-yoğun karakterini daha bir süre koruyacaktır."

Gerçekten de bugüne kadar bu konuda önemli bir gelişme sağlanamamıştır. Ama bu durum AB'deki dostlanmızın hoşuna gitmemektedir. AB'de, 1 Mayıs 2004'te gerçekleşen genişleme ve 1 Ocak 2005 sonrası gerçekleşecek olan kotaların kalkması sonrası döneminde Tekstil ve Hazır Giyim Sanayii için strateji belirlemek üzere oluşturulan "Tekstil-Hazır Giyim Yüksek Düzey Grubu"nun 16 Temmuz 2004 tarihinde yayınladığı "Rapor & İlk Tavsiyeler" belgesinde "Euro-Med (yani Avrupa-Akdeniz) Serbest Ticaret Alanı oluşturulması çalışmalarının hızlandırılması" tavsiyesinden sonra ikinci sırada yer alan öneri, "Konfeksiyon sanayiinin emek-yoğun bir sanayi dalı olmaktan kurtulması için köklü teknolojik gelişmelerin sağlanmasıdır" ki, bu da yine handling işlemlerini de gerçekleştirebilecek dikim robotlarının geliştirilmesinden başka bir şey değildir.

Bir yandan "650 milyon insanın yaşadığı ve 7 milyona yakın insanın tekstil ve konfeksiyon sektöründe çalıştığı bir Pan Avrupa-Akdeniz Alanı'nın gerçekleşmesi en büyük önceliğimizdir" diyeceksin, diğer yandan da "AB'ye yeni üye kabul ettiğin veya aday dediğin Avrupa ülkelerindeki ve söz konusu Akdeniz ülkelerindeki 3 küsur milyon konfeksiyon işçisini işsiz bırakmak için, konfeksiyon sanayiini de bir an önce tekstil gibi sermaye-yoğun bir sanayi dalı haline dönüştürmek üzere çaba göstermeli, bu konudaki Ar-Ge çalışmalarını en üst düzeyde teşvik etmeliyiz" diyeceksin. "Bu büyük bir ikiyüzlülüktür" dememek için, "Bu büyük bir çelişkidir" demekle yetineceğim.

1996 yılında konuyla ilgili olarak şunları söylemişim:

"Toparlarsak, dikim işlemleri yakın gelecekte emek yoğun karakterini kaybetmeyeceğinden, AB konfeksiyon sanayicilerinin, bu alandaki ARGE çalışmaları başarıya ulaşıncaya kadar su üstünde kalabilmek için bulduğu en iyi çözüm yolu, yerli üretimlerini azaltarak, yurtdışında fason üretim (OPT, PLV) yaptırmaları ve doğrudan ithal ettikleri de dahil ürünlerinin satışını gittikçe artan oranlarda bizzat kendilerinin gerçekleştirmesidir. Tasarımdan perakendeciye teslime kadar geçecek sürelerin de iyice kısalacağını gözönüne alırsak, AB konfeksiyon üreticilerinin yakınlarındaki el emeğinin nispeten ucuz olduğu Reformist Ülkelere ve Türkiye'ye olan ilgilerinin önümüzdeki yıllarda daha da artmasını beklemek gerekir".
Şimdi aradan geçen zaman içerisinde, o günlerde Reformist Ülkeler dediğimiz eski COMECON ülkelerinin Romanya ve Bulgaristan hariç hepsi AB üyesi oldular bile. El emeği onlarda da pahalanmaya başladı. Tahmin ettiğimiz gibi dikim işlemleri ise, halâ emek-yoğun karakterini kaybetmedi, ama 1 Ocak 2005'de korumalar tamamen ortadan kalkacak. Öyleyse dikim robotları geliştirilip konfeksiyon sanayiinde de tamamen avantajlı bir duruma gelininceye kadar su yüzünde kalabilmek için, acilen el emeğinin ucuz olduğu ve Avrupa'ya çok uzak olmayan yeni fasoncular bulunmalıdır. AB üyelerinin, Pan Euro-Med Alanı için acele etmelerinin, demek ki arkasında yatan asıl neden buymuş.

Tekrar ediyorum, ben AB'nin bu davranışını doğru bulmadığım gibi, stratejik olarak da yanlış ve tehlikeli buluyorum. Neden tehlikeli bulduğumu, 1992 yılındaki III. tebliğimin sonunda şu cümlelerle ifade etmiştim :

"Sanayileşmiş ülkeler tekstil teknolojisinde sağladıkları büyük gelişmeler sayesinde, kendi tekstil sanayilerini tekrar avantajlı duruma getirmeyi başarmışlardır. Bu başarılarıyla övünebilirler. Ama unutmamak gerekir ki, yerküremiz, telekomünikasyon ve ulaşımda meydana gelen gelişmelerle her geçen gün küçülmektedir. Bu küçülen Dünyada, zengin-fakir farklılığı küçülmeyip büyüdüğü, bazı ülkeler halâ yaşama, varolma savaşı vermek zorunda kaldığı sürece, tam bir huzur olmayacaktır. O nedenle diyorum ki, sanayileşmiş zengin ülkeler, keşke geri kalmış fakir ülkelerin tekstil sanayii sübobunu kapatmasaydılar."
Şimdi de diyorum ki, AB ülkeleri keşke son emniyet sübabı olan hazır giyim sanayii sübobunu da kapatmak için yeniden çaba göstermeye başlamasalar.

Niçin yanlış bulduğuma gelince : Türkiye Cumhuriyeti, AB ile Gümrük Birliği'ne girmiş ve AB'ye üye olabilmek için çok büyük gayret gösteren 70 küsur milyon nüfuslu bir ülkedir. Ülkedeki genç nüfus oranı AB ile kıyas edilemeyecek kadar yüksektir. Genelde kolay eğitilebilen bu genç nüfus iyi yönlendirilir ve kendilerine iyi iş imkanları yaratılırsa, bu Türkiye'nin ve sonuçta da Avrupa'nın gücü, işsiz kalırlarsa kabusu olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti'nin halâ en önemli, en büyük istihdam sağlayan sanayi sektörü tekstil ve konfeksiyon sanayiidir. Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa'nın en büyük tekstil ve konfeksiyon üretim kapasitesine ve şimdi sıkı durun, Dün-ya'nın aldığı ücrete göre en yüksek katma değer sağlayan işçilerine sahip ülkesidir. Bunu ben söylemiyorum, AB İşletmeler Genel Müdürlüğü'nün Tekstil ve Hazır Giyim Sektörü için 2001 yılında hazırladığı rapor söylüyor.

Söz konusu Raporun müellifi Werner Stengg, OETH'den temin ettiği verilerle her ülke için "Ücret maliyeti başına katma değer" rakamlarını "saat bazında" hesaplamıştır. Bunun için bir "işçinin bir saatte sağladığı katma değeri" işçinin saat ücretine bölmüştür. Yani "Ücret maliyeti başına katma değer" , bir işçinin 1 $'lık bir ücret maliyetine karşılık, kaç $'lık katma değer sağladığını göstermektedir.

AB, Dünya'nın en güçlü tekstil sanayiine sahiptir. AB tekstil ve konfeksiyon sanayiinin en önemli üstünlükleri:

yaratıcılık, inovasyon (güçlü Ar-Ge), ileri teknoloji ve yüksek kalitedir. Türkiye, Avrupa'nın en büyük tekstil ve konfeksiyon üretim kapasitesine sahiptir. Türk tekstil ve konfeksiyon

sanayiinin en önemli üstünlükleri: Dünya'da en ucuz işçilik (dikkat işçi ücreti değil!), kolay eğitilebilen genç nüfus, tecrübeli ve dinamik sanayiciler, esneklik, hızlı servis ve kalitedir.

AB ve Türk tekstil-konfeksiyon sanayilerinin rekabet üs-tünlüklerindeki mevcut farklılıklar, ortak politikalar ve stratejiler geliştirilmesi için bir engel olarak görülmemelidir. Tam tersine, bu durum birbirlerinin eksikliklerinin, zayıf taraflarının tamamlanmasını sağlamada kuUandabilirse, sinerjetik etki söz konusudur. Ancak unutulmamalıdır ki, ortaklıklar (işbirlikleri, iş bölümleri) bu işbirliğinin getireceği nimet ve külfetler dengeli bir şekilde paylaşıldığında başarılı olabilmektedirler. Artık AB'deki dostlarımızın hep kendi çıkarlarını ön planda tuttukları stratejilerden vazgeçerek, moda deyimle "Kazan-Kazan" modeli işbirliklerine yönelmeleri gerekmektedir.

İzninizle konuşmamın bundan sonraki kısmında, daha önceki konuşmalarımdan farklı olarak, sizlerle biraz dertleşmek ve belki de sizlerle vedalaşmak istiyorum. Emeklilik için yaş haddine göre 2007 Sempozyumuna da görevli olarak katılabilmem mümkün, ama o güne kadar kim öle, kim kala. Son sempozyumla bu sempozyum arasında ikisi de 70 yaşından genç iki ağabeyimi kaybettim. Allah bana izin verirse birkaç yıl daha çalışabilirim belki. Ama bu durumda bile, çalışabileceğim, birşeyler yapabileceğim zamanımın nasıl hızla azaldığını dehşetle izliyorum.

O zamanlar Türkiye'de tekstille ilgili herhangi bir yüksek öğrenim yapmak mümkün olmadığı için, 1958 yılında Almanya'ya gidişim; yüksek öğrenimimi ve doktoramı en iyi derecelerle bitirdikten sonra gelen cazip tekliflere rağmen, yurtdışında kalmayıp Türkiye'ye dönüşüm ve Türkiye'ye döndükten sonra da sanayiden gelen teklifleri kabul etmeyip akademik kariyer yapma İsrarım sırasındaki hayallerimi düşünüp, bunlardan gerçekleştirebildiklerime baktığımda, azlığını görünce bayağı ürküyorum. Defteri kapatmadan önce birşeyler daha yapabilir miyim, gerçekleştirebilir miyim diye çabalayıp duruyorum. Ufacık bir umut ışığı gördüğümde, hah galiba hayallerim gerçek olacak, gözlerim açık gitmeyeceğim diye seviniyorum. Fakat ufak tefek gelişmelerin dışında, köklü hiç-birşeyin değişmediğini görünce de umutsuzluğa kapılıyorum. Sonra teslim olmak yok diyorum. Sen hocasın, gençlere örnek olacaksın, umut vereceksin, moral vereceksin. Bizim hayal edip yapamadıklarımızı onlar gerçekleştirecekler. Yılmak yok, son nefese kadar mücadeleye devam diyorum.

Biliyorum hissettiklerimi tam olarak ifade edemiyorum ve yine biliyorum bunların konuşulacağı yer de burası değil. Ama beni bu seferlik af edeceksiniz ve birkaç dakika dinleyeceksiniz.

II. Dünya Savaşı sırasında kaput bezinin karneyle verildiği; savaş sonrasında Amerikan yardımı olarak gelen kaput bezi nedeniyle, kaput bezinin adının halk arasında Amerikan bezi olarak değiştiği; Türkiye'de dokunan ham bezleri terbiye edebilecek yeterli kapasitemiz olmadığı içifı bunların Macaristan'a gönderilip bastırtıldığı yılları hatırlıyorum. Sonra 1970'li yıllardan itibaren önce pamuk iplikçiliği, daha sonra tüm tekstil ve konfeksiyon sanayimizin Avrupa'nın en büyük tekstil ve konfeksiyon sanayii haline gelişini yaşadım. 1966 yılında Alman Teknik Yardımı kapsamında Ege Üniversitesi'nde kurulan Türkiye'nin ilk tekstil mühendisliği bölümünde ilk Türk tekstil öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladım. Türkiye'de sanayileşmenin ve dışa açılma politikasının lokomotifi olan tekstil ve konfeksiyon sanayiine hizmet vermekten her zaman gurur duydum. Kendimi bir neferi olarak gördüğüm bu harikulade sanayinin ve öğrencilerimizin başarılarıyla mutlu oldum. Ama bu güçlü sanayinin, temelde yatan en önemli zaafı olan eğitim-öğretim ve Ar-Ge eksikliklerini bildiğim ve bu eksiksikler giderilmediği sürece başının dertten kurtulmayacağım, büyüdükçe, geliştikçe daha sık ve daha ciddi krizlere gireceğini öngörebildiğim için, bu mutluluğum hep buruk oldu.

Sonunda çok sevdiğim tekstil kimyası ve terbiyesi hocalığını ikinci plana atıp, tüm enerjimi, çabamı: bulduğum her fırsatta, her yerde, herkese "Eğitim-öğretim ve Ar-Ge'nin temel olduğunu. Gecekondu temeli üzerine gökdelen inşa edilemeyeceğini. Tekstil ve konfeksiyon sanayiinin bu temeldeki yetersizlikleri gidermeden yaşadığı aşırı büyümenin sağlıksız olduğunu anlatmaya" vakfettim. Ama ne yazık ki çok az insana inandırabildim.

Artık hepimiz biliyor veya hissediyoruz ki, bu büyük sanayi, yoluna böyle devam edemez. Yol ayırımına gelinmiştir : Benim Türkiye için son 2-3 yıldır her fırsatta tekrarladığım uzun vadeli yol haritası önerimde 3 husus ön plana çıkmaktadır :

1. Türkiye'nin, Dünya'da en büyük arz fazlalığının yaşandığı ve yaşanacağı sıradan, ucuz tekstil ürünlerinin üretimine ağırlık vermeye devam ederek, başta Çin ve Hindistan olmak üzere Asya, Afrika ve Güney Amerika ülkeleriyle rekabet etmeye çalışması, yapılabilecek en büyük hata olacaktır.

2. Türk Tekstil ve Konfeksiyon Sanayii'nin özgün tasarım, kalite, verimlilik, pazarlama ve dağıtım yeteneklerini daha da geliştirerek, üst sınıf modaya yönelik ürünler ve moda-marka ürünler grubuna yönelmesi şarttır.

3. Gelecekte giyenlere, kullananlara örtme ve süslemenin yanında, başta sağlık, güvenlik ve bilişim alanlarında olmak üzere, başka hizmetler de sunabilen çok fonksiyonlu, interak-
tif ve akıllı tekstil ürünlerinin üretimi ve kullanımı çok artacaktır. Dolayısıyla uzun vadede en cazip pazar, şu anda kuluçka safhasında bulunan "çok fonksiyonlu, interaktif ve akıllı tekstiller" pazarı olacaktır. Bu pazarın kaymağını yiyenlerin, bu bilgi yoğun ürünleri araştırıp geliştiren ülkeler olacağını da gözönüne alarak, Türkiye'nin hemen bu ürünlerin araştırılıp geliştirilmesine de başlaması şarttır.

Ancak, utanarak itiraf etmek zorundayım ki, Türk Tekstil ve Konfeksiyon Sanayii'nin şu andaki eğitim-öğretim ve araştırma-geliştirme ihtiyaçlarına cevap vermekten büe uzak olan, başta üniversiteler olmak üzere, Türkiye'deki mevcut tekstil eğitim-öğretim ve Ar-Ge kuruluşlarının, bu geleceğin tekstil ürünlerinin ve yüksek performanslı teknik tekstillerin araştırılıp geliştirilmesi konusunda başarılı olabilmesi mümkün değildir.

ABD, Japonya, AB ülkeleri, G.Kore... gibi ülkeler Gayri Safi Milli Hasalalarının % 2-3'ünü Ar-Ge faaliyetlerine ayırırlarken Türkiye'de ise bu oran sadece % 0,7'den de daha düşüktür. Ancak beni isyan ettiren husus, daha da acı bir gerçektir. Türkiye Cumhuriyeti'nin G.S.M.H.'nın % 10 kadarını tek başına sağlayan tekstil ve konfeksiyon sanayiinin, Türkiye'nin zaten anormal küçük olan Ar-Ge pastasından aldığı pay sadece % 1,5'tur. Hem "en büyük", "lider", "lokomotif' sektör diyeceksin, hem de iş Ar-Ge'ye gelince "Ne gerek var" diyeceksin. Olmaz ve zaten olmuyor.

Şimdi tüm ilgililere, yetkililere yalvanyorum. Ne olur tekstil ve konfeksiyon Ar-Ge'si, eğitimi-öğretimi için kaynak yaratın. Yıllardır birçok ortamda sunduğum ve son olarak da İTKİB'in düzenlediği Arama ve Karar Konferanslan ile Proje Detaylandır-ma Çalıştayı'nda kabul edilen "tekstil ve konfeksiyon ürünlerinin ihracat ve ithalatından % 0,1 Tik bir eğitim-öğretim ve Ar-Ge payı ayrılması" önerim uygulansa, 20-25 milyon $'lık ek bir kaynak oluşturur ki, bu da çok ciddi bir atılım sağlar.

Bu paradan veya herhangi başka bir kaynaktan 3-4 milyon $'i Ege Üniversitesine'tahsis edin, size, Avrupa'nın en önde gelen üniversiteleriyle sıkı bir işbirliği içerisinde, derslerinin çok büyük bir kısmının bu üniversitelerden gelecek misafir öğretim üyeleri tarafından verileceği, tez çalışmalarının kısmen Türkiye'de, kısmen bu üniversitelerde yürütüleceği ve böylece birinci sınıf Ar-Ge uzmanlarının yetiştirileceği, birinci sınıf Ar-Ge projelerinin gerçekleştirileceği bir Tekstil Enstitüsü kuralım. 35 yıldır sizleri, eğitimin-öğretimin, Araştırmanın-Geliştirmenin önemine inandırmaya çalıştım. Ama başaramadım. Gelin bir kerecik inanın bana da, gözüm açık gitmeye-yim bu Dünya'dan.


SON SÖZ : Sanayilerin geleceği için en ucuz sigorta, kaliteli eğitim-öğretim ve Ar-Ge'dir. Vaktinde sigorta yaptırmayanların, felaket gelince ağlamaya da hakları yoktur.

Tekstilisveren.org.tr     Üyelerimize Duyurular    İrtibat

© 2002-2005 TÜTSİS      -      TBT Bilgi Sistemleri